Sebo - 17 Ekim 2010

EN BÜYÜK DERDİMİZ

Geçen gün gözüme internette ilginç bir haber ilişti..Aynen şöyle ;

Southern Queensland’s Üniversitesi’nde yürütülen çalışma, metabolik sendrom belirtisi görülene kadar yüksek oranda karbonhidrat ve yağ içeren diyet ile 8 hafta boyunca beslenen fareleri kapsıyor. 8 hafta boyunca zeytin yaprağı özüyle güçlendirilmiş kahve içirilen farelerin normal kahve içenlerle karşılaştırıldığında kardiyovasküler, karaciğer ve metabolik belirtilerde iyileşme gösterdiği tespit edildi.

Araştırmacılar, zeytin yaprağı özünün anti-inflamatuar özelliğinden dolayı kilo verdirdiğini belirterek, “Yeşil çay, zerdeçal, aspirin türevlerinin ve ibuprofen’in benzer şekilde kilo verdirme etkisinin olduğu düşünülüyor” dediler.

American Journal of Nutrition isimli tıp dergisinde yayınlanan araştırmada, fareler üzerinde ortaya çıkan sonuçların beklenenin ötesine geçtiği kaydedildi.

Zayıflamakla ilgili birçok şey duydum, okudum ve denedim ama zeytinyaprağının zayıflattığını ilkkez duydum.
Zeytinin ve zeytinyağının bol olduğu bir yerde yaşadığım için şanslıyım o zaman :) )
Ama ben yinede zayıflamanın yemeği azaltıp, spor yapmaktan geçtiğine inananlardanım. Yani yediğinin yarısı, yaptığının 2 katını yapmalı yoksa diğer Hiçbir yöntemin işe yarıcağına inanmıyorum.
Bununla beraber aç kalmadan zayıflanılmadığını herkes biliyordur artık. Benden size tavsiye;
Açlık hissini duyar duymaz hemen bir şeyler yemeye kalkmayın, on dakika bekleyin. Belki bu süre içinde ortaya çıkan o açlık arzusunun önüne geçmiş veya açlık durumunuz herhangi bir gıda almadan da azalmış olacaktır. Bu durumda hemen bir bardak su için mesela. Mideniz dolduğunda doyma refleksi sayesinde açlık hissinizi kandırmış olacaksınız.

ve 2 saatte bir kalorisi düşük gıdalar yani meyva sebze tüketmeliyiz.Mesela Elmada yalnız 50 kalori vardır ve doyurucudur.Bunun yanında güzel bir salatada pekala açlığımızı bastırabilir
.
Bununla beraber bol su içmeliyiz siyah çay yerine, yeşil çayı tercih etmeliyiz.ki metabolizmamız çalışsın. Özellikle Yemeklerden önce içilen su tokluk hissi verir. Yağların vücutta depolanmasını önler.
.

Özellikle yeşil çayın Kansere karşı koruyucu etkisi olduğu,antioksidan ve zayıflattığı bununla birlikte sayısız yararları olduğunu duymuşsunuzdur .Özelliklede biz kadınlar için çok faydalı olduğununu

Zayıflama yöntemleri adı altında birçok uygulama yapılıyor.Buda vücut sağlığımızı olumsuz yönde etkiliyor.Ben herzaman az yiyerek sağlıklı beslenmeden yanayım.Yaptığımız diyetlerin yanında içtiğimiz bitkisel çaylar bize kilo vermede faydası olur.

Belki gün gelir biz kadınlar için zeytin yaprağından bitkisel zayıflama haplarıda piyasa çıkar.:))

Sinem Berk

AYVALIK

DEVAMINI OKU >> EN BÜYÜK DERDİMİZ. Yazan: Sinem Berk

Sebo - 22 Ağustos 2010


TasKahve_icinden

Hayatın daha fazla para kazanınca, daha hırslanınca, daha pahalı bir arabaya sahip olunca, daha büyük evlerde yaşayınca, 90-60-90 olunca, kendini çok önemli sanınca, daha çok tüketip daha çok çalışınca, “o ayakkabı”yı alınca, o kadınla/adamla beraber olunca daha güzel olduğunu sananları silkeler burası. Hande Köseoğlu yazdı.. Güzel bir yazı
Burada hayat yavaş akar.

Kimsenin acelesi yoktur.

Trafik yoktur. 13.00’teki randevun için evden 12.55’te çıkarsın.

Sinirli insanlar yoktur. Gülümseyen insanlar vardır.

Telaşlı insanlar yoktur. Sakin insanlar vardır.

Hırslı insanlar yoktur. Yetinen insanlar vardır.

Pazarda dolaşırken, hiçbir şey almadan karnını doyurabilirsin burada. Herkes ikram eder malından, geri çevirirsen de darılır. Bademciden badem yersin, kirazcı eline tutuşturur, peynirci senin için kestiği dilimle peşinden koşar “Almasan da tat” diye…

Burada üç öğün ot vardır, bildiğin ot. Ottan mücver yaparlar, ottan börek yaparlar, üzerine yoğurt döküp sıcak yemek yaparlar. Kırmızı biberin içine peynir doldurup dolma yaparlar. Senin kahvaltıda yediğin lor peynirinin üzerine vişne reçeli dökerler, olur sana tatlı. Burada her yiyeceğin kullanım alanı geniştir. Tek sınır hayal gücüdür.

Burada el yakan hesaplar yoktur, seçmesini bilmek vardır. Eh, o da zamanla. Turist gider “duyduğu” yere, buralı gider “bildiği” yere. Ayaküstü 20 liraya iki kişi tıka basa doymak vardır. Hem de otun da, balığın da en tazesiyle.

“Ayna” vardır burada, yeme-içme-oturma yeri. Ev yapımı likörler, zeytinyağlılar, uçuşan turkuaz perdeler, ahşap masalar, taze çiçek kokusu çağırır. Bir limonata isteyip saatlerce oturabilirsin, kimse bir şey demez. Etrafında dolanmaz. “Masa dolacak” demez. Bu küçük cennetin sahibi, İstanbul’dan arınmış, yeni bir hayat kurmuş anne kıza imrenerek bakarsın, iç geçirerek. Belki de bu yüzden “Ayna”dır adı, senin hayalini sana yansıttıkları için.

CUNDA Cunda

Burada öyle çantana sarılıp oturmazsın. Çantanı, eşyalarını pastaneye emanet edip çarşı pazar gezmeye de gidebilirsin pekala. Bankamatikten para çekerken, çantanı arkandaki bankta bırakıp işini görebilirsin de hatta.

Taş Kahve’de Mehmet Abi siz istemeden kahve getirir, canı öyle istedi diye. Peynirin, salatan eksik mi geldi gözüne? Söyle hemen getirirler, hesaba eklemeden. Ya da “Balığın tadı biraz acı geldi” de laf arasında, almaz parasını. Kurabiye mi alıyorsun? Yolluk verirler bir de yanına, yiye yiye gez diye. Burada gönülle yapılır her şey.

Hayat küçüktür burada. Marka filan bilmezler. Herkes ya Kordon’dan alır kıyafetini ya da Garaj’dan. ABD’ye gelinlik provasına gitmezler. Düğün zamanları uğradıkları en pahalı mağazaları “SOYKARA” da gece elbisesi 80 lira. Kimse kimseyle yarışmaz, istediklerini giyer, yer, içerler. Kimse kimseyi süzmez çünkü. İstanbullular dışında.

Sokaklar egzost değil, sakız kokar burada. Sahil boyu sıra sıra, itiş kakış kafeler de yoktur. Onun yerine Konfor, İstikbal, Leyla Güzellik Salonu, Mahmutpaşalı Ayakkabıcısı gibi yerler vardır, denize sıfır. O kadar çoktur deniz çünkü. Öbür türlüsünü de bilmezler zaten. Sen şimdi kalkıp Pazar günleri 15 cm deniz göreceksin diye saatlerce Hisarüstü yollarında perişan olup, üstüne kazıklanıp buna da “Pazar keyfi” dediğini anlatsan, gülerler.

Kavga yoktur burada, bir futbol maçı ya da merdiven önünde kadın erkek taze bakla ayıklayacak olmak yeter hepsini buluşturmaya.

Burada dolmuşlar illa dolunca kalkmaz, şoför beklemekten sıkılınca kalkar. Dolmuş şoförleri “Kim vermedi parasını?!” diye kükremez, “Bozuk yoksa sonra verirsin” der, bir daha görüp görmeyeceğini bilmeden. İnerken “Güle güleyiiin!” diye uğurlar bir de.

Burada Baykal’ın kasetini, iktidar kavgasını, en son mekanları, filmleri bilmezler. Sizin o şaşaalı gündeminiz bir hiçtir burada, onların gündemine uyarsın. Kiraz ne kadar olmuş, deniz bu yaz soğukmuş, rüzgar kalmış, deniz direklemiş, papalina bu sene azmış… Hem de o kadar çabuk uyarsın ki bu kaplumbağa hızında hayata, kendine şaşarsın.

Gel gör ki, sen ne kadar kaynaşmaya çalışırsan çalış, iki günde oralı olmaya alış, her halinle İstanbulluğunu belli edersin. Anlarlar. Tuz isteyişinden anlarlar, parayı uzatışından anlarlar, kılığından kıyafetinden anlarlar, bakışından anlarlar, yorgunluğundan anlarlar, kaprisinden anlarlar ve sorarlar: “Memleket nere?”

“İstanbul” dersin, “Olsun!” derler. Senden önce üzülürler sana.

Hayatın daha fazla para kazanınca, daha hırslanınca, daha pahalı bir arabaya sahip olunca, daha büyük evlerde yaşayınca, terfi edince, 90-60-90 olunca, herkesten daha hızlı koşunca, kendini çok önemli sanınca, daha çok tüketip daha çok çalışınca, “o ayakkabı”yı alınca, o kadınla/adamla beraber olunca daha güzel olduğunu sananları silkeler burası.

Sadece bir “Olsun!”la

DEVAMINI OKU >> Kaplumbağa hızında: CUNDA

Sebo - 14 Ağustos 2010

Balığın değerini bilen cennet: Ayvalık

SUAT SALGIN

Yeni Asır

kayiklarBalık; insan sağlığı ve gelişmesi için çok önemli bir besin, ekonomik değeri yüksek bir ürün olmanın yanı sıra, başlıbaşına bir kültür, bir yaşam biçimi… Ülkemizde balık kültürünün önemli duraklarından biri olan Ayvalık’ın özgün mutfağında da balık, sofranın baş tacı. Dağlarda, bayırlarda yetişen pek çok otu haşlayarak, tabiatın mucizesi zeytinyağı ile tüketen yörenin yerli halkın asla vazgeçemediği temel gıdalardan biri kuşkusuz balık ve deniz ürünleri. Müdavimlerine göre cennetin dünyadaki adı Ayvalık’ta ‘Rakı-Balık-Ayvalık’ üçlemesinin yörenin en bildik sloganlarından biri haline dönüşmesi elbette ki boşuna değil.
Bu yüzden de, üç tarafı denizle çevrili ilçenin mutfak kültüründe, zeytinyağlı yemekler kadar balık türevlerinden oluşan menü zenginliğinin sırrı da, Ege’nin bereketli sularına kıyısının olmasından geçiyor.
Ayvalık’ın yerli halkının uzun yaşama sebebinin belki de en önemli sırlarından biri balık… Ayvalık halkının yüzde 25′i, Cunda’nın ise yüzde 75′i balıkçılıkla sağlıyor geçimini… Bölgede yüzyıllardır çoluğunun çocuğunun nafakasını denizden çıkarmaya çalışan balıkçıların dört mevsim boyunca ağlarına takılan balıklar, ilçede en önemli besin maddesi olarak halkın vazgeçilmez yaşam kaynadığı konumunda. Hal böyle olunca da, yöredeki balıkçılar hava şartları elverdiği ölçüde balığa çıkmadan dönmüyorlar karaya… Kimi oltasıyla bekliyor, kimi ağını atıp, sandalında rakısını yudumlayarak bekliyor balıkları…

FANGİRİ, LÜFER, KEFAL…
Liman içinde balık tutma yasağı var. Ancak balık yoğunluğu daha çok dış denizlerde. Ayvalık denizinde yakalanan balıkların tadı yine farklı ve güzel. Genelde bölgede çipura, levrek, karagöz, sinarit, uskumru, fangiri, lüfer, kefal, sardalya, gopez, sargoz, turna, istavrit, ahtapot, kalamar sık rastlananlardan. Bu balıklar, ağ balıkları olarak nitelendiriliyor. Oltayla tutulanları ise mercan, fangiri, sinarit, karagöz… Tabii adaya giderseniz vazgeçilmez balık türüdür papalina. Hamsiden biraz küçük ve kılçıkları ile daha lezzetlidir. Yani ırıp balığıdır. Irıp balıkların üreme zamanı 3 ay olduğundan Nisan ayından itibaren 3 ay süresince bu balıkları avlama yasağı vardır.

