Cunda

Sebo - 20 Ocak 2011

Suat SALGIN

Balıkesir’in Ayvalık ilçesi doğal güzellikleri ve bakir tarihi dokusu ile her yıl milyonlarca turistin yanı sıra ülke genelinde dev prodüksiyonlara imza atan film ve dizi film yapımcılarının da vazgeçemediği bir plato haline geldi.

1960 ve 70’li yıllarda Yeşilçam’ın gözdesi olan Ayvalık, sinema sektörünün gelişmesi nedeniyle, 90’lı yılların başına kadar bir film çekimlerine ev sahipliği yapamamıştı. Milenyum yıllarıyla birlikte, ATV, Kanal D, TRT ve Show TV gibi kanallarda yayınlanan dev prodüksiyonlu dizi filmlere ev sahipliği yapan Ayvalık, ‘Kurşun Yarası’, ‘Kırık Kanatlar’, ‘Yol Arkadaşım’, ‘Melekler Korusun’ ve son bölümünün çekildiği ‘Bir İstanbul Masalı’ adlı dizilerin yanı sıra, 2004 yılında gişede yakaladığı rekor hâsılatla, Türk Sinemasının klasikleri arasına girmeyi başaran ‘Babam ve Oğlum’ adlı filmle yeniden sinema yapımcılarının gözdesi haline dönüşüverdi.

Hazırlık_01

YEŞİLÇAM’IN ÜNLÜLERİ AYVALIK’TAN GEÇTİ

Ayvalık şimdiye kadar; Danyal Topatan, Belgin Doruk, Hulusi Kentmen, Sadri Alışık, Öztürk Serengil, Suzan Avcı, Erol Taş, Kadir Savun, Hüseyin Baradan, Fatma Girik, Filiz Akın, Kadir İnanır, Hülya Koçyiğit, Zeynep Değirmencioğlu (Ayşecik), Sezer İnanoğlu (Sezercik), Hümeyra, Cüneyt Arkın gibi Yeşilçam’ın duayen isimlerinin yanı sıra, Orhan Gencebay, Harika Avcı, Serpil Çakmaklı, Hülya Avşar, Bülent İnal, Özge Özberk, Bulut Aras, Çetin Tekindor gibi bir çok ünlünün yer aldığı dizi ve film projelerinin mekanı oldu.

Geçtiğimiz yıl, Zülfü Livaneli’nin yönetmenliğini üstlendiği, Atatürk’ün doğduğu Selanik’te ki evin benzeri olan Cunda’da ki bir evde çekimleri başladıktan sonra, İzmir ve Bodrum’da tamamlanan ‘Veda’ filminin ardından, önümüzdeki günlerde de yapımcılığını Avşar Film’in üstlendiği, proje tasarımını Tomris Giritlioğlu’nun, yönetmenliğini de ‘Hatırla Sevgili’ dizisini de çeken, Ümmü Burhan’ın yapacağı, Başrollerini Nur Sürer, Avni Yalçın, Engin Şenkan, Can Nergis ve Gülcan Arslan’ın üstlendiği ‘Sürgün’ adlı dizi film ATV ekranında seyircisiyle buluşmaya hazırlanıyor.

1935 ve 1945 yılları arasında ki süreçte, ülke genelindeki siyasi panoraması ile Demokrat Parti’nin kuruluş yıllarının anlatılacağı dizide tek parti döneminden çok partili hayata geçiş ve bir cinayet konusu işleneceği kaydediliyor. Çok yüksek bir bütçeyle hazırlandığı öğrenilen söz konusu dizi film için, Ayvalık’ın çeşitli cadde ve sokaklarında çekimlerin yapılacağı belirtilirken, ilçenin Palabahçe ve Hamdibey Mahallesinde bazı binalar yapımcı firma tarafından bakım ve onarıma alındığı gözleniyor.

hazirlik_03 (2)Altınova beldesinde dönemin şehir kulübü oluşturulurken, Palabahçe adıyla bilinen Zekibey ve Hamdibey Mahallesi kesişme noktası dönemin şehir mekânı olarak kullanılacağı öğrenildi. Palabahçe’de evlerin dış cephelerinde düzenleme çalışmaları yapan dizi ekibi, Ayvalık Belediyesine ait eski Kırlangıç Fabrikası’nın içinde hazırlanan mekânı da mahkeme salonu olarak, söz konusu fabrikanın sabunhane bölümüne bir de hastane odası yapmak için hummalı bir çalışma içerisinde olduğu gözlenirken, Ali Bey Adası’nda Taksiyarhis Kilisesi yakınındaki papazın evi olarak bilinen ev ise ‘Hâkim Evi’ne dönüştürülüyor.

Söz konusu tarihi binalardaki onarımları üstlenen Avşar Filmin yetkilileri, Sürgün dizisi için çekimleri yoğun olarak sürdürecekleri alanlarda benzeri makyajları yapmayı sürdüreceklerini kaydetti. 13 bölümlük bir anlaşması bulunan Sürgün’ün, hedeflenen reytingi yakalaması halinde uzun süre ekranlardaki yerini alacak dev bir proje olduğu da gelen bilgiler arasında. Öte yandan, dizinin oyuncu kadrosu üzerinde çalıştıklarını belirten projenin yapımcıları “Dizide ağırlıklı olarak yeni oyunculara yer verme kararındayız. Senaryo çok güzel oldu, içimize sindi. Ayvalık’ta çekilecek yeni dizinin oldukça büyük reyting alacağına inanıyoruz” diye konuşmaları dikkat çekiyor.

SÜRGÜN’DEN SONRA YENİ PRODÜKSİYON YOLDA

hazirlik_03 (2)1923 yılında Lozan Anlaşması’na ek protokol uyarınca Türkiye ve Yunanistan’ın kendi ülkelerinin vatandaşlarını din esası üzerine zorunlu göçe tabi tutulmasını esas alan mübadele ‘Muhacir Masalı’ adıyla dizi film olacak. Kırık Kanatlar’ın yönetmeni Çağatay Tosun, yöneteceği bu yeni dizi için Ayvalık’ta çekim yapacak. Söz konusu dizi için Selanik ve Ayvalık’ta dev platolar kurulacağı öğrenildi.

Ayvalıklılar dizi ve filmlerin ilçede çekilmesinden ise son derece memnun görünüyor. İlçede dizilerde figüran olarak rol alıp, günlük yevmiye ile iş imkânına kavuşacaklarını düşünen çok sayıda vatandaşın daha şimdiden firma yetkililerine başvuruda bulundukları belirtilirken, yaşadıkları ilçenin güzelliklerini televizyonda görmekten hoşnut olan Ayvalıklılar, ilçelerinin gerek mimari gerekse doğal güzellikleri açısından sinema ve televizyona yakıştığını düşündükleri kaydediliyor.

DEVAMINI OKU >> Yapımcılar Ayvalık’tan vazgeçemiyor

Sebo - 22 Ağustos 2010


TasKahve_icinden

Hayatın daha fazla para kazanınca, daha hırslanınca, daha pahalı bir arabaya sahip olunca, daha büyük evlerde yaşayınca, 90-60-90 olunca, kendini çok önemli sanınca, daha çok tüketip daha çok çalışınca, “o ayakkabı”yı alınca, o kadınla/adamla beraber olunca daha güzel olduğunu sananları silkeler burası. Hande Köseoğlu yazdı.. Güzel bir yazı
Burada hayat yavaş akar.

Kimsenin acelesi yoktur.

Trafik yoktur. 13.00’teki randevun için evden 12.55’te çıkarsın.

Sinirli insanlar yoktur. Gülümseyen insanlar vardır.

Telaşlı insanlar yoktur. Sakin insanlar vardır.

Hırslı insanlar yoktur. Yetinen insanlar vardır.

Pazarda dolaşırken, hiçbir şey almadan karnını doyurabilirsin burada. Herkes ikram eder malından, geri çevirirsen de darılır. Bademciden badem yersin, kirazcı eline tutuşturur, peynirci senin için kestiği dilimle peşinden koşar “Almasan da tat” diye…

Burada üç öğün ot vardır, bildiğin ot. Ottan mücver yaparlar, ottan börek yaparlar, üzerine yoğurt döküp sıcak yemek yaparlar. Kırmızı biberin içine peynir doldurup dolma yaparlar. Senin kahvaltıda yediğin lor peynirinin üzerine vişne reçeli dökerler, olur sana tatlı. Burada her yiyeceğin kullanım alanı geniştir. Tek sınır hayal gücüdür.

Burada el yakan hesaplar yoktur, seçmesini bilmek vardır. Eh, o da zamanla. Turist gider “duyduğu” yere, buralı gider “bildiği” yere. Ayaküstü 20 liraya iki kişi tıka basa doymak vardır. Hem de otun da, balığın da en tazesiyle.

“Ayna” vardır burada, yeme-içme-oturma yeri. Ev yapımı likörler, zeytinyağlılar, uçuşan turkuaz perdeler, ahşap masalar, taze çiçek kokusu çağırır. Bir limonata isteyip saatlerce oturabilirsin, kimse bir şey demez. Etrafında dolanmaz. “Masa dolacak” demez. Bu küçük cennetin sahibi, İstanbul’dan arınmış, yeni bir hayat kurmuş anne kıza imrenerek bakarsın, iç geçirerek. Belki de bu yüzden “Ayna”dır adı, senin hayalini sana yansıttıkları için.

CUNDA Cunda

Burada öyle çantana sarılıp oturmazsın. Çantanı, eşyalarını pastaneye emanet edip çarşı pazar gezmeye de gidebilirsin pekala. Bankamatikten para çekerken, çantanı arkandaki bankta bırakıp işini görebilirsin de hatta.

Taş Kahve’de Mehmet Abi siz istemeden kahve getirir, canı öyle istedi diye. Peynirin, salatan eksik mi geldi gözüne? Söyle hemen getirirler, hesaba eklemeden. Ya da “Balığın tadı biraz acı geldi” de laf arasında, almaz parasını. Kurabiye mi alıyorsun? Yolluk verirler bir de yanına, yiye yiye gez diye. Burada gönülle yapılır her şey.

Hayat küçüktür burada. Marka filan bilmezler. Herkes ya Kordon’dan alır kıyafetini ya da Garaj’dan. ABD’ye gelinlik provasına gitmezler. Düğün zamanları uğradıkları en pahalı mağazaları “SOYKARA” da gece elbisesi 80 lira. Kimse kimseyle yarışmaz, istediklerini giyer, yer, içerler. Kimse kimseyi süzmez çünkü. İstanbullular dışında.

Sokaklar egzost değil, sakız kokar burada. Sahil boyu sıra sıra, itiş kakış kafeler de yoktur. Onun yerine Konfor, İstikbal, Leyla Güzellik Salonu, Mahmutpaşalı Ayakkabıcısı gibi yerler vardır, denize sıfır. O kadar çoktur deniz çünkü. Öbür türlüsünü de bilmezler zaten. Sen şimdi kalkıp Pazar günleri 15 cm deniz göreceksin diye saatlerce Hisarüstü yollarında perişan olup, üstüne kazıklanıp buna da “Pazar keyfi” dediğini anlatsan, gülerler.

Kavga yoktur burada, bir futbol maçı ya da merdiven önünde kadın erkek taze bakla ayıklayacak olmak yeter hepsini buluşturmaya.

Burada dolmuşlar illa dolunca kalkmaz, şoför beklemekten sıkılınca kalkar. Dolmuş şoförleri “Kim vermedi parasını?!” diye kükremez, “Bozuk yoksa sonra verirsin” der, bir daha görüp görmeyeceğini bilmeden. İnerken “Güle güleyiiin!” diye uğurlar bir de.

Burada Baykal’ın kasetini, iktidar kavgasını, en son mekanları, filmleri bilmezler. Sizin o şaşaalı gündeminiz bir hiçtir burada, onların gündemine uyarsın. Kiraz ne kadar olmuş, deniz bu yaz soğukmuş, rüzgar kalmış, deniz direklemiş, papalina bu sene azmış… Hem de o kadar çabuk uyarsın ki bu kaplumbağa hızında hayata, kendine şaşarsın.

Gel gör ki, sen ne kadar kaynaşmaya çalışırsan çalış, iki günde oralı olmaya alış, her halinle İstanbulluğunu belli edersin. Anlarlar. Tuz isteyişinden anlarlar, parayı uzatışından anlarlar, kılığından kıyafetinden anlarlar, bakışından anlarlar, yorgunluğundan anlarlar, kaprisinden anlarlar ve sorarlar: “Memleket nere?”

“İstanbul” dersin, “Olsun!” derler. Senden önce üzülürler sana.

Hayatın daha fazla para kazanınca, daha hırslanınca, daha pahalı bir arabaya sahip olunca, daha büyük evlerde yaşayınca, terfi edince, 90-60-90 olunca, herkesten daha hızlı koşunca, kendini çok önemli sanınca, daha çok tüketip daha çok çalışınca, “o ayakkabı”yı alınca, o kadınla/adamla beraber olunca daha güzel olduğunu sananları silkeler burası.

