Ayvalık

Sebo - 20 Ocak 2010

AYVALIK ve ÇEVRESİ biraz uzun ama Ayvalığı tanımak isterseniz buyrun

Rihtimdan

Fatma Cavlu
19 Ocak 2010

Ayvalık’ta tatil denizin kıyısında başlayıp biten bir zaman olmamalı. Sokaklar bir güzel gezilmeli. Evlerin kapılarına, kapıların tokmaklarına kadar ayrıntılara bir bir bakılmalı.Tatile keyifli bir boyut kazandırmalı, deriz.

Yolunuz buralardan geçiyorsa da ( Çanakkale – İzmir yolu ilçenin içine girmeden kıyısından geçip gidiyor. ) ilçenin içine girip bir mola vererek dolaşın deriz. Ülkemizde, hele sahil şeritlerimizde az sayıda kalan “geçmişi yansıtan” yerleşimlerden birisidir Ayvalık. İzmir’e kadar bir de Eski Foça’da görebileceksiniz böylesi bir yerleşim dokusunu.

Ayvalık’ın kıyısından geçip gitmek ya da Ayvalık’da denizle otel arasına sıkışıp kalan bir tatil geçirmek bu şirin ilçeye haksızlık olur. Ama asıl böyle bir güzelliği tanımamış olmakla kendinize haksızlık edersiniz. Eh ikisinden birini kabul ediyorsanız buyurun Ayvalık’ı gezmeye:

Mevsim bahara dönüyorsa, zeytinler toplanıyorsa yağ fabrikalarının kokusu çarpar burnunuza öncelikle. İlk anda bu kokuyu yadırgayabilirsiniz ama alışırsınız ve rahatsız olmazsınız sonra. Yaz sıcağının ortalığı kavurduğu günlerdeysek ve vakit öğlenden ikindiye dönüyorsa “imbat”ın denizle güzelleşmiş kokusu Ayvalık’ın asıl kokusudur. İmbat İzmir’in ünlü rüzgârıdır, diye bilenlere Ayvalıklılar itiraz ederler hemen, “Siz Ayvalık’ın imbatını solumamışsınız”, diye. Kimin haklı olduğuna biz karar veremedik, iyisi mi siz gidip ikisini de tanıyıp kararınızı verin.

1. Dünya Savaşı’ndan önce Ayvalık ağırlıklı olarak Rumların yaşadığı yerdi, Türkler azdı. Rumlarla Türkler arasında da bir sorun yoktu. Ayvalık zengin, verimli toprakları ve balıkla dolu denizi ile herkese yetiyordu. Anadolu’nun işgali başlayıp da 28/29 Mayıs 1919 gecesi Yunan askerleri Cunda adasına çıkıncaya kadar böyle sürdü. Tam 39 ay 16 gün işgal altında yaşadı Ayvalık. İstiklal Savaşı kazanılınca da sular durulmadı. Tarih boyunca kardeşçe yaşayan insanların arasına kama sokulmuştu bir kere. Konu komşu birbirine düşman edilmişti. Barış içinde, kardeşçe yaşama ortamı yitince kaç kuşaktır buralarda yaşamış Rumlar’dan çoğu Yunan adalarına gittiler. Girit’ten, Midilli’den ve Makedonya’dan Türkler gelip yerleştiler. Lozan anlaşmasından sonraki “Mübadele” Ayvalık’a işte böyle yansıdı. Ayvalık’tan Yunanistan’a göçenler eski yurtlarını unutamıyorlar. Atina’da Ayvalık Yıldızı diye bir gazete çıkarıyorlar ve Ayvalıklılar Birliği’ni kurmuşlar. Arada bir yaşlılar dünya gözüyle eski memleketlerini görmeye gidip nemli gözlerle sokaklarda dolaşıyorlar. Gitmeyip kalanlar bildikleri gibi yaşayıp gidiyorlar.

Daha önce gelip de bu şirin ilçenin tadını bilenler hemen sokak aralarına yürürler. İlk kez gidiyorsanız İlk Kurşun Tepesi’ne (Eskiler İlyas Peygamber, diyorlar.) çıkıp şöyle bir kuşbakışı seyredin. Çok etkileyici bir manzara göreceksiniz, sonra ayrıntıları keşfe koyulursunuz.

Önce çarşının iç taraflarına yürüyün, sokaklarda dolaşın. Eski evlere bakın. Özellikle kapılarına, alınlıklarına, kapı tokmaklarına, pencerelerine bakın. Tahta ve taş işçiliğinin güzel örneklerini göreceksiniz. Hemen hepsi uçuk renk boyalı taş evler arasında yürümek geçmişte yolculuk etmek gibidir. Birdenbire bir minare çıkıverir karşınıza. Aşağıya doğru baktığınızda eski bir kiliseye cami yapmak için eklenmiş olduğunu görürsünüz. Cunda’dakiler hariç Ayvalık’ta ondan fazla kilise vardı. Bunların bazıları günümüze ulaşamadı.

Taksiyarhis Kilisesi kentin en eski mahallesindedir. Balık derisi üzerine işlenmiş aziz portreleri ile ikonları 130 yıl geçmişten geliyor. Bunlardan bir kısmı çalındığı için kilise ziyarete kapatılmıştır.

Agios Yannis Kilisesi Saatli Cami olarak görülüyor. Cumhuriyetten sonra camiye çevrildi. Şimdiki Çınarlı Camisi de Agios Yorgios Kilisesi idi. Gazi İlkokulu avlusunda Hayrettin Paşa Camisi olarak kullanılan Kato Panaya öksüzler için yaptırılmıştı. Feneromeni eski kiliselerin en şanssızlarından olmalı. Zeytinyağı fabrikası olarak kullanılıyor. Stadyum yolu üzerindeki bu kiliseye içinde “kutsal su” bulunduğu için Ayazma deniliyordu. Biberli Cami Agios Nikolaos Kilisesi’nden çevrildi. Ayvalıklı gazeteci-yazar Ahmet Yorulmaz Ayvalık’ı Gezerken adlı kitabında adını belirleyemediği 1899’da yapılmış bir kiliseyi daha ortaya çıkarmış. Sakarla Mahallesi 28. sokaktaki 8 numaralı evin bahçesinde kalan kiliseyi görmek için ev sahibinden izin almanız gerekiyor. (Evin bahçesindeki bir kiliseyi İzmir’in Selçuk ilçesi Şirince Köyü’nde de göreceğiz. Özel mülkiyedeki kiliselerin onlarcasını da Kapadokya’da gezeceğiz.

ŞEYTAN SOFRASI

Ayvalık’ı, körfezin güzel koylarını ve göz alabildiğine uzanan zeytinliklerini kuşbakışı seyretmek için Şeytan Sofrası’na çıkmalı. Sarmısaklı yolunda Şeytan sofrası tabelasından sağa dündüğünüzde masalar, tuvalet, telefon ve su gibi hizmetleri bulabileceğiniz Çamlık Orman Kampı’na, devam edip yokuş yukarı kıvrılan yolu izlediğinizde Şeytan Sofrası’na ulaşacaksınız. Cumhuriyet Alanı’ndan kalkan dolmuşlarla da gidebilirsiniz. Tepe aslında eski bir lav birikintisidir. Yuvarlak bir sofraya benzer. Bir lokanta da bulunan tepede manzara nefis, özellikle günbatımında fotoğraf için çok uygun. Demir bir kafes içinde de şeytana ait olduğu söylenen kocaman bir ayak izi var. Ayak izinin büyüklüğüne ve ayakkabı fiyatlarına bakarsanız “şeytanın pabucu” epeyce pahalı olmalı. Demir kafese çaput bağlayanlar ve para atanlar da oluyor. Şeytan Sofrası’nın yanıbaşındaki tepeye Tavşan Kulakları deniyor. Beş metre kadar, tavşan kulağına benzeyen iki kaya sanki yapaymış gibi görünüyor.

Tımarhane Adası

Çamlık koyundan yukarı Şeytan Sofrasına dönmeyip devam ederseniz ( eski Murat Reis Oteli’nin arkasından geçen yol) Yarımadanın ucuna, yöredeki adıyla Tımarhane adasına çıkarsınız.

Rumların yaşadığı zamanlarda meyhanesi bol bir köymüş Ayvalık. Halkın yüzde 90’ı içki içen, delisi de bol bir köy. İşte bu yıllarda içkinin dozunu fazla kaçıranları, adanın yakınlarındaki Tımarhane adasına götürüp bırakırlarmış. Sürekli ve sert esen rüzgarda akılları başlarına gelenler tekrar halkın arasına karışırlar; gelmeyenler de rüzgarın çıkardığı seslerle biraz daha oyalanırlarmış.

Ayvalık’ta rüzgar ve meyhaneler şimdi de bol. Ama yüzyıllar öncesinin psikoterapi merkezi Tımarhane adası günümüzde delilere değil, yeşil doğası ve tertemiz sahili ile turistlere ev sahipliği yapıyor.

Çamlık koyunun sonunda, Şeytan Sofrası’nın eteklerinde ve yarımadanın ucunda yer alan Tımarhane adası yalnızca adıyla değil, tepede bulunan ilginç yapılı kayalarıyla da dikkati çekiyor. Girintili, çıkıntılı ve hemen dibindeki manastırı bir ahtapot gibi sarmış kayalar, rüzgarda garip uğultular ve sesler çıkarıyor, adeta ıslık çalıyor.

Adada görülen tek yapı küçük taş manastır. Birkaç kemerli pencere yuvası ve arkasında bir koridoru bulunan bu bakımsız manastır, günümüzde ağıl olarak kullanılıyor. Bölgeye hakim olan taş manastırdan Ayvalık Alibey Adası, Tavuk Adası ve Çamlık koyunun manzarasını seyretmek oldukça dinlendirici. Özellikle Ege’den esen rüzgar, yürüyüşe ve tırmanmaya meraklı doğaseverlere uygun bir ortam oluşturuyor. Rumların “Agia Paraskevi” dedikleri Çamlık koyundaki Sarımsak yarımadasının devamı olan Tımarhane adasına, Türkler “Taşlı Manastır” da derlermiş. 70 yıl öncesine kadar psikoterapi merkezi ve çiftlik binalarının da bulunduğu Tımarhane adası, Cunda adasına giden turistlerin mutlaka uğramaları gereken bir doğa harikası. Yöredeki bir diğer ilginç doğal güzellik ise Dalyan boğazı mevkiinin bir başka kıyısında yer alan “Deliklitaş”. Ortasındaki delik nedeniyle bu adı alan katran rengindeki Deliklitaş, Çamlık koyunun sığ bölümünde, kumdan oluşan bir dilin ucunda bulunuyor. Tekneyle giderseniz karaya oturmamaya dikkat etmelisiniz. Koyun içinde bir de balık üretme çiftliği yer alıyor.

CUNDA ADASI

Taşkahve

Ayvalık’ın karşı tarafındaki adaya Cumhuriyet öncesinde Rumlar “Kokuluada” anlamında Moshinos, Türkler Cunda diyorlardı. Adaya sonradan işgalcilere direnen Ali Bey’in adı verildi. Ada 1964 yılında bir köprü ile Ayvalık’a bağlandı. (Belediye otobüsü ve dolmuşlar da çalışıyor ama yazın dolmuş motorları ile gitmek daha güzel.) Bizce Cunda’ya akşama doğru gidilmeli ki akşam yemeği de orada yenmeli. Ada eskiden deniz ürünleri ve şarap üretilen yerdi. Otomobille gidenler girişte park etmeliler. Zaten bir avuç yer ve daracık sokaklarda yürümek çok keyifli. Sahildeki yüksek tavanlı Taş Kahve’ye girmeyi unutmayın. Adanın etrafı çam ve zeytin ağaçları ile donanmış. Yollardaki arı kovanları kimseyi ürkütmesin, hiç bir zarar vermezler insana. Adanın etrafında otomobille dolaşılabilir ama akşam serinliğinde yaya dolaşmanın tadını vermez. Küçük tepelere çıkıp güneşin son ışıklarının vurduğu adaları, koyları seyretmekten de mahrum kalırsınız.

Taksiyarhis KilisesiAdada çok sayıda kilise, manastır vardı. Çoğu günümüze ulaşamadı. Kiliselerin en büyüğü Taksiyarhis 1873’de yapılmış metropol kilisesiydi. Devasa çanı Bergama Müzesi’nde bulunuyor. Bizans stilindeki kilise gezilebiliyor. Panaya Kilisesi’nin duvar kalıntılarını Bakkal Sokağı’nın başında, Agios Yannis’in dört duvarını girişte, soldaki tepenin üzerinde görebilirsiniz. (Bu tepeye şimdilerde “Aşıklar Tepesi” adı takıldı.)

Adada sekiz manastır bulunduğu biliniyor. “Ayışığı” anlamına gelen Ayios Dimitrios Ta Selina adanın kuzey yönünde, kara uzantısında özgün yapısı ile dikkati çekiyor.

Günün son ışıkları denize düşerken adanın balıkçı lokantalarından birini beğenin. İsterseniz oturmadan önce “Papalina var mı?” diye sorun. Papalina adanın özel balığıdır ve eski meyhanelerin vazgeçilmez rakı mezesidir. Şimdilerde fiyatı düşük diye kimi meyhaneler bulundurmuyor, kimileri de “yok”, diyor. (Meyhaneye Ayvalık’ın içinde gidecekseniz Tenekeciler Sokağı’nı bulacaksınız.) Balık her yerde olduğu gibi burada da azaldı. Yazın kalabalığı da bindirince fiyatlar iyice yükseliyor. Bütün Ege’de olduğu gibi burada da balıkları görerek seçin ve önceden fiyatlarını sorun. Müşteri çokluğuna göre biraz pazarlık etmeniz de mümkün. Çipuranın çiftlikte yetiştirilenini istemezseniz denizden tutulanı pek kalmadı, sinarit de kalmadı. Levrek arasıra çıkıyor ve çok pahalı. Levrek için piyangoculardan şansınızı deneyebilirsiniz. Bir numara seçip tombalada size çıkarsa lokantaya verip pişirtirsiniz ve şansınızın armağanı ile mükkellef bir ziyafet çekersiniz. Mezgit’in bir türü olan ve Ayvalıklıların bakalaros dedikleri balıktan güzel bir buğulama deneyebilirsiniz. Ahtapot her zaman bulunabilir. Aslında bir çorba balığı olan ıskorpitin buğulaması da bulunabiliyor. Sofranızda Ege’nin ot mezelerini unutmayın. Değişik ekşi tadıyla radika her zaman bulunur ama diğerleri bir görünüp bir kaybolur. Hindiba, turp otu, arapsaçı, istifno gibi Ege otlarından yapılan yemek ve mezeleri sorun ve bulursanız istemeyi unutmayın. ( Adlarından anlaşılacağı gibi bir kısım otlar, balıklar ve mezeler Rumca adları ile bilinmeyi sürdürüyor. ) Bakladan yapılan fava da dereotuyla ve halis zeytinyağıyla süslenip gelmeli sofranızda. Fiyatına aldırmazsanız ıstakoz dahil “lüks” deniz ürünlerini bulabilirsiniz. Ayvalık bir zeytin ve zeytinyağı memleketi olsa da siz tavada kızaracak balık istemişseniz, zeytinyağında istediğinizi özellikle belirtin. Tuhaf ama en güzel zeytinyağının üretildiği yörelerde lokantalar çoğu zaman çiçek yağı kullanıyorlar. Sorarsanız “hafif oluyor,” diyorlar ama işin aslı öyle değil, çiçek yağı daha ucuz da ondan.

Patrice Köyü

Cunda’nın öbür tarafında ıssız sessiz bir yer. Bu eski Rum köyünün kimi evleri restore edilmiş. (Konaklamak veya yemek yemek için tek tesis Bıyıklı’nın Yeri Tel: 266.327 17 68). Köyün “pina” denilen dev boyutlu midyelerinden yemeyi unutmayın. Meraklıysanız denizin dibinde diklemesine duran bu dev midyelerden toplamak için dalabilirsiniz.

SARMISAKLI PLAJLARI

Ayvalık’ın oteller ve plaj bölgesi Sarmısaklı’dır. İlçe merkezine beş km. uzaklıktaki plajın kumsalı dört km. uzunluğundadır. Plajlar açıktır ve ücret ödenmez. Kıyı boyunca ve kısmen içerilerde 5 yıldızlıdan pansiyona her düzeyde konaklama tesisi ile lokantalar bulabilirsiniz. Ayvalık – Sarmısaklı arasında çok sık ve yaz aylarında geç saatlere kadar minibüs seferi vardır.

