Sebo - 20 Ocak 2011

Suat SALGIN

Balıkesir’in Ayvalık ilçesi doğal güzellikleri ve bakir tarihi dokusu ile her yıl milyonlarca turistin yanı sıra ülke genelinde dev prodüksiyonlara imza atan film ve dizi film yapımcılarının da vazgeçemediği bir plato haline geldi.

1960 ve 70’li yıllarda Yeşilçam’ın gözdesi olan Ayvalık, sinema sektörünün gelişmesi nedeniyle, 90’lı yılların başına kadar bir film çekimlerine ev sahipliği yapamamıştı. Milenyum yıllarıyla birlikte, ATV, Kanal D, TRT ve Show TV gibi kanallarda yayınlanan dev prodüksiyonlu dizi filmlere ev sahipliği yapan Ayvalık, ‘Kurşun Yarası’, ‘Kırık Kanatlar’, ‘Yol Arkadaşım’, ‘Melekler Korusun’ ve son bölümünün çekildiği ‘Bir İstanbul Masalı’ adlı dizilerin yanı sıra, 2004 yılında gişede yakaladığı rekor hâsılatla, Türk Sinemasının klasikleri arasına girmeyi başaran ‘Babam ve Oğlum’ adlı filmle yeniden sinema yapımcılarının gözdesi haline dönüşüverdi.

Hazırlık_01

YEŞİLÇAM’IN ÜNLÜLERİ AYVALIK’TAN GEÇTİ

Ayvalık şimdiye kadar; Danyal Topatan, Belgin Doruk, Hulusi Kentmen, Sadri Alışık, Öztürk Serengil, Suzan Avcı, Erol Taş, Kadir Savun, Hüseyin Baradan, Fatma Girik, Filiz Akın, Kadir İnanır, Hülya Koçyiğit, Zeynep Değirmencioğlu (Ayşecik), Sezer İnanoğlu (Sezercik), Hümeyra, Cüneyt Arkın gibi Yeşilçam’ın duayen isimlerinin yanı sıra, Orhan Gencebay, Harika Avcı, Serpil Çakmaklı, Hülya Avşar, Bülent İnal, Özge Özberk, Bulut Aras, Çetin Tekindor gibi bir çok ünlünün yer aldığı dizi ve film projelerinin mekanı oldu.

Geçtiğimiz yıl, Zülfü Livaneli’nin yönetmenliğini üstlendiği, Atatürk’ün doğduğu Selanik’te ki evin benzeri olan Cunda’da ki bir evde çekimleri başladıktan sonra, İzmir ve Bodrum’da tamamlanan ‘Veda’ filminin ardından, önümüzdeki günlerde de yapımcılığını Avşar Film’in üstlendiği, proje tasarımını Tomris Giritlioğlu’nun, yönetmenliğini de ‘Hatırla Sevgili’ dizisini de çeken, Ümmü Burhan’ın yapacağı, Başrollerini Nur Sürer, Avni Yalçın, Engin Şenkan, Can Nergis ve Gülcan Arslan’ın üstlendiği ‘Sürgün’ adlı dizi film ATV ekranında seyircisiyle buluşmaya hazırlanıyor.

1935 ve 1945 yılları arasında ki süreçte, ülke genelindeki siyasi panoraması ile Demokrat Parti’nin kuruluş yıllarının anlatılacağı dizide tek parti döneminden çok partili hayata geçiş ve bir cinayet konusu işleneceği kaydediliyor. Çok yüksek bir bütçeyle hazırlandığı öğrenilen söz konusu dizi film için, Ayvalık’ın çeşitli cadde ve sokaklarında çekimlerin yapılacağı belirtilirken, ilçenin Palabahçe ve Hamdibey Mahallesinde bazı binalar yapımcı firma tarafından bakım ve onarıma alındığı gözleniyor.

hazirlik_03 (2)Altınova beldesinde dönemin şehir kulübü oluşturulurken, Palabahçe adıyla bilinen Zekibey ve Hamdibey Mahallesi kesişme noktası dönemin şehir mekânı olarak kullanılacağı öğrenildi. Palabahçe’de evlerin dış cephelerinde düzenleme çalışmaları yapan dizi ekibi, Ayvalık Belediyesine ait eski Kırlangıç Fabrikası’nın içinde hazırlanan mekânı da mahkeme salonu olarak, söz konusu fabrikanın sabunhane bölümüne bir de hastane odası yapmak için hummalı bir çalışma içerisinde olduğu gözlenirken, Ali Bey Adası’nda Taksiyarhis Kilisesi yakınındaki papazın evi olarak bilinen ev ise ‘Hâkim Evi’ne dönüştürülüyor.

Söz konusu tarihi binalardaki onarımları üstlenen Avşar Filmin yetkilileri, Sürgün dizisi için çekimleri yoğun olarak sürdürecekleri alanlarda benzeri makyajları yapmayı sürdüreceklerini kaydetti. 13 bölümlük bir anlaşması bulunan Sürgün’ün, hedeflenen reytingi yakalaması halinde uzun süre ekranlardaki yerini alacak dev bir proje olduğu da gelen bilgiler arasında. Öte yandan, dizinin oyuncu kadrosu üzerinde çalıştıklarını belirten projenin yapımcıları “Dizide ağırlıklı olarak yeni oyunculara yer verme kararındayız. Senaryo çok güzel oldu, içimize sindi. Ayvalık’ta çekilecek yeni dizinin oldukça büyük reyting alacağına inanıyoruz” diye konuşmaları dikkat çekiyor.

SÜRGÜN’DEN SONRA YENİ PRODÜKSİYON YOLDA

hazirlik_03 (2)1923 yılında Lozan Anlaşması’na ek protokol uyarınca Türkiye ve Yunanistan’ın kendi ülkelerinin vatandaşlarını din esası üzerine zorunlu göçe tabi tutulmasını esas alan mübadele ‘Muhacir Masalı’ adıyla dizi film olacak. Kırık Kanatlar’ın yönetmeni Çağatay Tosun, yöneteceği bu yeni dizi için Ayvalık’ta çekim yapacak. Söz konusu dizi için Selanik ve Ayvalık’ta dev platolar kurulacağı öğrenildi.