Sadece bir “Olsun!”la

DEVAMINI OKU >> Kaplumbağa hızında: CUNDA

Sebo - 30 Mayıs 2010

Ayvalık Dalış’a Geçiyor

Ayvalık, Sahip Olduğu Su Altı Güzellikleriyle de Öne Çıkıyor.

DOĞAL dokusu, tarihi miras ve mavi bayraklı plajlarıyla Ege turizminin yükselen yıldızı konumunda bulunan Ayvalık, sahip olduğu su altı güzellikleriyle de öne çıkıyor. Ayvalık kıyıları zengin su altı faunası, keşfedilmeyi bekleyen batık ve kızıl mercanlarıyla ”Su altı kaşifleri’nin ilgi gösterdiği yerlerin başında geliyor. Üç dalış merkezinin bulunduğu ilçede, eşsiz dalış olanaklarıyla da dikkati çekiyor. Güneş Adası, Yuvarlak Ada ve Kerbela Taşları’nın belli başlı dalış noktaları arasında yer aldığı Ayvalık, sahip olduğu kırmızı mercanlarla da ayrıcalıklı bir konumda bulunuyor.

24 ADA VE 60 DALIŞ NOKTASINA SAHİP

Dünyada sadece İtalya’nın Portofino kentiyle birlikte kırmızı mercanlara ev sahipliği yapan, 24 ada, 60 dalış noktasıyla yurt içi ve yurt dışından çok sayıda dalış meraklısını ağırlayan Balıkesir‘in Ayvalık ilçesinde, 2010 sezonu açıldı. İki dalış merkezinin faaliyet gösterdiği ilçede, sezonun ilk dalışının, 20 kişilik bir ekip tarafından gerçekleştirildiği bildirildi. Bir dalış merkezinin sahibi ve Dalış eğitmeni Kemal Çalışkan, su altı güzellikleriyle dikkatleri üzerinde toplayan ilçede, bu yıl dalış turizminde hedeflerinin büyük olduğunu söyledi. 24 ada ve 60 dalış noktasına sahip Ayvalık‘ta haftanın 7 günü dalış yapılabildiğini belirten Çalışkan, dalış meraklılarına uluslar arası sertifikalara sahip eğitmenleriyle sezon boyunca eğitim verdiklerini kaydetti.

SU ALTINDAKİ RENKLİ DÜNYA MERAKLILARINI BEKLİYOR

Hayatlarında ilk kez dalış yapanların, su altını belgesellerde izledikleri gibi hayal ettiklerini, ancak bizzat yaşamanın daha farklı bir duygu olduğunu söylediklerini ifade eden Çalışkan, ”2009 sezonu için çok iyi bir tanıtım kampanyası yaptık. Ağırlıkla yurt dışından olmak üzere pek çok dalgıç ve dalış meraklısını buraya bekliyoruz. Ayvalık’ın Türkiye dalış alanında olması gereken yerde bulunması için elimizden geleni yapacağız’ dedi. Çalışkan, geçen yıl sadece kendi dalış merkezleri kanalıyla 4 bin civarında kişiye dalış yaptırıldığını, bu rakamı yeni sezonda 3-4 katına çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.

Ayvalık’a dalış için gelen Ergin Bezerci, Ayvalık’ı seçmesinin su altı canlılarının çok yoğun olmasından kaynaklandığını ifade ederek, ”Su altı sporlarına merak salanlara kesinlikle Ayvalık’ı tavsiye ederim. Türkiye’de su altı canlısı bakımından en canlı bölgelerinden biri ve senelerdir de kaybolmayan bir canlılığa sahip’ dedi. Can Özalp, ”Ayvalık’a ilk kez geliyorum. Buraya dalış için gelmemin nedeni kırmızı mercanları görmek ve fotoğraflamaktı. Bu arzumu yerine getirdim. Bundan sonra sık sık geleceğim’ dedi. Nilgün Yıldız da zaman zaman Ayvalık’a dalışa geldiklerini belirtti, ”Ayvalık’ı tercih etmemin nedeni, havası, denizi, dip yapısı ve doğal güzellikleri’ diye konuştu.

KIRMIZI MERCANLARIYLA ÜNLÜ

Ayvalık‘ın su altı zenginliklerinin en önemlilerinden birisi olarak kırmızı mercanlar gösteriliyor. Dalış eğitmeni Kemal Çalışkan, kırmızı mercanlar hakkında şu bilgileri verdi: ”Kırmızı mercan dediğimiz aslında Gorgonia denilen güzel hayvanların oluşturduğu bir orman. Bunlara herkes ‘bitki’ diyor, ama gerçekte canlı bir varlık. Sularının temizliği, plankton dereceleri, ısısı ve akıntıların bol olması nedeniyle kızıl mercanlar Ayvalık’ı mesken tuttu. Bu mercanlar, ülkemizde sadece Ayvalık’ta bulunuyor. Bunun dışında aynı türden mercanlar, İtalya’nın Portofino kenti açıklarında var. Yabancıların ilgisi tabii ki bizim bu mercanları dünyaya tanıtmamızla başladı. Ayvalık’ın, bu tür mercanlara ev sahipliği yaparak Kızıldeniz’e rakip olduğunu anlattık. Bunu fotoğraflarımızla, video görüntülerimizle ispatladık. Bunun sonucunda, Avrupa’nın en önemli dergileri Ayvalık’ı haber yaptı. Böylece, yurt içinden ve yurt dışından dalgıçlar, mercanları görmek için Ayvalık’a gelmeye başladı.’ (Doğan Haber Ajansı) 20.05.2010 12:10 [2062973]

DEVAMINI OKU >> Ayvalıkta Dalış

Sebo - 12 Mart 2010

Cebrail Temel

12 Mart, 2010 (Facebook)

MS hastalığını tedavi eden hekim olarak tanınan Dr. Emin Mindan birçok ölümcül hastalığın nedeni olarak yanlış beslenmeyi görüyor. Dr. Mindan doğru beslenmeye dair her şeyi star Pazar’a anlattı

Türkiye, Dr. Emin Mindan’ı beynin görme, konuşma, yürüme gibi fonksiyonlar üzerindeki kontrol kabiliyetini bozan MS hastalığını tedavi eden doktor olarak tanıdı. Uzmanlığı çocuk hekimliği olan Mindan ‘Çocuklar nasıl daha az hastalanır’ üzerine yıllardır sürdürdüğü çalışmaları sırasında MS’li hastalarla tanıştı.

MS’in diğer yaygın ve ölümcül birçok hastalık gibi büyük oranda yanlış beslenmeyle ortaya çıktığını tespit eden Mindan, bu hastalar üzerine uygulanan doğru bir beslenme tedavisinin hastalığı gerilettiğini gördü. Ancak Mindan’ın beslenmeyle ilgili tespitleri sadece MS hastalarıyla sınırlı değil. Sağlıklı yaşamak isteyen herkesin Mindan’ın söylediklerini dikkate almasında fayda var. 60 yaşındaki Mindan kendi yaşamında da tavsiye ettiği beslenme şeklini uyguluyor ve son derece sağlıklı bir hayat sürüyor. İşte MS’le savaşta büyük zaferler kazanan Dr. Emin Mindan’ın hem hastalar hem de sağlıklı yaşamak isteyenlere önerileri.

Ağır metallerden arınmanın yolu soğandan geçiyor

HASTALIKLARA sebep olan ağır metalleri aşılarla, saç boyalarıyla, sıkılaştırıcı krem ve rujlarla, egzoz dumanının havaya, meyve ve sebzelere karışmasıyla bir şekilde vücudumuzda biriktiriyoruz. Vücutta ağır metal olup olmadığını bir ilaç vererek idrarda tespit ediyoruz. Saçta ve vücut kılında da tespit edilebiliyor. Ağır metal birikimi vücutta halsizlik, sık sık enfeksiyonlara yakalanma, unutkanlık, yorgunluk, beyinde biriktiği için panik atak ve depresyona yol açabilir. Cem Kınacı adlı bir hekim arkadaşımız ile vücudu ağır metalden arındırmaya çalışıyoruz. Çok ilginç sonuçlarla karşılaştık. Yıllarca afttan kurtulamayan çocuklarda kurşun zehirlenmesi olduğunu gördük. Vücudun bu ağır metallerden arındırılmasına şelasyon diyoruz. Sarımsak, soğan, yeşil gıdalar ve yosunlar ağır metallerin vücuttan atılmasını sağlıyor. Özellikle tek hücreli yosun spirulina, Arapların bitkilerin atası dediği alfalfa, kelp dediğimiz deniz yosunları vücuttan ağır metalleri atan doğal bitkiler…

Baharat olarak zerdeçalı içecekte kefiri tercih edin

Beyaz ekmek tıpkı şeker gibi çok zararlı. Kepek ekmeğinin de beyaz unla yapılan ekmekten pek farkı yok. Ekmek olarak tam buğday ekmeği az miktarda tüketilebilir.

Kefir dünyanın en büyük buluşu. Kansere, sinir sistemine, alerjik hastalıklara karşı koruyor. Kefiri taze sütle ya da günlük pastörize sütle mayalamak lazım. Sağlığına önem verenlere günde 1-2 bardak kefir içmelerini öneriyorum.

Et olarak sadece kuzuyu tercih edin. Çünkü kuzuyla çok oynanmıyor. Tavuklar da artık faydasız hale geldi. Tavuk yerine hindi tüketebilirsiniz.

Her gün yumurta, peynir, kefir ve kefirle mayalanmış ev yoğurdu, az miktarda tereyağı ve zeytinyağı, patates hariç tüm sebzeleri tüketmekte fayda var. Yeşil sebzeler ve filizler, soğan ve sarımsak da vücudu arındırmada çok önemli. Meyvelerden az şekerli olanları ve özellikle böğürtlen ve yabanmersinini tercih edin.

Yemek pişirirken güveç, cam ve toprak kaplar kullanın. Buharda pişirmeyi veya ızgarayı tercih edin. İlle de kızartma yapılacaksa sarımsaklı yoğurtla tüketerek yan etkilerini ortadan kaldırmak lazım.

Kebabı az ekmekle, şalgam ve yeşillikle tüketirseniz zararı daha az olur.

Baharatlar birçok gıda takviyesinden daha iyi. Mesela köri ve zerdeçal mutlaka kullanılmalı. Üzüm çekirdeği ekstresinin de göz damarlarını ve kılcal damarları koruma özelliğiyle gıda takviyesinde özel bir yeri var.

Küçük balıklar daha az ağır metal topluyor. Bu nedenle küçük balıkları ve omega 3 bakımından zengin olan sardalye, somon, uskumru ve alabalığı yiyebilirsiniz.

Belirtileri ciddiye almamak MS teşhisini güçleştiriyor

BİR sinir sistemi hastalığı olan Multipl Skleroz (MS) sinirleri koruyan ve sinirsel iletimi sağlayan miyelin kılıfının zarar görmesiyle ortaya çıkıyor. Bu hastalıkta vücut kendi dokularını yabancı gibi algılayarak zarar vermeye başlıyor. MS’li hastaların çoğu 20 ile 40 yaş arasında. Son yıllarda çocuklarda görülme sıklığı artmış durumda. MS, kadınlarda 2- 3 kat fazla görülüyor ve Türkiye’de yaklaşık 40 bin MS hastası bulunuyor.

Hastalığın belirtileri arasında ise uyuşma, karıncalanma, ağrı, yanma ve kaşıntı, görme bulanıklığı, göz ağrısı, çift görme, baş dönmesi, yürüme ve denge bozuklukları, titreme, eklem tutulması, yorgunluk, felçler, idrar ve dışkı kaçırma, sürekli huy değişiklikleri, depresyon, manik davranışlar görülüyor. MS bulguları başlangıçta sinsi olabiliyor ve keçelenme ve uyuşma gibi bulgular vesvese olarak kabul edilebiliyor, bu nedenle kesin tanı konulması uzun zaman alabiliyor.

Vücuda toksinlerin girmesinin nedeni şekerli ve unlu gıdalar

Gerek ağır metaller, ozon tabakasının delinmesi ve rafine un, şekerin tüketiminin artması gerekse omega 6 bakımından zengin ayçiçeği, mısırözü, margarin gibi ürünlerin kullanılması insanların sağlıksız bir ortamda yaşamasına neden oluyor. MS’de yaş ortalaması gittikçe düşüyor ve hastalık çok daha sık görülüyor. Çünkü MS’i oluşturan sebepler gün geçtikçe artıyor. MS’in oluşumunda birinci sebep bağırsak florasının bozulması. Sindirim sistemimizde probiyotikler asker gibi toksinleri, sindirilmemiş proteinleri, zararlı maddeleri hatta kanser hücrelerini içeri sokmuyor. Ancak şekerli, unlu gıdalar, ağır metaller, antibiyotikler bağırsak geçirgenliğini artırıyor. Böyle olunca bağırsaktan içeriye sindirilmemiş gıdalar ve toksinler giriyor. Vücut ürettiği antikorlarla kendi beynini vuruyor. Yaptığımız tedavide bunları ortadan kaldırmaya çalıştık. ABD’de bizimkine benzer bir tedavi olarak Schwank Diyeti var. Bir sene kadar et ve sindirimi zor gıdaları yasaklayıp sebze türü gıdaları veriyorlar. Akupunktur yapıyorlar ki; akupunktur doğru yapıldığı zaman bünyeyi kuvvetlendiriyor. Bir de doğal takviyeler veriyorlar. İngiltere’de ise hiperbarik oksijen tedavisi ve diyet bir arada kullanılıyor.