Sarmısaklı’dan sağa dönüp devam ettiğinizde yol küçük koylara götürür sizi. Badavat koyu da bunlardan biridir. Sarmısaklı plajına göre daha sakin olan koyda otel, pansiyon ve lokanta bulabilirsiniz.

ADALAR

Ayvalık koyu 22 küçük adayı barındırır. Cunda dışında hiçbirinde yerleşim yoktur. Ara sıra balıkçılar mola verirler. Motorlarla bu adalara geziler düzenlenir. İnce kumlu, uzun plajı ile Altınova Ayvalık-Ören arasındadır. Yazlık tatil sitelerinin yoğunluğu hemen göze çarpar.

Ayvalık zeytin kokuyor, İmbatla gelen deniz kokuyor, bir de yosun kokuyor. Sokakları, evleri, ibadethaneleri ile de tarih ve kültür kokuyor. Ayvalık’tan göçenlerin burayı hiç unutamamaları boşuna değil. Görünce anlıyorsunuz.

Önde bir güzel yapı, arkasında bir çan kulesi ve yanında yükselen minare. Hepsi bir fotoğraf karesinin içine sığıvermiş. Böyle ne çok fotoğraf çekilebiliyor Ayvalık’ta. Çok aramaya gerek yok, sağınıza solunuza bakmanız, biraz da ayrıntılar ile ilgilenmeniz yeterli.

(daha fazla…)

DEVAMINI OKU >> Facebook ta Ayvalık

Sebo - 17 Ocak 2010

Cebrail Temel 14 Ocak, 2010

MULTIPL SKLEROZ SEMPTOMLARINI ALEVLENDIREN FAKTÖRLER
NELERDIR?

MS semtomlarini presipite eden en önemli faktörler, enfeksiyon, travma ve gebeliktir. Fakat yapilan bazi çalismalarda bunlarin hiç birinin de yeni atak gelisimini kolaylastirdigi gösterilememistir. Çesitli diger serilerde ise üst solunum yolu veya 4gastrointestinal viral enfeksiyonlarin %5-50 oraninda alevlenmeye yol açtigi bildirilmistir.
Gebelik, risk faktörü olarak belirlense bile bu dönemde alevlenme görülmez, fakat postpartum 3 ay riskli bir dönemdir.
Kadinlarin %43′ünde menstruasyondan önceki günlerde semptomlar alevlenmektedir.
Travma ile ilgili olarak da çeliskili sonuçlar elde edilmektedir. Bir çalismada özellikle travmanin oldugu ekstremitede MS atak bulgulari’nin ortaya çiktigi savunulurken, diger bazi çalismalarda böyle bir iliski saptanamamistir.
Asilar’ in MS atagini provoke edip etmedigi de tartisilan önemli konulardan biridir. Bu konu ile ilgili çeliskili sonuçlar mevcuttur. Asilar içerisinde özellikle hepatit B ve tetanoz asilari pek tavsiye edilmez. Burada hastanin meslegini de göz önünde bulundurarak, arti ve eksileri degerlendirerek sözü geçen asilara karar vermek gerekir.
Stres Günümüzde pek çok hastaligin olusumunda stresin önemli bir payinin oldugunu bilmekteyiz. MS de de stres önemli bir risk faktörüdür. Remisyondaki MS hastalari strese maruz kaldiklarinda akut atak geçirebilmektedirler.
Yorgunluk ve uykusuzluk MS semptomlari arasinda zaten oldukça sik olarak görülen yorgunlugun daha çok santral orijinli oldugu bilinmektedir. Hastalara günlük yasantilarinda çok yorulmamalari asiri egzersizden kaçinmalari ve uykusuz
kalmamalari önerilir.

DEMIYELINIZASYON’ UN OLUSTURDUGU FIZYOPATOLOJIK DEGISIKLIKLER
Demiyelinizasyon’un en önemli etkisi ranvier bogumlari arasindaki elektrik akimini engellemektir. Akut gelisen ve birkaç gün içerisinde düzelen
demiyelinizasyonda sinir liflerindeki iletim blogu patolojik olarak kabul edilmez,fizyolojiktir. Bu durumda düzelmeye yol açan neden remiyelinizasyon degil, lezyon çevresindeki ödem ve akut inflamatuar degisikliklerin gerilemesidir. Muhtemelen remiyelinizasyon da oluyordur fakat bu kismi ve yavas bir süreçtir ve bunun sinir sistemindeki fonksiyonel etkileri bilinemez.
MS’un klasik bir bulgusu, çevre isisinin artisi ve egzersizle semptomlarin alevlenmesidir (Uhthoff Fenomeni). Örnegin sicak banyoda hastanin bir ekstremisinde uyusma veya güçsüzlük gelisebilir veya tek tarafli görme bulanikligi ortaya çikabilir. Bunun nedeni, sicagin sinir liflerindeki elektriksel geçisi bloke etmesidir. Iletim blogu gelismesindeki bir diger etken de demiyelinize sinir lifleri çevresindeki iyonize kalsiyum konsantrasyonunun artisidir.
Hastalarda sigara içmek, yorgunluk ve yukarida bahsedilen bir takim etkenlerle beliren bu reversibl mini ataklar, akut bir MS atagi olarak
degerlendirilmemel idir.

MULTIPL SKLEROZ SEMPTOMLARINI ALEVLENDIREN FAKTÖRLER
NELERDIR?

MS semtomlarini presipite eden en önemli faktörler, enfeksiyon, travma ve gebeliktir. Fakat yapilan bazi çalismalarda bunlarin hiç birinin de yeni atak gelisimini kolaylastirdigi gösterilememistir. Çesitli diger serilerde ise üst solunum yolu veya 4 gastrointestinal viral enfeksiyonlarin %5-50 oraninda alevlenmeye yol açtigi bildirilmistir.
Gebelik, risk faktörü olarak belirlense bile bu dönemde alevlenme görülmez, fakat postpartum 3 ay riskli bir dönemdir.
Kadinlarin %43′ünde menstruasyondan önceki günlerde semptomlar alevlenmektedir.
Travma ile ilgili olarak da çeliskili sonuçlar elde edilmektedir. Bir çalismada özellikle travmanin oldugu ekstremitede MS atak bulgulari’nin ortaya çiktigi savunulurken, diger bazi çalismalarda böyle bir iliski saptanamamistir.
Asilar’ in MS atagini provoke edip etmedigi de tartisilan önemli konulardan biridir. Bu konu ile ilgili çeliskili sonuçlar mevcuttur. Asilar içerisinde özellikle hepatit B ve tetanoz asilari pek tavsiye edilmez. Burada hastanin meslegini de göz önünde bulundurarak, arti ve eksileri degerlendirerek sözü geçen asilara karar vermek gerekir.
Stres Günümüzde pek çok hastaligin olusumunda stresin önemli bir payinin oldugunu bilmekteyiz. MS de de stres önemli bir risk faktörüdür. Remisyondaki MS hastalari strese maruz kaldiklarinda akut atak geçirebilmektedirler.
Yorgunluk ve uykusuzluk MS semptomlari arasinda zaten oldukça sik olarak görülen yorgunlugun daha çok santral orijinli oldugu bilinmektedir. Hastalara günlük yasantilarinda çok yorulmamalari asiri egzersizden kaçinmalari ve uykusuz kalmamalari önerilir.

MULTIPLE SKLEROZ VE D-VITAMINI
ABD li bilim adamları, D vitamininin multiple sclerosis (MS) hastalarında pozitif etki yaptığını saptadı.

Günde 1000 ünite D vitaminini 6 ay kullanan hastalarda, D vitamininin kandaki kimyasal etkiyi değiştirerek, hastalarda pozitif etki yarattığı gözlendi.

Yapılan araştırmanın küçük boyutta olduğuna değinen araştırmacılar, 6 ay sonra hastaların kanlarında yapılan araştırmada, büyüme faktörü olan beta-1 in (TGF-Beta) değişiminin yükseldiğini belirledi. Beta-1 in vücudun bağışıklık sisteminin eksilme ve sindirilmesinde önemli rolü olduğu biliniyor.

Araştırmada, vitamin D kullanan hastalarda, interleuken-2 oranının da düştüğü gözlendi. İnterleuken-2 nin hücrelerle ilişkili olarak, multiple skleroza neden olduğu biliniyor.

Fareler üzerinde yapılan araştırmalarda ise, D vitamininin MS hastalığının oluşmasını önlediği belirlendi.

D vitaminini vücudun cilt vasıtasıyla güneş ışınlarından aldığına değinen araştırmacılar, multiple skleroz hastalığının ekvator ülkelerinde sıfıra yakın oranda olduğunu açıkladı.

Güneş ışınlarının yüksek bölgelerde cilde daha iyi etki yaptığına değinen bilim adamları, bu yüzden MS hastalığının rakımı düşük bölgelerde daha çok görüldüğüne işaret ediyor.

D vitamininin, bağışıklık sisteminde olduğu gibi, kemik sağlığında da yararlı olduğu biliniyor.

*************************
MULTIPLE SKLEROZ HASTALARI ICIN BESLENME ONERILERI
1. Günlük olarak tükettiğiniz protein miktarını azaltın; günlük kalori gereksiniminizin %10 unu proteinlerden temin edin. Hayvansal proteinler yerine mümkün olduğunca bitkisel proteinler tüketin (mercimek, soya gibi).

2. Süt ve süt ürünlerini azaltın, bunların yerine diğer kalsiyum kaynaklarını kullanın.

3. Mümkün olduğunca suni gübreler kullanılmadan ve mevsiminde üretilen (sera olmayan) meyveler yiyin. Ekmek ve benzeri yiyeceklerin hammaddelerinin de bu şekilde üretilmiş olmasına özen gösterin.

4. Poliunsature (çok zincirli doymamış) bitkisel yağları, margarinleri, tüm hidrojenize yağları, kısacası tüm yağları diyetinizden çıkarın. SADECE SAF ZEYTİN YAĞI KULLANIN (mümkünse doğrudan bahçesinde zeytin üreten ve bundan yağ elde edenlerden alın).

5. Omega-3-yağ asitlerini düzenli olarak tüketin (balık, keten tohumu yağı, kenevir yağı).

6. Daha çok sebze ve meyve tüketin.

7. Zencefil ve zerdeçal ı düzenli olarak yiyin.

MS TESHISI
LABORATUAR BULGULARI

Öykü ve nörolojik muayene bulgulari ile RR-MS tanisi konulsa bile laboratuar bulgulari ile bu taninin desteklenmesi gerekir. Fakat surasi da unutulmamalidir ki sadece laboratuar bulgularina dayanarak MS tanisi konulamaz. Hastalik teshisinde eskiden beri kullanilan Poser tani kriterleri artik terk edilmis,bunun yerini McDonald ve arkadaslarinin tani kriterleri almistir.

DIGER LABORATUAR BULGULARI

Görsel uyarilma potansiyeli : Visual Evoked Potential (VEP),
Isitsel uyarilma potansiyeli : Brainstem Auditory Evoked Potential (BAEP), Duysal uyarilma potansiyeli: Somatosensorial Evoked Potential (SEP), tetkikleri araciligiyla özellikle asemptomatik lezyonlar saptanabilmektedir.
Bir çalismada kesin MS olgularinin %70′inde, olasi MS olgularinin ise
%60′inda anormal VEP yaniti bulunmustur. BAEP anormalligi, kesin MS’da %47, olasi MS’da %20′dir.
SEP, anormalligi ise kesin MS’da %69, olasi MS’da ise %51 oraninda elde edilmistir..

CT BULGULARI
Çift doz kontrast madde vererek ve inflamasyondan bir saat sonra CT tetkiki yapilarak akut dönemde MS plaklarini görme sansi artirilabilir.
Burada karisikliga yolaçan iki durum vardir:
1- Akut plaklar, halka seklinde (Ring) kontrast tutan görüntüler verebilir. Bu görüntüler tümör ve apse ile karisabilir.
2- SSS lenfomalari da periventriküler lezyonlara yolaçabilir ve steroid tedavisinden sonra bu lezyonlar kaybolabilir.
Kronik MS olgularinda kortikal atrofi gelisir.

MANYETIK REZONANS GÖRÜNTÜLEME (MRG) BULGULARI
MRG, MS için ilk kez 1981 yilinda Young ve arkadaslari tarafindan
kullanilmistir.
MRG, serebrum, beyinsapi, optik sinir ve spinal korddaki asemptomatik plaklari belirlemede CT’den daha üstündür. Tedavi monitorizasyonunda en güvenilir parametrelerden biridir. MR aktivitesi klinik aktivitenin 5-10 katidir.
MS olgularinin %85′den fazlasinda periventriküler, lateral ventrikül uzun aksina dik, ovoid yapida, çapi 0,5-3 cm. arasinda degisen lezyonlar görülür. Bu görünüme “Dawson’s Finger” denir.
Bu görüntülere neden olan etken subepandimal ve derin beyaz cevher medüller venlerinin etrafindaki demyelinizasyondur.
Periventriküler lezyon yükü ile kognitif fonksiyon bozuluklari arasinda yakin
iliski vardir.
Ikinci sikliktaki yerlesim alani Korpus Kallozum’dur. Klinik olarak kesin MS tanisi alan olgularin %50-90′inda bu yerlesim görülür. Korpus Kallozum lezyonlari sagital planda daha iyi görüntülenirler.
MRG’de çogu plak T1 agirlikli görüntülemede izo-hipointens, T2 agirlikli görüntülemede ise hiperintenstir.
Plaklar, sentrum semiovale, beyinsapi ve serebellumda da yerlesim
gösterebilirler. Yetiskin MS plaklarinin %10′u infratentorialdir. Bazal ganglion hipointensitelerine %10-25 oraninda rastlanmaktadir. MS plaklari %5-10 oraninda gri
maddede yerlesim gösterir.
Ilerlemis MS olgularinda T1 agirlikli görüntülemede hipointens “Black Holes”
denen lezyonlar görülebilir. Bunlar, matriks destrüksiyonuyla birlikte belirgin nörolojik
hasari ve klinik progresyonu gösterir.
MS’da MRG olarak üç tip lezyon görülebilir:
1- Küçük soliter yuvarlak veya oval lezyonlar (Max. çap < 10mm.)
2- Genis soliter yuvarlak veya oval lezyonlar (Çap > 10mm.)
3- Konfluens gösteren, daha genis, iki veya daha çok yuvarlak ve küçük
lezyonun birlesmesinden meydana gelen düzensiz görünümlü veya 5
mm’den kalin olan lineer lezyonlar (Min. > 5mm.) Periventriküler konfluens
kalicidir.

MS’de daha önce de belirtildigi gibi artik McDonald tani kriterleri
kullanilmaktadir (McDonald et al. Recommended Diagnostic Criteria for MS.
Ann Neurol 2001; 50:121-127)
Periventriküler hiperintensite pek çok patolojik durumda ve hatta normal yaslilik
döneminde bile görülebilir. Fakat yasliliktaki periventriküler degisiklikler daha hafiftir
ve lezyon sekilleri MS’dekine göre daha düzdür.
Tüm bu kriterleri klinikle korele etmek gerekir.
Çocuklarda MRG bulgulari eriskinlerden çok farkli olmamakla birlikte,
tumefacient plaklar ve posterior fossa plaklari bu grupta daha sik görülür. Plaklar, bazen beyin tümörleriyle karisan görünümler verebilirler fakat bu son durumda kitle etkisine ait bulgulara rastlanmaz. Bazen eriskinlerde de MRG’de tümör benzeri görünümlere ve meningeal tutuluma rastlanabilir.
MS lezyonlarinin akut dönemde kontrast tutmasinin nedeni kan-beyin bariyerinin bozulmasidir. Bunu vazojenik ödem ve demiyelinizasyon izler. Kan-beyin bariyerinin düzelmesi için yaklasik olarak 8 hafta gerekmektedir. Daha sonra 4 -8 hafta içinde ödem çözülür, astrositik proliferasyon gelisir. Lezyonlarin kontrast 13 tutmasi 6-12 hafta içinde giderek azalarak kaybolur. Kontrastli MRG tetkikinde kesintili halka (open ring) görünümünün MS için tipik oldugu belirtilmektedir. MRG’de
kontrast tutan ve tutmayan lezyonlarin ayni anda bulunmasi bu lezyonlarin daha çok MS ile uyumlu oldugunun bir göstergesidir.
MRG de , hastalik aktivasyonunu gösteren belirtilen sunlardir.
1- Yeni lezyonlarin ortaya çikisi,
2- Kaybolan bir lezyonun yeniden ortaya çikmasi veya reaktivasyonu
3- Eski lezyonlarin genislemesi veya reaktivasyonu , 1 cm den küçük lezyonlarda %70 lik. 1 cm den büyük lezyonlarda ise %10 luk bir büyümenin olmasi aktivasyonu göstermektedir.
4- Lezyon çapinda artis olsun veya olmasin bir lezyonun Gd tutmasi. Bir
lezyonun kontrast tutmasi, kan beyin bariyerinin bozuldugunun bir
göstergesidir. Kontrast tutan lezyonlarin %56 si derin beyaz maddededir (non-periventriküler) %23’ü periventriküler, %21’i de gri beyaz madde sinirindadir.
5- Periventriküler lezyonlar daha çok kronik lezyonlardir. Akut lezyonlar
siklikla korono radiata ve sentrum semiovale beyaz maddesinde yeralir.
Aktif lezyonlarin seyriyle ilgili yapilan bir çalismada bu plaklarin %59′unun küçülerek kayboldugu, %25′inin aktivitesini sürdürdügü, %16’sinin konfluens gösterdigi anlasilmistir.
Spinal kordun görüntülenmesi MS tanisinda MRG sensitivitesini arttirmaktadir.
Bununla birlikte spinal kordun görüntülenmesinde bir takim güçlükler vardir. Bunlarin
basinda hareket artefaktlari gelmektedir. Spinal ve kortikospinal yoldaki bir plak beynin herhangi diger bir yerindeki plaga göre daha çok klinik belirti verir.
Spinal kordu etkileyen ve MS ile karisabilen bir takim hastaliklar da vardir.
Bunlar:
Devic hastaligi: Bunda spinal kordun birden fazla segmentinde ödemle uyumlu lezyon bulgulari vardir. Beyin patolojisine rastlanmaz. MS’da ise spinal kordda daha küçük bir segmentte lezyon görülür.