ÇAÇA BALIĞI!
Çaça balığı olarak da bilinen Sardalya’nın yavrusu Papalina’nın, genellikle meze olarak tüketilen ızgarası ve zeytinyağında unla yapılan kızartması da Ayvalık’ın önemli yemekleri arasında sayılıyor. Deniz kıyısında olması nedeniyle deniz ürünlerinden yapılan mezelerin zeytinyağıyla servis edilmesinin görsel güzelliğinin yanı sıra damaklarda bıraktığı inanılmaz tadlar Ayvalık mutfağını eşsiz kılan unsurlardan biri olarak sayılıyor. Ayvalık yılda 760.000 kg kadar çeşitli balıkların dış satımını yapıyor. Bu sayı midye türlerinde 130 ton, ahtapotta ise 9 ton civarında

TÜKETİM ÇOK YÜKSEK
Üç tarafı denizlerle çevrili olan, dünyanın en lezzetli balıklarını bu denizlerde barındıran Türkiye’de kişi başına balık tüketimi ne yazık ki hiçbir denize kıyıcı olmayan Avrupa ülkelerinin bile gerisindeyken, Ayvalık’ta balık tüketimi inanılmaz yüksek bir seviyede. Günlük taze balıkların tezgahları süslediği ve kısa sürede tükendiği Ayvalık Balık halinde, kış aylarında satışlar durağanlaşsa bile, özelikle yaz sezonunda inanılmaz oranlara çıkıyor.
Eski balık halinin Cumhuriyet Meydanına çok yakın bir noktada olması ve lodos havalarda ayıklanan çiğ balıkların yaydığı koku nedeniyle, eskisini yıkıp, yenisini Marinanın yanına inşa eden Ayvalık Belediyesi, kenti modern görümlü yepyeni bir balık haline kavuşturdu.
Hala eksikliklerin olduğu balık halinde satış yapan balıkçılar çoğu zaman şikayetçi olsalar da, eksiklikler tamamlandıkça yeni balık halinden vazgeçemeyecekleri de yadsınmaz bir gerçek.

Her daim taze
Turizm sezonunun en hareketli olduğu bugünlerde balık hali esnafı da turizmin bereketinden nasibini alıyor. Her gün tekne balıkçılarının sandallarıyla avlanarak, tutukları taze balıkları balık haline getirip, burada bulunan balıkçı esnafına satması nedeniyle Ayvalık Balık Hali’nde her daim taze balık bulabilmek mümkün. Balık kültürünün en zengin coğrafyası olan Ayvalık’ta restoranların vitrininde canlıymış gibi müşterisini bekleyen taptaze balıkların sırrı da bu.

DEVAMINI OKU >> Balık – Ayvalık

Sebo - 16 Temmuz 2010

Sarmısaklı’da tekne TURLARI

15 Temmuz 2010
Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde son yılların en gözde tatil alternatiflerinden olan Tekne ile adalar turu tutkunluğu Sarımsaklı’ya da sıçradı
084tekne

SUAT SALGIN

TURKHABERLER BALIKESİR- Her gün yüzlerce vatandaşın Ayvalık’ın eşsiz adalarını gezip, akvaryum gibi koylarında yüzerek tatillerine yeni bir soluk kazandıran tekne turları artık Ayvalık’a bağlı Küçükköy Beldesinde de artmaya başladı.

Tekneler ile ada turları keyfinin tadan konuklar bol bol balık, salata ve karpuz yiyerek, teknelerde bulunan piyanistlerin müzikleriyle eğlenceli ve coşkulu bir gün geçiriyorlar.

Bir yılın yorgunluğunu tatilde atmaya çalışan yerli ve yabancı turistler denizi, kumu, güneşi ve havasıyla ünlü Sarımsaklı’da tatillerini gönüllerince eğlenerek geçiriyorlar.

Ayvalık’ta ki gezi teknelerinden sonra Sarımsaklı plajlarında da faaliyete geçen üç tekne günde ortalama 600 misafirini adaları dolaştırarak, Sarımsaklı turizmine hizmet veriyorlar.

Tekne sahipleri, tatile gelen vatandaşları 20 TL bilet ile 9 saat boyunca deniz turu yaptırdıklarını kaydederek, “Misafirlerimize öğle yemeği olarak bol balık, salata ve karpuz ikramında bulunuyoruz. Deniz içinde adalarda onların tertemiz sularda serinlemelerini sağlıyoruz. Teknelerimizde canlı müzik yapan sanatçılarımızla onların streslerini atıyoruz” diye konuştular.

Gezilerden dönen vatandaşlar da vatandaşlar da, “20 TL karşılığında güzel bir gün geçiriyoruz. Bol bol balık yiyor ve gönlümüzce eğleniyor, güzel bir gün geçiriyoruz. Bol bol stres attığımız bir günü bizlere geçirten tekne sahiplerinein kaliteli hizmet anlayışı ve adeta bizleri bir konuk olarak kabul eden tutumlarından dolayı kendilerine teşekkür ediyoruz” diye konuştular.

DEVAMINI OKU >> TEKNE TURLARI

Sebo - 30 Mayıs 2010

Ayvalık Dalış’a Geçiyor

Ayvalık, Sahip Olduğu Su Altı Güzellikleriyle de Öne Çıkıyor.

DOĞAL dokusu, tarihi miras ve mavi bayraklı plajlarıyla Ege turizminin yükselen yıldızı konumunda bulunan Ayvalık, sahip olduğu su altı güzellikleriyle de öne çıkıyor. Ayvalık kıyıları zengin su altı faunası, keşfedilmeyi bekleyen batık ve kızıl mercanlarıyla ”Su altı kaşifleri’nin ilgi gösterdiği yerlerin başında geliyor. Üç dalış merkezinin bulunduğu ilçede, eşsiz dalış olanaklarıyla da dikkati çekiyor. Güneş Adası, Yuvarlak Ada ve Kerbela Taşları’nın belli başlı dalış noktaları arasında yer aldığı Ayvalık, sahip olduğu kırmızı mercanlarla da ayrıcalıklı bir konumda bulunuyor.

24 ADA VE 60 DALIŞ NOKTASINA SAHİP

Dünyada sadece İtalya’nın Portofino kentiyle birlikte kırmızı mercanlara ev sahipliği yapan, 24 ada, 60 dalış noktasıyla yurt içi ve yurt dışından çok sayıda dalış meraklısını ağırlayan Balıkesir‘in Ayvalık ilçesinde, 2010 sezonu açıldı. İki dalış merkezinin faaliyet gösterdiği ilçede, sezonun ilk dalışının, 20 kişilik bir ekip tarafından gerçekleştirildiği bildirildi. Bir dalış merkezinin sahibi ve Dalış eğitmeni Kemal Çalışkan, su altı güzellikleriyle dikkatleri üzerinde toplayan ilçede, bu yıl dalış turizminde hedeflerinin büyük olduğunu söyledi. 24 ada ve 60 dalış noktasına sahip Ayvalık‘ta haftanın 7 günü dalış yapılabildiğini belirten Çalışkan, dalış meraklılarına uluslar arası sertifikalara sahip eğitmenleriyle sezon boyunca eğitim verdiklerini kaydetti.

SU ALTINDAKİ RENKLİ DÜNYA MERAKLILARINI BEKLİYOR

Hayatlarında ilk kez dalış yapanların, su altını belgesellerde izledikleri gibi hayal ettiklerini, ancak bizzat yaşamanın daha farklı bir duygu olduğunu söylediklerini ifade eden Çalışkan, ”2009 sezonu için çok iyi bir tanıtım kampanyası yaptık. Ağırlıkla yurt dışından olmak üzere pek çok dalgıç ve dalış meraklısını buraya bekliyoruz. Ayvalık’ın Türkiye dalış alanında olması gereken yerde bulunması için elimizden geleni yapacağız’ dedi. Çalışkan, geçen yıl sadece kendi dalış merkezleri kanalıyla 4 bin civarında kişiye dalış yaptırıldığını, bu rakamı yeni sezonda 3-4 katına çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.

Ayvalık’a dalış için gelen Ergin Bezerci, Ayvalık’ı seçmesinin su altı canlılarının çok yoğun olmasından kaynaklandığını ifade ederek, ”Su altı sporlarına merak salanlara kesinlikle Ayvalık’ı tavsiye ederim. Türkiye’de su altı canlısı bakımından en canlı bölgelerinden biri ve senelerdir de kaybolmayan bir canlılığa sahip’ dedi. Can Özalp, ”Ayvalık’a ilk kez geliyorum. Buraya dalış için gelmemin nedeni kırmızı mercanları görmek ve fotoğraflamaktı. Bu arzumu yerine getirdim. Bundan sonra sık sık geleceğim’ dedi. Nilgün Yıldız da zaman zaman Ayvalık’a dalışa geldiklerini belirtti, ”Ayvalık’ı tercih etmemin nedeni, havası, denizi, dip yapısı ve doğal güzellikleri’ diye konuştu.

KIRMIZI MERCANLARIYLA ÜNLÜ

Ayvalık‘ın su altı zenginliklerinin en önemlilerinden birisi olarak kırmızı mercanlar gösteriliyor. Dalış eğitmeni Kemal Çalışkan, kırmızı mercanlar hakkında şu bilgileri verdi: ”Kırmızı mercan dediğimiz aslında Gorgonia denilen güzel hayvanların oluşturduğu bir orman. Bunlara herkes ‘bitki’ diyor, ama gerçekte canlı bir varlık. Sularının temizliği, plankton dereceleri, ısısı ve akıntıların bol olması nedeniyle kızıl mercanlar Ayvalık’ı mesken tuttu. Bu mercanlar, ülkemizde sadece Ayvalık’ta bulunuyor. Bunun dışında aynı türden mercanlar, İtalya’nın Portofino kenti açıklarında var. Yabancıların ilgisi tabii ki bizim bu mercanları dünyaya tanıtmamızla başladı. Ayvalık’ın, bu tür mercanlara ev sahipliği yaparak Kızıldeniz’e rakip olduğunu anlattık. Bunu fotoğraflarımızla, video görüntülerimizle ispatladık. Bunun sonucunda, Avrupa’nın en önemli dergileri Ayvalık’ı haber yaptı. Böylece, yurt içinden ve yurt dışından dalgıçlar, mercanları görmek için Ayvalık’a gelmeye başladı.’ (Doğan Haber Ajansı) 20.05.2010 12:10 [2062973]

DEVAMINI OKU >> Ayvalıkta Dalış

Sebo - 06 Mart 2010

AYVALIĞIN KEDİSİ DELİSİ VE ÖLÜSÜ MEŞHUR DERLER

Fatma Cavlu   06.Mart.2010 (facebook)

Ayvalık’a daha önce gidenler mutlaka biliyorlardır ama gitmeyenler için gene de bir özet geçeyim. Ayvalık’ın kedisi, delisi ve ölüsü meşhurmuş. Hadi kedisi, delisi bolmuş da ölüsünü anlamadık diyeceksiniz; başka bir memlekette yaşayan Ayvalıklıların ölümü halinde kasabada herkesin duyması için ilan ve sela verilirmiş, yani dakika başı ölüm ilanı..