Güneş kremi D vitaminini engelliyor

YARDIM ettiğimiz hastalarda öncelikle rafine un, şeker ve tatlı gıdaları kaldırdık. Bünyeyi güçlendiren özel gıdaları listeye ekledik. Birçoğunda D vitamini eksikliği var. Aslında güneşlenmeyi bilmiyoruz. Tatile gittiğimizde kısa zamanda uzun süre güneşte kalıyoruz ama koruyucu kullanıyoruz. Bunlar bizim D vitamini almamızı engelliyor. Aslında yazın saat 11.00-14.00 dışında düzenli güneşe çkmak birçok hastalığa karşı güçlen-memizi sağlar. Biz de D vitamini veri-yoruz. Omega 6’yı ayçiçeği, margarin ve diğer gıdalardan çok fazla alıyoruz. Omega 3’ü sadece balık ve birazcık da semizotundan aldığımız için vücut dengemiz bozuluyor.

DEVAMINI OKU >> Beslenme

Sebo - 06 Mart 2010

AYVALIĞIN KEDİSİ DELİSİ VE ÖLÜSÜ MEŞHUR DERLER

Fatma Cavlu   06.Mart.2010 (facebook)

Ayvalık’a daha önce gidenler mutlaka biliyorlardır ama gitmeyenler için gene de bir özet geçeyim. Ayvalık’ın kedisi, delisi ve ölüsü meşhurmuş. Hadi kedisi, delisi bolmuş da ölüsünü anlamadık diyeceksiniz; başka bir memlekette yaşayan Ayvalıklıların ölümü halinde kasabada herkesin duyması için ilan ve sela verilirmiş, yani dakika başı ölüm ilanı..

Ayvalık tarihi ile ilgili birkaç bilgiyi de aktaralım. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Ayvalık ağırlıklı olarak Rumların yaşadığı bir yermiş, Türkler azınlık durumundaymış. Rumlarla Türkler kardeşçe yaşamaktaymış. Ayvalık zengin, verimli toprakları ve balıkla dolu denizi ile herkese yetiyormuş. Anadolu’nun işgali başlayıp da 28/29 Mayıs 1919 gecesi Yunan askerleri Cunda adasına çıkıncaya kadar böyle sürmüş. Tam 39 ay 16 gün işgal altında yaşamış Ayvalık. İstiklal Savaşı kazanılınca da sular durulmamış. Barış içinde, kardeşçe yaşama ortamı yitince kaç kuşaktır buralarda yaşamış Rumlar’dan çoğu Yunan adalarına, Girit’te, Midilli’de ve Makedonya’da yaşayan Türkler de buraya yerleştirilmiş.

Ayvalık tam bir adalar şehri, 22 adet adadan yalnızca Cunda (Alibey) adasında yerleşim varmış. İrili ufaklı adaların üzerinde manastır yıkıntılarını görmek mümkün. Hatta bu adalardan birisi bir romana bile konu olmuş (Mehmet Coral ,Tımarhane adası, Doğan Kitap). Çamlık koyundan ve Şeytan sofrasından rahat görülebilen adanın en yüksek noktasında sarp kayalıklar ve kayaların yanıbaşında, taştan yıkık dökük bir manastır göze çarpıyor. Rivayetlere göre Ayvalık meyhanesi bol olan bir Rum köyü iken sarhoşları da haliyle bolmuş, zaten delisinin bolluğu ile ününü biliyorsunuz. Zıvanadan çıkanları götürüp bu adaya bırakırlarmış ki sürekli ve sert esen rüzgarın sesi akıllarını başlarına getirsin. Adaya zincirlere bağlı olarak çıkanların akılları başlarına gelmiş olarak adadan ayrılıyorlarmış. Rivayet işte.. Sözüm ona rüzgarın müzikal sesi ile psikoterapi yapmakmıydı acaba amaç yoksa kendi kendilerine bırakılıp vicdan muhasebesi yapmalarını sağlamak mıydı bilinmez..

26270_1370687433953_1434756219_31009284_6190134_n

Şeytan en güzel yerde kurmuş sofrasını,

İçmiş şarabın eskisini, yemiş meyvelerin hasını.

Kadınlar bırakın ellerinizden oyaları!

Doğa, maviyle, yeşille işlemiş en âlasını.

Penelope bir örüp bir söküyor;

Büyüyor, büyüyor beklerken kocasını.

Aphrodite burdan mı girmiş denize?
Şeytan kesinkes okşamıştır kalçasını.

Kaz dağı’ndan esen yel Trova’dan ses verir

Şeytan Sofrası’nda dinler insanlığın yasını.”

DEVAMINI OKU >> Kedisi, Delisi..

Sebo - 20 Ocak 2010

AYVALIK ve ÇEVRESİ biraz uzun ama Ayvalığı tanımak isterseniz buyrun

Rihtimdan

Fatma Cavlu
19 Ocak 2010

Ayvalık’ta tatil denizin kıyısında başlayıp biten bir zaman olmamalı. Sokaklar bir güzel gezilmeli. Evlerin kapılarına, kapıların tokmaklarına kadar ayrıntılara bir bir bakılmalı.Tatile keyifli bir boyut kazandırmalı, deriz.

Yolunuz buralardan geçiyorsa da ( Çanakkale – İzmir yolu ilçenin içine girmeden kıyısından geçip gidiyor. ) ilçenin içine girip bir mola vererek dolaşın deriz. Ülkemizde, hele sahil şeritlerimizde az sayıda kalan “geçmişi yansıtan” yerleşimlerden birisidir Ayvalık. İzmir’e kadar bir de Eski Foça’da görebileceksiniz böylesi bir yerleşim dokusunu.

Ayvalık’ın kıyısından geçip gitmek ya da Ayvalık’da denizle otel arasına sıkışıp kalan bir tatil geçirmek bu şirin ilçeye haksızlık olur. Ama asıl böyle bir güzelliği tanımamış olmakla kendinize haksızlık edersiniz. Eh ikisinden birini kabul ediyorsanız buyurun Ayvalık’ı gezmeye:

Mevsim bahara dönüyorsa, zeytinler toplanıyorsa yağ fabrikalarının kokusu çarpar burnunuza öncelikle. İlk anda bu kokuyu yadırgayabilirsiniz ama alışırsınız ve rahatsız olmazsınız sonra. Yaz sıcağının ortalığı kavurduğu günlerdeysek ve vakit öğlenden ikindiye dönüyorsa “imbat”ın denizle güzelleşmiş kokusu Ayvalık’ın asıl kokusudur. İmbat İzmir’in ünlü rüzgârıdır, diye bilenlere Ayvalıklılar itiraz ederler hemen, “Siz Ayvalık’ın imbatını solumamışsınız”, diye. Kimin haklı olduğuna biz karar veremedik, iyisi mi siz gidip ikisini de tanıyıp kararınızı verin.

1. Dünya Savaşı’ndan önce Ayvalık ağırlıklı olarak Rumların yaşadığı yerdi, Türkler azdı. Rumlarla Türkler arasında da bir sorun yoktu. Ayvalık zengin, verimli toprakları ve balıkla dolu denizi ile herkese yetiyordu. Anadolu’nun işgali başlayıp da 28/29 Mayıs 1919 gecesi Yunan askerleri Cunda adasına çıkıncaya kadar böyle sürdü. Tam 39 ay 16 gün işgal altında yaşadı Ayvalık. İstiklal Savaşı kazanılınca da sular durulmadı. Tarih boyunca kardeşçe yaşayan insanların arasına kama sokulmuştu bir kere. Konu komşu birbirine düşman edilmişti. Barış içinde, kardeşçe yaşama ortamı yitince kaç kuşaktır buralarda yaşamış Rumlar’dan çoğu Yunan adalarına gittiler. Girit’ten, Midilli’den ve Makedonya’dan Türkler gelip yerleştiler. Lozan anlaşmasından sonraki “Mübadele” Ayvalık’a işte böyle yansıdı. Ayvalık’tan Yunanistan’a göçenler eski yurtlarını unutamıyorlar. Atina’da Ayvalık Yıldızı diye bir gazete çıkarıyorlar ve Ayvalıklılar Birliği’ni kurmuşlar. Arada bir yaşlılar dünya gözüyle eski memleketlerini görmeye gidip nemli gözlerle sokaklarda dolaşıyorlar. Gitmeyip kalanlar bildikleri gibi yaşayıp gidiyorlar.

Daha önce gelip de bu şirin ilçenin tadını bilenler hemen sokak aralarına yürürler. İlk kez gidiyorsanız İlk Kurşun Tepesi’ne (Eskiler İlyas Peygamber, diyorlar.) çıkıp şöyle bir kuşbakışı seyredin. Çok etkileyici bir manzara göreceksiniz, sonra ayrıntıları keşfe koyulursunuz.

Önce çarşının iç taraflarına yürüyün, sokaklarda dolaşın. Eski evlere bakın. Özellikle kapılarına, alınlıklarına, kapı tokmaklarına, pencerelerine bakın. Tahta ve taş işçiliğinin güzel örneklerini göreceksiniz. Hemen hepsi uçuk renk boyalı taş evler arasında yürümek geçmişte yolculuk etmek gibidir. Birdenbire bir minare çıkıverir karşınıza. Aşağıya doğru baktığınızda eski bir kiliseye cami yapmak için eklenmiş olduğunu görürsünüz. Cunda’dakiler hariç Ayvalık’ta ondan fazla kilise vardı. Bunların bazıları günümüze ulaşamadı.

Taksiyarhis Kilisesi kentin en eski mahallesindedir. Balık derisi üzerine işlenmiş aziz portreleri ile ikonları 130 yıl geçmişten geliyor. Bunlardan bir kısmı çalındığı için kilise ziyarete kapatılmıştır.

Agios Yannis Kilisesi Saatli Cami olarak görülüyor. Cumhuriyetten sonra camiye çevrildi. Şimdiki Çınarlı Camisi de Agios Yorgios Kilisesi idi. Gazi İlkokulu avlusunda Hayrettin Paşa Camisi olarak kullanılan Kato Panaya öksüzler için yaptırılmıştı. Feneromeni eski kiliselerin en şanssızlarından olmalı. Zeytinyağı fabrikası olarak kullanılıyor. Stadyum yolu üzerindeki bu kiliseye içinde “kutsal su” bulunduğu için Ayazma deniliyordu. Biberli Cami Agios Nikolaos Kilisesi’nden çevrildi. Ayvalıklı gazeteci-yazar Ahmet Yorulmaz Ayvalık’ı Gezerken adlı kitabında adını belirleyemediği 1899’da yapılmış bir kiliseyi daha ortaya çıkarmış. Sakarla Mahallesi 28. sokaktaki 8 numaralı evin bahçesinde kalan kiliseyi görmek için ev sahibinden izin almanız gerekiyor. (Evin bahçesindeki bir kiliseyi İzmir’in Selçuk ilçesi Şirince Köyü’nde de göreceğiz. Özel mülkiyedeki kiliselerin onlarcasını da Kapadokya’da gezeceğiz.

ŞEYTAN SOFRASI

Ayvalık’ı, körfezin güzel koylarını ve göz alabildiğine uzanan zeytinliklerini kuşbakışı seyretmek için Şeytan Sofrası’na çıkmalı. Sarmısaklı yolunda Şeytan sofrası tabelasından sağa dündüğünüzde masalar, tuvalet, telefon ve su gibi hizmetleri bulabileceğiniz Çamlık Orman Kampı’na, devam edip yokuş yukarı kıvrılan yolu izlediğinizde Şeytan Sofrası’na ulaşacaksınız. Cumhuriyet Alanı’ndan kalkan dolmuşlarla da gidebilirsiniz. Tepe aslında eski bir lav birikintisidir. Yuvarlak bir sofraya benzer. Bir lokanta da bulunan tepede manzara nefis, özellikle günbatımında fotoğraf için çok uygun. Demir bir kafes içinde de şeytana ait olduğu söylenen kocaman bir ayak izi var. Ayak izinin büyüklüğüne ve ayakkabı fiyatlarına bakarsanız “şeytanın pabucu” epeyce pahalı olmalı. Demir kafese çaput bağlayanlar ve para atanlar da oluyor. Şeytan Sofrası’nın yanıbaşındaki tepeye Tavşan Kulakları deniyor. Beş metre kadar, tavşan kulağına benzeyen iki kaya sanki yapaymış gibi görünüyor.