Ayvalıklılar dizi ve filmlerin ilçede çekilmesinden ise son derece memnun görünüyor. İlçede dizilerde figüran olarak rol alıp, günlük yevmiye ile iş imkânına kavuşacaklarını düşünen çok sayıda vatandaşın daha şimdiden firma yetkililerine başvuruda bulundukları belirtilirken, yaşadıkları ilçenin güzelliklerini televizyonda görmekten hoşnut olan Ayvalıklılar, ilçelerinin gerek mimari gerekse doğal güzellikleri açısından sinema ve televizyona yakıştığını düşündükleri kaydediliyor.

DEVAMINI OKU >> Yapımcılar Ayvalık’tan vazgeçemiyor

Sebo - 30 Mayıs 2010

Ayvalık Dalış’a Geçiyor

Ayvalık, Sahip Olduğu Su Altı Güzellikleriyle de Öne Çıkıyor.

DOĞAL dokusu, tarihi miras ve mavi bayraklı plajlarıyla Ege turizminin yükselen yıldızı konumunda bulunan Ayvalık, sahip olduğu su altı güzellikleriyle de öne çıkıyor. Ayvalık kıyıları zengin su altı faunası, keşfedilmeyi bekleyen batık ve kızıl mercanlarıyla ”Su altı kaşifleri’nin ilgi gösterdiği yerlerin başında geliyor. Üç dalış merkezinin bulunduğu ilçede, eşsiz dalış olanaklarıyla da dikkati çekiyor. Güneş Adası, Yuvarlak Ada ve Kerbela Taşları’nın belli başlı dalış noktaları arasında yer aldığı Ayvalık, sahip olduğu kırmızı mercanlarla da ayrıcalıklı bir konumda bulunuyor.

24 ADA VE 60 DALIŞ NOKTASINA SAHİP

Dünyada sadece İtalya’nın Portofino kentiyle birlikte kırmızı mercanlara ev sahipliği yapan, 24 ada, 60 dalış noktasıyla yurt içi ve yurt dışından çok sayıda dalış meraklısını ağırlayan Balıkesir‘in Ayvalık ilçesinde, 2010 sezonu açıldı. İki dalış merkezinin faaliyet gösterdiği ilçede, sezonun ilk dalışının, 20 kişilik bir ekip tarafından gerçekleştirildiği bildirildi. Bir dalış merkezinin sahibi ve Dalış eğitmeni Kemal Çalışkan, su altı güzellikleriyle dikkatleri üzerinde toplayan ilçede, bu yıl dalış turizminde hedeflerinin büyük olduğunu söyledi. 24 ada ve 60 dalış noktasına sahip Ayvalık‘ta haftanın 7 günü dalış yapılabildiğini belirten Çalışkan, dalış meraklılarına uluslar arası sertifikalara sahip eğitmenleriyle sezon boyunca eğitim verdiklerini kaydetti.

SU ALTINDAKİ RENKLİ DÜNYA MERAKLILARINI BEKLİYOR

Hayatlarında ilk kez dalış yapanların, su altını belgesellerde izledikleri gibi hayal ettiklerini, ancak bizzat yaşamanın daha farklı bir duygu olduğunu söylediklerini ifade eden Çalışkan, ”2009 sezonu için çok iyi bir tanıtım kampanyası yaptık. Ağırlıkla yurt dışından olmak üzere pek çok dalgıç ve dalış meraklısını buraya bekliyoruz. Ayvalık’ın Türkiye dalış alanında olması gereken yerde bulunması için elimizden geleni yapacağız’ dedi. Çalışkan, geçen yıl sadece kendi dalış merkezleri kanalıyla 4 bin civarında kişiye dalış yaptırıldığını, bu rakamı yeni sezonda 3-4 katına çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.

Ayvalık’a dalış için gelen Ergin Bezerci, Ayvalık’ı seçmesinin su altı canlılarının çok yoğun olmasından kaynaklandığını ifade ederek, ”Su altı sporlarına merak salanlara kesinlikle Ayvalık’ı tavsiye ederim. Türkiye’de su altı canlısı bakımından en canlı bölgelerinden biri ve senelerdir de kaybolmayan bir canlılığa sahip’ dedi. Can Özalp, ”Ayvalık’a ilk kez geliyorum. Buraya dalış için gelmemin nedeni kırmızı mercanları görmek ve fotoğraflamaktı. Bu arzumu yerine getirdim. Bundan sonra sık sık geleceğim’ dedi. Nilgün Yıldız da zaman zaman Ayvalık’a dalışa geldiklerini belirtti, ”Ayvalık’ı tercih etmemin nedeni, havası, denizi, dip yapısı ve doğal güzellikleri’ diye konuştu.

KIRMIZI MERCANLARIYLA ÜNLÜ

Ayvalık‘ın su altı zenginliklerinin en önemlilerinden birisi olarak kırmızı mercanlar gösteriliyor. Dalış eğitmeni Kemal Çalışkan, kırmızı mercanlar hakkında şu bilgileri verdi: ”Kırmızı mercan dediğimiz aslında Gorgonia denilen güzel hayvanların oluşturduğu bir orman. Bunlara herkes ‘bitki’ diyor, ama gerçekte canlı bir varlık. Sularının temizliği, plankton dereceleri, ısısı ve akıntıların bol olması nedeniyle kızıl mercanlar Ayvalık’ı mesken tuttu. Bu mercanlar, ülkemizde sadece Ayvalık’ta bulunuyor. Bunun dışında aynı türden mercanlar, İtalya’nın Portofino kenti açıklarında var. Yabancıların ilgisi tabii ki bizim bu mercanları dünyaya tanıtmamızla başladı. Ayvalık’ın, bu tür mercanlara ev sahipliği yaparak Kızıldeniz’e rakip olduğunu anlattık. Bunu fotoğraflarımızla, video görüntülerimizle ispatladık. Bunun sonucunda, Avrupa’nın en önemli dergileri Ayvalık’ı haber yaptı. Böylece, yurt içinden ve yurt dışından dalgıçlar, mercanları görmek için Ayvalık’a gelmeye başladı.’ (Doğan Haber Ajansı) 20.05.2010 12:10 [2062973]

DEVAMINI OKU >> Ayvalıkta Dalış

Sebo - 18 Mayıs 2010

Ayvalık tostu Almanya`da da meşhur oldu

BALIKESİR(CİHAN)- Balıkesir`in Ayvalık ilçesinin meşhur kaşarlı tostu, artık Almanların damak tadına da hitap ediyor. Tatil için ilçeye gelen Lothar Schebesta isimli bir Alman, Türk yemeklerini araştırırken tanıdığı Ayvalık tostunu, Düsseldof`taki k…

BALIKESİR(CİHAN)-

Balıkesir`in Ayvalık ilçesinin meşhur kaşarlı tostu, artık Almanların damak tadına da hitap ediyor. Tatil için ilçeye gelen Lothar Schebesta isimli bir Alman, Türk yemeklerini araştırırken tanıdığı Ayvalık tostunu, Düsseldof`taki kafeteryasında satmaya başladı.