Ayvalık tarihi ile ilgili birkaç bilgiyi de aktaralım. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Ayvalık ağırlıklı olarak Rumların yaşadığı bir yermiş, Türkler azınlık durumundaymış. Rumlarla Türkler kardeşçe yaşamaktaymış. Ayvalık zengin, verimli toprakları ve balıkla dolu denizi ile herkese yetiyormuş. Anadolu’nun işgali başlayıp da 28/29 Mayıs 1919 gecesi Yunan askerleri Cunda adasına çıkıncaya kadar böyle sürmüş. Tam 39 ay 16 gün işgal altında yaşamış Ayvalık. İstiklal Savaşı kazanılınca da sular durulmamış. Barış içinde, kardeşçe yaşama ortamı yitince kaç kuşaktır buralarda yaşamış Rumlar’dan çoğu Yunan adalarına, Girit’te, Midilli’de ve Makedonya’da yaşayan Türkler de buraya yerleştirilmiş.

Ayvalık tam bir adalar şehri, 22 adet adadan yalnızca Cunda (Alibey) adasında yerleşim varmış. İrili ufaklı adaların üzerinde manastır yıkıntılarını görmek mümkün. Hatta bu adalardan birisi bir romana bile konu olmuş (Mehmet Coral ,Tımarhane adası, Doğan Kitap). Çamlık koyundan ve Şeytan sofrasından rahat görülebilen adanın en yüksek noktasında sarp kayalıklar ve kayaların yanıbaşında, taştan yıkık dökük bir manastır göze çarpıyor. Rivayetlere göre Ayvalık meyhanesi bol olan bir Rum köyü iken sarhoşları da haliyle bolmuş, zaten delisinin bolluğu ile ününü biliyorsunuz. Zıvanadan çıkanları götürüp bu adaya bırakırlarmış ki sürekli ve sert esen rüzgarın sesi akıllarını başlarına getirsin. Adaya zincirlere bağlı olarak çıkanların akılları başlarına gelmiş olarak adadan ayrılıyorlarmış. Rivayet işte.. Sözüm ona rüzgarın müzikal sesi ile psikoterapi yapmakmıydı acaba amaç yoksa kendi kendilerine bırakılıp vicdan muhasebesi yapmalarını sağlamak mıydı bilinmez..

26270_1370687433953_1434756219_31009284_6190134_n

Şeytan en güzel yerde kurmuş sofrasını,

İçmiş şarabın eskisini, yemiş meyvelerin hasını.

Kadınlar bırakın ellerinizden oyaları!

Doğa, maviyle, yeşille işlemiş en âlasını.

Penelope bir örüp bir söküyor;

Büyüyor, büyüyor beklerken kocasını.

Aphrodite burdan mı girmiş denize?
Şeytan kesinkes okşamıştır kalçasını.

Kaz dağı’ndan esen yel Trova’dan ses verir

Şeytan Sofrası’nda dinler insanlığın yasını.”

DEVAMINI OKU >> Kedisi, Delisi..

Sebo - 24 Ocak 2010

AYVALIK CUNDA ADASI

GENEL TANITIM

Fatma CAVLU

Facebook tan alıntı.

23.Ocak.2010

Asırlık Rum evleri Arnavut kaldırımları ve bakir koylarıyla Cunda sakin ve farklı bir Ege tatili için ideal.

Ayvalık’ın yanı başındaki Cunda Adası bozulmamış tarihi dokusu ve bu dokuyla bütünleşen otelleriyle turistleri cezbediyor. Adanın lokantaları lezzetli mezeleriyle ünlü. Koyları ise hala bakir.

Son birkaç yıldır tarihi ve kültürel dokusu bozulmamış bakir koyları olan sessiz ve sakin bir yerde tatil yapmak isteyenlerin ilk tercihi Ayvalık’taki Cunda Adası oluyor Son birkaç yıldır tarihi ve kültürel dokusu bozulmamış bakir koyları olan sessiz ve sakin bir yerde tatil yapmak isteyenlerin ilk tercihi Ayvalık’taki Cunda Adası oluyor.

Ayvalık koyunda küçük bir ada olan Cunda’dan son yıllarda çok söz edilir oldu. Yıldızı hızla parlayan ve her geçen yıl daha fazla turist çeken bu ada; asırlık Rum evleri Girit ve Midilli’den göç eden halkı bakir koyları ve onlarca çeşit mezenin bulunduğu restoranlarıyla büyük ilgi görüyor. Halis Komili Cem Boyner Rahmi Koç gibi ünlü işadamlarının yazlıklarının bulunması yüksek gelirlilerin de gözünün Cunda’ya çevrilmesine neden oluyor. Adanın Arnavut kaldırımlı taş sokakları Rum mimarisinin asırlık örnekleri olan neoklasik taş evleri el değmemiş koyları sahilde sıralanmış balık restoranları ada lokması Girit sakız dondurması hediyelik eşya tezgahları ve adanın dokusuyla bütünleşmiş olan küçük oteller gelen herkesi hayran bırakıyor. Şu anda Ayvalık’a bağlı bir mahalle olan Cunda Adası’nın tarihi çok eskilere dayanıyor. Yüzyılın başında yaklaşık 10 bin kişinin yaşadığı bir ilçe olan adaya 1924′teki mübadeleden sonra Girit ve Midilli’den gelen Türkler yerleştirilmiş. Bugün yaklaşık 3 bin civarında nüfusu var. Cunda’nın adının Rumca olduğu düşünülerek Alibey olarak değiştirilmiş ama Osmanlı kaynaklarında bu adın Rumca olmadığı açık seçik görülüyor. Zaten adayı herkes Cunda olarak biliyor ve Alibey çok kullanılmıyor. Ege’nin önemli turizm beldelerinden biri olan Ayvalık’ın dibinde olmasına rağmen uzun yıllar kimsenin adım atmadığı ada bugün neredeyse Ayvalık’ın önüne geçiyor. Bu durumdan bazı adalılar “kimliğini yitiriyor” diye rahatsız olurken bazıları da turizmden sağladığı gelirden dolayı çok memnun.

İLK KEŞFEDENLER İŞADAMLARI

Cunda’ya ilginin 7-8 yıl önce Halis Komili ve Cem Boyner’in Rumlar’dan kalan iki eski büyük binayı alıp yazlık ev olarak kullanmasıyla başladığı söyleniyor. Sonraki yıllarda Koç ailesinin merkezde birkaç Rum evini restore edip vakıf binası yapması ardından Rahmi Koç’un yine eski bir binayı restore edip yazlık eve dönüştürmesi dikkatlerin buraya yönelmesine yol açmış. Adanın çeşitli yerlerinde yazlık site ve villalar inşa edilmeye başlanmış. Yazlık site ve villa furyası bugün de tüm hızıyla sürüyor. Tabii bu arada merkezdeki iki ve üç katlı eski taş binalar da hala revaçta. Ancak bugün satın alınabilecek en fazla 10-15 eski bina kalmış. Söz villa site ve eski binalardan açılmışken fiyatlarını merak edenler için adanın en eski emlakçısından aldığımız bilgileri aktaralım. Büyüklüğüne göre Rum evleri 50 milyardan başlayıp 200 milyar liraya kadar çıkıyor. Yeni yapılmış villaların değeri ise 50 milyar ile 300 milyar lira arasında değişiyor. Bununla birlikte her isteyen Cunda’dan ev alamıyor. Askeri bölgede bulunmasından dolayı yabancı uyrukluların burada mülk sahibi olması yasak. Cunda bir ada ancak karayoluyla da gidebiliyorsunuz. 1964 yılında Ayvalık’la ada arasındaki küçük boğaza Türkiye’nin ilk boğaz köPage Rankingüsü inşa edilmiş. Merkeze ulaşıldığında adanın tarihi dokusu hakkında genel bir fikir oluşuyor. Daha fazlası için ise sahilden yukarıya doğru yayılan yerleşim alanını yaya olarak dolaşmanız gerekiyor. Önce sahildeki binaların arka sokağına girin. Burası bir zamanlar Cunda’nın ana caddesiymiş. Bütün sokaklar bu caddeye çıkıyor. Bu caddeden gözünüze kestirdiğiniz bir sokaktan içeriye doğru dalın. Adım başı sizi etkileyecek bir ev göreceğinizden emin olabilirsiniz. Daracık sokaklarda yerlere döşenmiş taşların en az bir asırlık olduğunu da unutmayın. Yukarıya doğru çıktıkça binaların yanı sıra insan manzaralarıyla karşılaşacaksınız. Evlerin giriş merdivenlerinde oturmuş kadınların sohbetlere daracık sokakta oynayan çocuklara avlulardan gelen seslere şahit olacaksınız. Bu arada evlerin çoğunun dış kapısının açık olduğunu kapıya tül perde asıldığını görürseniz sakın şaşırmayın. Gelişigüzel yukarılara doğru çıkarken başınızı biraz yukarı kaldırdığınızda görkemli bir yapı göreceksiniz. Bu yapı adanın en büyük ve ünlü kilisesi olan Taksiyarhis’ten başkası değil. 1873 yılında Bizans mimarisinde inşa edilmiş olan kilise bugün içine girilmesi tehlikeli ilan edilecek kadar bakımsız halde. Yıllarca boş kalmış ve kimse de bakmamış. Bugün yetkililerin yaptığı tek şey kapısını kilitleyip içine girmenin tehlikeli olacağı yolunda bir uyarı levhası asmak olmuş.

Cunda Adası diğer bir adıyla Alibey adası. Adaya işgalcilere direnen Ali bey’in adı verilmiş. Cunda adası 1964 yılında boğaz köPage Rankingüsü ile Lale adası’na bağlanmış ( Türkiye’nin ilk boğaz köPage Rankingüsü. ) Cunda’ya yapacağınız ziyareti akşam saatlerine denk getirin ki yemeği de adada yiyin. Ada çam ve zeytin ağaçlarıyla donanmış. Sokaklar dar olduğu için arabayla girmeyi tercih etmeyin. Ada tamamıyla tarihi yapılarla dolu. Çok sayıda kilise ve manastır var. Son zamanlarda ünlü iş adamları ve sanatçılar da adaya yerleşmeye başlamış ve yazlıklar inşa etmiş. Halis Komili Cem Boyner Güler Sabancı Rahmi Koç Hülya Avşar gibi tanındık kişiler…
Günün son ışıkları denizin üzerindeki dalgalarda son danslarını yaparken gezintiden vazgeçip ağır ağır lokantalara yaklaşmaya başlayın. Seçiminiz biraz zor olacak ama ada’nın balıkçı lokantalarından birini beğenin. Restoranlarda bulunmama gibi bir olasılık yok ama yinede siz oturmadan önce “papalina” olup olmadığını sorun. Papalina Ayvalık’ın en meşhur balığı. Hiç görmeyenler ve tatmayanlar için kısaca hamsi büyüklüğünde bir balık diyebiliriz. Papalina’nın yanı sıra lüfer mezgit gibi diğer balık çeşitlerini görmeniz mümkün. Balığın yanında sofranızı ege’nin ot mezeleri süslüyor. Adada ahtapot ıstakoz gibi lüks diyebileceğimiz tüm deniz ürünlerini bulabilirsiniz. Adadaki yemeğe ilişkin son bir not yemekten sonra sakın ama sakın fıstık tatlısı istemeyi unutmayın

.
Türkiye’nin ilk Boğaz Köprüsü

Şimdi sorsak Türkiye’nin ilk boğaz köprüsü hangisi diye kaç kişi doğru cevap verebilir. Birçoğumuz hiç kuşkusu yok ki İstanbul Boğazı’nda yer alan Boğaziçi Köprüsü’nün Türkiye’nin ilk Boğaz Köprüsü olduğunu söyleyecek. Boğaziçi Köprüsü’nün Türkiye’nin ilk Boğaz Köprüsü olduğu düşüncesini taşıyorsanız Lale adası’ndan Cunda Adası’na geçerken bu düşünceniz değişecek. Köprü’nün yanında Türkiye’nin ilk Boğaz Köprüsü yazılı tabela ile karşılaşacaksınız.