Tımarhane Adası

Çamlık koyundan yukarı Şeytan Sofrasına dönmeyip devam ederseniz ( eski Murat Reis Oteli’nin arkasından geçen yol) Yarımadanın ucuna, yöredeki adıyla Tımarhane adasına çıkarsınız.

Rumların yaşadığı zamanlarda meyhanesi bol bir köymüş Ayvalık. Halkın yüzde 90’ı içki içen, delisi de bol bir köy. İşte bu yıllarda içkinin dozunu fazla kaçıranları, adanın yakınlarındaki Tımarhane adasına götürüp bırakırlarmış. Sürekli ve sert esen rüzgarda akılları başlarına gelenler tekrar halkın arasına karışırlar; gelmeyenler de rüzgarın çıkardığı seslerle biraz daha oyalanırlarmış.

Ayvalık’ta rüzgar ve meyhaneler şimdi de bol. Ama yüzyıllar öncesinin psikoterapi merkezi Tımarhane adası günümüzde delilere değil, yeşil doğası ve tertemiz sahili ile turistlere ev sahipliği yapıyor.

Çamlık koyunun sonunda, Şeytan Sofrası’nın eteklerinde ve yarımadanın ucunda yer alan Tımarhane adası yalnızca adıyla değil, tepede bulunan ilginç yapılı kayalarıyla da dikkati çekiyor. Girintili, çıkıntılı ve hemen dibindeki manastırı bir ahtapot gibi sarmış kayalar, rüzgarda garip uğultular ve sesler çıkarıyor, adeta ıslık çalıyor.

Adada görülen tek yapı küçük taş manastır. Birkaç kemerli pencere yuvası ve arkasında bir koridoru bulunan bu bakımsız manastır, günümüzde ağıl olarak kullanılıyor. Bölgeye hakim olan taş manastırdan Ayvalık Alibey Adası, Tavuk Adası ve Çamlık koyunun manzarasını seyretmek oldukça dinlendirici. Özellikle Ege’den esen rüzgar, yürüyüşe ve tırmanmaya meraklı doğaseverlere uygun bir ortam oluşturuyor. Rumların “Agia Paraskevi” dedikleri Çamlık koyundaki Sarımsak yarımadasının devamı olan Tımarhane adasına, Türkler “Taşlı Manastır” da derlermiş. 70 yıl öncesine kadar psikoterapi merkezi ve çiftlik binalarının da bulunduğu Tımarhane adası, Cunda adasına giden turistlerin mutlaka uğramaları gereken bir doğa harikası. Yöredeki bir diğer ilginç doğal güzellik ise Dalyan boğazı mevkiinin bir başka kıyısında yer alan “Deliklitaş”. Ortasındaki delik nedeniyle bu adı alan katran rengindeki Deliklitaş, Çamlık koyunun sığ bölümünde, kumdan oluşan bir dilin ucunda bulunuyor. Tekneyle giderseniz karaya oturmamaya dikkat etmelisiniz. Koyun içinde bir de balık üretme çiftliği yer alıyor.

CUNDA ADASI

Taşkahve

Ayvalık’ın karşı tarafındaki adaya Cumhuriyet öncesinde Rumlar “Kokuluada” anlamında Moshinos, Türkler Cunda diyorlardı. Adaya sonradan işgalcilere direnen Ali Bey’in adı verildi. Ada 1964 yılında bir köprü ile Ayvalık’a bağlandı. (Belediye otobüsü ve dolmuşlar da çalışıyor ama yazın dolmuş motorları ile gitmek daha güzel.) Bizce Cunda’ya akşama doğru gidilmeli ki akşam yemeği de orada yenmeli. Ada eskiden deniz ürünleri ve şarap üretilen yerdi. Otomobille gidenler girişte park etmeliler. Zaten bir avuç yer ve daracık sokaklarda yürümek çok keyifli. Sahildeki yüksek tavanlı Taş Kahve’ye girmeyi unutmayın. Adanın etrafı çam ve zeytin ağaçları ile donanmış. Yollardaki arı kovanları kimseyi ürkütmesin, hiç bir zarar vermezler insana. Adanın etrafında otomobille dolaşılabilir ama akşam serinliğinde yaya dolaşmanın tadını vermez. Küçük tepelere çıkıp güneşin son ışıklarının vurduğu adaları, koyları seyretmekten de mahrum kalırsınız.

Taksiyarhis KilisesiAdada çok sayıda kilise, manastır vardı. Çoğu günümüze ulaşamadı. Kiliselerin en büyüğü Taksiyarhis 1873’de yapılmış metropol kilisesiydi. Devasa çanı Bergama Müzesi’nde bulunuyor. Bizans stilindeki kilise gezilebiliyor. Panaya Kilisesi’nin duvar kalıntılarını Bakkal Sokağı’nın başında, Agios Yannis’in dört duvarını girişte, soldaki tepenin üzerinde görebilirsiniz. (Bu tepeye şimdilerde “Aşıklar Tepesi” adı takıldı.)

Adada sekiz manastır bulunduğu biliniyor. “Ayışığı” anlamına gelen Ayios Dimitrios Ta Selina adanın kuzey yönünde, kara uzantısında özgün yapısı ile dikkati çekiyor.

Günün son ışıkları denize düşerken adanın balıkçı lokantalarından birini beğenin. İsterseniz oturmadan önce “Papalina var mı?” diye sorun. Papalina adanın özel balığıdır ve eski meyhanelerin vazgeçilmez rakı mezesidir. Şimdilerde fiyatı düşük diye kimi meyhaneler bulundurmuyor, kimileri de “yok”, diyor. (Meyhaneye Ayvalık’ın içinde gidecekseniz Tenekeciler Sokağı’nı bulacaksınız.) Balık her yerde olduğu gibi burada da azaldı. Yazın kalabalığı da bindirince fiyatlar iyice yükseliyor. Bütün Ege’de olduğu gibi burada da balıkları görerek seçin ve önceden fiyatlarını sorun. Müşteri çokluğuna göre biraz pazarlık etmeniz de mümkün. Çipuranın çiftlikte yetiştirilenini istemezseniz denizden tutulanı pek kalmadı, sinarit de kalmadı. Levrek arasıra çıkıyor ve çok pahalı. Levrek için piyangoculardan şansınızı deneyebilirsiniz. Bir numara seçip tombalada size çıkarsa lokantaya verip pişirtirsiniz ve şansınızın armağanı ile mükkellef bir ziyafet çekersiniz. Mezgit’in bir türü olan ve Ayvalıklıların bakalaros dedikleri balıktan güzel bir buğulama deneyebilirsiniz. Ahtapot her zaman bulunabilir. Aslında bir çorba balığı olan ıskorpitin buğulaması da bulunabiliyor. Sofranızda Ege’nin ot mezelerini unutmayın. Değişik ekşi tadıyla radika her zaman bulunur ama diğerleri bir görünüp bir kaybolur. Hindiba, turp otu, arapsaçı, istifno gibi Ege otlarından yapılan yemek ve mezeleri sorun ve bulursanız istemeyi unutmayın. ( Adlarından anlaşılacağı gibi bir kısım otlar, balıklar ve mezeler Rumca adları ile bilinmeyi sürdürüyor. ) Bakladan yapılan fava da dereotuyla ve halis zeytinyağıyla süslenip gelmeli sofranızda. Fiyatına aldırmazsanız ıstakoz dahil “lüks” deniz ürünlerini bulabilirsiniz. Ayvalık bir zeytin ve zeytinyağı memleketi olsa da siz tavada kızaracak balık istemişseniz, zeytinyağında istediğinizi özellikle belirtin. Tuhaf ama en güzel zeytinyağının üretildiği yörelerde lokantalar çoğu zaman çiçek yağı kullanıyorlar. Sorarsanız “hafif oluyor,” diyorlar ama işin aslı öyle değil, çiçek yağı daha ucuz da ondan.

Patrice Köyü

Cunda’nın öbür tarafında ıssız sessiz bir yer. Bu eski Rum köyünün kimi evleri restore edilmiş. (Konaklamak veya yemek yemek için tek tesis Bıyıklı’nın Yeri Tel: 266.327 17 68). Köyün “pina” denilen dev boyutlu midyelerinden yemeyi unutmayın. Meraklıysanız denizin dibinde diklemesine duran bu dev midyelerden toplamak için dalabilirsiniz.

SARMISAKLI PLAJLARI

Ayvalık’ın oteller ve plaj bölgesi Sarmısaklı’dır. İlçe merkezine beş km. uzaklıktaki plajın kumsalı dört km. uzunluğundadır. Plajlar açıktır ve ücret ödenmez. Kıyı boyunca ve kısmen içerilerde 5 yıldızlıdan pansiyona her düzeyde konaklama tesisi ile lokantalar bulabilirsiniz. Ayvalık – Sarmısaklı arasında çok sık ve yaz aylarında geç saatlere kadar minibüs seferi vardır.

Sarmısaklı’dan sağa dönüp devam ettiğinizde yol küçük koylara götürür sizi. Badavat koyu da bunlardan biridir. Sarmısaklı plajına göre daha sakin olan koyda otel, pansiyon ve lokanta bulabilirsiniz.

ADALAR

Ayvalık koyu 22 küçük adayı barındırır. Cunda dışında hiçbirinde yerleşim yoktur. Ara sıra balıkçılar mola verirler. Motorlarla bu adalara geziler düzenlenir. İnce kumlu, uzun plajı ile Altınova Ayvalık-Ören arasındadır. Yazlık tatil sitelerinin yoğunluğu hemen göze çarpar.

Ayvalık zeytin kokuyor, İmbatla gelen deniz kokuyor, bir de yosun kokuyor. Sokakları, evleri, ibadethaneleri ile de tarih ve kültür kokuyor. Ayvalık’tan göçenlerin burayı hiç unutamamaları boşuna değil. Görünce anlıyorsunuz.

Önde bir güzel yapı, arkasında bir çan kulesi ve yanında yükselen minare. Hepsi bir fotoğraf karesinin içine sığıvermiş. Böyle ne çok fotoğraf çekilebiliyor Ayvalık’ta. Çok aramaya gerek yok, sağınıza solunuza bakmanız, biraz da ayrıntılar ile ilgilenmeniz yeterli.

(daha fazla…)

DEVAMINI OKU >> Facebook ta Ayvalık

Sebo - 04 Ocak 2010

10. Yıl Marşı’yla turluyorlar

TekneTuru

Hürriyet GÜNDEM 19.08.2009

BALIKESİR’in Ayvalık İlçesi’nde günlük mavi tur düzenleyen bir firma, gemilerinde yaptığı Türk bayraklı etkinlikle birlik mesajı veriyor.

Sabah saatlerinde Ayvalık’tan gemiyle yola çıkan turistler, turun ardından Cunda Adası sahilinde tur firmasının kendilerine dağıttığı Türk bayraklarını sallayarak, çalan 10. Yıl Marşı’na eşlik ediyorlar. Sahilde yaklaşık 20 dakika boyunca marşlar eşliğinde dolaşan geminin güvertesi, kırmızı beyaz renklere boyanıyor. Tur firmasının sahibi Mehmet Pekinli, bu gösteriyi ülkedeki birlik beraberliğin sembolü olması için yaptıklarını söyledi. Gemi yolcularından Şaziye Güngördü ise “Çok güzel bir etkinlik. Türkiye’de barış içinde, huzur içinde hep birlikte yaşamak en büyük dileğimiz” dedi.

Cunda iki yıl sonra Alaçatı olur

Cengiz SEMERCİOĞLU                 22.09.2009

Bizim çocukluğumuzda Ayvalık ve Cunda orta sınıfın yazlık yeriydi…

Ayvalık yine öyle kalacak da, benden söylemesi, iki-üç yıl sonra Cunda’da orta sınıfı görmemiz mümkün olmayacak. Buraya ilk geldiğimde sadece sahil yolunda restoranlar vardı. Son olarak altı, yedi yıl önce geldiğimde ise balıkçılar ara sokaklara dükkan açmaya

başlamışlardı.

Bu sefer geldiğimde ne gördüm?
Çiğdem Kayalı’yı…
“16 yaş küçük sevgili” olarak anılan Uğur Güven’le birlikte Taş Kahve’nin hemen arkasındaki küçük meydanda A La Fon Fon diye bir mekân açmış.
Eskiden mandıra olan taş bir binayı, masasından koltuklarına ve duvarlarına kadar bembeyaz döşeyip çok şirin bir restorana dönüştürmüşler…
Yazı burada geçiren sevgililer Cunda’yı o kadar sevmişler ki, sonunda buraya bir mekân açmaya karar vermişler.
Bu ne demek?
Cunda’nın Alaçatı olacağının ilk işaret fişeği demek.
A La Fon Fon, tarz olarak tıpkı Alaçatı’daki restoranlar gibi zaten…
Cunda’nın içindeki güzel taş binalar da son bir, iki yıl içinde el değiştirmiş.
Yeni sahipleri bu kış restorasyon çalışmalarına başlıyor, önümüzdeki sezondan itibaren çok A La Fon Fon bir Cunda’yla karşılaşacağız…

ımparatorlar hep böyle mi olur?