Schebesta, mal aldığı toptancının Ayvalık`tan bahsetmesi üzerine gezip görmek için ailesiyle birlikte Türkiye`ye geldi. Ayvalık`a hayran olan ve Fethiye Mahallesi`nde bir de ev satın alan Schebesta, müşterilerine Türk lezzetlerini de sunmak amacıyla araştırmalar yaptı. Bu sırada Ayvalık tostunu da tadan Schebesta, çok beğenince kendisi de satmaya karar verdi. İki yıldan beri de Ayvalık`tan kargoyla aldığı ekmekle tost yapan Alman işletmeci, günde ortalama 250 tane satıyor. Alman basını da bu girişime ilgi gösterdi. Bild Zeitung gazetesi, sayfalarında Ayvalık tostu ve Schebesta ailesine yer vererek okuyucularına duyurdu.

Lothar Schebesta, kafeteryasında Türkiye`dekine benzer şekilde canlı müzik eşliğinde Türk âdet ve damak tatlarına uygun bir konsept uygulayacağını belirtiyor. Eşi Loura Scehebesta ise Ayvalık`ta devamlı kalmak ve Türkler gibi yaşamak istediğini söylüyor. (CİHAN)

DEVAMINI OKU >> AYVALIK TOSTU

Sebo - 04 Şubat 2010

Despot’un Sarayı Kütüphane Olacak

AYVALIK 31.01.2010 13:29

Ayvalık Belediye Başkanı Hasan Bülent Türközen, Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (Türsab) Başkanı Başaran Ulusoy ve Yönetim Kurulu Üyelerinin, Alibey Adası’ndaki Despot’un Sarayı Olarak Bilinen Eski Öksüzler Yurdunun Kendilerine Tahsis Edilmesi İçin Girişim Başlattıklarını Söyledi.

despotun_sarayiAyvalık Belediye Başkanı Hasan Bülent Türközen, Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Başkanı Başaran Ulusoy ve yönetim kurulu üyelerinin, Alibey Adası’ndaki Despot’un Sarayı olarak bilinen eski öksüzler yurdunun kendilerine tahsis edilmesi için girişim başlattıklarını söyledi.

Türközen, “TÜRSAB, bina için tahsis talebinde bulundu. Gerekli izinler alındığında bu tarihi yapı, TÜRSAB tarafından restore edildikten sonra Cumhuriyet Kütüphanesi olarak kullanılacak” dedi.

Tarihi binanın yıkılmaya yüz tuttuğunu anlatan Türközen, “Bakımsızlığına rağmen hala görkemli ve göz alıcı olan Despot’un Sarayı, adanın görülmesi gereken yerlerinden biridir. Biz yaşatılması ve korunması için elimizden gelenin daha fazlasını yapmaya hazırız” diye konuştu.

İşte öyküsü

Rum-Ortodoks Kilisesi’nde papazdan sonra gelen üst rütbeli kişilere verilen despot adı bina bütünleşmiştir. Sarayı, Midilli Despotu Agaqhonikeios Grhgorios, 1862 yılında, yöreye özgü sarımsak taşından yaptırdı. Yunanistan’ın bağımsız devlet olduğu 1830’lu yıllarda Grhgorios, Rum halkının kiliseye bağışladığı paralarla, doğum yeri olan Alibey Adası’nda bu rahat bir yaşam sürdü. 1877’de baskın yapan korsanlar Despot’u öldürdü, bir rivayete göre evdeki altın ve gümüş kupalarla 15 bin Osmanlı lirasını alarak kaçtı. Despot, Taksiyarhis kilisesinin apsisi dışında gömüldü. Osmanlı Devleti, Sine Kilisesi’nden Despot’un Sarayı’nı satın alarak hükümet binası olarak kullandı. Yapı, 1921’de öksüzler yurdu oldu. Yurt 1980’de yeni binaya taşındı. Despot’un Sarayı, kaderine terk edildi, definecilerin ve evsizlerin uğrak yeri oldu.

DEVAMINI OKU >> Despot’un Sarayı

Sebo - 24 Ocak 2010

AYVALIK CUNDA ADASI

GENEL TANITIM

Fatma CAVLU

Facebook tan alıntı.

23.Ocak.2010

Asırlık Rum evleri Arnavut kaldırımları ve bakir koylarıyla Cunda sakin ve farklı bir Ege tatili için ideal.

Ayvalık’ın yanı başındaki Cunda Adası bozulmamış tarihi dokusu ve bu dokuyla bütünleşen otelleriyle turistleri cezbediyor. Adanın lokantaları lezzetli mezeleriyle ünlü. Koyları ise hala bakir.

Son birkaç yıldır tarihi ve kültürel dokusu bozulmamış bakir koyları olan sessiz ve sakin bir yerde tatil yapmak isteyenlerin ilk tercihi Ayvalık’taki Cunda Adası oluyor Son birkaç yıldır tarihi ve kültürel dokusu bozulmamış bakir koyları olan sessiz ve sakin bir yerde tatil yapmak isteyenlerin ilk tercihi Ayvalık’taki Cunda Adası oluyor.