Klinik olarak kesin MS tanisi alan spinal kord lezyonlu olgularda MRG tetkikinin yanisira patolojik incelemeler yapilmis ve bunlarin %10′unda beyinde ya hiçbir lezyon bulunamamis ya da çok az lezyon görülmüstür.
Bu nedenle MS tanisi süpheli olan olgularda spinal MRG tetkikinin ayri bir önemi bulunmaktadir.
Son yillarda yapilan ve RR-MS ve Kronik Progresif Formdaki MS olgularini içeren iki çalismaya göre spinal korddaki yeni gelisen lezyonlar, beyinde gelisen yeni lezyonlara göre daha çok semptomatik olmaktadir.
Bir diger çalismada MS’a bagli Izole spinal kord sendromu olan hastalarin %64′ünde servikal bölgede lezyon gösterilmis, bu oran torakolomber bölge için %28 olarak belirlenmistir. 14
PPMS ve SPMS MS’da MRG’de genellikle spinal kord atrofisi görülse de aralarinda genel MRG bulgulari olarak bazi farkliliklar bulunmaktadir.
- PPMS’da yeni lezyonlara daha az rastlanir. Lezyonlar küçüktür ve kontrast madde tutmaz.
- RR-MS veya SPMS’da ise lezyonlar daha yaygin ve büyüktür. Yeni lezyonlarvardir. Lezyonlar kontrast madde tutar.
Spinal kord anormallikleri, Fast Spin-Echo veya Turbo Spin-Echo sekansları ile daha iyi görüntülenebilir. Fast Fluid- Attenuated Inversion Recovery Imaging
(Fast FLAIR) teknigi ile daha çok juxta-kortikal lezyonlar belirlenebilir, fakat bu teknik sipnal kord ve posterior fossa lezyonlarini belirlemede yetersizdir.
Magnetik Rezonans Spectroscopy (MRS), noninvasiv bir tetkiktir ve MS
plaklarindaki metabolik degisikleri ve MS prognozunu belirlemede önemi vardir. . N-acetyl aspartate (NAA) sadece nöronlarda bulunur, kronik MS lezyonlarinda NAA piki azalir. Çesitli farkli görüsler olmasina karsin bu kimyasal degisikligin akson kaybinin bir yansimasi oldugu kabul edilir.

Spektroskopik görüntüleme ve relaksasyon analizi teknikleri ile standart MRG de normal görünümlü beyaz maddenin (NAWM) aslinda anormal oldugu anlasilmaktadir. Magnetisation Transfer Imaging (MTI) ve T2 relaksasyon analizleri ile stabil lezyonlardaki demiyelinizasyon derecesi saptanabilir.

“Alıntıdır Facebook”

DEVAMINI OKU >> MS Hastası ve yakınları için Bilgiler

Sebo - 17 Ocak 2010

Uçak pistini flamingolar bastı

filamingolarBalıkesir’in Ayvalık ilçesine bağlı Küçükköy Beldesi sınırları içindeki Sarımsaklı mevkiinde bulunan küçük motorlu ilaçlama uçaklarının doğal pist olarak kullandıkları havaalanı flamingoların yuvası oldu.
16.01.2010 09:29:44

SUAT SALGIN/BALIKESİR

Yaz mevsimine zeytin ilaçlama ve küçük araştırma uçaklarının doğal pist olarak kullandığı alan, kış aylarında deniz seviyesinden alçaklığı ve yağmur sularının birikmesi ile doğal bir gölcüğe dönüşüyor. Ayvalık’ta Tuzla ve Badavut gölcüklerinde az sayıda da olsa görünen Flamingolardan yüzlercesi geçtiğimiz günlerde bu doğal uçak pistinde oluşan gölcükte ki görüntüleri vatandaşlar tarafından ilgi gördü.

Çevrede oturan sakinler gördükleri yüzlerce Flamingo ile ilgili şaşkınlıklarını belirterek, “Burada ilk defa bu kadar çok Flamingoyu bir arada gördük, çok güzel bir görüntü sergiliyorlar. İnşallah burada uzun süre kalırlar” diye konuştular.

Flamingolar, uzun ve ince bacaklara, yine uzun, eğri bir boyuna ve rosa rengi tüyleri ve kıvrık gagaları ile gölcükte ki çamurlardan yedikleriyle beslenen Flamingolara çevredeki ev sahiplerinin de yemek artıklarını verdikleri öğrenildi. Durgun sulara sahip göl, tuz gölü ve lagünlerde büyük topluluklar halinde yaşayan Flamingoların ne kadar süre daha uçak pistinde yaşayacakları merakla bekleniyor.

DEVAMINI OKU >> Flamingo

28.10.2008

SÖYLEŞİ

http://www.teksatir.com.tr/
Adresinden alıntıdır.

Filiz_AliFiliz Ali

Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi… Müzikbilimci Prof. Filiz Ali’nin gerçek olan rüyası…

Nilgün Güresin’in bu haftaki TEKSATIR konuğu piyanist, müzikolog ve eğitimci Sayın Prof. Filiz Ali.

Prof. Ali, ‘Bu bizim ülkemizde de yapılmalıdır’ diyerek keman virtüozumuz Ayla Erduran ile birlikte 1998′de kurdukları Ayvalık Uluslararası Klasik Müzik Akademisi’nin – AIMA’nın hayat hikayesini bizimle paylaştı.

Sayın Filiz Ali ile yaptığım bu röportaj bir ‘anılar resmi geçidi’ gibi oldu. Okuyunca tanıdık, bildik bir dizi isme rastlanacak… Sayın Ali zaten yıllardır Ayvalık’lı; ben de mitos diyarında yeni bir Kuzey Ege’liyim. Üstelik de eski bir Eczacıbaşı çalışanıyım; Sayın Şakir Eczacıbaşı ilk mentorumdu. Olağanüstü bir vizyoner olduğuna inandığım Dr. Nejat Eczacıbaşı’nın ise ülkemizin kültür ve sanat hayatına olan katkılarını yakinen biliyorum

Ayvalık’da, müzikolog ve eğitimci Sayın Filiz Ali’nin gerçekleştirmiş olduğu bu rüya, AIMA-Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi, 10 yıl boyunca çalışmalarını Ümit ve Cem Boyner’in evlerinde sürdürdü; aynı zamanda son 3 yıldırda Haluk Barutçuoğlu’nun Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı’na bağışladığı binasında çalışmalarına devam ediyor. Amatör bir ruhla, adeta bir ütopyanın peşine takılarak yola çıkılmış; katedilen yol insanı heyecanlandırıyor. AIMA sadece bir müzik kurumunu sanat haritasına yerleştirmekle kalmamış, Ayvalık da, Avrupa’da, bir klasik müzik merkezi olarak anılır olmuş.
Filiz Ali’yi dinlerken, ürperdiğimi hissettim.

Ve ben, bu röportajı yapmak zorundaydım… Hem sanat ve kültüre, hem Ayvalık’a, hem Eczacıbaşı gibi duyarlı kuruluşlara ve hem de AIMA’yı yoktan var eden Sayın Filiz Ali’ye ve tüm destekçilerine boynumun borcudur;  herkes bu başarı öyküsünü okusun, duysun, bilsin ve desteklesin istedim…

‘Güzel ve yalnız Türkiye’ için hala umut var…

Nilgün Güresin sordu; Sayın Filiz Ali yanıtladı.

border=0>

TekSatır:
2008′de AIMA 10. yılını doldurdu. Bu vesileyle bir de kitap yayınlanıyor; arşivlik bir çalışma. Bu günlere nasıl geldiniz?

Filiz Ali:
‘Mitos Diyarında Çağdaş Bir Kültür Odağı- Ayvalık’tan Bir Masterclass Öyküsü’ kitabı, bizim 10. yılımız münasebetiyle yapıldı. 2008 Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’nin (AIMA) 10. yılıdır. Sadık Karamustafa’nın verdiği bir fikirle yola çıkıldı. Öyle bir kitap yapalım ki hem AIMA’nın 10. yılı kutlansın ve hem de Ayvalık’la ilgili olsun diye düşünüldü. Sadık Karamustafa başka ilginç öneriler de ortaya attı: ‘Enis Batur, eğer kabul ederse, seninle bir röportaj yapsın ve AIMA’nın oluşum hikayesini anlattığın bu röportajı biz kitabın içersine dağıtalım ve hatta hikayende adı geçen kişilerle de konuşalım, onlardan da yazılar alalım’ dedi.  Nitekim sonuçta hem bizi, çalışmalarımızı, öğrencilerimizi ve hem de Ayvalık’ın dünü ve bugününü anılarla, sohbetlerle anlatan, fotoğraflarla zenginleştirilmiş güzel bir yapıt ortaya çıktı.

TekSatır:
Bu özgün kitabın sonundaki ‘Bitirirken…’ başlıklı yazınızda hem AIMA Projesinin 10 yıllık başarısına ve hem de kitaba katkısı olanları tek tek anıyor ve onlara teşekkür ediyorsunuz. İsimleri burada sayabilmek imkansız, iş hayatından, sanata dek kocaman bir liste; insan gurur duyuyor. Diyorsunuz ki: ‘AIMA’ya destek olmuş kişi ve kuruluşlar, ister hayatımıza değip geçmiş olsunlar, ister ilk günden beri yanımızda olsunlar, onların inançları sayesinde bugüne ulaştık’…
Projeden söz etmeden önce şunu öğrenmek istiyorum: Bu özel kitabı nasıl bulabileceğiz?

Filiz Ali:
Az sayıda, sadece 250 adedi kitapçılarda satışa verilecek. Dolayısıyla kütüphanelerinde ve arşivlerinde bulunmasını isteyenlerin takip etmesi gerekiyor.
Aslında hem Türkçe ve hem de İngilizce yayınlamak isterdik ama maalesef şimdilik olamadı.

TekSatır:
Birçok insan, şu veya bu nedenle Türkiye’yi terk edip, yurtdışına yerleşmek için fırsat ararken, siz gidip Ayvalık’da üstelik de iddialı bir ‘uluslararası’ müzik akademisi kuruyorsunuz ve başarılı da oluyor.
Bu bir ütopyamıydı? Ayvalık niçin seçildi?

Filiz Ali:
Benim Ayvalık’da başlattığım ve masterclass’ın Türkçe karşılığı olan ‘uzmanlık dersleri’ özellikle Avrupa’da ve Amerika’da zaten çok sayıda mevcut. Ben de örnek olarak yurtdışındaki masterclass programlarını aldım. Zaten senelerce yurtdışındaki bu çalışmalara gıpta etmiştim.

TekSatır:
Bir müzikolog olarak mı?

Filiz Ali:
Sadece o da değil… Ben müzikologum ama aynı zamanda da eğitimciyim.15 yaşımdan beri ders veriyorum. Önce piyano dersleriyle başladım, şan ve enstrüman öğrencilerine yıllarca eşlik ettim; şehir operasında korrepetitörlük yaptım; Ankara ve İstanbul Devlet Konservatuvarları’nda hocalık yaptıktan sonra Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Müzikoloji Bölümünün 10 yıl başkanlığını yaptım ve bölümü geliştirdim.

Dolayısıyla, benim bütün hayatım çok önem verdiğim eğitim içersinde geçti.

Türkiye’nin dışında yaşamayı kendi eğitimim sırasında, gençlik yıllarımda düşünmüş olabilirim. Amerika’da da kalabilirdim ama ülkeye dönmeyi tercih ettim.

‘Niçin Ayvalık?’ın cevabı uzunca…  Öncelikle tabii ki babamla ilgili (Değerli yazar ve şair Sabahattin Ali. İlgilenenler için Bakınız ‘Hıfzı Topuz Röportajı’- TEKSATIR- 7.10.2008).

Her ne kadar baba tarafım Edremit’li olsa da nüfus kütüğümüz Ayvalık’dır. Nedeni de çok gariptir.
Babamın- babası subaylıktan emekli; Arnavutluk isyanı, Balkan savaşı, Çanakkale savaşı, Kurtuluş savaşı, hepsini yaşamış bir asker ve onun bitkin ailesi. Bütün bu savaşlar sırasında ailesini İstanbul’dan Edremit’e göndermiş. Nüfus mübadelesininde biraz öncesi, Cumhuriyet’in kurulduğu yıllarda başka bir iş yapmak amacıyla Ayvalık’a gidiyor. İlk Meclis’de Balıkesir milletvekili olan, fotoğrafçı Ozan Sağdıç’ın da büyükbabası Feritköylü Mehmet Bey diye birisi varmış; aynı zamanda Ayvalık’da büyük zeytinliklerin sahibi. Büyükbabama ‘Benim işlerimi sen takip et’ demiş ve böylece bizim aile Ayvalık’a yerleşmiş. Babam Balıkesir’deki öğretmen okuluna gönderiliyor; 2 yıl sonra da büyükbaba ölüyor. Koca ölüyor ve bu arada daha önce depresyonda olan büyükannem iyileşip, Edremit’e gidiyor. Amcam yapayalnız Ayvalık’da… Bizim bu Ayvalık maceramız biraz aile trajedisi gibidir…

Amcam, Ayvalık’da oturdukları evin penceresinden denize atlayabildiğini anlatırdı; öyle bir yalıymış. Yapı Kredi Yayınları tarafından yayınlanan babamın mektuplarında da bir sürü anı bulmak mümkün. Bir süre sonra aile de dağılıyor zaten.
Esas benim Ayvalık’a dönüşüm 60′lı yıllardadır.

TekSatır:
Nasıl oldu bu?

Filiz Ali:
İlk o zamanlar güneye gitme modası başlamıştı ya… Giderken Ayvalık’da, Teoman ve Beral Madra’larda mola verilirdi. Teoman malum oralı; zeytin işindeler ve orada yerleşikler. Bir sürü de ahbapları var; onları da tanıdım ve git gide bir Ayvalıklı çevresi edindim ve bu hep devam etti.
Sonra güneye gitmemeye başladım ve Ayvalık’da karar kılarak, 1995′de orada bir ev aldım.

TekSatır:
Müzik Akademisinin de Dr. Nejat Eczacıbaşı Vakfı’na bağışlanan bir ev olduğunu biliyoruz.
Ben de artık biraz oralı olduğuma göre şunu merak ettim: bu ev sanatsever bir Ayvalık’lı tarafından mı bağışlanmıştı? Ayvalık’da öylece bomboş duran, kullanılmayan ve aslında restore edilse, birçok başka güzel amaca hizmet edebilecek bir sürü yer var da…

Filiz Ali:
Akademi binası sanatı desteklemek isteyen birisi tarafından bağışlandı ancak Ayvalık’lı değil…

Doğru bir sürü bomboş bina vardır Ayvalık’da. Ne satarlar, ne yararlanırlar. Bu bir mübadil psikolojisi olmalı diye düşünüyorum.