Ayvalık-Cunda’nın tostu kadar lokması da meşhur.
Ben ki çok şerbetli tatlıları sevmem, bayıldım bu lokmaya!
En meşhuru Cunda sahilde, adı ımparator…
1978’den beri bu işi yapıyormuş.
Hamur kazanından hamurları koparıp yağ kazanına o kadar maharetli atıyor ki…
“Kaç tane yapıyorsun günde” dedim.
“Dakikada 160 tane. Gündüz 12’de başlarım, geceye kadar sürer” dedi…
Ve başladı anlatmaya:
“Çıkmadığım televizyon kalmadı.
Benden iyi bu işi kimse yapamaz.
Çok lokmacı vardır ama ımparator bir tanedir.
ıki yanıma iki lokmacı aç, vatandaş gelip benden alır.
şu kuyruğu görüyor musun, sezonda bunun üzerine 40 metre daha koy.
Bu lokmayı yiyen 100 metreyi 10 saniyede koşar…”
Anladım ki ımparatorluk mertebesi böyle bir şey, lokmacıyı bile megaloman yapıyor.
Ama doğruya doğru, ımparator’un lokmaları nefis, özellikle de üzerine tarçın atınca…

Bay Nihat mı, Nesos mu?

Bu kadar Cunda’yı yazıp da balıkçılarını yazmamak mümkün mü?
ıçlerinde en ünlüsü, bütün ünlülerin tercihi olan Bay Nihat…
Hemen yanında da Nesos var.
ılk akşam Nesos’a, ikinci akşam Bay Nihat’a gittim.
Bay Nihat şöhretin yükünü almış, garsonların telsiz kulaklıkla haberleştiği bir mekana dönüşmüş.
Nesos’da üzerine sarımsaklı yoğurt gezdirilmiş sıcak Ege otları nefisti…
Bir gün sonra Bay Nihat’ta istedim aynı mezeyi; “Bu mevsimde zengin ot çeşidi yok” dedi.
“Yan tarafta var ama” deyip direk mahcup ettim garsonu.
Bu küçük ayrıntı bile benim Nesos’çu olmama yetti.
Ama şunu unutmayın; sadece Nesos ve Bay Nihat değil, Cunda’da gözü kapalı gideceğiniz bir balıkçı bile vasatın üzerindedir.
Meze yemekten deliye döndük diyorum ve ıstanbul’a dönüyorum.

ıkoncanlar gelmeye başladı

Çiğden Kayalı restoran açmış diyorum…
şehirli zenginler taş binaları satın almış diyorum…

Hâlâ inanmadınız mı Cunda’nın Alaçatı olacağına?
Öyleyse öldürücü darbemi vuruyorum.
Eda Taşpınar’la yeni sevgilisi Bora Kozanoğlu da Cunda’daymış bayramdan hemen önce…
Masos adlı butik otelde kalmışlar.
şimdi vereceğim habere en çok Eda Hanım’ın elini sıcak sudan soğuk suya sokturmayan Nurettin Hasman şaşıracak. Oda parasını kendi kredi kartıyla Eda Taşpınar ödemiş!
O gece aynı otelde kalan bir arkadaşım “Ne kadar gürültücü bir çiftmiş bunlar” dedi.
şimdi daha iyi anladınız mı iki yıl içinde neden Cunda’nın Alaçatı olacağını…

Kadınların dalış merakı

Ahmet ERTAN, (DHA)                 21.12.2009

Deniz dalis

Balıkesir’in Ayvalık İlçesi’nde, su altı zenginliklerini görmek için dalgıçlık eğitimi alan kadınların sayısı her geçen gün arttığı bildirildi.

Dalış eğitmeni Kemal Çalışkan, Türkiye’nin sahip olduğu su altı zenginlikleri ile dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer aldığını, ilçe sahillerinin  yurt içi ve dışında giderek daha büyük bir ilgi görmeye başladığını söyledi.çen yıl sadece kendi dalış merkezleri aracılığıyla 4 bin civarında kişinin su altının güzelliklerini görme fırsatı bulduğunu ifade eden Çalışkan, rakamın bu sezon üç katına çıktığını ifade etti. Geçmişte dalgıçlık eğitimi alanların neredeyse tamamını erkeklerin oluşturduğuna dikkat çeken Çalışkan, “Dalgıçlık eğitimi alanların sayısı, gün geçtikçe artıyor. Buna bağlı olarak da kadınların su altı merakı da giderek büyüyor. Geçmişte dalgıçlık eğitimi alanlar arasında tek tük rastlanan kadınların sayısı, son zamanlarda erkeklerden fazla oldu. Neredeyse dalış yapan her 10 kişiden 6’sı kadın” diye konuştu. Çalışkan, son dönemlerde şirketlerin, çalışanlara yönelik hazırladıkları sosyal projeler kapsamında dalgıçlık eğitimine de yer vermelerinin, dalış sporuna kadın ilgisini artırdığını kaydetti.

Cunda Adası’ndan gelip geçenler…

Hasan Pulur Olaylar ve İnsanlar

18 Aralık Cuma 2009

Ahmet Yorulmaz’a “Ayvalık müellifi” dense yeridir; dokuz baskı yapan kitapları hep Ayvalık üzerinedir, muhakkak Ayvalık’tan söz eder. Ayvalık’ta doğmuş, Ayvalık’ta kitabevi kurmuş, gazete çıkarmış, çeviriler yapmış, şiirler yazmış ve çevirmiştir. Son kitabı “Cunda Yolu Ayvalık’tan Geçer”de Cunda’nın hikâyelerini, o insanların hikâyelerini anlatır. (Remzi Kitabevi)
Ahmet Yorulmaz, “Ege’nin çok sıcak bu beldelerine dair öyküler bir başkadır” der…
Tabii bu öykülerin kahramanları da:
“Büyük kentlerin dağdağasından yorulmuş olarak, dinlenmeye, yerleşmeye geldikleri buraların hikâyelerini merak edenler çoktur.”
Büyük kentin dağdağasından yorulmuş olan “bu insanlar”ından iki dostumuz vardır. Biri, Tanrı’dan uzun ömürler dilediğimiz Güngör Gönültaş, diğeri de Faris Çağdaş’tı.
* * *
Evet, Faris Çağdaş’tı diyoruz, çünkü onu yakınlarda kaybettik.
“Faris” içli dışlı her gün birlikte olduğumuz bir arkadaşımız değildi ama “dostluğunu” her zaman, her olayda gösterdi. Eskilerin güzel bir deyimi vardır, “kara gün dostu” derler, Faris onlardandı, bilirdiniz ki her sıkıntılı gününüzde yanınızdadır.
Bir ara ortada görünmez, belki de bizim ihmalimizden… Buluşup iki kadehle Faris’in hikâyelerini dinlerdik, hele rahmetli Halit Çapın’a yaptıkları ya da bizi ortak ettikleri…
* * *
Ahmet Yorulmaz’ın “Cunda hikâyeleri”ni okurken Faris’i anmamak olur mu?
Ahmet Yorulmaz bir resim öğretmeninden söz eder, Faris’in de resme meraklı olduğunu, uzun süre resim yaptığını söylemeliyiz.
Resim öğretmeni 1941 yılında Ayvalık’a geldi; içine kapanıktı. Şarap içer, kırtasiye dükkânında saatlerce oturup insanları gözler ve izlerdi.
Tek başına yaşadığı evinde, zaman zaman bir kız öğrencisinin yüzü belirirdi hayalinde.
Kıza da söylemişti:
“Yüzünün, gözlerinin çok güzel anlamı var, onları çizmek istiyorum. Bana yarım saat modellik etmen yeter. Öğretmenler odasında yarım saatçik…”
Kız çekingendi, utangaçtı, poz vermeyi kabul etmedi.
Öğretmen, öğrencisinin aklında kaldığı çizgilerini, kartona çizip kız öğrencisine verdi, iki karton ruloyu uzattı:
“İyi sakla bunları, kafamda kaldığın kadarıyla, modelsiz çalıştığım için şimdi beğenmesen bile, gelecekte çok beğeneceksin, ilerideki yıllarda değerlendirildiklerini göreceksin. Hem unutma, kafamda yer ettiğin kadarını kâğıda yansıttım.”
Resim öğretmeni üç gün sonra İstanbul’a giden vapura atlar, ne istifa mektubu bırakır, ne de kimseye bir şeyler söyler.
* * *
60 yıl sonra Ahmet Yorulmaz bu resimleri çerçevede gördü:
“Kız, sanatçının belleğinden fışkırmış gibiydi” diyordu.
“Resmin yapıldığı tarihte on dört on beş yaşındaki kız bir hayli yaşlanmıştı artık…”
Bir şey de soramadı, sorsaydı ne diyecekti?
“Öğretmenin size yönelik başka türlü duyguları mı vardı ki, poz vermedin?”
Hayır, bu soruyu da sormadı…
* * *
Kimdi bu ressam, resim öğretmeni, bilir misiniz?

Fikret Mualla…Bir tablosu binlerce franga alıcı bulan, ömür boyu Fransa’da karın tokluğuna ve bir şişe şaraba çalışan Fikret Mualla…

“Rakı Balık Ayvalık”ta…

Milliyet-Kitap 16.12.2009

Raki_Balik

Asırlardır yeme içme ve eğlence kültürümüzde önemli yeri olan rakının hayat bulduğu Ayvalık’a bir lezzet yolculuğu…

Ayvalık ve Ege mutfağına ait birbirinden leziz meze, balık yemekleri ve tatlı tariflerinden oluşan bu özgün yemek kitabı İş Bankası Kültür Yayınları etiketiyle raflarda yerini aldı: Rakı Balık Ayvalık.

Güzelim Ege Denizi’nin sunduğu balık çeşitleriyle ve çilingir sofralarıyla “Rakı, Balık, Ayvalık” deyişini yaşatan bu mutfağa konuk olacak, kadehinizdeki rakıya seçkin eşlikçiler bulacaksınız.

Yaklaşık 80 tarifin yer aldığı kitapta Karides Çorbası, Balık Paçası, Fenerbalığı Çorbası; Taratorlu Deniz Börülcesi, Kızarmış Peynirli Közlenmiş Kırmızıbiber ve Patlıcan, Midye Salatası; Balık Pastırması, Uskumru ve Palamut Turşusu, Yağda Kızarmış Kabak ve Tarator Sos, Enginar Ezmesi, Deniz Kestanesi; Kalamar Yumurtası Kavurması, Fenerbalığı Kavurması, Muska Böreği, Kalamar Kokoreç; Papalina, Sütlü Balık, Lipsos Buğulama (Adabeyi), Sahanaki, Trança Şiş, Fırında Kefal Kebabı, Kalamar Pilaki, Kabak Çiçeği Dolması, Midyeli Lahana Sarması, Kalamar Dolması; Fıstıklı Parfe, Kremalı Kürek Helvası, Bademli İrmik Helvası… Ve daha pek çok özel lezzetin tarifleri yanı sıra kitabın sunuş kısmında rakı kültürüne, Ege’nin balıkları, balık yemenin sağlığa katkılarına dair bilgiler de yer alıyor.
Ciltli ve kuşe kağıda basılı “Rakı Balık Ayvalık” kitabı canlı görselleri ile hem göze hem damağa hitap ediyor.

Yazarlar Hakkında
Yaşamlarının önemli bir bölümünü Ayvalık’ta geçiren Araştırmacı yemek kültürü yazarı Erkan Acurol ve  fotoğraf sanatçısı Arzu Acurol çifti, on beş yılı aşkın süreyle Ege ve Ayvalık mutfağını incelediler. Yarım asırlık bir gurme olan Erkan Acurol leziz ve özgün tarifleriyle yurtiçi ve yurtdışında yirmi iki ödül kazandı. TV, gazete ve yemek dergilerinde sağlıklı beslenme konusundaki bilgilerini izleyicileriyle/okurlarıyla paylaştı.

Rakı Balık Ayvalık

Yazarlar: Erkan Acurol-Arzu Acurol

Lezzetler geçidi

İZMİR AA 13.12.2009

Travel Turkey, Anadolu’nun geleneksel tatlarını bir araya getirdi. Yöresel lezzetler, ziyaretçilerin iştahlarını kabarttı

İzmir’de düzenlenen Travel Turkey, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden kentlerin geleneksel lezzetlerinin yarıştığı bir rekabet ortamı yarattı. 28 il, 52 ilçe ve bölge standının kurulduğu fuarda beğeniye sunulan Anadolu’nun kültürel zenginlikleri arasında yörelere özgü yiyecekler başı çekti.