Ayvalık koyunda küçük bir ada olan Cunda’dan son yıllarda çok söz edilir oldu. Yıldızı hızla parlayan ve her geçen yıl daha fazla turist çeken bu ada; asırlık Rum evleri Girit ve Midilli’den göç eden halkı bakir koyları ve onlarca çeşit mezenin bulunduğu restoranlarıyla büyük ilgi görüyor. Halis Komili Cem Boyner Rahmi Koç gibi ünlü işadamlarının yazlıklarının bulunması yüksek gelirlilerin de gözünün Cunda’ya çevrilmesine neden oluyor. Adanın Arnavut kaldırımlı taş sokakları Rum mimarisinin asırlık örnekleri olan neoklasik taş evleri el değmemiş koyları sahilde sıralanmış balık restoranları ada lokması Girit sakız dondurması hediyelik eşya tezgahları ve adanın dokusuyla bütünleşmiş olan küçük oteller gelen herkesi hayran bırakıyor. Şu anda Ayvalık’a bağlı bir mahalle olan Cunda Adası’nın tarihi çok eskilere dayanıyor. Yüzyılın başında yaklaşık 10 bin kişinin yaşadığı bir ilçe olan adaya 1924′teki mübadeleden sonra Girit ve Midilli’den gelen Türkler yerleştirilmiş. Bugün yaklaşık 3 bin civarında nüfusu var. Cunda’nın adının Rumca olduğu düşünülerek Alibey olarak değiştirilmiş ama Osmanlı kaynaklarında bu adın Rumca olmadığı açık seçik görülüyor. Zaten adayı herkes Cunda olarak biliyor ve Alibey çok kullanılmıyor. Ege’nin önemli turizm beldelerinden biri olan Ayvalık’ın dibinde olmasına rağmen uzun yıllar kimsenin adım atmadığı ada bugün neredeyse Ayvalık’ın önüne geçiyor. Bu durumdan bazı adalılar “kimliğini yitiriyor” diye rahatsız olurken bazıları da turizmden sağladığı gelirden dolayı çok memnun.

İLK KEŞFEDENLER İŞADAMLARI

Cunda’ya ilginin 7-8 yıl önce Halis Komili ve Cem Boyner’in Rumlar’dan kalan iki eski büyük binayı alıp yazlık ev olarak kullanmasıyla başladığı söyleniyor. Sonraki yıllarda Koç ailesinin merkezde birkaç Rum evini restore edip vakıf binası yapması ardından Rahmi Koç’un yine eski bir binayı restore edip yazlık eve dönüştürmesi dikkatlerin buraya yönelmesine yol açmış. Adanın çeşitli yerlerinde yazlık site ve villalar inşa edilmeye başlanmış. Yazlık site ve villa furyası bugün de tüm hızıyla sürüyor. Tabii bu arada merkezdeki iki ve üç katlı eski taş binalar da hala revaçta. Ancak bugün satın alınabilecek en fazla 10-15 eski bina kalmış. Söz villa site ve eski binalardan açılmışken fiyatlarını merak edenler için adanın en eski emlakçısından aldığımız bilgileri aktaralım. Büyüklüğüne göre Rum evleri 50 milyardan başlayıp 200 milyar liraya kadar çıkıyor. Yeni yapılmış villaların değeri ise 50 milyar ile 300 milyar lira arasında değişiyor. Bununla birlikte her isteyen Cunda’dan ev alamıyor. Askeri bölgede bulunmasından dolayı yabancı uyrukluların burada mülk sahibi olması yasak. Cunda bir ada ancak karayoluyla da gidebiliyorsunuz. 1964 yılında Ayvalık’la ada arasındaki küçük boğaza Türkiye’nin ilk boğaz köPage Rankingüsü inşa edilmiş. Merkeze ulaşıldığında adanın tarihi dokusu hakkında genel bir fikir oluşuyor. Daha fazlası için ise sahilden yukarıya doğru yayılan yerleşim alanını yaya olarak dolaşmanız gerekiyor. Önce sahildeki binaların arka sokağına girin. Burası bir zamanlar Cunda’nın ana caddesiymiş. Bütün sokaklar bu caddeye çıkıyor. Bu caddeden gözünüze kestirdiğiniz bir sokaktan içeriye doğru dalın. Adım başı sizi etkileyecek bir ev göreceğinizden emin olabilirsiniz. Daracık sokaklarda yerlere döşenmiş taşların en az bir asırlık olduğunu da unutmayın. Yukarıya doğru çıktıkça binaların yanı sıra insan manzaralarıyla karşılaşacaksınız. Evlerin giriş merdivenlerinde oturmuş kadınların sohbetlere daracık sokakta oynayan çocuklara avlulardan gelen seslere şahit olacaksınız. Bu arada evlerin çoğunun dış kapısının açık olduğunu kapıya tül perde asıldığını görürseniz sakın şaşırmayın. Gelişigüzel yukarılara doğru çıkarken başınızı biraz yukarı kaldırdığınızda görkemli bir yapı göreceksiniz. Bu yapı adanın en büyük ve ünlü kilisesi olan Taksiyarhis’ten başkası değil. 1873 yılında Bizans mimarisinde inşa edilmiş olan kilise bugün içine girilmesi tehlikeli ilan edilecek kadar bakımsız halde. Yıllarca boş kalmış ve kimse de bakmamış. Bugün yetkililerin yaptığı tek şey kapısını kilitleyip içine girmenin tehlikeli olacağı yolunda bir uyarı levhası asmak olmuş.

Cunda Adası diğer bir adıyla Alibey adası. Adaya işgalcilere direnen Ali bey’in adı verilmiş. Cunda adası 1964 yılında boğaz köPage Rankingüsü ile Lale adası’na bağlanmış ( Türkiye’nin ilk boğaz köPage Rankingüsü. ) Cunda’ya yapacağınız ziyareti akşam saatlerine denk getirin ki yemeği de adada yiyin. Ada çam ve zeytin ağaçlarıyla donanmış. Sokaklar dar olduğu için arabayla girmeyi tercih etmeyin. Ada tamamıyla tarihi yapılarla dolu. Çok sayıda kilise ve manastır var. Son zamanlarda ünlü iş adamları ve sanatçılar da adaya yerleşmeye başlamış ve yazlıklar inşa etmiş. Halis Komili Cem Boyner Güler Sabancı Rahmi Koç Hülya Avşar gibi tanındık kişiler…
Günün son ışıkları denizin üzerindeki dalgalarda son danslarını yaparken gezintiden vazgeçip ağır ağır lokantalara yaklaşmaya başlayın. Seçiminiz biraz zor olacak ama ada’nın balıkçı lokantalarından birini beğenin. Restoranlarda bulunmama gibi bir olasılık yok ama yinede siz oturmadan önce “papalina” olup olmadığını sorun. Papalina Ayvalık’ın en meşhur balığı. Hiç görmeyenler ve tatmayanlar için kısaca hamsi büyüklüğünde bir balık diyebiliriz. Papalina’nın yanı sıra lüfer mezgit gibi diğer balık çeşitlerini görmeniz mümkün. Balığın yanında sofranızı ege’nin ot mezeleri süslüyor. Adada ahtapot ıstakoz gibi lüks diyebileceğimiz tüm deniz ürünlerini bulabilirsiniz. Adadaki yemeğe ilişkin son bir not yemekten sonra sakın ama sakın fıstık tatlısı istemeyi unutmayın