Satılık Rum Evleri

Ayvalık emlakçılık sektöründe Rum gayrimenkulleri önemli yer tutuyor. Hatta bazı emlakçılar sadece Rum gayrimenkulleri satıyor. Birçok emlakcı’nın camında ; “satılık Rum evi ve arsası” yazılı not görmeniz mümkün. İki ve üç katlı olan Rum evleri yenileme gerektirdiği için çok ucuza satılıyor. Rum evlerini alanların birçoğu yenileme yaptırdıktan sonra evlerde oturmak yerine kazanç getirdiği için satıyormuş.

Ne Yenilir.

Yemek konusunda hiçbir sıkıntı yaşamayacağınız bir yer Ayvalık. Deniz ürünlerinin her çeşidini bulabilirsiniz Ayvalık’ta. Cunda Adası’ndaki balık lokantalarında aradığınız her lezzeti bulabilirsiniz. Ege bölgesinin en leziz yemeklerini tadar istediğiniz balığı sipariş edebilirsiniz.

Kalamar Dolması

Pirinç kuş üzümü Bergama yakınlarında bulunan Kozak yaylasından getirilen çam fıstıkları ilaveli baharatlı iç malzeme kalamarların içine doldurulup tencerede has zeytinyağı ile dolma gibi pişiriliyor.

Akivadis

Ayvalık’ta boğazda yetiştirilen bir tür kabuklu deniz canlısı olan akivades de diğerleri gibi canlı olarak tüketiliyor.


Cunda Enginarlı Karides

Cunda yakınlarında bulunan Çıplak Ada’da yetiştirilen küçük enginarların göbeğine özel sosla hazırlanmış haşlanmış karidesler konuyor.

Ahtapot ve Papalina

Ahtapot ve Papalina en meşhur balık Ayvalık’ta deniz ürünlerinin yanı sıra Ege’nin yeşillikleride sofranızı süsler

Papalina ilk bakışta hamsi’ye benzetebileceğiniz ufak bir balık. Aynı familyadan gelseler de lezzetleri tamamen farklı olmakla birlikte papalina yerken kılçıklarını ayırmanız gibi bir zorunluluk bulunmamaktadır. Yapısı nedeniyle oldukça yumuşak iskeleti olan papalina kuyruğu kafası ile birlikte adeta bir çerez gibi yenir. Özelliklede meze olarak Cunda adası restoranlarında çok tercih edilmektedir.
Av yasağının bitmesi ile birlikte balıkçılar Papalina dolu tekneleri ile gelirler sahile bu balıkların birçoğu restaurant sahipleri tarafından alınır. Geri kalanlar için ise ufak bir yarış başlar.
Cunda da papalina yiyebileceğiniz en güzel ay Ağustos ayıdır henüz av mevsimin bitmesi ile taze taze yiyebilirsiniz.
.

Cunda Lokması

İşte Cunda Adasına özgü bir tat daha sahil boyunda görüp satın alabileceğiniz şuruplu bir tatlı. Üstüne çeşitli baharatlar atılarak servis ediliyor ve yemek sonrası yürüyüş yaparken yada çayınızı yudumlarken oldukça güzel gitmekte.
Sahilde arkası gelmeyen kuyruklar görürseniz eğer şaşırmayın bu kuyruk bir lokma kuyruğu öyle ki insanlar dakikalarca bu kuyrukta beklemekte sıcak sıcak yeni çıkan lokmayı alma yarışına girmekteler. Şu anda Ada’da 2 noktada satışı yapılıyor. Birekşisi; Ada spor kafe’nin çardağında ismi ise “Lokma Profesörü” lokmalar makinada el değmeden üretilmekte. Cunda Lokmasını bulabileceğiniz 2. nokta ise diğerinden biraz ilerde yine sahilde bulunmakta burasının ismi ise “Lokma imparatoru” Eski futbolcu olan cundalı Saki bey tarafından işletilmekte yine Saki bey halihazırda Ada spor futbol kulübünün teknik direktörlüğünüde yapmakta. Lokma dökmek burada adeta bir sanat okadar hızlılar ki bir kaç dakika içinde kilolarca lokma döküyorlar gerisi artık kuyruktakilere kalmış ; afiyetle yemek….

DEVAMINI OKU >> Cunda Adası

Sebo - 20 Ocak 2010

AYVALIK ve ÇEVRESİ biraz uzun ama Ayvalığı tanımak isterseniz buyrun

Rihtimdan

Fatma Cavlu
19 Ocak 2010

Ayvalık’ta tatil denizin kıyısında başlayıp biten bir zaman olmamalı. Sokaklar bir güzel gezilmeli. Evlerin kapılarına, kapıların tokmaklarına kadar ayrıntılara bir bir bakılmalı.Tatile keyifli bir boyut kazandırmalı, deriz.

Yolunuz buralardan geçiyorsa da ( Çanakkale – İzmir yolu ilçenin içine girmeden kıyısından geçip gidiyor. ) ilçenin içine girip bir mola vererek dolaşın deriz. Ülkemizde, hele sahil şeritlerimizde az sayıda kalan “geçmişi yansıtan” yerleşimlerden birisidir Ayvalık. İzmir’e kadar bir de Eski Foça’da görebileceksiniz böylesi bir yerleşim dokusunu.

Ayvalık’ın kıyısından geçip gitmek ya da Ayvalık’da denizle otel arasına sıkışıp kalan bir tatil geçirmek bu şirin ilçeye haksızlık olur. Ama asıl böyle bir güzelliği tanımamış olmakla kendinize haksızlık edersiniz. Eh ikisinden birini kabul ediyorsanız buyurun Ayvalık’ı gezmeye:

Mevsim bahara dönüyorsa, zeytinler toplanıyorsa yağ fabrikalarının kokusu çarpar burnunuza öncelikle. İlk anda bu kokuyu yadırgayabilirsiniz ama alışırsınız ve rahatsız olmazsınız sonra. Yaz sıcağının ortalığı kavurduğu günlerdeysek ve vakit öğlenden ikindiye dönüyorsa “imbat”ın denizle güzelleşmiş kokusu Ayvalık’ın asıl kokusudur. İmbat İzmir’in ünlü rüzgârıdır, diye bilenlere Ayvalıklılar itiraz ederler hemen, “Siz Ayvalık’ın imbatını solumamışsınız”, diye. Kimin haklı olduğuna biz karar veremedik, iyisi mi siz gidip ikisini de tanıyıp kararınızı verin.

1. Dünya Savaşı’ndan önce Ayvalık ağırlıklı olarak Rumların yaşadığı yerdi, Türkler azdı. Rumlarla Türkler arasında da bir sorun yoktu. Ayvalık zengin, verimli toprakları ve balıkla dolu denizi ile herkese yetiyordu. Anadolu’nun işgali başlayıp da 28/29 Mayıs 1919 gecesi Yunan askerleri Cunda adasına çıkıncaya kadar böyle sürdü. Tam 39 ay 16 gün işgal altında yaşadı Ayvalık. İstiklal Savaşı kazanılınca da sular durulmadı. Tarih boyunca kardeşçe yaşayan insanların arasına kama sokulmuştu bir kere. Konu komşu birbirine düşman edilmişti. Barış içinde, kardeşçe yaşama ortamı yitince kaç kuşaktır buralarda yaşamış Rumlar’dan çoğu Yunan adalarına gittiler. Girit’ten, Midilli’den ve Makedonya’dan Türkler gelip yerleştiler. Lozan anlaşmasından sonraki “Mübadele” Ayvalık’a işte böyle yansıdı. Ayvalık’tan Yunanistan’a göçenler eski yurtlarını unutamıyorlar. Atina’da Ayvalık Yıldızı diye bir gazete çıkarıyorlar ve Ayvalıklılar Birliği’ni kurmuşlar. Arada bir yaşlılar dünya gözüyle eski memleketlerini görmeye gidip nemli gözlerle sokaklarda dolaşıyorlar. Gitmeyip kalanlar bildikleri gibi yaşayıp gidiyorlar.

Daha önce gelip de bu şirin ilçenin tadını bilenler hemen sokak aralarına yürürler. İlk kez gidiyorsanız İlk Kurşun Tepesi’ne (Eskiler İlyas Peygamber, diyorlar.) çıkıp şöyle bir kuşbakışı seyredin. Çok etkileyici bir manzara göreceksiniz, sonra ayrıntıları keşfe koyulursunuz.

Önce çarşının iç taraflarına yürüyün, sokaklarda dolaşın. Eski evlere bakın. Özellikle kapılarına, alınlıklarına, kapı tokmaklarına, pencerelerine bakın. Tahta ve taş işçiliğinin güzel örneklerini göreceksiniz. Hemen hepsi uçuk renk boyalı taş evler arasında yürümek geçmişte yolculuk etmek gibidir. Birdenbire bir minare çıkıverir karşınıza. Aşağıya doğru baktığınızda eski bir kiliseye cami yapmak için eklenmiş olduğunu görürsünüz. Cunda’dakiler hariç Ayvalık’ta ondan fazla kilise vardı. Bunların bazıları günümüze ulaşamadı.

Taksiyarhis Kilisesi kentin en eski mahallesindedir. Balık derisi üzerine işlenmiş aziz portreleri ile ikonları 130 yıl geçmişten geliyor. Bunlardan bir kısmı çalındığı için kilise ziyarete kapatılmıştır.

Agios Yannis Kilisesi Saatli Cami olarak görülüyor. Cumhuriyetten sonra camiye çevrildi. Şimdiki Çınarlı Camisi de Agios Yorgios Kilisesi idi. Gazi İlkokulu avlusunda Hayrettin Paşa Camisi olarak kullanılan Kato Panaya öksüzler için yaptırılmıştı. Feneromeni eski kiliselerin en şanssızlarından olmalı. Zeytinyağı fabrikası olarak kullanılıyor. Stadyum yolu üzerindeki bu kiliseye içinde “kutsal su” bulunduğu için Ayazma deniliyordu. Biberli Cami Agios Nikolaos Kilisesi’nden çevrildi. Ayvalıklı gazeteci-yazar Ahmet Yorulmaz Ayvalık’ı Gezerken adlı kitabında adını belirleyemediği 1899’da yapılmış bir kiliseyi daha ortaya çıkarmış. Sakarla Mahallesi 28. sokaktaki 8 numaralı evin bahçesinde kalan kiliseyi görmek için ev sahibinden izin almanız gerekiyor. (Evin bahçesindeki bir kiliseyi İzmir’in Selçuk ilçesi Şirince Köyü’nde de göreceğiz. Özel mülkiyedeki kiliselerin onlarcasını da Kapadokya’da gezeceğiz.

ŞEYTAN SOFRASI

Ayvalık’ı, körfezin güzel koylarını ve göz alabildiğine uzanan zeytinliklerini kuşbakışı seyretmek için Şeytan Sofrası’na çıkmalı. Sarmısaklı yolunda Şeytan sofrası tabelasından sağa dündüğünüzde masalar, tuvalet, telefon ve su gibi hizmetleri bulabileceğiniz Çamlık Orman Kampı’na, devam edip yokuş yukarı kıvrılan yolu izlediğinizde Şeytan Sofrası’na ulaşacaksınız. Cumhuriyet Alanı’ndan kalkan dolmuşlarla da gidebilirsiniz. Tepe aslında eski bir lav birikintisidir. Yuvarlak bir sofraya benzer. Bir lokanta da bulunan tepede manzara nefis, özellikle günbatımında fotoğraf için çok uygun. Demir bir kafes içinde de şeytana ait olduğu söylenen kocaman bir ayak izi var. Ayak izinin büyüklüğüne ve ayakkabı fiyatlarına bakarsanız “şeytanın pabucu” epeyce pahalı olmalı. Demir kafese çaput bağlayanlar ve para atanlar da oluyor. Şeytan Sofrası’nın yanıbaşındaki tepeye Tavşan Kulakları deniyor. Beş metre kadar, tavşan kulağına benzeyen iki kaya sanki yapaymış gibi görünüyor.