Kahramanmaraş’ın biberiyle kurutulmuş tarhanası; Osmaniye’nin çikolata kaplı yer fıstığı, şalgamı; Manisa’nın şifalı mesir macunu, Ayvalık’ın zeytini, zeytinyağı ve sakızlı kurabiyesi; Afyonkarahisar’ın lokumu; Kütahya’nın tarhanası; Amasya’nın elması; Iğdır’ın Nabat şekeri; Seferihisar’ın satsuma mandalinası; Gümüşhane’nin pestili, kömesi; Bitlis’in cevizi; Bursa’nın kestane şekeri hem tanıtıldı hem de tattırıldı.

İzmirli engellilerden başkana sitem mesajı

Tuncel YILMAZ / AYVALIK, (DHA)                         09.10.2009

Ayvalık’ta düzenlenen 17’inci Ayvalık Engelliler Şenliği’ne katılabilmek için İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kendilerine araç tahsis etmediğini belirten engellilern tepki gösterdi.

İmkansızlık nedeniyle

Merkezi İzmir’de bulunan Görmeyenleri Koruma Derneği, Ortopedik Özürlüler Rehabilitasyon Spor Kulübü Derneği, Gaziemir Sabiha-Hasan Yavaş Engelliler Merkezi ile İzmir Zihinsel ve Spastik Engelliler Yaşam Derneği üyeleri Ayvalık’taki engelliler şenliğine kendi imkanları ile katıldı. Bu dört derneğin dışında yine İzmir’de faaliyet gösteren Çağdaş Yaşam Derneği ise çok istediği halde imkansızlıklar nedeniyle Ayvalık’taki şenliklere gelemedi.

Gaziemir’de faaliyet gösteren Sabiha-Hasan Yavaş Engelliler Merkezi kendi araçlarına Gaziemir Belediyesi’nin mazot koyması ve ekonomik destek sağlamasıyla Ayvalık’a gelebilirken, diğer dernekler güç koşullar altında şenliklere katılabildi.  Dernek başkanları aylar öncesinden otobüs tahsisi için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na başvuruda bulunduklarını ve taleplerinin “Metropol kent dışına araç tahsis edilmediği” gerekçesiyle reddedildiğini söyledi. Kendilerine araç tahsis edilmemesi nedeniyle güç durumda kaldıklarını belirten engelliler tepki gösterdi.

Beren Ayvalık’ta evlendi

Hürriyet Magazin                      26.11.2009

berenAşk-ı Memnu dizisinin Bihter’i Beren Saat, Balıkesir’in Ayvalık ilçesinden yazlık satın aldı.

Son yıllarda özellikle Kanal D’nin zirveden inmeyen dizisi Aşk-ı Memnu ile kendisinden sık sık söz ettiren güzel oyuncu, Ayvalık’a yerleşme kararı verdi.

Alibey olarak da bilinen Cunda Adası’ndan yazlık ev alan ünlüler kervanına katılan Beren Saat, yeni evini özene bezene döşedi. Güzel oyuncu, setlerden fırsat buldukça annesiyle beraber bu ev gelmeyi planlıyor.

Ekranda milyonları toplayan Aşk-ı Memnu’nun güzel oyuncusuyla komşu olan semt sakinleri ise dedikoduya çoktan başladı. Beren’in yeni evini alırken en çok Cunda’nın kokusundan etkilendiğini söyleniyor.

Şenlik uluslararası festivale dönmeli

Deniz SİPAHİ                                               10.11.2009

AYVALIK’taki bu beşinci buluşmaydı.

Zeytin Hasadı ve Zeytin Şenlikleri, başlangıcından bu yana aslında epeyce yol gitti.
Örneğin büyük bir mücadelenin sonrasında Türk Patent Enstitüsü’nden “coğrafi işaretleme” hakkı alındı.
İki yıldan bu yana “Ayvalık Zeytinyağı” etiketini sadece Ayvalık’ta üretilen zeytinyağları kullanabiliyor.
Markalaşma için bu çok önemli bir adımdı.
Ayvalık sızma zeytinyağı, Girit ve Toskana’nın yağları gibi kalitesiyle, tadıyla ünlü bir zeytinyağı.
Başka bölgelerden gelen zeytinyağlarının “Ayvalık” diye satılması buradaki üreticilerin hoşuna gitmiyordu. Bu yüzden zeytinyağının “menşei”ni belirtme meselesi önemliydi.
Bunda hiç kuşkusuz; Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gençer ve çalışma arkadaşlarının büyük payı var.
Gençer, zeytin ve zeytinyağı sektöründeki çekişmeye rağmen kavgasız, gürültüsüz,

tanıtım odaklı bir stratejiyle çalışmaya devam ediyor.
Bu çalışmalara Ayvalık Belediye Başkanı Hasan Bülent Türközen de katılınca ortaya çok daha etkin bir çalışma çıkıyor.
Bu yıl üçüncüsü düzenlenen “Ayvalık Zeytinyağı Pazarı” ilgi görüyor. Firmaların katılım ve desteği her geçen yıl artıyor.
Bütün bunlar iyi gelişmeler…
Ancak gidilecek daha çok yol bulunuyor.
*
TARİŞ’in bundan önce “Edremit Körfez Zeytinyağı” ve “Güney Ege Zeytinyağı” diye Türk Patent Enstitüsü’nden aldığı iki “coğrafi işaretleme” var.
Avrupa’ya baktığımızda ise farklı bir tablo var.
Rahmi Gençer’in verdiği bilgiye göre, İspanya’da 20, Fransa’da 7, İtalya’da 38, Yunanistan’da 25, Portekiz’de 6 “coğrafi işaret” var.
Türkiye’nin 38 “coğrafi işarete” sahip İtalya’ya ulaşması için yıllar var, ama yine de mücadeleyi sürdürmek gerekiyor.
*
Ayvalık’a birkaç kilometre ötedeki Murateli Köyü’nde yapılan hasat etkinliklerinde Mehmet Yaşin “Zeytinyağı ve Lezzet” konulu konuşmasını birçok kişi ilgiyle izledi.
Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gençer de, hasat etkinliklerini uluslararası bir şenliğe dönüştürmek istediklerini söyledi.
Bu adımı da çok doğru buluyorum.
Çünkü üreticiler ve medya mensupları dışında halkın da etkinliklere katılımı sağlamak gerekiyor.
Nasıl coğrafi işaretlemede İtalya ve İspanya’yı örnek alıyorsak; festivaller konusunda da modeller alınabilir.
*
İspanya’da yaklaşık 70 yıldır devam eden ve La Tomatina olarak bilinen Domates Festivali, her yıl dünyanın çeşitli yerlerinden binlerce kişiyi Valencia bölgesindeki Bunol Köyü’nde buluşturuyor. Bunol Köyü’nde bir araya gelen katılımcılar, başlama topunun patlatılmasıyla bir saat boyunca birbirlerine domates fırlatarak eğleniyorlar.
İtalya’daki peynir, şarap, makarna, festivalleri de milyonlarca insanı her yıl bu bölgelere getiriyor.
Ayvalık Zeytin Hasadı ve Zeytin Şenlikleri, uluslararası olmalı ve festival havasında kutlanmalı.
*
Dünya Gazetesi’nin tarım yazarı dostumuz Ali Ekber Yıldırım’dan bu yılki rekolte bilgilerini aldım.
İzmir Ticaret Borsası öncülüğünde yapılan rekolte tahminine göre, Türkiye’de 105 milyon 255 bin meyve veren ve 40 milyon 144 bin adet meyve vermeyen ağaç var. Ağaç başına ortalama 11.7 kilogram zeytin verimi ile 1 milyon 227 bin 474 ton zeytin üretimi olacak. Bu zeytinin yaklaşık 410 bin tonu sofralık zeytin olarak ayrılacak. 818 bin tonu yağlığa ayrılacak. Bundan da 169 bin 752 ton zeytinyağı elde edilecek.
Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi’nin öncülüğünde yapılan tahmine göre ise, 1 milyon 126 bin ton zeytin üretimi olacak. Bunun 389 bin tonu sofralık olarak ayrılacak. Kalan zeytinden 147 bin 491 ton zeytinyağı üretilecek.
Yani Türkiye’nin zeytinyağı üretimi 150 bin ton civarında olacak.
Ayvalık’ta konuştuğumuz üreticiler ve yetkililer daha bilinçli yatırımlarla Türkiye’nin kısa bir süre içinde dünyanın ikinci büyük üreticisi olabileceğini söylüyor.
Demek ki; bu yolda hızla ilerleyen bir ülkenin dünya çapında da festivali olmalı.
Bunu da Ayvalık yapmalı.

Tuncay Özilhan: Zeytinyağı sektörüne ivme kazandıracağız

Gila BENMAYOR                                                             10.11.2009

YİNE zamanı geldi.

5. Zeytin Hasat Şenliği için Ayvalık’ın yolunu tuttuk.

Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gencer,  yıllardır bölgedeki zeytin ve zeytinyağı üretiminin verimliliği için uğraşan Salih ve Sezai Madra, ailece ve tutkuyla zeytincilik yapan Fatma ve Mustafa Kürşat, şenliğin olmazsa olmazı “cumartesi gecesi” partilerini düzenleyen Ümit ve Cem Boyner, yalnızca dostlarına dağıtmak üzere “Necipoli” markasıyla yeni yeni üreticiliğe başlayan Zeynep ve Ömer Necipoğlu ile uzun bir aradan sonra yeniden buluştuk.

Hasret giderdik.

Ayvalık Zeytin Hasat Şenliği organizatörlerinin bizlere daima güzel sürprizleri vardır.
Bu yılki sürprizlerden biri şenliğe Anadolu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan’ın katılması oldu.


Murateli Köyü
’ndeki öğle yemeğinin Cunda’daki tüm lokantaların tezgâh açmalarıyla bir panayır havasında geçmesi, Komili sponsorluğunda, Cunda’daki
Necdet Kent Kütüphanesi’ndeki etkinlik diğer sürprizlerdi.
Hepsine tekrar döneceğim.
Önce Tuncay Özilhan’ın şenliğin açılışındaki mesajına değineceğim.

YILDA 12 BİN TON ALIYOR

Anadolu Grubu şirketlerinden Ana Gıda, sektörün iki önemli markası Kırlangıç ve Sezai Ömer Madra’dan sonra geçen yıl da başka güçlü bir markayı Komili’yi bünyesine katmış durumda.
Bir küçük parantez.


Ana Gıda
’nın yüzde 44.75’i Soros’un Bedminster Capital Investment

Fonu’na ait.


Ana Gıda, Komili
’yi de aldıktan sonra tek başına yılda 12 bin ton zeytinyağı alıyor.


Ayvalık
yöresinin yılda 12 bin ton zeytinyağı ürettiğini düşünürsek Ana Gıda’nın büyük bir zeytinyağı alıcısı olduğu ortaya çıkıyor.

Dolayısıyla Tuncay Özilhan’ın “Komili’yi da alarak zeytinyağı sektöründe sağladığımız liderliğin aynı zamanda bizlere ciddi bir sorumluluk yüklediğini farkındayız. Bu sektöre ivme kazandıracağız” sözlerinin altını çizmek gerek.

Bu şu anlama geliyor:


Ana Gıda
rotasını henüz tam bulamamış olan zeytinyağı sektörüne yeni bir soluk getirecek.
Zaten ziyaret ettiğimiz Komili’nin yeni fabrikasında Özilhan ve Ana Gıda Genel Müdürü Ümit Ersoy ile sohbet bu konu üzerinde yoğunlaşıyor.
Peki markalı zeytinyağı pazarının yüzde 35’ini elinde tutan Ana Gıda’nın sektörde ağırlığını hissettirmesi nasıl olacak?

ÜRETİCİYE TEKNOLOJİK KATKI
Bu sorunun cevabını Tuncay Özilhan veriyor.


Efes Pilsen’
in, biranın yapımında kullanılan “şerbetçi otu” için yaptığından örnek vererek anlatıyor.


“Bilecik’in yarısı geçimini şerbetçi otundan sağlar. Pazaryeri kasabasına 30 yıl önce şerbetçi otu fideleri verdik. Nasıl yetiştirileceğini öğrettik. Kredi verdik. Arpa için de aynı şeyi yaptık. Arpanın ıslah edilmesini sağladık. Üreticiye destek Ana Gıda’nın kültüründe var”.

Yani Ayvalık’ta üretilen zeytinyağının yüzde 70’ini alan Ana Gıda, zeytin üreticisine önemli bir destek vermeye hazır.


Tuncay Özilhan
açıkça “Köylüye kredi de veririz. Teknolojik katkı da sağlarız. Zamanı geldiğinde piyasa fiyatlarından satın alırız” diyor.