TekSatır:
Üzerinden bu kadar sene geçmiş olmasına rağmen, bir gün belki karşı adalara tekrar gideriz falan diye mi düşünüyorlardır; biraz oralı, biraz buralı? Onun için mi bakımsız?

Filiz Ali:
Kim bilir, herhalde… ‘Bir gün elimizden bu da alınabilir’ gibi psikolojik bir şey. Psikoloji genetik olarak devam edebiliyor diye düşünüyorum. Yanlış olabilir ama benim teşhisim bu. Sanki hala tam benimsenmemiş gibi. Tabii bir de şu var: Ayvalık mimarisiyle, kültürel altyapısıyla, tarihçesiyle tamamen Rumlardan kalma bir kenttir. Merkez neyse ki SİT alanı, yoksa bugüne dek yıkılmış ve yerine apartımanlar yapılmıştı. Ama SİT alanı olduğu için de daha bakımsız. Şayet maddi durum müsait değilse, evler tamir edilemiyor ve viraneye dönüşüyor.

Ama şunu da eklemeliyim. Ben çok ilçe gezdim. Yine de Ayvalık ve Ayvalıklılar, Ege ve Akdeniz sahilindeki bütün ilçelerden hem kültür, hem görgü ve hem de yaşam tarzı açısından çok daha ileri, çok daha moderndirler. İkinci bir ilçe yok. O yüzden ben Ayvalık’da oturmayı seçtim. Bütün bu eleştirileri de bir Ayvalıklı olarak yapıyorum.

TekSatır:
Benim de Cunda Adası’nda şahit olduğum bir olay vardır ki bana ‘Aaa, burada, böyle bir sivil bilinç nasıl oluşmuş’ dedirtmiştir.
Geçen yıl Cunda adasındaki Taş Kahvede, bir Pazar sabahı, adanın tüm yerlisi toplanmış, yerel sorunları tartışıyorlardı. Kadın-erkek, her yaştan insan, gayet demokratik ve uygarca, sırayla konuşuyor, söz alıyorlardı. Şaşırdım ve çok da hoşuma gitti. Kentleşmiş bir ada halkı vardı karşımda.
Sizin söylediklerinizi teyid ediyor.

Peki, AIMA’nın Türkiye’de klasik müziğin gelişimine nasıl bir katkısı oldu?

Filiz Ali:
Klasik müzik Türkiye’deki kültür hayatının içersinde zaten küçük bir sosyal katmanı ilgilendirir.
Kültür hayatının içersinde diyorum çünkü bizim edebiyatçımız, ressamımız, heykeltıraşımız, mimarımız dahi klasik müzikle çok fazla ilgilenmez. Shakespeare’ı bilir ama John Dowland’ı bilmeyebilir. Hâlbuki John Dowland, Elizabeth döneminde Shakespeare’ın sonelerini bestelemiş, onları lavta eşliğinde çalmış ve söylemiştir. Bir edebiyatçının Dowland’ı da bilmesi gerekir diye düşünebiliriz. Avrupalı bilir çünkü.
Bazen basındaki köşe yazılarında da görüyorum; Türk bestecilerine veryansın ediyorlar. Neymiş, ‘Türkülerimizi alıp, çok sesli yapıp, gülünç besteler oluşturuluyormuş’ gibi eleştiriler… O yüzden klasik müzik Türkiye’de marjinalliğin ötesine geçemiyor. Adeta bir lüks addediliyor.

Son yıllarda enteresan, faydalı bir gelişme var, klasik müzik bir ‘prestij malzemesi’ olmaya başladı. Özel orkestralar kuruldu; büyük kuruluşlar, ciddi paralar harcayarak,  en önemli günlerinde mutlaka bir klasik müzik konseri düzenler oldular. Dolayısıyla klasik müziğin rafine ve elit bir tarz olduğu kabul edilmeye ve beğenilmeye başlandı.

İşin ilginç yanı, ülkemizde klasik müzik eğitimi bildiğiniz gibi 1930′ların başında Atatürk’ün emriyle kurulmuş olan Ankara Devlet Konservatuvarı’nda başlamıştır. Almanya’dan, Hitler rejiminden kaçan çok önemli anti-Nazi ve Yahudi sanatçıların Türkiye’ye davet edilmesi ile başladı. O değerli kişiler, ünlü profesörler sadece üniversitelere gelmediler. Tıp, Hukuk gibi fakülteleri kuranlar arasında tabii ki Alman ve Yahudi bilim adamları var ama konservatuvar da öyledir. Çok önemli, dünya çapında bir Alman bestecisi olan Paul Hindemith, 1934′lerden itibaren Türkiye’ye gidip, geliyor ve Ankara Devlet Konservatuvarı’nın kuruluş ve işleyiş tarzını hazırlıyor ve önerisi kabul ediliyor. Ayrıca da Almanya’dan kaçmak isteyen, Hindemith’in tanıdığı çok önemli müzisyenler de kontratla davet ediliyorlar ve bu şekilde çok ciddi bir müzik eğitiminin temeli atılmış oluyor.

Bu tamamen Atatürk’ün dehası ve ileri görüşlüğü sayesinde oluyor. Ben de şu anda varlığımı Atatürk’e borçluyum.
Ve bence bütün klasik müzikçiler de O’na borçludurlar. Bunu hiç unutmamak lazımdır.

TekSatır:
Ben de Türkiye’de doğmuş bir kadın olarak her zaman aynı düşünce de olmuşumdur..Bugün bu Müslüman ülkede istediği gibi giyinebilmeyi tüm kadınlar Atatürk’e borçlu olduklarını unutur gibi oldular da…
Röportajlarımdan birine ‘Örtünmeyen Ölür’ başlığını atmıştım. Diğer bazı İslam ülkeleri röportajı sitelerine aldılar…

Filiz Ali:
Bunu inkar edenlere ben o kadar şaşıyorum ki… Nasıl bu kadar bilinçsiz olunabilir diye…
Özellikle de kadınlara çok şaşıyorum.
Ama işte müzisyenler de öyle. Klasik müzik eğitiminin, hatta adına ciddi müzik eğitimi diyelim, Türkiye’de başlamış ve devam edebilmiş ve gitgide gelişmiş olmasına neden olan Atatürk ve O’nun devrimleridir. Bu eğitim sistemi içersinde, 1930′lardan bugüne dek devlet desteğiyle klasik müzik gelişti. Devletin içersinde buna ‘köstek’ olmak isteyenler de oldu; hala da olmaktalar. Ama sistem o kadar iyi kurulmuştur ki, bu hem devam eder ve hem de daha iyi ürünler alınarak yürür.

TekSatır:
Ne anlamda ‘daha iyi ürün’? Yeni besteciler mi; yeni besteler mi; orkestralar mı?

Filiz Ali:
Tümü için söyleyebilirim.
Gerçekten gitgide, alınan ürünlerin geliştiğini ve kalitelerinin de yükseldiğini görüyoruz. Bir kere artık Türkiye’nin birçok bölgesinde konservatuvarların kurulmuş olması çok çok önemlidir. Çukurova’da var; Mersin’ de var; Antalya’da, Eskişehir’de, Malatya’da, Zonguldak’da var ve sanırım Karadeniz Üniversitesi’nde de başladı. İstanbul, Ankara ve İzmir’de tabii ki var ve konservatuvarların yanında çeşitli orkestralar da var. Buralara ciddi bir talep var; sürekli öğrenci yetişiyor.

Ayrıca unutulmaması gereken bir husus daha var: Bizim, 1930′larda başlayan çok sesli müzik tarihimiz henüz 100 yılı bulmadı.

Bir de batıyı düşünün; neredeyse 2000 yıllık bir süreç bu. Hıristiyanlığın ilk yıllarında bile çok seslilik yok; 9. yüzyıldan itibaren başlıyor ki o da zaten kilisede önce yasaklanıyor. Hıristiyanlar da çok sesli olmak istememişler. En az 1000 yıllık bir geçmiş karşımızda. Buna rağmen, Türk 5′leri adını alan, yurtdışına gönderilen ilk bestecilerimiz Ulvi Cemal Erkin, Adnan Saygun, Necil Kazım Akses, Hasan Ferit Alnar, Cemal Reşit Rey’in 20.yüzyıl müziği içerisinde bir yeri vardır. Kalite açısından hiç geri değillerdir; en önemli fark, batılı bestecilerin arkasındaki gelenekten yoksun olmalarıdır.

Türklerdeki müthiş algılama kabiliyetini 20. yüzyıl bestecilerimizde görürüz.

2. kuşak Türk bestecileri arasında İlhan Usmanbaş ve Bülent Arel’i sayabilirim. İkisi de dünya çapında bir çizgi gösterirler. Amerika’da yaşayan Bülent Arel elektronik müzik alanında öncüdür. Yeni kuşaklarda da birbiri arkasına yetişen çok iyi bestecilerimiz var.

Neden Türk eserleri ve Türk bestecileri tanınmaz sorusuna ise şöyle cevap vereyim: Çünkü hiç bir şekilde organize olunamamıştır. Hala ne bir besteciler sendikamız, ne beste yayınevlerimiz var; ne de bestecileri bir araya getiren bir örgüt, ne bestecilerin tüm cd’lerinin toplanmış olduğu kataloglar, ne bir arşiv çalışması. Darmadağınık. Türk bestecilerinin eserlerini çalmak istese bir orkestra, notalarını bulmak için varislere gidecek… Bir tek Adnan Saygun’un basılı notaları var; O’nun yayıncısı da zaten Avrupa ve Amerika’da.
Bir ‘icracılar birliği’miz yok! Tüm gayretler münferit.
Örgütlenme özürlüyüz.

TekSatır:
Gençlerimiz,  yozlaşmış ‘müzik kültürümüz’ içerisinde müziğin hayatlarına ne boyutta anlam katabileceğini nasıl görecekler?

Filiz Ali:
Motivasyon genelde aileden kaynaklanıyor; mutlaka ailede müziğe meraklı birisi oluyor. Ama bazen de çocuk doğuştan yeteneklidir; ailenin müzikle hiç alakası yoktur fakat çocuk direnir, şan öğreneceğim, piyano çalacağım diye tutturur.
Konservatuvarın ilk kurulduğu yıllarda Anadolu’da sınavlar açılır, köylerden bir sürü müracaat olur ve öğrenciler alınırdı.
Diyelim ki köyden gelen bir çocuk belki solist oldu veya orkestra üyesi oldu. Onun çocuğu da müzisyen oldu; sonraki kuşak, anne-babayı da geçecektir. Çevremizde böyle örnekler var kuşkusuz ama Türkiye’nin 70 küsur milyonu içersinde tabii hala çok yetersiz.

TekSatır:
AIMA’nın amaçlarından birinin bu oranı yükseltmek olduğunu düşünebiliriz herhalde…

Filiz Ali:
Elbette. AIMA’da yabancı öğrenciler de var ama esasen biz Türk öğrenciye hitap ediyoruz çünkü biz Türk öğrencinin ayağına dünya çapında hocalar getiriyoruz. Bir Türk öğrencinin Avrupa’ya gidip, o hocayı bulabilmesi hem maddi ve hem de organizasyon bakımından çok güç.
Ayrıca ülkemizin dünya çapındaki sanatçıları, hocaları da AIMA’da ders vermeyi kabul ettiler.
Değerli piyanistimiz, büyük sanatçımız İdil Biret, hayatında ilk defa Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi için ‘masterclass’ verdi. Bu yıl 2.sini de yaptı ve devam edeceğini ümit ediyorum.

TekSatır:
Sayın Ali, sizi dinledikçe heyecanlanıyorum. Ne harika bir inisiyatif…

Filiz Ali:
Biz zaten bu Akademiyi Ayla Erduran ile beraber kurduk ve ilk yıl birlikte çalıştık. 2. ve 3. yıllarda yine bir başka büyük sanatçımız Suna Kan geldi. Hocalarımızın hepsi yabancıdır.
Geçen yıl ilk defa, tüm dünyada çok tanınmış bir viyolonsel hocasını getirebildik. Tanınmışları getirebilmek çok zor, çok külfetli… Hem ücretleri çok yüksek ve hem de vakitleri çok az. Gelmek istemedikleri için değil. Ama örneğin Maria Kligel ne olduğunu bilmeden, cesaret etti geldi; Türkiye’de, Ayvalık diye bir yere…
Ama şunu da ilave edeyim. Gelen yabancı hocalar ve yabancı öğrenciler ve tabii internet AIMA’nın ve Ayvalık’ın Avrupa’da iyi tanınmasını sağladı.

Bir kaç gün önce yine çok tanınmış bir büyük virtüoza, belki ilgilenir diye, bir e-mail gönderdim ve 2 gün sonra ‘Sizin masterclass programınız hakkında çok iyi şeyler duydum ve ilgileniyorum’ diye cevap geldi.

TekSatır:
Demek ki siz AIMA vasıtasıyla Türkiye’yi sadece müzik alanında değil, ülkenin imajına yönelik de tanıtıyorsunuz…

Bunu hep tekrarlıyoruz: ülkeler, yaptıkları gökdelenlerin, stadyumların sayısıyla, büyüklüğü ile değil, yetiştirdikleri, dünyaya mal olmuş kültür adamıyla, sanatçıyla, sporcuyla anılıyor ve tanınıyor.

Filiz Ali:
Bence yöneticiler bunun farkında değiller ama 10 senedir Ayvalık adı, sadece bizim yüzümüzden, internette dolaşıyor. ‘A’ diye girince karşınıza çıkıyor; bir küçük ilçe için bundan daha büyük bir tanıtım olabilir mi?
AIMA artık Avrupa’daki müzik kurumlarının pek çoğunda tanınıyor. Bizi örnek alarak Datça’da, İznik’de, Gümüşlük’de masterclass yapanlar oldu. Ama bizim tarzımız farklı.

TekSatır:
Virtüozları getiriyorsunuz doğal olarak. Sponsor desteğini nasıl buluyorsunuz?

Filiz Ali:
Binanın tüm bakım ve onarımını Dr. Nejat Eczacıbaşı Vakfı üstleniyor. Bu müthiş bir destek… Her bir masterclass için öğrencilerden bir ücret alıyoruz. Yetmediği zaman Eczacıbaşı’nın ve başka sponsorların desteğine ihtiyacımız oluyor. Bu konuda hep zorlandım.
Üstelik de bu, amatörce başlamış bir faaliyet idi. Yeni, yeni kurumsallaşmaya çalışıyoruz.

Şimdilerde AIMA’yı Geliştirme ve Destekleme Derneğini kurmaya çalışıyoruz. Dernek üyelerinin büyük bir bölümünün Ayvalıklı olmasını diliyoruz. O zaman Ayvalıklılar da Akademilerine daha çok sahip çıkacaklardır diye düşünüyoruz.
Aslında enteresandır; biz 10 yıldır Cunda adasındaki Kültür Merkezinde konserler veririz.
300-350 kişilik salon her zaman tıklım, tıklım dolar.

TekSatır:
Sohbetimizi, AIMA gibi bir başka iyi örnekle, Eskişehir’den konuşarak tamamlamak istiyorum.
Siz, Eskişehir Uluslararası Festivali’nin de müzik danışmanısınız. Geçenlerde, Türkiye’de yaşanabilecek en çağdaş kentin Eskişehir olduğu okudum; ilginç geldi ve bir kaç kuşak İstanbullu olarak kıskandım.
AIMA Projesini ve başarısının altında yatan faktörleri konuştuk.

Eskişehir mucizesi hakkında bize neler söyleyebilirsiniz?

Filiz Ali:
Eskişehir Festivali’nin yaratıcısı ve kurucusu çok ileri görüşlü olan Yavuz ve Mümtaz Zeytinoğlu ve aileleridir.
Eskişehir’in müthiş bir sanayi geçmişi vardır; ilk şeker fabrikası orada kurulmuştur. Eskişehirliler aydınlık insanlardır. Ta 70′lerin başında, bir Alman soprano ile beraber şeker fabrikasında piyano ve şan konseri vermeye davet edilmiştim. Çok iyi bir salon ve iyi de bir piyano vardı. Şeker fabrikasının bir filarmoni derneği olduğunu da duymuştum. 50′lerden beri oralarda konserler verilirmiş.
Bu Festival bir taşra kentine ve de oranın sanat hayatına renk kattı, hareket getirdi.