Tımarhane Adası

Çamlık koyundan yukarı Şeytan Sofrasına dönmeyip devam ederseniz ( eski Murat Reis Oteli’nin arkasından geçen yol) Yarımadanın ucuna, yöredeki adıyla Tımarhane adasına çıkarsınız.

Rumların yaşadığı zamanlarda meyhanesi bol bir köymüş Ayvalık. Halkın yüzde 90’ı içki içen, delisi de bol bir köy. İşte bu yıllarda içkinin dozunu fazla kaçıranları, adanın yakınlarındaki Tımarhane adasına götürüp bırakırlarmış. Sürekli ve sert esen rüzgarda akılları başlarına gelenler tekrar halkın arasına karışırlar; gelmeyenler de rüzgarın çıkardığı seslerle biraz daha oyalanırlarmış.

Ayvalık’ta rüzgar ve meyhaneler şimdi de bol. Ama yüzyıllar öncesinin psikoterapi merkezi Tımarhane adası günümüzde delilere değil, yeşil doğası ve tertemiz sahili ile turistlere ev sahipliği yapıyor.

Çamlık koyunun sonunda, Şeytan Sofrası’nın eteklerinde ve yarımadanın ucunda yer alan Tımarhane adası yalnızca adıyla değil, tepede bulunan ilginç yapılı kayalarıyla da dikkati çekiyor. Girintili, çıkıntılı ve hemen dibindeki manastırı bir ahtapot gibi sarmış kayalar, rüzgarda garip uğultular ve sesler çıkarıyor, adeta ıslık çalıyor.

Adada görülen tek yapı küçük taş manastır. Birkaç kemerli pencere yuvası ve arkasında bir koridoru bulunan bu bakımsız manastır, günümüzde ağıl olarak kullanılıyor. Bölgeye hakim olan taş manastırdan Ayvalık Alibey Adası, Tavuk Adası ve Çamlık koyunun manzarasını seyretmek oldukça dinlendirici. Özellikle Ege’den esen rüzgar, yürüyüşe ve tırmanmaya meraklı doğaseverlere uygun bir ortam oluşturuyor. Rumların “Agia Paraskevi” dedikleri Çamlık koyundaki Sarımsak yarımadasının devamı olan Tımarhane adasına, Türkler “Taşlı Manastır” da derlermiş. 70 yıl öncesine kadar psikoterapi merkezi ve çiftlik binalarının da bulunduğu Tımarhane adası, Cunda adasına giden turistlerin mutlaka uğramaları gereken bir doğa harikası. Yöredeki bir diğer ilginç doğal güzellik ise Dalyan boğazı mevkiinin bir başka kıyısında yer alan “Deliklitaş”. Ortasındaki delik nedeniyle bu adı alan katran rengindeki Deliklitaş, Çamlık koyunun sığ bölümünde, kumdan oluşan bir dilin ucunda bulunuyor. Tekneyle giderseniz karaya oturmamaya dikkat etmelisiniz. Koyun içinde bir de balık üretme çiftliği yer alıyor.

CUNDA ADASI

Taşkahve

Ayvalık’ın karşı tarafındaki adaya Cumhuriyet öncesinde Rumlar “Kokuluada” anlamında Moshinos, Türkler Cunda diyorlardı. Adaya sonradan işgalcilere direnen Ali Bey’in adı verildi. Ada 1964 yılında bir köprü ile Ayvalık’a bağlandı. (Belediye otobüsü ve dolmuşlar da çalışıyor ama yazın dolmuş motorları ile gitmek daha güzel.) Bizce Cunda’ya akşama doğru gidilmeli ki akşam yemeği de orada yenmeli. Ada eskiden deniz ürünleri ve şarap üretilen yerdi. Otomobille gidenler girişte park etmeliler. Zaten bir avuç yer ve daracık sokaklarda yürümek çok keyifli. Sahildeki yüksek tavanlı Taş Kahve’ye girmeyi unutmayın. Adanın etrafı çam ve zeytin ağaçları ile donanmış. Yollardaki arı kovanları kimseyi ürkütmesin, hiç bir zarar vermezler insana. Adanın etrafında otomobille dolaşılabilir ama akşam serinliğinde yaya dolaşmanın tadını vermez. Küçük tepelere çıkıp güneşin son ışıklarının vurduğu adaları, koyları seyretmekten de mahrum kalırsınız.

Taksiyarhis KilisesiAdada çok sayıda kilise, manastır vardı. Çoğu günümüze ulaşamadı. Kiliselerin en büyüğü Taksiyarhis 1873’de yapılmış metropol kilisesiydi. Devasa çanı Bergama Müzesi’nde bulunuyor. Bizans stilindeki kilise gezilebiliyor. Panaya Kilisesi’nin duvar kalıntılarını Bakkal Sokağı’nın başında, Agios Yannis’in dört duvarını girişte, soldaki tepenin üzerinde görebilirsiniz. (Bu tepeye şimdilerde “Aşıklar Tepesi” adı takıldı.)

Adada sekiz manastır bulunduğu biliniyor. “Ayışığı” anlamına gelen Ayios Dimitrios Ta Selina adanın kuzey yönünde, kara uzantısında özgün yapısı ile dikkati çekiyor.

Günün son ışıkları denize düşerken adanın balıkçı lokantalarından birini beğenin. İsterseniz oturmadan önce “Papalina var mı?” diye sorun. Papalina adanın özel balığıdır ve eski meyhanelerin vazgeçilmez rakı mezesidir. Şimdilerde fiyatı düşük diye kimi meyhaneler bulundurmuyor, kimileri de “yok”, diyor. (Meyhaneye Ayvalık’ın içinde gidecekseniz Tenekeciler Sokağı’nı bulacaksınız.) Balık her yerde olduğu gibi burada da azaldı. Yazın kalabalığı da bindirince fiyatlar iyice yükseliyor. Bütün Ege’de olduğu gibi burada da balıkları görerek seçin ve önceden fiyatlarını sorun. Müşteri çokluğuna göre biraz pazarlık etmeniz de mümkün. Çipuranın çiftlikte yetiştirilenini istemezseniz denizden tutulanı pek kalmadı, sinarit de kalmadı. Levrek arasıra çıkıyor ve çok pahalı. Levrek için piyangoculardan şansınızı deneyebilirsiniz. Bir numara seçip tombalada size çıkarsa lokantaya verip pişirtirsiniz ve şansınızın armağanı ile mükkellef bir ziyafet çekersiniz. Mezgit’in bir türü olan ve Ayvalıklıların bakalaros dedikleri balıktan güzel bir buğulama deneyebilirsiniz. Ahtapot her zaman bulunabilir. Aslında bir çorba balığı olan ıskorpitin buğulaması da bulunabiliyor. Sofranızda Ege’nin ot mezelerini unutmayın. Değişik ekşi tadıyla radika her zaman bulunur ama diğerleri bir görünüp bir kaybolur. Hindiba, turp otu, arapsaçı, istifno gibi Ege otlarından yapılan yemek ve mezeleri sorun ve bulursanız istemeyi unutmayın. ( Adlarından anlaşılacağı gibi bir kısım otlar, balıklar ve mezeler Rumca adları ile bilinmeyi sürdürüyor. ) Bakladan yapılan fava da dereotuyla ve halis zeytinyağıyla süslenip gelmeli sofranızda. Fiyatına aldırmazsanız ıstakoz dahil “lüks” deniz ürünlerini bulabilirsiniz. Ayvalık bir zeytin ve zeytinyağı memleketi olsa da siz tavada kızaracak balık istemişseniz, zeytinyağında istediğinizi özellikle belirtin. Tuhaf ama en güzel zeytinyağının üretildiği yörelerde lokantalar çoğu zaman çiçek yağı kullanıyorlar. Sorarsanız “hafif oluyor,” diyorlar ama işin aslı öyle değil, çiçek yağı daha ucuz da ondan.

Patrice Köyü

Cunda’nın öbür tarafında ıssız sessiz bir yer. Bu eski Rum köyünün kimi evleri restore edilmiş. (Konaklamak veya yemek yemek için tek tesis Bıyıklı’nın Yeri Tel: 266.327 17 68). Köyün “pina” denilen dev boyutlu midyelerinden yemeyi unutmayın. Meraklıysanız denizin dibinde diklemesine duran bu dev midyelerden toplamak için dalabilirsiniz.

SARMISAKLI PLAJLARI

Ayvalık’ın oteller ve plaj bölgesi Sarmısaklı’dır. İlçe merkezine beş km. uzaklıktaki plajın kumsalı dört km. uzunluğundadır. Plajlar açıktır ve ücret ödenmez. Kıyı boyunca ve kısmen içerilerde 5 yıldızlıdan pansiyona her düzeyde konaklama tesisi ile lokantalar bulabilirsiniz. Ayvalık – Sarmısaklı arasında çok sık ve yaz aylarında geç saatlere kadar minibüs seferi vardır.

Sarmısaklı’dan sağa dönüp devam ettiğinizde yol küçük koylara götürür sizi. Badavat koyu da bunlardan biridir. Sarmısaklı plajına göre daha sakin olan koyda otel, pansiyon ve lokanta bulabilirsiniz.

ADALAR

Ayvalık koyu 22 küçük adayı barındırır. Cunda dışında hiçbirinde yerleşim yoktur. Ara sıra balıkçılar mola verirler. Motorlarla bu adalara geziler düzenlenir. İnce kumlu, uzun plajı ile Altınova Ayvalık-Ören arasındadır. Yazlık tatil sitelerinin yoğunluğu hemen göze çarpar.

Ayvalık zeytin kokuyor, İmbatla gelen deniz kokuyor, bir de yosun kokuyor. Sokakları, evleri, ibadethaneleri ile de tarih ve kültür kokuyor. Ayvalık’tan göçenlerin burayı hiç unutamamaları boşuna değil. Görünce anlıyorsunuz.

Önde bir güzel yapı, arkasında bir çan kulesi ve yanında yükselen minare. Hepsi bir fotoğraf karesinin içine sığıvermiş. Böyle ne çok fotoğraf çekilebiliyor Ayvalık’ta. Çok aramaya gerek yok, sağınıza solunuza bakmanız, biraz da ayrıntılar ile ilgilenmeniz yeterli.