Bir yanda üreticiye destek, diğer yanda Coca-Cola, Efes Pilsen tecrübesiyle zeytinyağı pazarını canlandırma.
Kuşku yok ki, Anadolu Holding gibi büyük bir grubun zeytinyağı sektörüne ivme kazandırmasından Türkiye büyük
kazanç sağlayacak.
Sektörde zorunlar dağ gibi.


Modern tekniklerle yeni ağaçlar dikmek, iç tüketimi canlandırmak, markalaşmak, yeni pazarlara açılmak, AB kotasına karşı lobicilik

faaliyetleri başlatmak.


Ana Gıda
sorunların farkında ve “desteğe hazırım” diyor.
Sektöre nicedir bir “hayat öpücüğü” gerekiyordu.

Dikkat zeytinyağı GDO’suz

DİĞER bitkisel yağlar için bir şey söyleyemeyeceğim ama zeytinyağının GDO’suz olduğu kesin.


Ayvalık 5. Zeytin Hasat Şenliği’
nde kiminle konuştuysak bu gerçeğin altını çizdi.


Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi (UZZK)
Başkanı Mustafa Tan örneğin.
İç tüketimin canlanması için yıllardan beri çaba gösteren Tan iki müjde veriyor bu yıl:
Birincisi, kişi başı tüketimin 1 litreden 1.5 litreye çıkmış olması.
İkincisi de Türkiye’nin nihayet Uluslararası Zeytinyağı Konseyi’ne yeniden üyelik için başvurusu.


Tan, “10 yıllık bir ayrılıktan sonra Türkiye’nin yeniden üyeliği için önümüzdeki hafta Madrid’e gidiyoruz”
diyor.
Konseye yeniden üyelik de Anadolu Holding’in “hayat öpücüğü” kadar önemli.


Tan,
zeytinyağındaki son verilere de değiniyor.


2009-2010
zeytinyağı üretiminin 147 bin ton olacağı hesaplanıyor.
Bunun 90 ila 95 bin tonu iç tüketim.
Demek ki ihracata 45 bin tonun üzerinde bir miktar kalıyor.
Geçen yıl 23 bin ton zeytinyağı ihraç edilmiş.


45 bin ton
yeni pazar arayışlarını gerektiriyor.


Ana Gıda
Genel Müdürü Ümit Ersoy’un dediği gibi, Türkiye artık Japonya, Çin, Körfez ülkeleri gibi yeni pazarlara yelken açmak zorunda.
Dünyanın her yerinde yükselmekte olan “Akdeniz Diyeti” trendinden pay kapmanın zamanı geldi, geçiyor.

Siz hiç bir zeytin ağacına sarıldınız mı

CUNDA Adası’nda doyumsuz bir manzaraya sahip Necdet Kent Kütüphanesi’nde bir pazar sabahı.


5. Zeytin Hasat Şenliği
için gelenler Kürşat Zeytinyağlarının sahibi Fatma Kürşat ile oğlu Ali Kürşat’ın hazırladıkları ve “Ayvalık tatlarının” ağır bastığı brunch keyfinden sonra kitap imzalatmak için kuyruktalar.
Gazeteci-yazar Nedim Atilla’ya kitabını imzalatanlar bu kez fotograf sanatçısı İsa Çelik’in önündeler.


Komili
’nin sponsorluğunda yayınlanmış olan kitabın adı “Ağaçtan İnsana Zeytinyağı Anıtları”.
Yazılar Nedim Atilla, fotograflar İsa Çelik’e ait olunca ortaya elinizden bırakmak istemediğiniz bir kitap çıkmış.


Nedim Atilla
yaşadığımız topraklarda Antik Çağ’dan günümüze zeytine, zeytinyağına gönül verenlerin peşine düşmüş.
Yazılar kadar fotograflar da müthiş etkileyici.


Ege
’de Sağancı ve Samanlık köyün 80 yaş üzerindeki fertlerinin yaşlı bir zeytin ağacının gövdesine öyle sıkıca bir sarılmaları var ki size gördüğünüz ilk zeytin ağacına sarılmak isteği veriyor.

Ayvalık’ta yeni sezonun ilk zeytinyağı üretildi

A.A.                                                         28.09.2009

Zeytin ve zeytinyağı ile ünlü Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde, yeni sezonun ilk zeytinyağı üretildi.

Ayvalık bölgesinde Özgün Zeytincilik Tesisleri’nde deneme amaçlı yapılan ilk üretimde, 2 ton zeytin işlenerek 400 kilogram zeytinyağı elde edildi.

Özgün Zeytincilik’in sahibi Ahmet Sucu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, deneme amaçlı yapılan üretimden memnun olduklarını söyledi.

Zeytin üreticisinin 2009 sezonundan umutlu olduğunu ifade eden Sucu, henüz Eylül ayı sonu olmasına rağmen zeytin yağında güzel bir randıman aldıklarını belirtti.

Zeytin ve zeytinyağında asıl sezonun ise Ekim ayı ortalarından itibaren başlayacağı bildirildi.

51 yıl sonra bulundu

A.A           24.09.2009

ucak1Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde, Çiçek Adası (Balık Adası) açıklarındaki Gümüşlük mevkisinde 1958 yılında devriye görevi yaparken arıza nedeniyle denize düşen 9. Ana Jet Üssü 192. Filo’ya ait 894 numaralı F-84G savaş uçağının enkazı 51 yıl aradan sonra bulundu.

İŞTE ENKAZDAN FOTĞRAFLAR

ucak2 ucak3 ucak4 ucak5

Batığa dalış yapan eski sünger avcılarının anlattıkları ve o tarihte 12 yaşında çocuk olan görgü tanığının yardımıyla yaklaşık bir aylık çalışmanın ardından, 51 yıldır unutulan uçağın yerini tespit eden 3 dalgıç, enkazın dalış turizmine kazandırılmasını amaçlıyor.

23 Ağustos 1958′de Balıkesir’deki üssünden kalktıktan bir süre sonra düşen uçağın ve Hava Pilot Teğmen Erol Fercan’ın şehit olduğu kazanın hikayesini araştıran Ayvalık Diving Center’ın sahibi ve eğitmeni Ferdi Yüksel ile dalgıçlar Melih Derneli, uçağın enkazına 16 metrede ulaştı ve görüntüledi.

Üzerinden yarım asır geçmesine rağmen uçak enkazının kokpit bölümü ve pilot koltuğunun bütünlüğünü koruduğu, kanat ve gövde bölümlerinin ise küçük parçalar halinde etrafa yayıldığı gözlendi.

DALIŞ TURİZMİNE KAZANDIRILACAK

Ferdi Yüksel, bir şehidin hatıralarının bulunduğu uçağın enkazını eski sünger avcılarının anlattıkları ve uçağın düşüşünü gören kişinin ifadelerinden yola çıkarak yaklaşık bir aydır aradıklarını söyledi.

Yüksel, uçağın enkazına 16 metre derinlikte ulaştıklarını belirterek, şu bilgileri verdi:
“Deniz çayırlarının üzerine yayılan enkaz yaklaşık 4 parçadan oluşuyor. Kanadı, kokpiti ve uçağın arka tarafından oluşan büyük üç parça ve döküntülerinden oluşan bir uçak batığı. Bu uçak 1950′li yıllarda düşen F-84G modeli bir jetmiş. Türkiye’nin ilk jetlerindenmiş. Uçağın bu bölgede olduğu tahminen söyleniyordu. Dalış merkezi olarak enkazı bulmayı bir görev olarak üstlendik.”

Batığı bularak dalış turizmine kazandırmak için çalıştıklarını ve bunu başardıklarını ifade eden Yüksel, dalışseverleri batığı görmeleri için Ayvalık’a beklediklerini bildirdi.

Dalgıç Melih Derneli de daha önce eski süngercilerden öğrendikleri koordinatlara geldiklerini ve ekip çalışması yaptıklarını söyledi.

Birkaç gün dalış yaparak enkazı aradıklarını ve sonunda ulaştıklarını kaydeden Derneli, “50 yıldır suyun altında kalan bir tarihi bulmuş olduk. İçinde bir askerimiz şehit olmuş. Sonradan batırılmış bir uçak olmadığı için şu anda Türkiye’de tektir” dedi.

12 YAŞINDAYKEN KAZAYA TANIK OLDU

12 yaşındayken, 1958 yılında uçağın düşme anına tanık olan Yakup İçten ise o günü hala unutmadığını söyledi.
Yakup İçten, kaza anını şöyle anlattı:
“Deniz kenarındaki Gümüşlü fabrikasının önünde bir arkadaşımla oyun oynuyordum. O arada 3 uçak Kaz Dağları tarafından gelip Ayvalık istikametine gitti. 15 yahut 20 dakika sonra bu 3 uçak geri geldi. Uçaklardan bize göre en soldaki düz bir şekilde uçarken sağdaki iki uçak 90 derece yukarı havalandı. Birkaç saniye sonra bu uçak denize kuvvetli bir şekilde vurdu ve tekrar havalandı. Tahminime göre bir bina yüksekliğinden daha fazla havalandı. Daha sonra büyük bir gürültüyle patladı. Parçalara bölündü, 4 parça halinde denize gömüldü. Denize gömüldükten bir süre sonra denizin içerisinden alevler yükseldi. Bizim burada askeri bir gemi ve bir de Altındiş’in (Altındiş lakaplı balıkçı) bir teknesi vardı. Bunun içinde dalgıç teşkilatı da vardı. ‘Selam ağabey’ dediğimiz süngerci buraya daldı. Pilotu paraşütüne sarmışlar ve çıkarmışlar.”

ŞEHİT HAVA PİLOT TEĞMEN FERCAN

Öte yandan, şehit Hava Pilot Teğmen Erol Fercan, 1936 yılında Antalya’da doğmuş, ilköğrenimini Balıkesir’in Edremit ilçesinde yapmıştı. Fercan, Kuleli Askeri Lisesi’nin ardından Hava Harp Okulu’nu bitirmiş ve 1956-1958 yıllarında Kanada’da görev almıştı. 1958 yılından itibaren 9. Hava Üssü 192′nci Filo’da görevlendirilen Erol Fercan’ın cenazesi, İstanbul’daki Edirnekapı Şehitliği’nde toprağa verilmişti.

5 kiloluk çipura yakaladı

A.A.                                         17.08.2009

Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde, emekli bir işçi, oltasıyla seyrek görülen büyüklükte ve 5 kilogram ağırlığında çipura yakaladı.

Çamlık Sefa Mahallesi 1. Yokuş mevkisi liman içinde balık avlayan emekli işçi Nazmi Karayel’in oltasına büyük bir balık takıldı. Yaklaşık yarım saatlik bir uğraşının sonunda balığı karaya çıkarmayı başaran Karayel, yakaladığı çipuranın 5 kilo ağırlığında olduğunu öğrenince şaşkınlık yaşadı.

Karayel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sezon başından bu yana sabahın erken saatlerinde evinin yakınındaki sahile giderek, oltayla avlandığını söyledi. Bugüne kadar birçok balık yakaladığını belirten Karayel, “Ama bugün yakaladığım balık benim için çok önemli. Bir yandan Ayvalık’ın denizinin sularının ne kadar temiz olduğunun göstergesi, bir yandan da benim gibi amatör balıkçıların yeni gözde mekanı, Ayvalık” dedi.

Ege ve Akdeniz’de yaşayan, ancak kontrolsüz avlanma yüzünden son yıllarda sayısı giderek azalan ve ekonomik değerinin yüksekliği nedeniyle yoğun şekilde çiftliklerde de üretilen çipuranın, daha çok 0,5-3 kilo ağırlığında olanları görülüyordu. 5-6 kiloyu bulan çipuraya ise seyrek rastlanıyor.

Muhtar Kent’ten Ayvalık Ticaret Odası’na ziyaret

Hürriyet  EKONOMİ                                     14.08.2009

Coca-Cola Yönetim Kurulu Başkanı ve Üst Yöneticisi (CEO) Muhtar Kent, Ayvalık Ticaret Odasını ziyaret etti.

Ayvalık Ticaret Odasından alınan bilgiye göre, Muhtar Kent, kısa bir tatil için geldiği Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde, Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gençer’i ziyaret etti.
Ziyarette, Ayvalık’ta zeytin ve zeytinyağı üretimiyle, artık geleneksel hale gelen “Zeytin Hasat Günleri” hakkında karşılıklı görüş alışverişinde bulunulduğu öğrenildi.

Ayvalık Kültür Sanat Günleri

Tuncel YILMAZ / AYVALIK, (DHA)          09.08.2009
kultursanat

Ayvalık Belediye Başkanı Hasan Bülent Türközen, 6’ncı Kültür Sanat Günleri’nin 15-20 Ağustos’ta gerçekleşeceğini açıkladı.

Etkinlik 15 Ağustos’ta saat 17.00’de Alibey Kültür Merkezi’nde 17.00’de sergi açılışıyla başlayacak. Günseli Kato ve Cem Adrian, ’Ayvalık’ta Suyun Kato Hali’ adlı dinletiyi sunacak. Aynı gece Ayvalık Anfi Tiyatro’da Onur Akın konser verecek.