Ayrıca Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen gibi bir ‘dahi’ var.
Anadolu Üniversitesi’ni yaratan kişi de O’dur. Kampüs’ü herkes gidip bir görmelidir; sanki bir vahaya girersiniz; bir doğa harikasıdır. Örnek bir ‘şehircilik’ anlayışını da Eskişehir de görebilirsiniz.
Büyükerşen önce kaliteli bir Üniversite kurdu. Sonra dünyanın her yerinden ender ağaçlar getirip, dikip, tutmasını sağladı. Konservatuvar da O’nun öncülüğü ile kuruldu. Eskişehir’i bir Avrupa şehri haline dönüştürdü.
Eskişehir, ‘Yeni Kent’ oldu. O’nun hızına ve yaratıcılığına ulaşamayan bir takım insanlar eleştirip, duruyorlar ama Türkiye’de Yılmaz Büyükerşen gibi 3 kişi olsa çok farklı işler yapılacağı kanısındayım.

TEKSATIR olarak bu dileğinize katılmamak mümkün değil.
Teşekkürler Sayın Filiz Ali…

Filiz Ali kimdir?

Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi kurucusu ve yöneticisi olan Filiz Ali, İstanbul’da doğdu. Ankara Devlet Konservatuarı Yüksek Piyano Bölümünü bitirdikten sonra Fulbright bursu ile ABD’ye gitti. New England Conservatory (Boston) ve Mannes College of Music (New York)’de eğitimini tamamladı. 1985–86 yıllarında Londra Üniversitesi King’s College Müzikoloji Bölümü’nden Yüksek Lisans derecesi aldı. Ankara Devlet Konservatuarı’nda piyano ve eşlik öğretmeni (1962–65), İstanbul Şehir Operası, İstanbul Devlet Operası’nda korrepetitör (1965–72) ve 1972–85 yılları arasında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda piyano ve eşlik öğretmeni olarak çalışan Prof. Filiz Ali, 1987 yılında Müzikoloji Bölümü’ne geçti. 1990 yılından 2005 yılına kadar kurumda Müzikoloji Bölümü Başkanı olarak görev yaptı. 1989–92 yılları arasında Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nun Genel Sanat Yönetmenliğini yapan Prof. Ali ayni zamanda Uluslararası Eskişehir Festivali’nin de Müzik danışmanı. 1962–1985 yılları arasında TRT Ankara ve İstanbul radyolarında müzik programı yapımcılığı da yapan Filiz Ali, Cumhuriyet, Hürriyet, Yeni Yüzyıl ve Radikal gibi gündelik gazetelerde ve çeşitli dergilerde müzik yazarı olarak çalıştı, halen Radikal gazetesinde yazmaya devam ediyor. Filiz Ali’nin basılmış altı kitabı var. Balkan Müzik Forum’unun kurucularından olan Filiz Ali, 2003 Ekim ayında Uruguay’ın başkenti Montevideo’da toplanan UNESCO, Uluslararası Müzik Konseyi’ne Türkiye temsilcisi olarak katıldı. Filiz Ali 2002 yılından 2004 yılına kadar Açık Radyo’da Kıvılcım Yıldız ile birlikte “Katalog” adlı müzik programını hazırlayıp sundu.

DEVAMINI OKU >> Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi (AIMA)

Sebo - 10 Ocak 2010

Ayvalık’lı Yazara Okuyucu Jesti – Balıkesir

10 Ocak 2010 Pazar 11:49                                Ahmet_YorulmazSuat SALGIN

Balıkesir’in Ayvalık ilçesinin ülke ve dünya genelinde tanıtılmasında büyük emeği geçen Ayvalık’lı yazar Ahmet Yorulmaz’ın isminin ilçede ki bir cadde ve sokağa verilmesi için yoğun bir kampanya başlatıldı.

BALIKESİR (İHA) – Balıkesir’in Ayvalık ilçesinin ülke ve dünya genelinde tanıtılmasında büyük emeği geçen Ayvalık’lı yazar Ahmet Yorulmaz’ın isminin ilçede ki bir cadde ve sokağa verilmesi için yoğun bir kampanya başlatıldı.

İlçede yaşayan ve şimdiye kadar pek çok kitabı yayınlanan, pek çok çeviriyi kitaplaştıran ünlü yazar Ahmet Yorulmaz’ın isminin bir cadde veya sokağa verilmesi için okuyucuları, dostları ve kendisini tanıyan Ayvalık’lı vatandaşlar internet ortamında çeşitli sitelerde oluşturdukları gruplarla yoğun bir kamuoyu oluşturma çalışmalarına başladılar. Ayvalık’ın sevilen isimlerinden ev hanımı Fatma CavluFatma_Cavlu tarafından başlatılan kampanya, sanal ortamda Ayvalık sevdalıları arasında büyük bir ilgi gördü.

Facebook isimli sosyalleşme sitelerinde kurulan guruplarla yoğunlaşan talebin, imza kampanyası ile destekleneceği belirtilirken, özellikle ilçe dışında yaşayan Ayvalıklıların ilçede halen daha kitap ve çevirilerle uğraşan ünlü yazarın isminin mutlaka ilçede ki bir cadde ya da sokağa hatta Ayvalık’ta kurulacak yeni bir kütüphanede ebedileştirilmesi isteniliyor.

“ YAŞAYAN DEĞERLERE SAHİP ÇIKALIM”

Facebook ve birçok internet sitesinde Ayvalık’ta halen daha yaşayan değerlerin ölümünden sonra değil, yaşarken isimlerinin ölümsüzleştirilmesinden yana olduğunu belirten ev hanımı Fatma Cavlu, başlattığı ve kısa sürede büyük bir yelpazeye yayılan kampanyası için, “Ayvalıklı bir vatandaşım. Ayvalık’ın tarihi ve kültürel değerlerinin sonsuza kadar yaşatılması çalışmalarını yürekten destekliyorum. Dünyanın cennet köşelerinden ilçemizin tanıtılmasında ve ilçede önemli eserler bırakanların yaşamları boyunca hak ettiği değeri hayattayken görebilmeleri gerektiğini düşünenlerdenim. Ülke genelinde ve dünyaca ünlü Ayvalıklı yazarımız Ahmet ağabeyimizin de bunu hak ettiğine inanıyorum. Kitaplarıyla ve çevirilerinin yanı sıra makaleleriyle halen daha okuyucularına engin bilgileriyle ışık tutan yazarımızın adının ilçemizde ki onun adına yaraşır bir caddeye, sokağa hatta bir kütüphaneye isminin verilmesini istedim. Bu düşüncemi internet ortamında ortaya koydum. İnanılmaz bir destek geldi. Bir anda facebook ve çeşitli internet sitelerinde bu düşüncem hayat buldu. Meğer ne kadar da çok insan yazarımız Ahmet Yorulmaz’ın bunu çoktan hak ettiğine inanıyormuş” diye konuştu.

İlçenin özellikle en yoğun nüfusunun yaşadığı Aliçetinkaya Mahallesinde ki bazı cadde ve sokaklara Üveyik Sokak, Güvercin sokak gibi isimlerin verilmiş olduğunun altını çizen Fatma Cavlu, “Oysaki bu isimler yerine Ayvalık’a emeği geçmiş ve gerçek değerler olan insanların isimlerinin bu cadde ve sokaklara konulması çok şık olacağını düşünüyorum. Bu düşünceye sahip olan ve şimdiye kadar binlerce kişiye ulaşan kampanyaya destek veren insanlarımız da benim gibi düşünüyorlar” dedi.

Bu amaçla öncelikle Ayvalık Belediye Başkanı Hasan Bülent Türközen ve Belediye Meclis üyelerine bu talebimizi bir dilekçe ile sunacağını ifade eden ev hanımı Fatma Cavlu, gerekirse ilçe genelinde başlatacağı imza kampanyası ile bu düşüncenin mutlaka değerlendirilmesine çalışacağını kaydetti.

BAŞKANIN İSTEĞE SICAK BAKMASI BEKLENİYOR

Öte yandan, ilçede yaşayan vatandaşların çok büyük kısmı Ayvalık Belediyesi’nin bu talebe sıcak bakacağını ve mutlaka ilk Belediye Meclis toplantısında bu kararın çıkacağına neredeyse kesin gözüyle baktıklarını belirtiyorlar.

Ayvalık’ı Gezerken (monografi), Ayvalık’ta İz Bırakanlar, Ayvalık’tan Cunda’dan, Girit’ten Cunda’ya, Kuşaklar ya da Ayvalık Yaşantısı (Roman), Portreler, Savaşın Çocukları ve Cunda Yolu Ayvalık’tan Geçer adlı kitapların yazarı Ayvalıklıların çok sevdiği, sempatik yazar Ahmet Yorulmaz’ın henüz haberinin olmadığı bu kampanya için ne düşüneceği merakla beklendiği belirtildi.

Ayvalık’ta doğan, İzmir, İstanbul ve Ayvalık’ta gazetecilik yapan Ahmet Yorulmaz, ilçede ancak sekiz ay yaşatabildiği bir gazete çıkarttıktan sonra, 1963′te Geylan Kitabevi’ni kurdu. 33 yıl aralıksız kitapçılık yaptıktan sonra, yazabilmek ve çevirebilmek amacıyla emekli oldu.

Yazar Ahmet Yorulmaz’ın, şimdiye kadar onlarca kez baskı yapan kitaplarının dışında, Üçüncü Düğün Çelengi- Kostas Tahçis, Bomba Nurettin- Stratis Çirkas, Eski Tüfekler-Menis Kumandareas, Üçlü Bir Aşk Hikayesi-Vasilis Vasilikos, Eski Selanikliler- Kostas Tomanas,

Konuşmayan Su- Despina Tomazani, Post Avcısı- Stratis Mirivilis, Tombik ile Zıpzıp-Ellis Aleksiyu gibi çevirilerinin yanı sıra, Öldürülenin Eli ve Mucizeler Avlusu adlı iki tanede sahne oyunu kitapları bulunuyor.

DEVAMINI OKU >> AYVALIK’ lı Yazara Okuyucu Jesti.

Sebo - 05 Ocak 2010

DEVAMINI OKU >> TV Dizileri Hitleri bile çıldırttı.

Sebo - 04 Ocak 2010

10. Yıl Marşı’yla turluyorlar

TekneTuru

Hürriyet GÜNDEM 19.08.2009

BALIKESİR’in Ayvalık İlçesi’nde günlük mavi tur düzenleyen bir firma, gemilerinde yaptığı Türk bayraklı etkinlikle birlik mesajı veriyor.

Sabah saatlerinde Ayvalık’tan gemiyle yola çıkan turistler, turun ardından Cunda Adası sahilinde tur firmasının kendilerine dağıttığı Türk bayraklarını sallayarak, çalan 10. Yıl Marşı’na eşlik ediyorlar. Sahilde yaklaşık 20 dakika boyunca marşlar eşliğinde dolaşan geminin güvertesi, kırmızı beyaz renklere boyanıyor. Tur firmasının sahibi Mehmet Pekinli, bu gösteriyi ülkedeki birlik beraberliğin sembolü olması için yaptıklarını söyledi. Gemi yolcularından Şaziye Güngördü ise “Çok güzel bir etkinlik. Türkiye’de barış içinde, huzur içinde hep birlikte yaşamak en büyük dileğimiz” dedi.

Cunda iki yıl sonra Alaçatı olur

Cengiz SEMERCİOĞLU                 22.09.2009

Bizim çocukluğumuzda Ayvalık ve Cunda orta sınıfın yazlık yeriydi…

Ayvalık yine öyle kalacak da, benden söylemesi, iki-üç yıl sonra Cunda’da orta sınıfı görmemiz mümkün olmayacak. Buraya ilk geldiğimde sadece sahil yolunda restoranlar vardı. Son olarak altı, yedi yıl önce geldiğimde ise balıkçılar ara sokaklara dükkan açmaya

başlamışlardı.

Bu sefer geldiğimde ne gördüm?
Çiğdem Kayalı’yı…
“16 yaş küçük sevgili” olarak anılan Uğur Güven’le birlikte Taş Kahve’nin hemen arkasındaki küçük meydanda A La Fon Fon diye bir mekân açmış.
Eskiden mandıra olan taş bir binayı, masasından koltuklarına ve duvarlarına kadar bembeyaz döşeyip çok şirin bir restorana dönüştürmüşler…
Yazı burada geçiren sevgililer Cunda’yı o kadar sevmişler ki, sonunda buraya bir mekân açmaya karar vermişler.
Bu ne demek?
Cunda’nın Alaçatı olacağının ilk işaret fişeği demek.
A La Fon Fon, tarz olarak tıpkı Alaçatı’daki restoranlar gibi zaten…
Cunda’nın içindeki güzel taş binalar da son bir, iki yıl içinde el değiştirmiş.
Yeni sahipleri bu kış restorasyon çalışmalarına başlıyor, önümüzdeki sezondan itibaren çok A La Fon Fon bir Cunda’yla karşılaşacağız…

ımparatorlar hep böyle mi olur?

Ayvalık-Cunda’nın tostu kadar lokması da meşhur.
Ben ki çok şerbetli tatlıları sevmem, bayıldım bu lokmaya!
En meşhuru Cunda sahilde, adı ımparator…
1978’den beri bu işi yapıyormuş.
Hamur kazanından hamurları koparıp yağ kazanına o kadar maharetli atıyor ki…
“Kaç tane yapıyorsun günde” dedim.
“Dakikada 160 tane. Gündüz 12’de başlarım, geceye kadar sürer” dedi…
Ve başladı anlatmaya:
“Çıkmadığım televizyon kalmadı.
Benden iyi bu işi kimse yapamaz.
Çok lokmacı vardır ama ımparator bir tanedir.
ıki yanıma iki lokmacı aç, vatandaş gelip benden alır.
şu kuyruğu görüyor musun, sezonda bunun üzerine 40 metre daha koy.
Bu lokmayı yiyen 100 metreyi 10 saniyede koşar…”
Anladım ki ımparatorluk mertebesi böyle bir şey, lokmacıyı bile megaloman yapıyor.
Ama doğruya doğru, ımparator’un lokmaları nefis, özellikle de üzerine tarçın atınca…

Bay Nihat mı, Nesos mu?

Bu kadar Cunda’yı yazıp da balıkçılarını yazmamak mümkün mü?
ıçlerinde en ünlüsü, bütün ünlülerin tercihi olan Bay Nihat…
Hemen yanında da Nesos var.
ılk akşam Nesos’a, ikinci akşam Bay Nihat’a gittim.
Bay Nihat şöhretin yükünü almış, garsonların telsiz kulaklıkla haberleştiği bir mekana dönüşmüş.
Nesos’da üzerine sarımsaklı yoğurt gezdirilmiş sıcak Ege otları nefisti…
Bir gün sonra Bay Nihat’ta istedim aynı mezeyi; “Bu mevsimde zengin ot çeşidi yok” dedi.
“Yan tarafta var ama” deyip direk mahcup ettim garsonu.
Bu küçük ayrıntı bile benim Nesos’çu olmama yetti.
Ama şunu unutmayın; sadece Nesos ve Bay Nihat değil, Cunda’da gözü kapalı gideceğiniz bir balıkçı bile vasatın üzerindedir.
Meze yemekten deliye döndük diyorum ve ıstanbul’a dönüyorum.

ıkoncanlar gelmeye başladı

Çiğden Kayalı restoran açmış diyorum…
şehirli zenginler taş binaları satın almış diyorum…

Hâlâ inanmadınız mı Cunda’nın Alaçatı olacağına?
Öyleyse öldürücü darbemi vuruyorum.
Eda Taşpınar’la yeni sevgilisi Bora Kozanoğlu da Cunda’daymış bayramdan hemen önce…
Masos adlı butik otelde kalmışlar.
şimdi vereceğim habere en çok Eda Hanım’ın elini sıcak sudan soğuk suya sokturmayan Nurettin Hasman şaşıracak. Oda parasını kendi kredi kartıyla Eda Taşpınar ödemiş!
O gece aynı otelde kalan bir arkadaşım “Ne kadar gürültücü bir çiftmiş bunlar” dedi.
şimdi daha iyi anladınız mı iki yıl içinde neden Cunda’nın Alaçatı olacağını…

Kadınların dalış merakı

Ahmet ERTAN, (DHA)                 21.12.2009

Deniz dalis

Balıkesir’in Ayvalık İlçesi’nde, su altı zenginliklerini görmek için dalgıçlık eğitimi alan kadınların sayısı her geçen gün arttığı bildirildi.