(daha fazla…)

DEVAMINI OKU >> Facebook ta Ayvalık

Sebo - 25 Ekim 2009

ESNAF KEFALET DERNEGİNE KAYITLI MESLEKLER

MOTEL PANSİYON
28
BAYAN KUAFÖRÜ
28
GÜZELLİK SALONU
3
LOKANTA
30
TÜPGAZ
10
ELEKTRİKLİ MALZEMESI SATIŞI
10
KAFETERYA
49
BİRAHANE BAR
25
MATBAA
5
KASAP
12
ÇAYBAHÇESİ
6
KIRTASİYE
7
BAKKAL
115
OTEL
37
BÜFE İŞLETMECİSİ
118
ERKEK BERBERİ
53
RESTAURANT
27
MARKET
18
TORNA KAYNAK
39
DERİ TİCARETİ
5
FIRIN
19
OTO TAMİR TAMİRCİSİ
18
KAPORTACI
8
KONFEKSİYON
30
MARANGOZ
51
PASTAHANE
14
OTO ELEKTRİK
8
KAHVEHANE
57
ELEKTRİKLİ EV ALETLERİ SATIŞI
3
SU BAYİ
9
SIHHİ TESİSATÇI
7
EMLAKÇI
20
OTOPARK
3
TERZİ
12
TAVUKÇU
4
KARGO
3
GEZİ TEKNESİ
13
İNŞAAT MALZEMESİ SATIŞI
7
KAVAF
8
BALIKÇI
18
MOTOR TAMİRİ
12
FAST FOOD PİZZA
10
MANDRA
16
MOBİLYACI
7
PİDE DÖNER  KÖFTE SALONU
15
TUHAFİYE
25
ÇİÇEKÇ
6
TEKEL BAYİİ
49
ZEYTİNYAĞ TİCARETİ
10
OTO BOYA
3
TOST BÜFESİ
25
FOTOĞRAFÇI
6
HEDİYELİK EŞYA
37

DEVAMINI OKU >> Yaşam içinde var olanlar

Sebo - 17 Ekim 2009

AYVALIK

Bazı güzellikler insanı sever, insanla büyür. Ayvalık’ta böyle bir güzelliğin sahibidir. Her görüntü insanladır, paylaşılandır. Adalardan, denizden, balıktan, zeytinden gelen doğal güzelliklerin uyumu ile tarihi kent dokusunun özgün havası, insanı bir anda sarar. Başlangıçtaki bu ilk etki zamanla burada yaşama adına tutkuya dönüşür.

COĞRAFYASI

Ayvalık, Ege Denizi’nin Kuzeybatı kıyısında yer alan Balıkesir iline bağlı bir ilçedir. Batısında Ege Denizi, doğusunda Bergama, kuzeyinde Burhaniye ve güneyinde Dikili bulunur. Batısındaki Ege Denizi içinde Ayvalık’a ait 23 ada mevcuttur. Yerleşim, Ege Bölgesi’nin girintili çıkıntılı kıyı özelliklerine paralellik göstermektedir. Yerleşmeyi yükseltileri pek fazla olmayan tepelik alanlar çevirmektedir. Yerleşim kıyıda, eğimin çok az olduğu düzlüklerde yoğunlaşmıştır

TARİHİ

Ayvalık, yerleşiminin kuruluşuna ve prehistorik, Antik, Ortaçağ ve Bizans dönemlerine ilişkin net bilgiler yoktur.[1] Fakat Ayvalık’ın civar adalarında yerleşimin erken tarihlerde başladığı, bu adalarda yaşayan toplulukların daha sonradan Ayvalık’a yerleşen ve Ayvalık’ı kuran toplulukları oluşturduğu belirtilir. Ege göçleri ile MÖ VIII. Yüzyılda Yunan anakarasından gelen topluluklar ilk olarak Ayvalık’ın üç adasına yerleşmişlerdir.[2] Bu yerleşimler Yumurta Adası, Çıplak Ada (Chalkys), Maden Adası (Pordoselene) ve Cunda Adası(Nesos) dır.

Bizans Döneminde yeterince sahiplenilmeyen ve deniz güvenliğini kaybeden bu yerleşimler zamanla daha da önemini kaybetmiş, topluluklar iç bölgelere dağılmıştır. Bizans döneminden başlayıp uzun yıllar Edremit Körfezi’nin güneyini tehdit eden Korsan istilası, Ayvalık’ta yerleşimin geç oluşmasının en büyük sebebidir. Ayvalık’taki ilk topluluklar da korsanlardan kaçmak amacıyla Midilli ve civar adalardan göç eden Hıristiyanlardır.[3] O dönemde ilk yerleşenlerin “Kydonia”  olarak isimlendirdikleri ve “ayvalık ”adına karşılık gelen bu yerleşimin ismi Cumhuriyet’ten sonra da Türkçe Ayvalık olarak sürdürülmüştür.

Ayvalık’ı içine alan Körfez Bölgesi, XIV. yüzyıl II. yarısından itibaren Osmanlı idaresine girmiştir. Deniz güvenliğinin sağlamasının ardından kıyılara yerleşim tekrardan başlamıştır. Ayvalık’ın bu tarihlerden sonra kurulmuş olma ihtimali büyüktür. Fakat yerleşim uzun bir süre ekonomik açıdan faaliyet gösterememiştir. Kentin gelişimi 1773 yılından sonra daha hızlı bir şekilde olmuştur. 1773 yılında Papaz İkonomos’un çabalarıyla Ayvalık’a otonomi fermanı çıkarılmıştır.[4] Bu fermana göre hemen hemen nüfusun tamamını Rumların oluşturduğu Ayvalık, özerk bir yapıya kavuşmuştur. 1821‘de Yunanistan’ın bağımsızlığı ile Osmanlı Devleti içinde yaşanan siyasi karmaşa Ayvalık’a da yansımıştır.1821 ayaklanmasının ardından kentin özerkliği kaldırılmıştır. I. Dünya Savaşındaki gelişmelere bağlı olarak sorunlar tekrar yaşanmaya başlamıştır. Yunan işgaline uğrayan Ayvalık, Kurtuluş Savaşı ardından 15 Eylül 1922’de bağımsızlığına kavuşmuştur. Kurtuluş Savaşı sonrası gerçekleştirilen Lozan Antlaşması gereği iki ülke arasında 30 Ocak 1923 yılında Mübadele Protokolü imzalanmıştır. Bu anlaşmaya göre Yunanistan’da yaşayan Müslüman Türk nüfus ile Türkiye’de yaşayan Rum toplulukların yer değiştirmesi esasına dayanan nüfus mübadelesi gerçekleşmiştir.[5] Ayvalık’ta yaşayan Rumlar’da, bu anlaşma gereği Yunanistan topraklarına gönderilirken, Ayvalık ve Cunda Adası’na Girit ve Midilli’de yaşayan Türkler yerleştirilmiştir.

AYVALIK KENT MİMARİSİ

Osmanlı Devlet’inde XVIII. ve XIX. yüzyıllar içerisinde 2 milyondan fazla Rum,  İstanbul dışında, ağırlıklı olarak Batı Anadolu kıyılarında yaşamışlar ve yaşadıkları kentlerin mimarisinde de etkin rol oynamışlarıdır. Bu yerleşimlerden biri olan Ayvalık, özellikle XVIII. ve XIX. yüzyıllar arasında 20.000 ile 25.0000 arasındaki kalabalık nüfusuyla[6] zeytin ve zeytinyağı ticaretine dayalı ekonomisiyle gelişip Ege’nin en büyük sanayi ve ticari kentlerinden biri haline gelmiş, sosyo kültürel açıdan da oldukça zenginleşmiştir. Ayvalık’ın tarihi kent dokusunu oluşturan yapılar   ağırlıklı olarak bu dönemde yapılmıştır. Akdeniz kent mimarisinin özelliklerini taşıyan Ayvalık, Arnavut kaldırımlı daracık sokakları, bu sokaklarda yan yana sıralanmış taş evleri, evlerin yaşama dönük cepheleri,  rüzgârın eşlik ettiği deniz kokusu ile özgün bir yerleşim ve adeta bir açık hava müzesidir.

Ayvalık’taki tarihi kent dokusunu, konutlar, eğitim yapıları, ticaret yapıları,zeytin yağ fabrikaları, depolar, sabunhaneler ve dini yapılar oluşturur. XIX. yüzyılda Ayvalık’ta, on bir mahalle, bir camii( Hamidiye), on iki kilise, altı manastır, yirmi altı sabunhane, kırk tabakhane, yetmiş sekiz zeytinyağı değirmeni, yirmi beş yel değirmeni, iki otel, iki lokanta, üç gazino, beş meyhane, yetmiş kahvehane, yedi zeytinyağı ve un fabrikası, kırk beş fırın, bir kıraathane, doksan beş dükkân, 4773 ev, bir hükümet konağı ve gümrük dairesi, biri askeri üç hastane, askeri karakol, bulunduğu belgelenir. Ayvalık’ta sosyal ve ekonomik hayatın gelişmişliğine paralel olarak eğitim ve kültür düzeyi de gelişmiştir.Bu dönemde kentte, üçü erkek, üçü de kız, bir de karma olmak üzere toplam 7 okul, 1803 yılında kurulan, 1821 yılındaki isyanın ardından yıkılan bir akademiye sahip olduğu da belirtilir.[7]

XIX. ve XX. yüzyıllar içinde zengin kent mimarisi içeriğine sahip Ayvalık, evler, okul yapıları, ticaret yapıları ve dini yapılardan oluşan mimari dokusunu büyük ölçüde koruyabilmiştir. Dini yapıların büyük bir bölümü, mübadeleden sonra camii olarak kullanılmaya başlamış, birkaç kilise de yıkılmıştır. Günümüze ulaşan yapılar şunlardır.

  • Agios  Yorgios Kilisesi(Çınarlı camii)

Pazar yeri olarak anılan kent merkezinde yer alan yapı, anıtsal bir görünüme sahiptir. Kapalı yunan haçlı, kubbeli bir plandır. Yapım malzemesinde ağırlıklı olarak sarımsak taşı kullanılmıştır. Cephe düzenlemesinde küçük sütuncelerle oturan kemerli biçimler ve bunların üzerine yerleştirilmiş örgü şebekeler ile pencere biçimleri yapıya etkileyici bir görünüş kazandırmıştır. İç mekânda yer alan mermer malzemeli, üzeri Barok tarzı bitkisel süslemelere donatılmış ikonostasis (bölme duvarı) kilise döneminden kalma liturjik bir öğedir.

  • Agios Yannis Kilisesi (Saatli Camii)

Kent merkezinde cami olarak kullanılan yapılardan biri de Saatli Camii’dir. Kapalı Yunan haçlı bir plana sahiptir. Kilisenin, güneybatı köşesinden yükselen çan kulesi üzerindeki saat yapıya adına vermiştir.

  • Kato Panaya Kilisesi(Hayrettin Paşa Camii)

İçinde bulunduğu mahalleye de adını veren ve kent içinde camii olarak kullanılan yapılardandır. Rum döneminde, Helen okulu diye adlandırılan ve din eğitimi vereni iki okul yapısının arasına yerleştirilmiştir. Bazalikal planlı ve batıda narteks girişi olan yapı, gerek plan gerek mimari özellikleri açısından sade bir yapıdır.

  • Taksiyarhis Kilisesi(1844)

Baş melek Cebrail adını taşıyan Taksiyarhis Kilisesi , Ayvalık kent merkezinde yer alıp, gerek mimari gerekse süsleme içeriği olarak özgünlüğünü büyük ölçüde koruyabilmiştir. Özellikle iç mekan süslemeleri ile adını duyurmuştur. Başpiskoposluk kilisesi olarak yapılmıştır. Kilise, avluya açılan iki anıtsal kapının ardından gelen geniş bir avlu içinde yer alır. Bazalikal planlı kademeli kuruluşlu dış cephe, oldukça sade bir görüntü koyar. Dış cephenin sadeliğine rağmen, kilisenin içi, dönemin süsleme anlayışını yansıtacak kadar zengin bir içeriğe sahiptir. Dıştaki sadelik iç mekânda kendini resimlerden, kabartmalardan ve C ve S kıvrımlı bitkisel bezemelerden oluşmuş Barok tarzı bir süsleme içeriğine bırakır. Özellikle İkonostasis’in üst panolarındaki ikonalar, Girit Ekolüne ait resimlerdir. Rönesans resim sanatının özelliklerini içinde barındıran, Hıristiyan ikonografisine ait temaların işlendiği bu resimler, gerçekçi ve dengeli bir kompozisyon anlayışına sahiptirler. Bu resimler klasik üslubun son temsilcileri arasında gösterilir. İkonları taşıyan çift renkli mermerden yapılmış yüzeyleri bitkisel kabartmalarla süslü ikonostasisin ve vaaz kürsüsü olarak tanımlanan ambonun plastik etkileri büyüktür.