.
Türkiye’nin ilk Boğaz Köprüsü

Şimdi sorsak Türkiye’nin ilk boğaz köprüsü hangisi diye kaç kişi doğru cevap verebilir. Birçoğumuz hiç kuşkusu yok ki İstanbul Boğazı’nda yer alan Boğaziçi Köprüsü’nün Türkiye’nin ilk Boğaz Köprüsü olduğunu söyleyecek. Boğaziçi Köprüsü’nün Türkiye’nin ilk Boğaz Köprüsü olduğu düşüncesini taşıyorsanız Lale adası’ndan Cunda Adası’na geçerken bu düşünceniz değişecek. Köprü’nün yanında Türkiye’nin ilk Boğaz Köprüsü yazılı tabela ile karşılaşacaksınız.

Satılık Rum Evleri

Ayvalık emlakçılık sektöründe Rum gayrimenkulleri önemli yer tutuyor. Hatta bazı emlakçılar sadece Rum gayrimenkulleri satıyor. Birçok emlakcı’nın camında ; “satılık Rum evi ve arsası” yazılı not görmeniz mümkün. İki ve üç katlı olan Rum evleri yenileme gerektirdiği için çok ucuza satılıyor. Rum evlerini alanların birçoğu yenileme yaptırdıktan sonra evlerde oturmak yerine kazanç getirdiği için satıyormuş.

Ne Yenilir.

Yemek konusunda hiçbir sıkıntı yaşamayacağınız bir yer Ayvalık. Deniz ürünlerinin her çeşidini bulabilirsiniz Ayvalık’ta. Cunda Adası’ndaki balık lokantalarında aradığınız her lezzeti bulabilirsiniz. Ege bölgesinin en leziz yemeklerini tadar istediğiniz balığı sipariş edebilirsiniz.

Kalamar Dolması

Pirinç kuş üzümü Bergama yakınlarında bulunan Kozak yaylasından getirilen çam fıstıkları ilaveli baharatlı iç malzeme kalamarların içine doldurulup tencerede has zeytinyağı ile dolma gibi pişiriliyor.

Akivadis

Ayvalık’ta boğazda yetiştirilen bir tür kabuklu deniz canlısı olan akivades de diğerleri gibi canlı olarak tüketiliyor.


Cunda Enginarlı Karides

Cunda yakınlarında bulunan Çıplak Ada’da yetiştirilen küçük enginarların göbeğine özel sosla hazırlanmış haşlanmış karidesler konuyor.

Ahtapot ve Papalina

Ahtapot ve Papalina en meşhur balık Ayvalık’ta deniz ürünlerinin yanı sıra Ege’nin yeşillikleride sofranızı süsler

Papalina ilk bakışta hamsi’ye benzetebileceğiniz ufak bir balık. Aynı familyadan gelseler de lezzetleri tamamen farklı olmakla birlikte papalina yerken kılçıklarını ayırmanız gibi bir zorunluluk bulunmamaktadır. Yapısı nedeniyle oldukça yumuşak iskeleti olan papalina kuyruğu kafası ile birlikte adeta bir çerez gibi yenir. Özelliklede meze olarak Cunda adası restoranlarında çok tercih edilmektedir.
Av yasağının bitmesi ile birlikte balıkçılar Papalina dolu tekneleri ile gelirler sahile bu balıkların birçoğu restaurant sahipleri tarafından alınır. Geri kalanlar için ise ufak bir yarış başlar.
Cunda da papalina yiyebileceğiniz en güzel ay Ağustos ayıdır henüz av mevsimin bitmesi ile taze taze yiyebilirsiniz.
.

Cunda Lokması

İşte Cunda Adasına özgü bir tat daha sahil boyunda görüp satın alabileceğiniz şuruplu bir tatlı. Üstüne çeşitli baharatlar atılarak servis ediliyor ve yemek sonrası yürüyüş yaparken yada çayınızı yudumlarken oldukça güzel gitmekte.
Sahilde arkası gelmeyen kuyruklar görürseniz eğer şaşırmayın bu kuyruk bir lokma kuyruğu öyle ki insanlar dakikalarca bu kuyrukta beklemekte sıcak sıcak yeni çıkan lokmayı alma yarışına girmekteler. Şu anda Ada’da 2 noktada satışı yapılıyor. Birekşisi; Ada spor kafe’nin çardağında ismi ise “Lokma Profesörü” lokmalar makinada el değmeden üretilmekte. Cunda Lokmasını bulabileceğiniz 2. nokta ise diğerinden biraz ilerde yine sahilde bulunmakta burasının ismi ise “Lokma imparatoru” Eski futbolcu olan cundalı Saki bey tarafından işletilmekte yine Saki bey halihazırda Ada spor futbol kulübünün teknik direktörlüğünüde yapmakta. Lokma dökmek burada adeta bir sanat okadar hızlılar ki bir kaç dakika içinde kilolarca lokma döküyorlar gerisi artık kuyruktakilere kalmış ; afiyetle yemek….

DEVAMINI OKU >> Cunda Adası

Sebo - 20 Ocak 2010

AYVALIK ve ÇEVRESİ biraz uzun ama Ayvalığı tanımak isterseniz buyrun

Rihtimdan

Fatma Cavlu
19 Ocak 2010

Ayvalık’ta tatil denizin kıyısında başlayıp biten bir zaman olmamalı. Sokaklar bir güzel gezilmeli. Evlerin kapılarına, kapıların tokmaklarına kadar ayrıntılara bir bir bakılmalı.Tatile keyifli bir boyut kazandırmalı, deriz.

Yolunuz buralardan geçiyorsa da ( Çanakkale – İzmir yolu ilçenin içine girmeden kıyısından geçip gidiyor. ) ilçenin içine girip bir mola vererek dolaşın deriz. Ülkemizde, hele sahil şeritlerimizde az sayıda kalan “geçmişi yansıtan” yerleşimlerden birisidir Ayvalık. İzmir’e kadar bir de Eski Foça’da görebileceksiniz böylesi bir yerleşim dokusunu.