16 Ağustos’ta saat 17.00’de Cafe İnlaf’ta Cumhuriyet Gazetesi yazarları Şükran Soner, Öner Yağcı ve Faik Bulut ’Cumhuriyet Nereye?’ söyleşisine katılıp kitaplarını imzalayacak. Aynı gece pop müziğin genç yıldızlarından Nil Karaibrahimgil konser verecek.

17 Ağustos’ta Ayvalık Belediyesi Sanat Galerisi’nde Arif Buz, Mustafa Sevinç ve Özcan Tunç’un karma resim sergisi açılacak. Gece de Sadri Alışık Tiyatrosu ’Yeşil Papağan Limited’’ isimli oyunu sunacak.

Şiir etkinliği

18 Ağustos saat 17.00’de İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde ’Şiir Ayvalık’ta’ etkinliği düzenlenecek. Etkinliğe Arif Damar, Ahmet Telli, Asuman Susam, Gültekin Emre, Tuğrul Keskin, Veysel Çolak ve Zeynep Uzunbay katılacak. Gece, Neco, İstanbul Gelişim Orkestrası eşliğinde konser verecek.

19 Ağustos’ta Yaşam ve Kişisel Gelişim Koçu Aynur Tümen, İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde,’Bizi biz yapan seçimlerimiz’ adlı panel düzenleyecek. Gece İstanbul Kraliyet Tiyatrosu ’Deniz altında altı tehamül fersah’ adlı oyunu sergileyecek.

20 Ağustos’ta Sunay Akın, tek kişilik gösterisini sunacak.

Ayvalık Müzik Akademisi’nden süper konser

Tuncel YILMAZ (DHA)                                     02.08.2009

MAkademisi

Balıkesir’in Ayvalık İlçesi’ne faaliyet gösteren Ayvalık Müzik Akademisi masterclass çalışmalarına ve konserlerine devam ediyor.

AYVALIK Müzik Akademisi ‘nin (AİMA) Viyolonsel Masterclass’ının final konseri Alibey (Cunda) Adası Kültür Merkezi’nde düzenlendi. AİMA yöneticilerinden İlker Boran, “Bu yıl 16 kişi eğitim aldı, 10’u aktif, 6’sı pasif öğrenci oldu. Onların hepsi  konser verecek” dedi. Konserde öğrenciler, hocaları Klaus Kanngiesser yönetiminde solo ve grup olarak eserlerini sundular. Gecenin sonunda ise Klaus Kanngiesser solo olarak bir konser verdi. AİMA’da Ağustos sonunda İdil Biret ile Piyano Masterclass’ı olacak.

Korkuyorum ama korkak değilim

Hürriyet EGE                                      26.07.2009

Bekir CoskunHürriyet yazarı Bekir Çoşkun, Ayvalık’ta Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Lozan Antlaşması’nın 86. yıldönümü nedeniyle düzenlediği söyleşiye katıldı.

Kendi yaşamından örnekler veren Coşkun, şunları söyledi:

“Ben çocukken güneş tutulduğunda herkes bir şeylere vurarak gürültü çıkarırdı ki güneş kurtulsun. Tencereler, bidonlar tavalar,tenekeler hatta silah atanlar vardı. Benim de bir tenekem vardı. İki ucunu delmişler paslı tenekeyi boynuma geçirirlerdi ve evimizin toprak damında her güneş tutulduğunda o tenekeye ben de vururdum güneşi kurtarmak için. Şimdi bu anı çocukluk belleğimde var. Sakın küçümsemeyin teneke çalmayı. O bir dayanışmanın, güneşi kurtarmaya çalışmanın yürekliliğini göstermektedir. O tencere ve tavalar, insanların bütünleşip en olmadık şeyleri gerçekleştirme katkılarının ilk sembolüdür. Hepimizin boynunda bir teneke vardır. Gerektiği zaman onu herkes çalar. Nitekim tepkilerin tencere tavaya dönüştüğü bir dönemde çok işe yaradığını hepimiz çok iyi yaşadık. Korkmayın ve sakın küçümsemeyin tenekeleri.”

Sonunda baktık güneş tutulmuş

Korkunun insani bir davranış biçimi, korkaklığın ise kötü olduğuna değinen Coşkun, şöyle konuştu:

“Gelirken içinizde bir endişe hissetmediniz mi? Aklınızdan dahi geçmedi mi? O zaman bir tek benim aklımdan geçmiş. Sizler iyi insanlarsınız. Sizlerin aklından geçmemiş olabilir. Televizyona çıkan gazeteciler, sanatçıları duydunuz. Hep korktuklarını söylemediler mi? Sonuçta baktık güneş tutulmuş. Tenekelerimizi boynumuza astık. Tan tan tan vuruyoruz. Bizim buna vurmamız en demokratik hakkımız. İnsanlık hakkımızdır. Türkler’in içindeki yüce bir duygudur bu. Susturmak mümkün değildir. Kurkutan olabilir. Endişeleriniz olabilir. Ama biz yolumuzdan asla dönmeyeceğiz. Bana her zaman soruyorlar ’Korkmuyor musunuz?’ diye. Korkuyorum ama korkak değilim. Korkmak Allah’ın verdiği bir duygudur. İnsanlar korkabilirler fakat korkuya yenildiğiniz zaman korkaklık olur. O onurlu insanlara yakışmaz.”

Sarımsaklı krize rağmen cıvıl cıvıl

Ahmet ERTAN/AYVALIK (Balıkesir), (DHA)              14.07.2009

BALIKESİR’in gözde tatil merkezlerinden Ayvalık’ın Sarımsaklı Plajları’nda güneşlenen ve denize giren tatilciler, renkli görüntüler oluşturuyor.

Ayvalık’ta 40 dereceye ulaşan hava ve 25 dereceye varan deniz suyu sıcaklığını fırsat bilen tatilciler Sarımsaklı, İğdeburnu, Badavut sahillerini doldurdu. İlçedeki turistik tesislerde doluluk oranının yüzde 90’ların üzerinde olduğu ve kasım ayının ortalarına kadar rezervasyonların sürdüğü belirtildi. Tatilcilerden bazıları teknelerle günübirlik mavi yolculuğa çıkarken, bazıları da su sporları yaptı, deniz yataklarında güneşlendi.

Mare Otel sahibi Murat Özek, “Ramazan öncesi, ilçedeki otellerde doluluk oranları yüzde 90′ları aştı. Birçok otelde, krize rağmen kasım ayının ortalarına kadar rezervasyon yapıldı” dedi.

Billurcu Otel’in sahibi Korkut Billurcu ise Sarımsaklı’nın turizmde bir marka olduğunu vurgularken, “Kaliteyi daha artırıp, kaliteli tesislerde fiyat düşürmeye gitmeden, birlik oluşturup rezervasyonları yapabilirsek hem turizmci hem ülkemiz kazanır” diye konuştu.

DEVAMINI OKU >> Basından seçmeler.

Sebo - 01 Ocak 2010

Yazı parola korumalı. Yazıyı görmek için parolanızı girin:


DEVAMINI OKU >> Korumalı: İstatistik

Sebo - 30 Kasım 2009

BU RAKAMLARA DİKKAT!!!!

NTV’deki ‘Neden’ programında ‘Aleviler ve Siyaset’i tartışıldı.
Açılışta Alevi-Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Turan Eser’e soruldu:

* * * Neden her seçim öncesi ‘Sünniler ve Siyaset’ değil de ‘Aleviler
ve Siyaset’ tartışılır….?’

Eser, rakamlarla yanıtladı bu soruyu…
Verdiği rakamlar, tartışmaya yer bırakmayacak kadar net bir tablo sergiliyordu.
Bu rakamları yorumsuz olarak sizlerle paylaşmak istiyorum:

***Türkiye’de kaç okul var ?…………..67.000

***Kaç hastane var ?………………………1.220

***Kaç sağlık ocağı var ?………………..6.300

***Peki kaç cami var ?…………………85.000

Her 60 bin kişiye 1 hastane düşerken, 350 kişiye 1 cami düşüyor.

***Peki, kaç kilise var ?…………………270

***Kaç cemevi var ?…………………100

***Türkiye’de kaç doktor var ?…………………77.000

***Peki, kaç din görevlisi var ?…………………90.000

Türkiye’de her 900 kişiye bir doktor düşerken,

her 780 kişiye bir din görevlisi düşüyor.

Eğitim-Sen’e göre Türkiye’nin 200 bin öğretmen açığı var.

***Türkiye’de kaç kütüphane var?………………….1.435

***Almanya’da kaç kütüphane var?…………………..11.000

***Türkiye’nin kaç kentinde devlet tiyatrosu var ?……13

*** Kaç kentte kuran kursu var?……………………81

***Bu kursların toplam sayısı kaç ?…………………….3.852

***Türkiye’de 1 opera derneği var, 11 bale, 10 heykel, 18 resim, 18 sinema, 38 tiyatro derneği var.

***Peki, kaç tane ‘cami yaptırma derneği’ var ?………35.000

***İçişleri Bakanlığı’nın bütçesi ne kadar ?…………..783 trilyon

***Ulaştırma Bakanlığı’nın ?……………….678 trilyon

***Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın ?…………..677 trilyon…

***Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ?………………632 trilyon…

***Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın ?……………….280 trilyon..

***Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın ?…249 trilyon…

***Çevre ve Orman Bakanlığı’nın ?……………….404 trilyon…

***Sadece Sünnileri temsil eden

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi nekadar ?………1.3 katrilyon…

8 bakanlığın bütçesi kadar….

22 üniversitenin toplam bütçesine denk…

***Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin yıldan yıla büyümesine bakalım:

1997′de 66 trilyon.

1998′de 119…

1999′da 180…

2000′de 270….

2001′de 302…

2002′de 553…

2003′te 771…

2004′te 1 katrilyon…

2005′te 1 katrilyon…
2006′da 1,3 katrilyon…

2007′de 2,7 katrilyon…

Bir ülke, Diyanet’e, bütün üniversitelerine ayırdığı bütçe kadar pay ayırıyor,bunu son bir yılda ikiye katlıyorsa, doktordan, öğretmenden fazla imam yetiştiriyorsa, hastane değil cami yaptırıyor, kütüphaneden çok Kuran kursu açıyorsa, o ülkenin durup bir daha düşünmesi gerekmez mi?

Arkadaşlar!

dışarıda bir şeyler oluyor farkında mısınız?

Uykuda olanları sarsın, uyandırın. Yakında ışıklar sönebilir, karanlıkta ne yapacaksınız?

DEVAMINI OKU >> RAKAMLAR…

Sebo - 26 Kasım 2009

Ahmet Türk İzmir’in kaymak tabakasındandır!

Ahmet Türk diyor ki:

“Sivil faşistler İzmir’de saldırdı.”

*

Vay canına!

*

İzmir’den Çeşme Otoyolu’na gir, topukla, Çeşme’desin, Ilıca’ya sap, Ildırı levhasını takip et, Ildırı’ya gelince, şahane Gerence Koyu önünde, Günkent Sitesi’ni sor… Eski adı, 18’inci Dönem Parlamenterler Sitesi, helikopter pisti var, müstakil, bahçeli, tripleks, almaya kalk, 300 milyar lira.

*

Ahmet Türk’ün
yazlığı orda.

*

Dalyanköy’de çipuraları kalamarları götürürken, “fıstık”, işine gelmeyince “faşist” öyle mi?

*

Bitmedi…

*

Ahmet Türk’ün “Türkiye” isimli üvey annesi, kocasının kuma getirmesi üzerine, kaçmış, Necimoğlu Aşireti’ne sığınmıştı. Ahmet Türk’ün ağabeyi, gitti, annesini vurdu. Bu cinayet yüzünden, iki aşiret arasında kan davası başladı. Bi ondan, bi bundan, 34 sene devam etti, 40 kişi öldü. Baktılar ki, olacak gibi değil, Mardinli bu iki aşiret, barışmak için, bir “barış şehri” seçti… Restoran kapattılar, buluştular, sarıldılar, barış yemeği yeyip, kan davasını bitirdiler.

*

Neresi o seçilen barış şehri?

İzmir!

*

Milletvekili olduğun memleketin Mardin’in Derik İlçesi’ne 34 sene giremeyeceksin… Kan davalılarınla barışmak için, 81 vilayet içinde İzmir’i seçeceksin… Sonra “faşist” öyle mi?

*

Doğma büyüme İzmirliler bile, İzmir’in nimetlerinden Ahmet Türk kadar faydalanmamıştır.

*

Gözünü seveyim Ahmet Türk, şunun şurasında üç beş kişiyiz, birbirimizi biliriz… Bak, DTP Milano Milletvekili Sırrı Sakık’ın hiç sesi çıkıyor mu? Onun da yazlığı orda!

YILMAZ ÖZDİL

DEVAMINI OKU >> İzmir