  • Agia Triada

Ayvalık kent mirasının taşıyıcılarından olan bu yapı dönemin mahalli kiliselerindendir. Dikdörtgen planlı kilisenin, giriş cephesi sarımsak taşından yapılmış sütunlu ve kemerli galeri mekânı ile vurgulanmıştır.

  • Ayazma Kilisesi(1890)

Kutsal su anlamına gelen “ayazma” adıyla anılan bu kilisenin adını yapılışıyla ilgili halk efsanesinden almış oluğuna dair görüşler vardır. Avlusundan çıkan kaynak suyun rüyada önceden görülmesi üzerine bunun bir işaret olduğu düşünülmüş ve suyun çıktığı alana bu kilise yaptırılmıştır. Kilise plan ve mimari anlayış olarak geleneksel Rum Ortodoks Kilise anlayışından farklı bir görselliktedir. Dikdörtgen planlı bazalikal  yapının özellikle batı cephesi Antik mimarinin izlerini taşır. Giriş cephesini teşkil eden bu mekan akantus başlıklı Korint tarzı sütunların üzerine binen  üçgen alınlıklı bir düzenlemeye sahiptir.Üçgen alınlığın uçları ve tepesinde oturtulmuş bitkisel biçimli akroterler ile alınlığın içine yatay olarak uzanan  kabartma motifler cephenin süsleme öğeleridir.

  • Hamidiye Camii

XIX. yüzyılda Osmanlı Dönemi’nde yaşayan Müslüman nüfus için yapılmış tek camii olma özelliği taşıyan Hamidiye Camii, II. Abdülhamit döneminde yapılmıştır. Kare planlı kübik gövdeli tek kubbeli bir yapıdır. Caminin minaresi, yapının kuzeybatı köşesinde, yapıdan bağımsız şekilde yükselir. Yapının orijinal minaresidir. Kübik kaideli silindirik gövdeli ve tek şerefeli bir biçime sahiptir. Eklektik bir mimari anlayışın hâkim olduğu Camii, yine de Ayvalık’ın diğer yapılarına benzer özellikleri taşırken kent dokusuyla da büyük bir uyum içindedir

CUNDA ADASI

Ayvalık’ın karşısındaki Cunda Adası( Alibey Adası) denizi ve tarihi kucaklar. Şirin ve özgün görüntüsü kendini, mimarisinden, zengin mutfağına, Arnavut kaldırımlı sokaklarından kıyıya renk veren küçük balıkçı teknelerine, adanın ruhuyla bütünleşmiş insanına kadar her yerde kendini gösterir. Bu deniz coğrafyasındaki ilk uygarlıklardan biri olan Cunda, Antik çağdan günümüze kadar ulaşmış kesintisiz bir tarihin dilidir. Nesos diye adlandırılan ve adanın girişinde Dolap Boğazı kıyılarında kurulmuş bu ilk uygarlık zamanla tepeye doğru gelerek bu günkü yerini almıştır. Helen, Roma ve Bizans dönemlerinde de varlığını sürdüren adada, Osmanlı Dönemi’nde ağırlıklı olarak Rum tebaası yaşamıştır. Rumlar adaya güzel kokulu ada anlamına gelen “Moshonisi” demişlerdir. Cunda ismini Osmanlılar kullanılmıştır. Osmanlı belgelerinde, kayıtlara ilk olarak Yunda olarak geçtiği zamanla bu adın zamanla Cund ve Cunda olarak anılmaya başladığı belirtilir.[8] Özellikle XIX. yüzyılda kalabalık ve büyük bir yerleşim haline gelen ada Ayvalık’tan ayrı bağımsız bir yerleşim olmuştur. Kurtuluş Savaşı’nın ardından mübadele sonucu adadaki Rumlar Yunanistan’a gönderilirken, buraya Girit ve Midilli’den gelen Türkler yerleştirilmiştir ve Kurtuluş Savaşı sırasında 172.Alay komutanı olarak bölgede görev yapan Yarbay Ali Çetinkaya’nın anısına “Alibey” adını almıştır.

Kıyıdan tepeye doğru kademeli bir yerleşim sunan Cunda Adası, zengin bir kent mimarisine  de sahiptir. Rum döneminden kalma birçok yapı yerleşimde varlığını sürdürür. Adayı baştan başa donatan yerleşime özgü taş evler, balıkçı kahvehaneleri, sabunhaneler, yel değirmenleri, kiliseler, manastırlar adanın tarihi kent dokusunu oluştur.

  • Taksiyarhis  Kilisesi(1873)

Adayla bütünleşmiş olan bu yapı içinde bulunduğu sokağın merkezi konumundadır. Dönemin mimarlık ve süsleme anlayışını yansıtan en önemli tarihi eserdir. Avluya giriş kapısı Antik mimarinin cephe kuruluşuna öykünen üçgen alınlıklı biçime sahiptir. Yapı, kapalı yunan haçlı ve kubbeli planıyla Ortodoks kilise mimarisinin özelliklerini taşır. Kilisenin iç mekânında Hıristiyan ikonografisine ait freskler (duvar resmi) yer alır.

  • Panagia Kilisesi(Panaya Kilisesi) (1850)

Adanın yukarı bölümünde Bakkal sokağının başındadır. Günümüzde yapıdan geriye, üç beden duvarıyla bu duvarlar üzerindeki pencerelerin içine yerleşen muhteşem bir manzara kalmıştır.

  • Agia İanni Kilisesi( Aya Yanni Kilisesi)

Adanın yüksekçe bir tepesi üzerinde yer alan yapı, küçük bir inziva kilisesi olarak inşa edilmiştir. Kilise, denizin ve gökyüzünün birbirinin içine girdiği Aşıklar Tepesi diye adlandırılan bu tepenin sembolü olmuştur. Yakın dönemde gerçekleştirilen kazılar sonucunda kiliseye ait bir yel değirmeni ortaya çıkarılmıştır.

  • YEL DEĞİRMENLERİ

Yel değirmenleri rüzgârın kendini çok hissettirdiği tepelerin en bilindik görüntüsü olmuşlardır. Ayvalık ve Cunda Adası da rüzgârdan nasiplenen yerleşimlerden oldukları için,  geçmişe ait kent siluetlerine birçok yel değirmeni görüntüsü yerleşmiştir. Fakat rüzgar gücünden üretimde yararlanmak amacıyla yapılmış bu yapılar, sanayinin gelişmesiyle işlevlerini yitirdikleri için unutulmuşlar ve zamanla ilgisizlikten yıkılmışlardır. Ayvalık ve Cunda’da yetmişe yakın değirmenin varlığı belirtilirken günümüzde bu değirmenlerden geriye sadece 4 tanesinin kalıntısı kalmıştır.

  • TAŞKAHVE

Taş Kahve, Cunda’nın simgelerinden bir haline gelmiş, adı gibi kendi de mütevazi olan fakat yıllara rağmen değeri hiç eskimeyen yapısıdır. Yapıldığı dönemden bu yana hep insanlarla bir arada olmuş yaşayan bir mekân olma özelliği de taşır. Tek katlı kare yapının tüm cephelerini çok yüksek ve geniş tutulmuş pencere açıklıkları kaplar. Her bir pencerenin ortasını ince bir sütunce böler. Bunların üzerine taş kahveye özgün görüntüsünü veren kanatları açık bir martıyı anımsatan şekiller yerleştirilmiştir.Her mevsim insanı ağırlayan bu mekân,  aynı zamanda ada tarihinin en büyük tanığı olarak yaşamaya devem edecektir.

MANASTIRLAR

Agia İounnou Tou Prodromu Manastır  (Aya Younu )

( TAVUK ADASI)

Cunda Adasının tam karşısında yer alan ada, Tavuk Adası diye anılır. Bu adanın üzerinde birkaç ağaç gölgesi altında apsis duvarı ayakta duran manastır kalıntıları bulunur.

Agia İorgios Manastırı ( Aya Yorgi )

(GÜVERCİN ADASI)

Cunda Adası civarında yer alan  adalarından biri de Güvercin Adası’dır. Bu adanın üzerinde kale yapısını andıran İorgios Manastırı bulunur.  Dikdörtgen planlı yapının ucunda diğer bölümlerden daha yüksek duran   bir  kule bulunur. Bu manastır halk arasında   Korsanların Manastırı olarak ta  anılır.
AGİOS DİMİTRİOS, TA SELİNA ( Aya Dimitri)

(AYIŞIĞI MANASTIRI)

Cunda Adası’nın Pateriça denilen kuzey uzantısında yer alan bu manastır,  yerleşimden oldukça uzak bir yerde konumlanmış olup  birçok yapıdan oluşmuş kompleks bir görüntü sunar. Manastırın alanı kademeli bir araziye yerleşmiştir. İç içe iki avlunun ardından yarım daire şeklindeki bir merdiven manastır yapılarına açılmaktadır. Burada bazilikal planlı ve kubbeli küçük bir kilise ile bugün adına ayakta kalmış bir kaç manastır yapısı bulunur. Arkada iki katlı revak şeklinde düzenlenmiş rahibe odalarının ve yakın bir geçmişe kadar denize kadar indiği belirtilen mermer merdivenlerin bugüne sadece izleri kalmıştır.

LEKA PANAGİA  MANASTIRI ( Leka Panaya)

Leka Panagia, Cunda Adası’nın Dalyan Boğazına doğru uzanan bölümünde, zeytin ağaçları arasına gömülmüş şekilde duran büyük ve birçok yapıyı içinde  barındıran bir manastırdır. Yapı restore edilmiş ve günümüze sağlam şeklide ulaşabilmiştir. Yapının kilise, yatakhane, mutfak, kitaplık, idari işler ile ilgili odalar, çamaşırhane, konuk odaları gibi manastırı oluşturan birimler belli bir düzen içinde konumlanmışlardır.

Agia Pareskevi Manastırı (Tımarhane Adası)

Çamlık yolu üzerinde yaşama karşı kıyıdan bakan doğanın içinde huzur dolu bu ada, ismiyle ünlenmiştir. Bu isim adanın geçmişiyle ilişkilidir. Rum döneminde adada bulunan Agia Paraskevi Manastırı’nın dinsel işlevinin yanı sıra, ruh sağlığı bozuk insanlara deva olduğuna dair halk arasında yaygın bir inanışın olması, manastırın ününün zamanla artmasına sebep olmuştur. Bugün için bu manastırdan geriye çok az kalıntı olsa da, manastırın izleri adanın adıyla daha belirgin bir biçimde yaşamaktadır.

AYVALIK ve CUNDA EVLERİ

Ayvalık coğrafi güzelliklerinin yanı sıra, tarihi evleriyle geçmişin özgün kent dokusunun günümüze kadar getiren bir yerleşimdir. Bu yüzden Ayvalık’ı sadece güneşin ve denizin eşlik ettiği bir tatil beldesi olarak tanımlamak eksik olacaktır. Ayvalık Ege’nin en güzel kıyılarından biri olmakla beraber, aynı zamanda geçmişi sokaklarında yaşayan, Anadolu coğrafyasının en görkemli  tarihi kentlerinden biridir. XIX. ve XX. yüzyıla ait konutlardan birçoğu plan ve mimari özelliklerini koruyabilmiş, sağlam ve kullanılır durumda olduğundan kent, adeta açık hava müzesi kimliğine sahiptir.  Geçmişiyle yaşayabilen bir kent olma özelliğini hemen hemen her sokağı donatan evleriyle ortaya koyar. Bu evler aynı zamanda kentin tarihsel ve kültürel belleği durumundadırlar.

Ayvalık’taki tarihi evler geçen iki yüzyıl içinde burada yaşayan Rumların,  zeytin, deniz gibi fiziki koşuları değerlendirmeleri sonucu ortaya çıkan ekonomik, sosyal ve kültürel zenginliği, birikimi yansıtır.