Dalış eğitmeni Kemal Çalışkan, Türkiye’nin sahip olduğu su altı zenginlikleri ile dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer aldığını, ilçe sahillerinin  yurt içi ve dışında giderek daha büyük bir ilgi görmeye başladığını söyledi.çen yıl sadece kendi dalış merkezleri aracılığıyla 4 bin civarında kişinin su altının güzelliklerini görme fırsatı bulduğunu ifade eden Çalışkan, rakamın bu sezon üç katına çıktığını ifade etti. Geçmişte dalgıçlık eğitimi alanların neredeyse tamamını erkeklerin oluşturduğuna dikkat çeken Çalışkan, “Dalgıçlık eğitimi alanların sayısı, gün geçtikçe artıyor. Buna bağlı olarak da kadınların su altı merakı da giderek büyüyor. Geçmişte dalgıçlık eğitimi alanlar arasında tek tük rastlanan kadınların sayısı, son zamanlarda erkeklerden fazla oldu. Neredeyse dalış yapan her 10 kişiden 6’sı kadın” diye konuştu. Çalışkan, son dönemlerde şirketlerin, çalışanlara yönelik hazırladıkları sosyal projeler kapsamında dalgıçlık eğitimine de yer vermelerinin, dalış sporuna kadın ilgisini artırdığını kaydetti.

Cunda Adası’ndan gelip geçenler…

Hasan Pulur Olaylar ve İnsanlar

18 Aralık Cuma 2009

Ahmet Yorulmaz’a “Ayvalık müellifi” dense yeridir; dokuz baskı yapan kitapları hep Ayvalık üzerinedir, muhakkak Ayvalık’tan söz eder. Ayvalık’ta doğmuş, Ayvalık’ta kitabevi kurmuş, gazete çıkarmış, çeviriler yapmış, şiirler yazmış ve çevirmiştir. Son kitabı “Cunda Yolu Ayvalık’tan Geçer”de Cunda’nın hikâyelerini, o insanların hikâyelerini anlatır. (Remzi Kitabevi)
Ahmet Yorulmaz, “Ege’nin çok sıcak bu beldelerine dair öyküler bir başkadır” der…
Tabii bu öykülerin kahramanları da:
“Büyük kentlerin dağdağasından yorulmuş olarak, dinlenmeye, yerleşmeye geldikleri buraların hikâyelerini merak edenler çoktur.”
Büyük kentin dağdağasından yorulmuş olan “bu insanlar”ından iki dostumuz vardır. Biri, Tanrı’dan uzun ömürler dilediğimiz Güngör Gönültaş, diğeri de Faris Çağdaş’tı.
* * *
Evet, Faris Çağdaş’tı diyoruz, çünkü onu yakınlarda kaybettik.
“Faris” içli dışlı her gün birlikte olduğumuz bir arkadaşımız değildi ama “dostluğunu” her zaman, her olayda gösterdi. Eskilerin güzel bir deyimi vardır, “kara gün dostu” derler, Faris onlardandı, bilirdiniz ki her sıkıntılı gününüzde yanınızdadır.
Bir ara ortada görünmez, belki de bizim ihmalimizden… Buluşup iki kadehle Faris’in hikâyelerini dinlerdik, hele rahmetli Halit Çapın’a yaptıkları ya da bizi ortak ettikleri…
* * *
Ahmet Yorulmaz’ın “Cunda hikâyeleri”ni okurken Faris’i anmamak olur mu?
Ahmet Yorulmaz bir resim öğretmeninden söz eder, Faris’in de resme meraklı olduğunu, uzun süre resim yaptığını söylemeliyiz.
Resim öğretmeni 1941 yılında Ayvalık’a geldi; içine kapanıktı. Şarap içer, kırtasiye dükkânında saatlerce oturup insanları gözler ve izlerdi.
Tek başına yaşadığı evinde, zaman zaman bir kız öğrencisinin yüzü belirirdi hayalinde.
Kıza da söylemişti:
“Yüzünün, gözlerinin çok güzel anlamı var, onları çizmek istiyorum. Bana yarım saat modellik etmen yeter. Öğretmenler odasında yarım saatçik…”
Kız çekingendi, utangaçtı, poz vermeyi kabul etmedi.
Öğretmen, öğrencisinin aklında kaldığı çizgilerini, kartona çizip kız öğrencisine verdi, iki karton ruloyu uzattı:
“İyi sakla bunları, kafamda kaldığın kadarıyla, modelsiz çalıştığım için şimdi beğenmesen bile, gelecekte çok beğeneceksin, ilerideki yıllarda değerlendirildiklerini göreceksin. Hem unutma, kafamda yer ettiğin kadarını kâğıda yansıttım.”
Resim öğretmeni üç gün sonra İstanbul’a giden vapura atlar, ne istifa mektubu bırakır, ne de kimseye bir şeyler söyler.
* * *
60 yıl sonra Ahmet Yorulmaz bu resimleri çerçevede gördü:
“Kız, sanatçının belleğinden fışkırmış gibiydi” diyordu.
“Resmin yapıldığı tarihte on dört on beş yaşındaki kız bir hayli yaşlanmıştı artık…”
Bir şey de soramadı, sorsaydı ne diyecekti?
“Öğretmenin size yönelik başka türlü duyguları mı vardı ki, poz vermedin?”
Hayır, bu soruyu da sormadı…
* * *
Kimdi bu ressam, resim öğretmeni, bilir misiniz?

Fikret Mualla…Bir tablosu binlerce franga alıcı bulan, ömür boyu Fransa’da karın tokluğuna ve bir şişe şaraba çalışan Fikret Mualla…

“Rakı Balık Ayvalık”ta…

Milliyet-Kitap 16.12.2009

Raki_Balik

Asırlardır yeme içme ve eğlence kültürümüzde önemli yeri olan rakının hayat bulduğu Ayvalık’a bir lezzet yolculuğu…

Ayvalık ve Ege mutfağına ait birbirinden leziz meze, balık yemekleri ve tatlı tariflerinden oluşan bu özgün yemek kitabı İş Bankası Kültür Yayınları etiketiyle raflarda yerini aldı: Rakı Balık Ayvalık.

Güzelim Ege Denizi’nin sunduğu balık çeşitleriyle ve çilingir sofralarıyla “Rakı, Balık, Ayvalık” deyişini yaşatan bu mutfağa konuk olacak, kadehinizdeki rakıya seçkin eşlikçiler bulacaksınız.

Yaklaşık 80 tarifin yer aldığı kitapta Karides Çorbası, Balık Paçası, Fenerbalığı Çorbası; Taratorlu Deniz Börülcesi, Kızarmış Peynirli Közlenmiş Kırmızıbiber ve Patlıcan, Midye Salatası; Balık Pastırması, Uskumru ve Palamut Turşusu, Yağda Kızarmış Kabak ve Tarator Sos, Enginar Ezmesi, Deniz Kestanesi; Kalamar Yumurtası Kavurması, Fenerbalığı Kavurması, Muska Böreği, Kalamar Kokoreç; Papalina, Sütlü Balık, Lipsos Buğulama (Adabeyi), Sahanaki, Trança Şiş, Fırında Kefal Kebabı, Kalamar Pilaki, Kabak Çiçeği Dolması, Midyeli Lahana Sarması, Kalamar Dolması; Fıstıklı Parfe, Kremalı Kürek Helvası, Bademli İrmik Helvası… Ve daha pek çok özel lezzetin tarifleri yanı sıra kitabın sunuş kısmında rakı kültürüne, Ege’nin balıkları, balık yemenin sağlığa katkılarına dair bilgiler de yer alıyor.
Ciltli ve kuşe kağıda basılı “Rakı Balık Ayvalık” kitabı canlı görselleri ile hem göze hem damağa hitap ediyor.

Yazarlar Hakkında
Yaşamlarının önemli bir bölümünü Ayvalık’ta geçiren Araştırmacı yemek kültürü yazarı Erkan Acurol ve  fotoğraf sanatçısı Arzu Acurol çifti, on beş yılı aşkın süreyle Ege ve Ayvalık mutfağını incelediler. Yarım asırlık bir gurme olan Erkan Acurol leziz ve özgün tarifleriyle yurtiçi ve yurtdışında yirmi iki ödül kazandı. TV, gazete ve yemek dergilerinde sağlıklı beslenme konusundaki bilgilerini izleyicileriyle/okurlarıyla paylaştı.

Rakı Balık Ayvalık

Yazarlar: Erkan Acurol-Arzu Acurol

Lezzetler geçidi

İZMİR AA 13.12.2009

Travel Turkey, Anadolu’nun geleneksel tatlarını bir araya getirdi. Yöresel lezzetler, ziyaretçilerin iştahlarını kabarttı

İzmir’de düzenlenen Travel Turkey, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden kentlerin geleneksel lezzetlerinin yarıştığı bir rekabet ortamı yarattı. 28 il, 52 ilçe ve bölge standının kurulduğu fuarda beğeniye sunulan Anadolu’nun kültürel zenginlikleri arasında yörelere özgü yiyecekler başı çekti.

Kahramanmaraş’ın biberiyle kurutulmuş tarhanası; Osmaniye’nin çikolata kaplı yer fıstığı, şalgamı; Manisa’nın şifalı mesir macunu, Ayvalık’ın zeytini, zeytinyağı ve sakızlı kurabiyesi; Afyonkarahisar’ın lokumu; Kütahya’nın tarhanası; Amasya’nın elması; Iğdır’ın Nabat şekeri; Seferihisar’ın satsuma mandalinası; Gümüşhane’nin pestili, kömesi; Bitlis’in cevizi; Bursa’nın kestane şekeri hem tanıtıldı hem de tattırıldı.

İzmirli engellilerden başkana sitem mesajı

Tuncel YILMAZ / AYVALIK, (DHA)                         09.10.2009

Ayvalık’ta düzenlenen 17’inci Ayvalık Engelliler Şenliği’ne katılabilmek için İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kendilerine araç tahsis etmediğini belirten engellilern tepki gösterdi.

İmkansızlık nedeniyle

Merkezi İzmir’de bulunan Görmeyenleri Koruma Derneği, Ortopedik Özürlüler Rehabilitasyon Spor Kulübü Derneği, Gaziemir Sabiha-Hasan Yavaş Engelliler Merkezi ile İzmir Zihinsel ve Spastik Engelliler Yaşam Derneği üyeleri Ayvalık’taki engelliler şenliğine kendi imkanları ile katıldı. Bu dört derneğin dışında yine İzmir’de faaliyet gösteren Çağdaş Yaşam Derneği ise çok istediği halde imkansızlıklar nedeniyle Ayvalık’taki şenliklere gelemedi.

Gaziemir’de faaliyet gösteren Sabiha-Hasan Yavaş Engelliler Merkezi kendi araçlarına Gaziemir Belediyesi’nin mazot koyması ve ekonomik destek sağlamasıyla Ayvalık’a gelebilirken, diğer dernekler güç koşullar altında şenliklere katılabildi.  Dernek başkanları aylar öncesinden otobüs tahsisi için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na başvuruda bulunduklarını ve taleplerinin “Metropol kent dışına araç tahsis edilmediği” gerekçesiyle reddedildiğini söyledi. Kendilerine araç tahsis edilmemesi nedeniyle güç durumda kaldıklarını belirten engelliler tepki gösterdi.

Beren Ayvalık’ta evlendi

Hürriyet Magazin                      26.11.2009

berenAşk-ı Memnu dizisinin Bihter’i Beren Saat, Balıkesir’in Ayvalık ilçesinden yazlık satın aldı.

Son yıllarda özellikle Kanal D’nin zirveden inmeyen dizisi Aşk-ı Memnu ile kendisinden sık sık söz ettiren güzel oyuncu, Ayvalık’a yerleşme kararı verdi.

Alibey olarak da bilinen Cunda Adası’ndan yazlık ev alan ünlüler kervanına katılan Beren Saat, yeni evini özene bezene döşedi. Güzel oyuncu, setlerden fırsat buldukça annesiyle beraber bu ev gelmeyi planlıyor.

Ekranda milyonları toplayan Aşk-ı Memnu’nun güzel oyuncusuyla komşu olan semt sakinleri ise dedikoduya çoktan başladı. Beren’in yeni evini alırken en çok Cunda’nın kokusundan etkilendiğini söyleniyor.

Şenlik uluslararası festivale dönmeli

Deniz SİPAHİ                                               10.11.2009

AYVALIK’taki bu beşinci buluşmaydı.

Zeytin Hasadı ve Zeytin Şenlikleri, başlangıcından bu yana aslında epeyce yol gitti.
Örneğin büyük bir mücadelenin sonrasında Türk Patent Enstitüsü’nden “coğrafi işaretleme” hakkı alındı.
İki yıldan bu yana “Ayvalık Zeytinyağı” etiketini sadece Ayvalık’ta üretilen zeytinyağları kullanabiliyor.
Markalaşma için bu çok önemli bir adımdı.
Ayvalık sızma zeytinyağı, Girit ve Toskana’nın yağları gibi kalitesiyle, tadıyla ünlü bir zeytinyağı.
Başka bölgelerden gelen zeytinyağlarının “Ayvalık” diye satılması buradaki üreticilerin hoşuna gitmiyordu. Bu yüzden zeytinyağının “menşei”ni belirtme meselesi önemliydi.
Bunda hiç kuşkusuz; Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gençer ve çalışma arkadaşlarının büyük payı var.
Gençer, zeytin ve zeytinyağı sektöründeki çekişmeye rağmen kavgasız, gürültüsüz,

tanıtım odaklı bir stratejiyle çalışmaya devam ediyor.
Bu çalışmalara Ayvalık Belediye Başkanı Hasan Bülent Türközen de katılınca ortaya çok daha etkin bir çalışma çıkıyor.
Bu yıl üçüncüsü düzenlenen “Ayvalık Zeytinyağı Pazarı” ilgi görüyor. Firmaların katılım ve desteği her geçen yıl artıyor.
Bütün bunlar iyi gelişmeler…
Ancak gidilecek daha çok yol bulunuyor.
*
TARİŞ’in bundan önce “Edremit Körfez Zeytinyağı” ve “Güney Ege Zeytinyağı” diye Türk Patent Enstitüsü’nden aldığı iki “coğrafi işaretleme” var.
Avrupa’ya baktığımızda ise farklı bir tablo var.
Rahmi Gençer’in verdiği bilgiye göre, İspanya’da 20, Fransa’da 7, İtalya’da 38, Yunanistan’da 25, Portekiz’de 6 “coğrafi işaret” var.
Türkiye’nin 38 “coğrafi işarete” sahip İtalya’ya ulaşması için yıllar var, ama yine de mücadeleyi sürdürmek gerekiyor.
*
Ayvalık’a birkaç kilometre ötedeki Murateli Köyü’nde yapılan hasat etkinliklerinde Mehmet Yaşin “Zeytinyağı ve Lezzet” konulu konuşmasını birçok kişi ilgiyle izledi.
Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gençer de, hasat etkinliklerini uluslararası bir şenliğe dönüştürmek istediklerini söyledi.
Bu adımı da çok doğru buluyorum.
Çünkü üreticiler ve medya mensupları dışında halkın da etkinliklere katılımı sağlamak gerekiyor.
Nasıl coğrafi işaretlemede İtalya ve İspanya’yı örnek alıyorsak; festivaller konusunda da modeller alınabilir.
*
İspanya’da yaklaşık 70 yıldır devam eden ve La Tomatina olarak bilinen Domates Festivali, her yıl dünyanın çeşitli yerlerinden binlerce kişiyi Valencia bölgesindeki Bunol Köyü’nde buluşturuyor. Bunol Köyü’nde bir araya gelen katılımcılar, başlama topunun patlatılmasıyla bir saat boyunca birbirlerine domates fırlatarak eğleniyorlar.
İtalya’daki peynir, şarap, makarna, festivalleri de milyonlarca insanı her yıl bu bölgelere getiriyor.
Ayvalık Zeytin Hasadı ve Zeytin Şenlikleri, uluslararası olmalı ve festival havasında kutlanmalı.
*
Dünya Gazetesi’nin tarım yazarı dostumuz Ali Ekber Yıldırım’dan bu yılki rekolte bilgilerini aldım.
İzmir Ticaret Borsası öncülüğünde yapılan rekolte tahminine göre, Türkiye’de 105 milyon 255 bin meyve veren ve 40 milyon 144 bin adet meyve vermeyen ağaç var. Ağaç başına ortalama 11.7 kilogram zeytin verimi ile 1 milyon 227 bin 474 ton zeytin üretimi olacak. Bu zeytinin yaklaşık 410 bin tonu sofralık zeytin olarak ayrılacak. 818 bin tonu yağlığa ayrılacak. Bundan da 169 bin 752 ton zeytinyağı elde edilecek.
Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi’nin öncülüğünde yapılan tahmine göre ise, 1 milyon 126 bin ton zeytin üretimi olacak. Bunun 389 bin tonu sofralık olarak ayrılacak. Kalan zeytinden 147 bin 491 ton zeytinyağı üretilecek.
Yani Türkiye’nin zeytinyağı üretimi 150 bin ton civarında olacak.
Ayvalık’ta konuştuğumuz üreticiler ve yetkililer daha bilinçli yatırımlarla Türkiye’nin kısa bir süre içinde dünyanın ikinci büyük üreticisi olabileceğini söylüyor.
Demek ki; bu yolda hızla ilerleyen bir ülkenin dünya çapında da festivali olmalı.
Bunu da Ayvalık yapmalı.