Ayvalık’ın kıyısından geçip gitmek ya da Ayvalık’da denizle otel arasına sıkışıp kalan bir tatil geçirmek bu şirin ilçeye haksızlık olur. Ama asıl böyle bir güzelliği tanımamış olmakla kendinize haksızlık edersiniz. Eh ikisinden birini kabul ediyorsanız buyurun Ayvalık’ı gezmeye:

Mevsim bahara dönüyorsa, zeytinler toplanıyorsa yağ fabrikalarının kokusu çarpar burnunuza öncelikle. İlk anda bu kokuyu yadırgayabilirsiniz ama alışırsınız ve rahatsız olmazsınız sonra. Yaz sıcağının ortalığı kavurduğu günlerdeysek ve vakit öğlenden ikindiye dönüyorsa “imbat”ın denizle güzelleşmiş kokusu Ayvalık’ın asıl kokusudur. İmbat İzmir’in ünlü rüzgârıdır, diye bilenlere Ayvalıklılar itiraz ederler hemen, “Siz Ayvalık’ın imbatını solumamışsınız”, diye. Kimin haklı olduğuna biz karar veremedik, iyisi mi siz gidip ikisini de tanıyıp kararınızı verin.

1. Dünya Savaşı’ndan önce Ayvalık ağırlıklı olarak Rumların yaşadığı yerdi, Türkler azdı. Rumlarla Türkler arasında da bir sorun yoktu. Ayvalık zengin, verimli toprakları ve balıkla dolu denizi ile herkese yetiyordu. Anadolu’nun işgali başlayıp da 28/29 Mayıs 1919 gecesi Yunan askerleri Cunda adasına çıkıncaya kadar böyle sürdü. Tam 39 ay 16 gün işgal altında yaşadı Ayvalık. İstiklal Savaşı kazanılınca da sular durulmadı. Tarih boyunca kardeşçe yaşayan insanların arasına kama sokulmuştu bir kere. Konu komşu birbirine düşman edilmişti. Barış içinde, kardeşçe yaşama ortamı yitince kaç kuşaktır buralarda yaşamış Rumlar’dan çoğu Yunan adalarına gittiler. Girit’ten, Midilli’den ve Makedonya’dan Türkler gelip yerleştiler. Lozan anlaşmasından sonraki “Mübadele” Ayvalık’a işte böyle yansıdı. Ayvalık’tan Yunanistan’a göçenler eski yurtlarını unutamıyorlar. Atina’da Ayvalık Yıldızı diye bir gazete çıkarıyorlar ve Ayvalıklılar Birliği’ni kurmuşlar. Arada bir yaşlılar dünya gözüyle eski memleketlerini görmeye gidip nemli gözlerle sokaklarda dolaşıyorlar. Gitmeyip kalanlar bildikleri gibi yaşayıp gidiyorlar.

Daha önce gelip de bu şirin ilçenin tadını bilenler hemen sokak aralarına yürürler. İlk kez gidiyorsanız İlk Kurşun Tepesi’ne (Eskiler İlyas Peygamber, diyorlar.) çıkıp şöyle bir kuşbakışı seyredin. Çok etkileyici bir manzara göreceksiniz, sonra ayrıntıları keşfe koyulursunuz.

Önce çarşının iç taraflarına yürüyün, sokaklarda dolaşın. Eski evlere bakın. Özellikle kapılarına, alınlıklarına, kapı tokmaklarına, pencerelerine bakın. Tahta ve taş işçiliğinin güzel örneklerini göreceksiniz. Hemen hepsi uçuk renk boyalı taş evler arasında yürümek geçmişte yolculuk etmek gibidir. Birdenbire bir minare çıkıverir karşınıza. Aşağıya doğru baktığınızda eski bir kiliseye cami yapmak için eklenmiş olduğunu görürsünüz. Cunda’dakiler hariç Ayvalık’ta ondan fazla kilise vardı. Bunların bazıları günümüze ulaşamadı.

Taksiyarhis Kilisesi kentin en eski mahallesindedir. Balık derisi üzerine işlenmiş aziz portreleri ile ikonları 130 yıl geçmişten geliyor. Bunlardan bir kısmı çalındığı için kilise ziyarete kapatılmıştır.

Agios Yannis Kilisesi Saatli Cami olarak görülüyor. Cumhuriyetten sonra camiye çevrildi. Şimdiki Çınarlı Camisi de Agios Yorgios Kilisesi idi. Gazi İlkokulu avlusunda Hayrettin Paşa Camisi olarak kullanılan Kato Panaya öksüzler için yaptırılmıştı. Feneromeni eski kiliselerin en şanssızlarından olmalı. Zeytinyağı fabrikası olarak kullanılıyor. Stadyum yolu üzerindeki bu kiliseye içinde “kutsal su” bulunduğu için Ayazma deniliyordu. Biberli Cami Agios Nikolaos Kilisesi’nden çevrildi. Ayvalıklı gazeteci-yazar Ahmet Yorulmaz Ayvalık’ı Gezerken adlı kitabında adını belirleyemediği 1899’da yapılmış bir kiliseyi daha ortaya çıkarmış. Sakarla Mahallesi 28. sokaktaki 8 numaralı evin bahçesinde kalan kiliseyi görmek için ev sahibinden izin almanız gerekiyor. (Evin bahçesindeki bir kiliseyi İzmir’in Selçuk ilçesi Şirince Köyü’nde de göreceğiz. Özel mülkiyedeki kiliselerin onlarcasını da Kapadokya’da gezeceğiz.

ŞEYTAN SOFRASI

Ayvalık’ı, körfezin güzel koylarını ve göz alabildiğine uzanan zeytinliklerini kuşbakışı seyretmek için Şeytan Sofrası’na çıkmalı. Sarmısaklı yolunda Şeytan sofrası tabelasından sağa dündüğünüzde masalar, tuvalet, telefon ve su gibi hizmetleri bulabileceğiniz Çamlık Orman Kampı’na, devam edip yokuş yukarı kıvrılan yolu izlediğinizde Şeytan Sofrası’na ulaşacaksınız. Cumhuriyet Alanı’ndan kalkan dolmuşlarla da gidebilirsiniz. Tepe aslında eski bir lav birikintisidir. Yuvarlak bir sofraya benzer. Bir lokanta da bulunan tepede manzara nefis, özellikle günbatımında fotoğraf için çok uygun. Demir bir kafes içinde de şeytana ait olduğu söylenen kocaman bir ayak izi var. Ayak izinin büyüklüğüne ve ayakkabı fiyatlarına bakarsanız “şeytanın pabucu” epeyce pahalı olmalı. Demir kafese çaput bağlayanlar ve para atanlar da oluyor. Şeytan Sofrası’nın yanıbaşındaki tepeye Tavşan Kulakları deniyor. Beş metre kadar, tavşan kulağına benzeyen iki kaya sanki yapaymış gibi görünüyor.