Ayvalık kent mimarisinde mekânların tüm düzenini denizle ilişki belirler. Evlerin kıyıdan tepeye doğru yükselen kademeli bir yerleşimi vardır. Sokakların simetriye ve düzene dayalı görünümü mimarinin de ana şeklini oluşturur. Sarımsak taşı denilen yöreye özgü kırmızımsı renkteki taşlar, Ayvalık evlerinin cephe düzenlemesinin karakteristik öğesidir.

Ayvalık Evleri, depo- dükkan amaçlı kullanılan zemin kat üzerinde yükselen tek veya iki katlı olarak inşa edilmişlerdir. İki tam katlı evlerin bazılarının üst katı ve sokağa doğru uzanan çıkmalı oda şeklinde yapılmış  “cumbalı” diye tanımlanan tiptedir.

Taş malzemeli ve genelde düzgün kesme taş örgülü evlerin cepheleri,  Neo klasik mimari anlayışın anıtsallık, simetrik üzerine kurulmuş tarzını yansıtır. Giriş kapılarında yoğunlaşan süslemeler mimari karaktere uygun şeklide sade fakat ağırbaşlı bitkisel kompozisyonlardır.

Ayvalık evlerinin kapı, pencere açıklıkları geniş ve yüksek tutulmuştur. Kapıların anıtsal ve dışa taşkın biçimleri; pencerelerin cephenin yüzeyine yerleşmiş geniş halleri, evi sokağın bir parçası olarak görmeye yönelik hayat anlayışının sonucudur. Özellikle evlerin giriş kapıları, görsel etkinin en fazla vurgulandığı mimari öğedir. Niş şeklinde cephe yüzeyinden içeri yerleştirilmiş ve birkaç basamakla zeminden yükseltilmiştir. Kemerli ya da düz lentolu çeşitleri vardır. Kimi kapıların üzerinde kemer alınlığı içine yerleştirilen aydınlık pencerelerinin demir örgü şebekelerine evlerin yapım tarihleri işlenmiştir. Bu yüzden kapılar sadece estetik açısından değil, evlerin belgelendirilmesi açısından da oldukça önemlidir.

Ayvalık’ta yüzyılların tanığı olan bu evler pek çok yaşamı içinde barındırmış, insanla iç içe yaşayan birer sanat mirasıdır. Ayvalık’ı anlamanın ve onun özgünlüğünün farkına varabilmenin en iyi  yolu ise, sokakların arasında bu evlerle oldukça çok zaman geçirmektir.

ALTINOVA

Balıkesir ilinin, İzmir il sınırında bulunan ve Ayvalık ilçesine bağlı bir yerleşim olan Altınova, Dikili ve Bergama ilçeleriyle komşudur. Günümüzde denizi, kumu ve güneşiyle hem popüler bir tatil beldesi ve hem bereketli topraklarıyla yörenin tarım merkezi hem de geçmişin izlerini taşıyan tarihi yapılarıyla şirin bir Ege yerleşimidir.

Günümüzde Ayvalık ilçesine bağlı bir belde olan Altınova’da geçen yüzyıla kadar oldukça önemli tarım ve ticaret yerleşimi kabul edilmiştir. Bu gün Altınova diye anılan bu yerleşimin Osmanlı Devleti içindeki adı,  kutsal su anlamına gelen Ayazmand’dir.[9]

Madra Çayı ve Karakoç Deresi’nin suladığı verimli büyük bir ovaya sahip bu yerleşimin tarihi MÖ. 2500- 3000 yıllara dayanır. Altınova coğrafyasının çevresinde İlkçağda birçok kentin varlığından bahsedilmesine rağmen Altınova’nın bu dönem tarihi adına herhangi bir bilgi yoktur. Ortaçağ tarihi içinde Bizans Devleti sınırları içinde küçük bir yerleşim olarak varlığını sürdüren Altınova’nın tarihsel gelişimi bölgeye Türklerin gelişi ile başlar. Osmanlı Devleti içinde XVI. yüzyılda Karesi Sancağının en büyük ikinci kenti durumunda olan XVII. yüzyıl içinde ise Kuzeybatı Ege coğrafyasının ekonomik, siyasi ve sosyal anlamda en gelişmiş yerleşimlerinden biri haline gelir.[10]

XVI. yüzyıldan XIX. yüzyılın başına kadar bu statüsünü koruyan Altınova, I.Dünya Savaşı’nın ardından başlayan ve bölgede yaşanan siyasi karışıklara ve ticaret yollarının değişimi gibi sebeplere bağlı olarak ekonomik önemini giderek  kaybetmiştir.. Cumhuriyet’in kurulmasından sonra Ayvalık ilçesine bağlanmış ve Altınova adını almıştır.

ALTINOVA’DAKİ TARİHİ YAPILAR

Altınova’da Osmanlı Dönemine ait dini ve sivil yapılar ve hala özgünlüğünü koruyabilmiş tarihi evler mevcuttur.

  • HACI BAYRAM VELİ CAMİİ

Altınova Merkez Mahallesinde Cami-i Kebir sokağında bulunur. Dönemin merkez camiidir. Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait bu yapı, 1970- 1975 yılları arasında onarım geçirmiştir. Bu onarımlar sonucu tekrar ibadete açılmıştır. Kuzey cephesinde, giriş kapısının yanında mermer zemin üzerine yazılı yapım kitabesinden anlaşılacağı üzere yapı (1490–1491)  Osmanlı Devleti’nde II Beyazid döneminde, Hacı Bayram Veli’nin(1460) ölümünden otuz yıl sonra anısına yaptırılmıştır. Kare planlı, kübik  yapı,  içten düz tavanlı, dıştan kırma çatılıdır. Kuzeyinde sonradan yapılma son cemaat yeri bulunur. Bu mekân, beş sütunun taşıdığı dört kemerin sınırladığı revaklıdır. Caminin minaresi, kuzeybatı cephesinde yer alır. Bu yapının orijinal minaresi değildir.

  • KADI CAMİİ

Altınova, Kadı Mahallesi içinde yer alan camii “Küçük Camii”  adıyla da anılır. Yapı genel görüntüsü ve minaresinin sonradan yapılmış olması, gibi sebeplerden dolayı mescit olarak yapıldığı sonradan camiye çevrilmiş olma olasılığını arttırır. Yapı 1984–1980 yılları arasında onarım görmüştür. Bu yüzden malzeme, cephe düzeni ve mimari öğeler açısından yapı, önemli ölçüde değişimlere uğramıştır. Kadı Camii özgün görüntüsünü kısmen yitirmiş olsa da, yine de plan mimari özellikler açısında Erken Dönem Osmanlı Mimarisinin özellikleri taşımaktadır. Malzeme ve teknik özellikleri sonucu Kadı Camii’nin, Osmanlı Devrine ait XV. yüzyılın ilk çeyreğinden, bu yüzyılın yarısına kadar olan dönem içinde yapılmış olduğu söylenebilir. Kare planlı kubbeli kübik bir yapı sekizgen kasnak üstüne oturur. Kuzeyinde ilk hali esas alınarak yapılmış üç kemerli son cemaat yeri bulunur.  Caminin minaresi ise güneybatı köşesindedir.

  • TÜRBE

Altınova’nın kuzeydoğusunda yer alan mezarlık içersindedir.Kare planlı ve kubbeli tarzda inşa edilmiştir.Yapının inşa tarihi ile ilgili bir bilgi bulunamamıştır.

Osmanlı Şehir İçi Hanları

Osmanlı kentlerinde ticari hayatın kalbi hanlarda atmaktaydı. Bu hanlar işlek ticari yollar üzerine yapılmışlar ve kentlerin ekonomik hayatına büyük katkıda bulunmuşlarıdır. Özellikle XVII.yüzyıldan itibaren ekonomik açıdan hareketli bir yerleşim olan  Altınova’da iki şehir içi hanı bulunmaktadır. Bu yapılarda başta zeytin ve zeytin yağ olmak üzere birçok tarım ürünün ticareti yapılmıştır. Günümüzde de birkaç dükkânı işler halindeki bu hanlar, Altınova’nın geçmişteki ticari hayatının hareketliliğine ışık tutacak yapılardır. Bu hanlar Çobanoğlu ve Şükrü Bey Hanı’dır.İnönü Caddesi üzerinde yer alan bu iki yapı karşılıklı şekilde durur. XIX. yüzyıla ait yapılar olduğu belirtilir.[11]

KÜÇÜKKÖY-SARIMSAKLI

Ege kıyılarının en tanınmış sahillerinden biri olan “Sarımsaklı”, Küçükköy yerleşiminin bir parçasıdır. Sahilinin yanı sıra,  Şeytan Sofrası gibi, Ayvalık Adalarını ve güneşin batışının seyirlik güzelliklerini izleyebileceğiniz tepeye de sahiptir.  Sarımsaklı’nın diğer bir önemi yöredeki tarihi kent mimarisini  özgün bir görüntüsünü yaratan “Sarımsak  Taşı’nın” çıkarıldığı  taş ocaklarının burada olmasıdır. Dokusu sarımsak damarlarına benzediği için Sarımsak adını alan bu taş, yanardağ faaliyetlerinin başladığı ilk tektonik dönemde volkandan püsküren küllerin düştüğü yerde oluşmuştur.[12] Kırmızımsı renkte kolay şekil alabilen ve sağlam bir malzeme olan bu taş, yörede hem yapım hem de süsleme malzemesi olarak kullanılmıştır.

Bu turizm cennetine ev sahipliği yapan Küçükköy’ün kendisi de tarihi kimliğe sahip bir yerleşimdir. Ayvalık’a yaklaşık 10 km uzaklıktaki Küçükköy, Osmanlı Döneminden beri varlığını sürdürmektedir. Önce Rumların yerleşim yeri olan köye, 1893 ve 1913 yıllarında Balkanlar’dan gelen Boşnaklar yerleştirmiştir.”Yaniçarihon”(Yeniçeri) köyü olarak anılan bu köyün adı sonradan Küçükköy olarak değiştirilmiştir. Kentin tarihi kent dokusu içinde  XIX. ve XX. yüzyıla ait evler ile günümüzde camii olarak kullanılan Ayiou Athanasaiou Kilisesi bulunur.

Sanat Tarihçisi

BerrinAKIN


[1] BAYRAKTAR, Bayram :Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ayvalık Tarihi, Ankara-2002, s.12.

[2]BEKSAÇ, Engin: “Balıkesir İli Ayvalık-Gömeç-İlçelerinde Pre ve Protohistorik Yerleşmeler

Yüzey Araştırması.” XVII. Araştırma Sonuçları, Ankara- 2000, s.115.

[3] ARIKAN, Zeki: “1821 Ayvalık İsyanı” Belleten, Sayı.202, Ankara-1988, s.582.

[4] BAYRATAR, Bayram:Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ayvalık Tarihi, Ankara-2002, s.10.

[5] YILMAZ, Elif: Türk- Yunan  Nüfus Mübadelesi ve Ayvalık, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler

Enstitüsü  Uluslar arası İlişkiler Bilim Dalı Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul-2005, s.95.

[6] BAYRAKTAR, Bayram: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ayvalık Tarihi, Ankara -2002, s.9

[7]a.g.e., s.8.

[8] TEKİN, Şinasi: “Cunda Adasının Adları” Tarih ve Toplum Dergisi ,İstanbul-2002  Sayı: 217 s.43-50.

[9] UMAR, Bilge: Türkiye’de Tarihsel Adlar, İstanbul-1993, s.143.

[10] ERDEM, Ömer: Dünden Bugüne Altınova, 1999-Balıkesir, s.17.

[11] ERSOY, Bozkurt: Altınova (Ayvalık) Tarihine Ait Bazı Notlar ve Yöredeki Mimari Eserler”        Türkiye İş Bankası Kültür Sanat Dergisi Ankara-1992,  sayı.13, s.41.

[12] AKYÜREK, Behçet: Kırkağaç, Soma,Savaştepe, Ayvalık, Bergama Civarının Jeolojisi , MTA

Raporu, Ankara-1978, s.23.

DEVAMINI OKU >> Ayvalık ve çevre Kent Mimarisi