Tuncay Özilhan: Zeytinyağı sektörüne ivme kazandıracağız

Gila BENMAYOR                                                             10.11.2009

YİNE zamanı geldi.

5. Zeytin Hasat Şenliği için Ayvalık’ın yolunu tuttuk.

Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gencer,  yıllardır bölgedeki zeytin ve zeytinyağı üretiminin verimliliği için uğraşan Salih ve Sezai Madra, ailece ve tutkuyla zeytincilik yapan Fatma ve Mustafa Kürşat, şenliğin olmazsa olmazı “cumartesi gecesi” partilerini düzenleyen Ümit ve Cem Boyner, yalnızca dostlarına dağıtmak üzere “Necipoli” markasıyla yeni yeni üreticiliğe başlayan Zeynep ve Ömer Necipoğlu ile uzun bir aradan sonra yeniden buluştuk.

Hasret giderdik.

Ayvalık Zeytin Hasat Şenliği organizatörlerinin bizlere daima güzel sürprizleri vardır.
Bu yılki sürprizlerden biri şenliğe Anadolu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan’ın katılması oldu.


Murateli Köyü
’ndeki öğle yemeğinin Cunda’daki tüm lokantaların tezgâh açmalarıyla bir panayır havasında geçmesi, Komili sponsorluğunda, Cunda’daki
Necdet Kent Kütüphanesi’ndeki etkinlik diğer sürprizlerdi.
Hepsine tekrar döneceğim.
Önce Tuncay Özilhan’ın şenliğin açılışındaki mesajına değineceğim.

YILDA 12 BİN TON ALIYOR

Anadolu Grubu şirketlerinden Ana Gıda, sektörün iki önemli markası Kırlangıç ve Sezai Ömer Madra’dan sonra geçen yıl da başka güçlü bir markayı Komili’yi bünyesine katmış durumda.
Bir küçük parantez.


Ana Gıda
’nın yüzde 44.75’i Soros’un Bedminster Capital Investment

Fonu’na ait.


Ana Gıda, Komili
’yi de aldıktan sonra tek başına yılda 12 bin ton zeytinyağı alıyor.


Ayvalık
yöresinin yılda 12 bin ton zeytinyağı ürettiğini düşünürsek Ana Gıda’nın büyük bir zeytinyağı alıcısı olduğu ortaya çıkıyor.

Dolayısıyla Tuncay Özilhan’ın “Komili’yi da alarak zeytinyağı sektöründe sağladığımız liderliğin aynı zamanda bizlere ciddi bir sorumluluk yüklediğini farkındayız. Bu sektöre ivme kazandıracağız” sözlerinin altını çizmek gerek.

Bu şu anlama geliyor:


Ana Gıda
rotasını henüz tam bulamamış olan zeytinyağı sektörüne yeni bir soluk getirecek.
Zaten ziyaret ettiğimiz Komili’nin yeni fabrikasında Özilhan ve Ana Gıda Genel Müdürü Ümit Ersoy ile sohbet bu konu üzerinde yoğunlaşıyor.
Peki markalı zeytinyağı pazarının yüzde 35’ini elinde tutan Ana Gıda’nın sektörde ağırlığını hissettirmesi nasıl olacak?

ÜRETİCİYE TEKNOLOJİK KATKI
Bu sorunun cevabını Tuncay Özilhan veriyor.


Efes Pilsen’
in, biranın yapımında kullanılan “şerbetçi otu” için yaptığından örnek vererek anlatıyor.


“Bilecik’in yarısı geçimini şerbetçi otundan sağlar. Pazaryeri kasabasına 30 yıl önce şerbetçi otu fideleri verdik. Nasıl yetiştirileceğini öğrettik. Kredi verdik. Arpa için de aynı şeyi yaptık. Arpanın ıslah edilmesini sağladık. Üreticiye destek Ana Gıda’nın kültüründe var”.

Yani Ayvalık’ta üretilen zeytinyağının yüzde 70’ini alan Ana Gıda, zeytin üreticisine önemli bir destek vermeye hazır.


Tuncay Özilhan
açıkça “Köylüye kredi de veririz. Teknolojik katkı da sağlarız. Zamanı geldiğinde piyasa fiyatlarından satın alırız” diyor.

Bir yanda üreticiye destek, diğer yanda Coca-Cola, Efes Pilsen tecrübesiyle zeytinyağı pazarını canlandırma.
Kuşku yok ki, Anadolu Holding gibi büyük bir grubun zeytinyağı sektörüne ivme kazandırmasından Türkiye büyük
kazanç sağlayacak.
Sektörde zorunlar dağ gibi.


Modern tekniklerle yeni ağaçlar dikmek, iç tüketimi canlandırmak, markalaşmak, yeni pazarlara açılmak, AB kotasına karşı lobicilik

faaliyetleri başlatmak.


Ana Gıda
sorunların farkında ve “desteğe hazırım” diyor.
Sektöre nicedir bir “hayat öpücüğü” gerekiyordu.

Dikkat zeytinyağı GDO’suz

DİĞER bitkisel yağlar için bir şey söyleyemeyeceğim ama zeytinyağının GDO’suz olduğu kesin.


Ayvalık 5. Zeytin Hasat Şenliği’
nde kiminle konuştuysak bu gerçeğin altını çizdi.


Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi (UZZK)
Başkanı Mustafa Tan örneğin.
İç tüketimin canlanması için yıllardan beri çaba gösteren Tan iki müjde veriyor bu yıl:
Birincisi, kişi başı tüketimin 1 litreden 1.5 litreye çıkmış olması.
İkincisi de Türkiye’nin nihayet Uluslararası Zeytinyağı Konseyi’ne yeniden üyelik için başvurusu.


Tan, “10 yıllık bir ayrılıktan sonra Türkiye’nin yeniden üyeliği için önümüzdeki hafta Madrid’e gidiyoruz”
diyor.
Konseye yeniden üyelik de Anadolu Holding’in “hayat öpücüğü” kadar önemli.


Tan,
zeytinyağındaki son verilere de değiniyor.


2009-2010
zeytinyağı üretiminin 147 bin ton olacağı hesaplanıyor.
Bunun 90 ila 95 bin tonu iç tüketim.
Demek ki ihracata 45 bin tonun üzerinde bir miktar kalıyor.
Geçen yıl 23 bin ton zeytinyağı ihraç edilmiş.


45 bin ton
yeni pazar arayışlarını gerektiriyor.


Ana Gıda
Genel Müdürü Ümit Ersoy’un dediği gibi, Türkiye artık Japonya, Çin, Körfez ülkeleri gibi yeni pazarlara yelken açmak zorunda.
Dünyanın her yerinde yükselmekte olan “Akdeniz Diyeti” trendinden pay kapmanın zamanı geldi, geçiyor.

Siz hiç bir zeytin ağacına sarıldınız mı

CUNDA Adası’nda doyumsuz bir manzaraya sahip Necdet Kent Kütüphanesi’nde bir pazar sabahı.


5. Zeytin Hasat Şenliği
için gelenler Kürşat Zeytinyağlarının sahibi Fatma Kürşat ile oğlu Ali Kürşat’ın hazırladıkları ve “Ayvalık tatlarının” ağır bastığı brunch keyfinden sonra kitap imzalatmak için kuyruktalar.
Gazeteci-yazar Nedim Atilla’ya kitabını imzalatanlar bu kez fotograf sanatçısı İsa Çelik’in önündeler.


Komili
’nin sponsorluğunda yayınlanmış olan kitabın adı “Ağaçtan İnsana Zeytinyağı Anıtları”.
Yazılar Nedim Atilla, fotograflar İsa Çelik’e ait olunca ortaya elinizden bırakmak istemediğiniz bir kitap çıkmış.


Nedim Atilla
yaşadığımız topraklarda Antik Çağ’dan günümüze zeytine, zeytinyağına gönül verenlerin peşine düşmüş.
Yazılar kadar fotograflar da müthiş etkileyici.


Ege
’de Sağancı ve Samanlık köyün 80 yaş üzerindeki fertlerinin yaşlı bir zeytin ağacının gövdesine öyle sıkıca bir sarılmaları var ki size gördüğünüz ilk zeytin ağacına sarılmak isteği veriyor.

Ayvalık’ta yeni sezonun ilk zeytinyağı üretildi

A.A.                                                         28.09.2009

Zeytin ve zeytinyağı ile ünlü Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde, yeni sezonun ilk zeytinyağı üretildi.

Ayvalık bölgesinde Özgün Zeytincilik Tesisleri’nde deneme amaçlı yapılan ilk üretimde, 2 ton zeytin işlenerek 400 kilogram zeytinyağı elde edildi.

Özgün Zeytincilik’in sahibi Ahmet Sucu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, deneme amaçlı yapılan üretimden memnun olduklarını söyledi.

Zeytin üreticisinin 2009 sezonundan umutlu olduğunu ifade eden Sucu, henüz Eylül ayı sonu olmasına rağmen zeytin yağında güzel bir randıman aldıklarını belirtti.

Zeytin ve zeytinyağında asıl sezonun ise Ekim ayı ortalarından itibaren başlayacağı bildirildi.

51 yıl sonra bulundu

A.A           24.09.2009

ucak1Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde, Çiçek Adası (Balık Adası) açıklarındaki Gümüşlük mevkisinde 1958 yılında devriye görevi yaparken arıza nedeniyle denize düşen 9. Ana Jet Üssü 192. Filo’ya ait 894 numaralı F-84G savaş uçağının enkazı 51 yıl aradan sonra bulundu.

İŞTE ENKAZDAN FOTĞRAFLAR

ucak2 ucak3 ucak4 ucak5

Batığa dalış yapan eski sünger avcılarının anlattıkları ve o tarihte 12 yaşında çocuk olan görgü tanığının yardımıyla yaklaşık bir aylık çalışmanın ardından, 51 yıldır unutulan uçağın yerini tespit eden 3 dalgıç, enkazın dalış turizmine kazandırılmasını amaçlıyor.

23 Ağustos 1958′de Balıkesir’deki üssünden kalktıktan bir süre sonra düşen uçağın ve Hava Pilot Teğmen Erol Fercan’ın şehit olduğu kazanın hikayesini araştıran Ayvalık Diving Center’ın sahibi ve eğitmeni Ferdi Yüksel ile dalgıçlar Melih Derneli, uçağın enkazına 16 metrede ulaştı ve görüntüledi.

Üzerinden yarım asır geçmesine rağmen uçak enkazının kokpit bölümü ve pilot koltuğunun bütünlüğünü koruduğu, kanat ve gövde bölümlerinin ise küçük parçalar halinde etrafa yayıldığı gözlendi.

DALIŞ TURİZMİNE KAZANDIRILACAK

Ferdi Yüksel, bir şehidin hatıralarının bulunduğu uçağın enkazını eski sünger avcılarının anlattıkları ve uçağın düşüşünü gören kişinin ifadelerinden yola çıkarak yaklaşık bir aydır aradıklarını söyledi.

Yüksel, uçağın enkazına 16 metre derinlikte ulaştıklarını belirterek, şu bilgileri verdi:
“Deniz çayırlarının üzerine yayılan enkaz yaklaşık 4 parçadan oluşuyor. Kanadı, kokpiti ve uçağın arka tarafından oluşan büyük üç parça ve döküntülerinden oluşan bir uçak batığı. Bu uçak 1950′li yıllarda düşen F-84G modeli bir jetmiş. Türkiye’nin ilk jetlerindenmiş. Uçağın bu bölgede olduğu tahminen söyleniyordu. Dalış merkezi olarak enkazı bulmayı bir görev olarak üstlendik.”

Batığı bularak dalış turizmine kazandırmak için çalıştıklarını ve bunu başardıklarını ifade eden Yüksel, dalışseverleri batığı görmeleri için Ayvalık’a beklediklerini bildirdi.

Dalgıç Melih Derneli de daha önce eski süngercilerden öğrendikleri koordinatlara geldiklerini ve ekip çalışması yaptıklarını söyledi.

Birkaç gün dalış yaparak enkazı aradıklarını ve sonunda ulaştıklarını kaydeden Derneli, “50 yıldır suyun altında kalan bir tarihi bulmuş olduk. İçinde bir askerimiz şehit olmuş. Sonradan batırılmış bir uçak olmadığı için şu anda Türkiye’de tektir” dedi.

12 YAŞINDAYKEN KAZAYA TANIK OLDU

12 yaşındayken, 1958 yılında uçağın düşme anına tanık olan Yakup İçten ise o günü hala unutmadığını söyledi.
Yakup İçten, kaza anını şöyle anlattı:
“Deniz kenarındaki Gümüşlü fabrikasının önünde bir arkadaşımla oyun oynuyordum. O arada 3 uçak Kaz Dağları tarafından gelip Ayvalık istikametine gitti. 15 yahut 20 dakika sonra bu 3 uçak geri geldi. Uçaklardan bize göre en soldaki düz bir şekilde uçarken sağdaki iki uçak 90 derece yukarı havalandı. Birkaç saniye sonra bu uçak denize kuvvetli bir şekilde vurdu ve tekrar havalandı. Tahminime göre bir bina yüksekliğinden daha fazla havalandı. Daha sonra büyük bir gürültüyle patladı. Parçalara bölündü, 4 parça halinde denize gömüldü. Denize gömüldükten bir süre sonra denizin içerisinden alevler yükseldi. Bizim burada askeri bir gemi ve bir de Altındiş’in (Altındiş lakaplı balıkçı) bir teknesi vardı. Bunun içinde dalgıç teşkilatı da vardı. ‘Selam ağabey’ dediğimiz süngerci buraya daldı. Pilotu paraşütüne sarmışlar ve çıkarmışlar.”

ŞEHİT HAVA PİLOT TEĞMEN FERCAN

Öte yandan, şehit Hava Pilot Teğmen Erol Fercan, 1936 yılında Antalya’da doğmuş, ilköğrenimini Balıkesir’in Edremit ilçesinde yapmıştı. Fercan, Kuleli Askeri Lisesi’nin ardından Hava Harp Okulu’nu bitirmiş ve 1956-1958 yıllarında Kanada’da görev almıştı. 1958 yılından itibaren 9. Hava Üssü 192′nci Filo’da görevlendirilen Erol Fercan’ın cenazesi, İstanbul’daki Edirnekapı Şehitliği’nde toprağa verilmişti.

5 kiloluk çipura yakaladı

A.A.                                         17.08.2009

Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde, emekli bir işçi, oltasıyla seyrek görülen büyüklükte ve 5 kilogram ağırlığında çipura yakaladı.

Çamlık Sefa Mahallesi 1. Yokuş mevkisi liman içinde balık avlayan emekli işçi Nazmi Karayel’in oltasına büyük bir balık takıldı. Yaklaşık yarım saatlik bir uğraşının sonunda balığı karaya çıkarmayı başaran Karayel, yakaladığı çipuranın 5 kilo ağırlığında olduğunu öğrenince şaşkınlık yaşadı.

Karayel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sezon başından bu yana sabahın erken saatlerinde evinin yakınındaki sahile giderek, oltayla avlandığını söyledi. Bugüne kadar birçok balık yakaladığını belirten Karayel, “Ama bugün yakaladığım balık benim için çok önemli. Bir yandan Ayvalık’ın denizinin sularının ne kadar temiz olduğunun göstergesi, bir yandan da benim gibi amatör balıkçıların yeni gözde mekanı, Ayvalık” dedi.

Ege ve Akdeniz’de yaşayan, ancak kontrolsüz avlanma yüzünden son yıllarda sayısı giderek azalan ve ekonomik değerinin yüksekliği nedeniyle yoğun şekilde çiftliklerde de üretilen çipuranın, daha çok 0,5-3 kilo ağırlığında olanları görülüyordu. 5-6 kiloyu bulan çipuraya ise seyrek rastlanıyor.