Tımarhane Adası

Çamlık koyundan yukarı Şeytan Sofrasına dönmeyip devam ederseniz ( eski Murat Reis Oteli’nin arkasından geçen yol) Yarımadanın ucuna, yöredeki adıyla Tımarhane adasına çıkarsınız.

Rumların yaşadığı zamanlarda meyhanesi bol bir köymüş Ayvalık. Halkın yüzde 90’ı içki içen, delisi de bol bir köy. İşte bu yıllarda içkinin dozunu fazla kaçıranları, adanın yakınlarındaki Tımarhane adasına götürüp bırakırlarmış. Sürekli ve sert esen rüzgarda akılları başlarına gelenler tekrar halkın arasına karışırlar; gelmeyenler de rüzgarın çıkardığı seslerle biraz daha oyalanırlarmış.

Ayvalık’ta rüzgar ve meyhaneler şimdi de bol. Ama yüzyıllar öncesinin psikoterapi merkezi Tımarhane adası günümüzde delilere değil, yeşil doğası ve tertemiz sahili ile turistlere ev sahipliği yapıyor.

Çamlık koyunun sonunda, Şeytan Sofrası’nın eteklerinde ve yarımadanın ucunda yer alan Tımarhane adası yalnızca adıyla değil, tepede bulunan ilginç yapılı kayalarıyla da dikkati çekiyor. Girintili, çıkıntılı ve hemen dibindeki manastırı bir ahtapot gibi sarmış kayalar, rüzgarda garip uğultular ve sesler çıkarıyor, adeta ıslık çalıyor.

Adada görülen tek yapı küçük taş manastır. Birkaç kemerli pencere yuvası ve arkasında bir koridoru bulunan bu bakımsız manastır, günümüzde ağıl olarak kullanılıyor. Bölgeye hakim olan taş manastırdan Ayvalık Alibey Adası, Tavuk Adası ve Çamlık koyunun manzarasını seyretmek oldukça dinlendirici. Özellikle Ege’den esen rüzgar, yürüyüşe ve tırmanmaya meraklı doğaseverlere uygun bir ortam oluşturuyor. Rumların “Agia Paraskevi” dedikleri Çamlık koyundaki Sarımsak yarımadasının devamı olan Tımarhane adasına, Türkler “Taşlı Manastır” da derlermiş. 70 yıl öncesine kadar psikoterapi merkezi ve çiftlik binalarının da bulunduğu Tımarhane adası, Cunda adasına giden turistlerin mutlaka uğramaları gereken bir doğa harikası. Yöredeki bir diğer ilginç doğal güzellik ise Dalyan boğazı mevkiinin bir başka kıyısında yer alan “Deliklitaş”. Ortasındaki delik nedeniyle bu adı alan katran rengindeki Deliklitaş, Çamlık koyunun sığ bölümünde, kumdan oluşan bir dilin ucunda bulunuyor. Tekneyle giderseniz karaya oturmamaya dikkat etmelisiniz. Koyun içinde bir de balık üretme çiftliği yer alıyor.

CUNDA ADASI

Taşkahve

Ayvalık’ın karşı tarafındaki adaya Cumhuriyet öncesinde Rumlar “Kokuluada” anlamında Moshinos, Türkler Cunda diyorlardı. Adaya sonradan işgalcilere direnen Ali Bey’in adı verildi. Ada 1964 yılında bir köprü ile Ayvalık’a bağlandı. (Belediye otobüsü ve dolmuşlar da çalışıyor ama yazın dolmuş motorları ile gitmek daha güzel.) Bizce Cunda’ya akşama doğru gidilmeli ki akşam yemeği de orada yenmeli. Ada eskiden deniz ürünleri ve şarap üretilen yerdi. Otomobille gidenler girişte park etmeliler. Zaten bir avuç yer ve daracık sokaklarda yürümek çok keyifli. Sahildeki yüksek tavanlı Taş Kahve’ye girmeyi unutmayın. Adanın etrafı çam ve zeytin ağaçları ile donanmış. Yollardaki arı kovanları kimseyi ürkütmesin, hiç bir zarar vermezler insana. Adanın etrafında otomobille dolaşılabilir ama akşam serinliğinde yaya dolaşmanın tadını vermez. Küçük tepelere çıkıp güneşin son ışıklarının vurduğu adaları, koyları seyretmekten de mahrum kalırsınız.

Taksiyarhis KilisesiAdada çok sayıda kilise, manastır vardı. Çoğu günümüze ulaşamadı. Kiliselerin en büyüğü Taksiyarhis 1873’de yapılmış metropol kilisesiydi. Devasa çanı Bergama Müzesi’nde bulunuyor. Bizans stilindeki kilise gezilebiliyor. Panaya Kilisesi’nin duvar kalıntılarını Bakkal Sokağı’nın başında, Agios Yannis’in dört duvarını girişte, soldaki tepenin üzerinde görebilirsiniz. (Bu tepeye şimdilerde “Aşıklar Tepesi” adı takıldı.)

Adada sekiz manastır bulunduğu biliniyor. “Ayışığı” anlamına gelen Ayios Dimitrios Ta Selina adanın kuzey yönünde, kara uzantısında özgün yapısı ile dikkati çekiyor.