Muhtar Kent’ten Ayvalık Ticaret Odası’na ziyaret

Hürriyet  EKONOMİ                                     14.08.2009

Coca-Cola Yönetim Kurulu Başkanı ve Üst Yöneticisi (CEO) Muhtar Kent, Ayvalık Ticaret Odasını ziyaret etti.

Ayvalık Ticaret Odasından alınan bilgiye göre, Muhtar Kent, kısa bir tatil için geldiği Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde, Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gençer’i ziyaret etti.
Ziyarette, Ayvalık’ta zeytin ve zeytinyağı üretimiyle, artık geleneksel hale gelen “Zeytin Hasat Günleri” hakkında karşılıklı görüş alışverişinde bulunulduğu öğrenildi.

Ayvalık Kültür Sanat Günleri

Tuncel YILMAZ / AYVALIK, (DHA)          09.08.2009
kultursanat

Ayvalık Belediye Başkanı Hasan Bülent Türközen, 6’ncı Kültür Sanat Günleri’nin 15-20 Ağustos’ta gerçekleşeceğini açıkladı.

Etkinlik 15 Ağustos’ta saat 17.00’de Alibey Kültür Merkezi’nde 17.00’de sergi açılışıyla başlayacak. Günseli Kato ve Cem Adrian, ’Ayvalık’ta Suyun Kato Hali’ adlı dinletiyi sunacak. Aynı gece Ayvalık Anfi Tiyatro’da Onur Akın konser verecek.

16 Ağustos’ta saat 17.00’de Cafe İnlaf’ta Cumhuriyet Gazetesi yazarları Şükran Soner, Öner Yağcı ve Faik Bulut ’Cumhuriyet Nereye?’ söyleşisine katılıp kitaplarını imzalayacak. Aynı gece pop müziğin genç yıldızlarından Nil Karaibrahimgil konser verecek.

17 Ağustos’ta Ayvalık Belediyesi Sanat Galerisi’nde Arif Buz, Mustafa Sevinç ve Özcan Tunç’un karma resim sergisi açılacak. Gece de Sadri Alışık Tiyatrosu ’Yeşil Papağan Limited’’ isimli oyunu sunacak.

Şiir etkinliği

18 Ağustos saat 17.00’de İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde ’Şiir Ayvalık’ta’ etkinliği düzenlenecek. Etkinliğe Arif Damar, Ahmet Telli, Asuman Susam, Gültekin Emre, Tuğrul Keskin, Veysel Çolak ve Zeynep Uzunbay katılacak. Gece, Neco, İstanbul Gelişim Orkestrası eşliğinde konser verecek.

19 Ağustos’ta Yaşam ve Kişisel Gelişim Koçu Aynur Tümen, İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde,’Bizi biz yapan seçimlerimiz’ adlı panel düzenleyecek. Gece İstanbul Kraliyet Tiyatrosu ’Deniz altında altı tehamül fersah’ adlı oyunu sergileyecek.

20 Ağustos’ta Sunay Akın, tek kişilik gösterisini sunacak.

Ayvalık Müzik Akademisi’nden süper konser

Tuncel YILMAZ (DHA)                                     02.08.2009

MAkademisi

Balıkesir’in Ayvalık İlçesi’ne faaliyet gösteren Ayvalık Müzik Akademisi masterclass çalışmalarına ve konserlerine devam ediyor.

AYVALIK Müzik Akademisi ‘nin (AİMA) Viyolonsel Masterclass’ının final konseri Alibey (Cunda) Adası Kültür Merkezi’nde düzenlendi. AİMA yöneticilerinden İlker Boran, “Bu yıl 16 kişi eğitim aldı, 10’u aktif, 6’sı pasif öğrenci oldu. Onların hepsi  konser verecek” dedi. Konserde öğrenciler, hocaları Klaus Kanngiesser yönetiminde solo ve grup olarak eserlerini sundular. Gecenin sonunda ise Klaus Kanngiesser solo olarak bir konser verdi. AİMA’da Ağustos sonunda İdil Biret ile Piyano Masterclass’ı olacak.

Korkuyorum ama korkak değilim

Hürriyet EGE                                      26.07.2009

Bekir CoskunHürriyet yazarı Bekir Çoşkun, Ayvalık’ta Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Lozan Antlaşması’nın 86. yıldönümü nedeniyle düzenlediği söyleşiye katıldı.

Kendi yaşamından örnekler veren Coşkun, şunları söyledi:

“Ben çocukken güneş tutulduğunda herkes bir şeylere vurarak gürültü çıkarırdı ki güneş kurtulsun. Tencereler, bidonlar tavalar,tenekeler hatta silah atanlar vardı. Benim de bir tenekem vardı. İki ucunu delmişler paslı tenekeyi boynuma geçirirlerdi ve evimizin toprak damında her güneş tutulduğunda o tenekeye ben de vururdum güneşi kurtarmak için. Şimdi bu anı çocukluk belleğimde var. Sakın küçümsemeyin teneke çalmayı. O bir dayanışmanın, güneşi kurtarmaya çalışmanın yürekliliğini göstermektedir. O tencere ve tavalar, insanların bütünleşip en olmadık şeyleri gerçekleştirme katkılarının ilk sembolüdür. Hepimizin boynunda bir teneke vardır. Gerektiği zaman onu herkes çalar. Nitekim tepkilerin tencere tavaya dönüştüğü bir dönemde çok işe yaradığını hepimiz çok iyi yaşadık. Korkmayın ve sakın küçümsemeyin tenekeleri.”

Sonunda baktık güneş tutulmuş

Korkunun insani bir davranış biçimi, korkaklığın ise kötü olduğuna değinen Coşkun, şöyle konuştu:

“Gelirken içinizde bir endişe hissetmediniz mi? Aklınızdan dahi geçmedi mi? O zaman bir tek benim aklımdan geçmiş. Sizler iyi insanlarsınız. Sizlerin aklından geçmemiş olabilir. Televizyona çıkan gazeteciler, sanatçıları duydunuz. Hep korktuklarını söylemediler mi? Sonuçta baktık güneş tutulmuş. Tenekelerimizi boynumuza astık. Tan tan tan vuruyoruz. Bizim buna vurmamız en demokratik hakkımız. İnsanlık hakkımızdır. Türkler’in içindeki yüce bir duygudur bu. Susturmak mümkün değildir. Kurkutan olabilir. Endişeleriniz olabilir. Ama biz yolumuzdan asla dönmeyeceğiz. Bana her zaman soruyorlar ’Korkmuyor musunuz?’ diye. Korkuyorum ama korkak değilim. Korkmak Allah’ın verdiği bir duygudur. İnsanlar korkabilirler fakat korkuya yenildiğiniz zaman korkaklık olur. O onurlu insanlara yakışmaz.”

Sarımsaklı krize rağmen cıvıl cıvıl

Ahmet ERTAN/AYVALIK (Balıkesir), (DHA)              14.07.2009

BALIKESİR’in gözde tatil merkezlerinden Ayvalık’ın Sarımsaklı Plajları’nda güneşlenen ve denize giren tatilciler, renkli görüntüler oluşturuyor.

Ayvalık’ta 40 dereceye ulaşan hava ve 25 dereceye varan deniz suyu sıcaklığını fırsat bilen tatilciler Sarımsaklı, İğdeburnu, Badavut sahillerini doldurdu. İlçedeki turistik tesislerde doluluk oranının yüzde 90’ların üzerinde olduğu ve kasım ayının ortalarına kadar rezervasyonların sürdüğü belirtildi. Tatilcilerden bazıları teknelerle günübirlik mavi yolculuğa çıkarken, bazıları da su sporları yaptı, deniz yataklarında güneşlendi.

Mare Otel sahibi Murat Özek, “Ramazan öncesi, ilçedeki otellerde doluluk oranları yüzde 90′ları aştı. Birçok otelde, krize rağmen kasım ayının ortalarına kadar rezervasyon yapıldı” dedi.

Billurcu Otel’in sahibi Korkut Billurcu ise Sarımsaklı’nın turizmde bir marka olduğunu vurgularken, “Kaliteyi daha artırıp, kaliteli tesislerde fiyat düşürmeye gitmeden, birlik oluşturup rezervasyonları yapabilirsek hem turizmci hem ülkemiz kazanır” diye konuştu.

DEVAMINI OKU >> Basından seçmeler.

Sebo - 02 Ocak 2010

Milli Atletlerden Kaymakama Nezaket Ziyareti – Balıkesir

30 Aralık 2009 Çarşamba 11:37       SUAT SALGINMilli Atlerlerden ziyaret 1

Atletizm’de yurt içinde ve yurt dışında kazanmış oldukları şampiyonluklarla Türkiye’nin gururu olan milli atletler, Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde Atletizm Kulübü kurdular. Resmi olarak kuruluşlarını tamamlayan kulüp yönetimi İlçe Kaymakamı Nihat Nalbant’

BALIKESİR (İHA) – Atletizm’de yurt içinde ve yurt dışında kazanmış oldukları şampiyonluklarla Türkiye’nin gururu olan milli atletler, Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde Atletizm Kulübü kurdular. Resmi olarak kuruluşlarını tamamlayan kulüp yönetimi İlçe Kaymakamı Nihat Nalbant’a nezaket ziyaretinde bulunarak kendilerine destek istediler.

Ayvalık ilçesi, tarihi ve turizm zenginliklerinin yanı sıra, ülke ve dünya genelinde Atletizm sporcularının elde etmiş oldukları başarılarla da anılıyor. Yurt içi ve yurt dışı organizasyonlarda defalarca dereceye girerek, şeref kürsüsünde Milli Marşımızı okutan Ayvalık’lı atletlerden Sebahattin Tatar, Rüya Atlı ve Hatice Tatar kendileri gibi başarılı sporcu olabilmesi için atletizme ilgi duyan genç yeteneklerin elinden tutmalarıyla tanınıyorlar. Milli Atletler bu amaçla yıllardır genç sporcuları iyi bir atlet olabilmesi için kendi olanaklarıyla şampiyonalara hazırlıyor ve onlara idmanlar yaptırarak şampiyonlara hazırlıyorlardı.

Sporcusu oldukları Ayvalık Belediyespor’a şimdiye kadar pek çok kupa ve madalya kazandıran Milli Atletler, sonunda Ayvalık Atletizm Kulübü kurarak, Ayvalık’ın atletizmde ki başarılarının sürekli olabilmesini sağlamaya çalıştıklarını belirttiler. Kulüp yasal olarak kurulduğu ilk günlerde ilk icraatını önceki gün Ayvalık Kaymakamı Nihat Nalbant’ı makamında ziyaret ederek yeni kurulan kulüplerine destek vermesini istediler.Milli Atlerlerden ziyaret 2Milli Atlerlerden ziyaret 3

Sebahattin Tatar, Rüya Atlı, Hatice Tatar ve Berat Üveyik’ten oluşan Ayvalık Atletizm Kulübü yönetimi, Kaymakam Nalbant’a Türkiye Atletizm Federasyonu tarafından 14 Mart 2010 tarihinde ilk kez bir ilçede, Ayvalık’ta organize edilecek olan Türkiye Yürüyüş Şampiyonası ve Atletizm Milli Takımı için yapılacak seçmelerin yapılacağı müjdesini verdiler. Ayvalık Kaymakamı Nihat Nalbant, gençlerin kötü alışkanlıklardan uzak kalabilmesi için onların sporsal faaliyetlere yönlendirilmesi gerektiğinin altını çizerek, “Gençlerimizi atletizm sporuna ilgi duyabilmesi için kollarını kanatlarını açan milli atletlerimize daha önce olduğu gibi bundan sonra da desteklerimizi esirgemeyeceğiz. Türkiye Atletizm Federasyonu tarafından mart ayında Ayvalık’ımızda yapılacak olan şampiyonada da elimizden gelen her türlü desteği büyük bir gururla vereceğiz. Milli Atletlerimizin başarılı geçmişleri hepimizin haklı gururudur. Kurdukları kulüple de kendileri gibi başarılı sporcular yetiştireceklerine de gönülden inanıyorum” diye konuştu. Ayvalık Kaymakamı Nihat Nalbant, Milli Atletlerimizin basında bir süre önce çıkan ‘Bize sahip çıkılmıyor’ şeklinde ki haberlerden üzüntü duyduğunu da kaydetti.

DEVAMINI OKU >> Milli Atletler

Sebo - 01 Ocak 2010

Yazı parola korumalı. Yazıyı görmek için parolanızı girin:


DEVAMINI OKU >> Korumalı: İstatistik

Sebo - 21 Aralık 2009

SenlikLogosu

1.AYVALIK GENÇLİK TİYATRO ŞENLİĞİMİZLE İLGİLİ

USUL VE UYGULAMALAR

  1. Okul tiyatrolarının şenliğe müracaatları Milli Eğitim Müdürlüklerinin izniyle yapılması zorunludur.
  2. Oyunda görevli oyuncu sayısı 20’yi, tüm ekip sayısı (öğrenci, öğretmen, teknik per.)

25 kişiyi geçmeyecektir.

  1. Şenliğe katılacak tiyatro eserlerinin, Türk ve Dünya Edebiyatı yazarlarına ait olması tercih edilir, bu kapsamında olmayan eserlerin müracaatları seçici kurulun onayından geçmelidir.
  2. Şenliğe yapılan müracaatların ön değerlendirmesinde istenen belge ve dokümanlar başvuru formunda belirtilmiştir.
  3. Ön başvurular, şenliğe son başvuru tarihi olan 19 Mart 2010 cuma günü mesai bitimine kadar Ayvalık Sanat Derneği veya Ayvalık Kültür Sanat Derneğine yapılacaktır.
  4. Tarafımızdan oluşturulan “Seçici Kurul”ca müracaatların nihai değerlendirmesi yapılacak ve iyi hazırlanmış, Tiyatro sanatının özelliklerini taşıyan, oyunların Şenliğimize katılımları sağlanacaktır. Bu kabul ilgili Milli Eğitim Müdürlüklerine de bildirilecektir.
  5. İlçemizden şenliğimize katılacak okullar ve tiyatro toplulukları ile, “Şenlik Komite”since kabul görülerek şenliğimize davetleri kabul olunan çevre okul ve tiyatro topluluklarının sorumlularının katılımıyla 22-31 Mart 2010 tarihlerinde temsil günlerini belirlemek amacıyla toplantı veya görüşmeler yapılacaktır. İlgili günde tarafımızca konaklama sağlanmayacaktır.
  6. Şenliğimizin açılış günü etkinlikleri 27 Nisan 2010 Salı günü yapılacaktır. 30 Nisan 2010 Cuma günü de Şenliğimizin Kapanış etkinlikleri gerçekleştirilecektir. Bu günlerle ilgili programlar daha sonra ilgili Milli Eğitim Müdürlüklerine ve Topluluklara bildirilecektir. Topluluklar Şenliğin açılış ve kapanış etkinliklerine katılımı mümkün olduğu ölçüde azami sayılarla da olsa gerçekleştirmeye çalışacaktır.
  7. Tiyatro topluluklarının açılış, temsil ve kapanış günü şenlik merkezine ulaşımları taraflarınca sağlanacaktır. Açılış günü etkinlikler gündüz yapılacak olmasından dolayı konaklama yapılmayacak, temsil günü katılımcı tiyatro topluluklarının oyun öncesi yemek ve iaşesi “Şenlik Komitesince” karşılanacaktır.

10.   “Seçici Kurul” tarafından değerlendirmeye alınacak başlıca kategoriler şöyledir;

a) Oyunculuk b) Reji c) Müzik d) Dekor e) Kostüm f) Diksiyon g) Afiş

h) Seçici Kurulca değerlendirilebilecek diğer sanatsal faktörler

11.  Şenlik Komitesi çok özel durumlar karşısında Şenliğin tarihlerinde değişiklik yapabilir. Böyle durumlarda değişiklik ilgili Milli Eğitim Müdürlüklerine, Okul Müdürlüklerine ve Tiyatro Topluluklarına bildirilir.

Şenlik Komitesi

Ayvalık Sanat Derneği –Ayvalık Kültür Sanat Derneği

ASD-AYKÜSAD

Detaylı Bilgi için;

Ayvalık Sanat Derneği

Tel: 0.532.3857147-0.505.8150851

e-mail: ayvaliksanatdernegi@hotmail.com

www.ayvaliksanatdernegi.org

Ayvalık Kültür Sanat Derneği

Tel: 0.532.6220778

e-mail: aykusad@hotmail.com

www.aykusad.org.tr

(daha fazla…)

DEVAMINI OKU >> 1.Ayvalık Tiyatro Şenliği