Günün son ışıkları denize düşerken adanın balıkçı lokantalarından birini beğenin. İsterseniz oturmadan önce “Papalina var mı?” diye sorun. Papalina adanın özel balığıdır ve eski meyhanelerin vazgeçilmez rakı mezesidir. Şimdilerde fiyatı düşük diye kimi meyhaneler bulundurmuyor, kimileri de “yok”, diyor. (Meyhaneye Ayvalık’ın içinde gidecekseniz Tenekeciler Sokağı’nı bulacaksınız.) Balık her yerde olduğu gibi burada da azaldı. Yazın kalabalığı da bindirince fiyatlar iyice yükseliyor. Bütün Ege’de olduğu gibi burada da balıkları görerek seçin ve önceden fiyatlarını sorun. Müşteri çokluğuna göre biraz pazarlık etmeniz de mümkün. Çipuranın çiftlikte yetiştirilenini istemezseniz denizden tutulanı pek kalmadı, sinarit de kalmadı. Levrek arasıra çıkıyor ve çok pahalı. Levrek için piyangoculardan şansınızı deneyebilirsiniz. Bir numara seçip tombalada size çıkarsa lokantaya verip pişirtirsiniz ve şansınızın armağanı ile mükkellef bir ziyafet çekersiniz. Mezgit’in bir türü olan ve Ayvalıklıların bakalaros dedikleri balıktan güzel bir buğulama deneyebilirsiniz. Ahtapot her zaman bulunabilir. Aslında bir çorba balığı olan ıskorpitin buğulaması da bulunabiliyor. Sofranızda Ege’nin ot mezelerini unutmayın. Değişik ekşi tadıyla radika her zaman bulunur ama diğerleri bir görünüp bir kaybolur. Hindiba, turp otu, arapsaçı, istifno gibi Ege otlarından yapılan yemek ve mezeleri sorun ve bulursanız istemeyi unutmayın. ( Adlarından anlaşılacağı gibi bir kısım otlar, balıklar ve mezeler Rumca adları ile bilinmeyi sürdürüyor. ) Bakladan yapılan fava da dereotuyla ve halis zeytinyağıyla süslenip gelmeli sofranızda. Fiyatına aldırmazsanız ıstakoz dahil “lüks” deniz ürünlerini bulabilirsiniz. Ayvalık bir zeytin ve zeytinyağı memleketi olsa da siz tavada kızaracak balık istemişseniz, zeytinyağında istediğinizi özellikle belirtin. Tuhaf ama en güzel zeytinyağının üretildiği yörelerde lokantalar çoğu zaman çiçek yağı kullanıyorlar. Sorarsanız “hafif oluyor,” diyorlar ama işin aslı öyle değil, çiçek yağı daha ucuz da ondan.

Patrice Köyü

Cunda’nın öbür tarafında ıssız sessiz bir yer. Bu eski Rum köyünün kimi evleri restore edilmiş. (Konaklamak veya yemek yemek için tek tesis Bıyıklı’nın Yeri Tel: 266.327 17 68). Köyün “pina” denilen dev boyutlu midyelerinden yemeyi unutmayın. Meraklıysanız denizin dibinde diklemesine duran bu dev midyelerden toplamak için dalabilirsiniz.

SARMISAKLI PLAJLARI

Ayvalık’ın oteller ve plaj bölgesi Sarmısaklı’dır. İlçe merkezine beş km. uzaklıktaki plajın kumsalı dört km. uzunluğundadır. Plajlar açıktır ve ücret ödenmez. Kıyı boyunca ve kısmen içerilerde 5 yıldızlıdan pansiyona her düzeyde konaklama tesisi ile lokantalar bulabilirsiniz. Ayvalık – Sarmısaklı arasında çok sık ve yaz aylarında geç saatlere kadar minibüs seferi vardır.

Sarmısaklı’dan sağa dönüp devam ettiğinizde yol küçük koylara götürür sizi. Badavat koyu da bunlardan biridir. Sarmısaklı plajına göre daha sakin olan koyda otel, pansiyon ve lokanta bulabilirsiniz.

ADALAR

Ayvalık koyu 22 küçük adayı barındırır. Cunda dışında hiçbirinde yerleşim yoktur. Ara sıra balıkçılar mola verirler. Motorlarla bu adalara geziler düzenlenir. İnce kumlu, uzun plajı ile Altınova Ayvalık-Ören arasındadır. Yazlık tatil sitelerinin yoğunluğu hemen göze çarpar.

Ayvalık zeytin kokuyor, İmbatla gelen deniz kokuyor, bir de yosun kokuyor. Sokakları, evleri, ibadethaneleri ile de tarih ve kültür kokuyor. Ayvalık’tan göçenlerin burayı hiç unutamamaları boşuna değil. Görünce anlıyorsunuz.

Önde bir güzel yapı, arkasında bir çan kulesi ve yanında yükselen minare. Hepsi bir fotoğraf karesinin içine sığıvermiş. Böyle ne çok fotoğraf çekilebiliyor Ayvalık’ta. Çok aramaya gerek yok, sağınıza solunuza bakmanız, biraz da ayrıntılar ile ilgilenmeniz yeterli.

(daha fazla…)

DEVAMINI OKU >> Facebook ta Ayvalık

Sebo - 17 Ocak 2010

Uçak pistini flamingolar bastı

filamingolarBalıkesir’in Ayvalık ilçesine bağlı Küçükköy Beldesi sınırları içindeki Sarımsaklı mevkiinde bulunan küçük motorlu ilaçlama uçaklarının doğal pist olarak kullandıkları havaalanı flamingoların yuvası oldu.
16.01.2010 09:29:44

SUAT SALGIN/BALIKESİR

Yaz mevsimine zeytin ilaçlama ve küçük araştırma uçaklarının doğal pist olarak kullandığı alan, kış aylarında deniz seviyesinden alçaklığı ve yağmur sularının birikmesi ile doğal bir gölcüğe dönüşüyor. Ayvalık’ta Tuzla ve Badavut gölcüklerinde az sayıda da olsa görünen Flamingolardan yüzlercesi geçtiğimiz günlerde bu doğal uçak pistinde oluşan gölcükte ki görüntüleri vatandaşlar tarafından ilgi gördü.

Çevrede oturan sakinler gördükleri yüzlerce Flamingo ile ilgili şaşkınlıklarını belirterek, “Burada ilk defa bu kadar çok Flamingoyu bir arada gördük, çok güzel bir görüntü sergiliyorlar. İnşallah burada uzun süre kalırlar” diye konuştular.

Flamingolar, uzun ve ince bacaklara, yine uzun, eğri bir boyuna ve rosa rengi tüyleri ve kıvrık gagaları ile gölcükte ki çamurlardan yedikleriyle beslenen Flamingolara çevredeki ev sahiplerinin de yemek artıklarını verdikleri öğrenildi. Durgun sulara sahip göl, tuz gölü ve lagünlerde büyük topluluklar halinde yaşayan Flamingoların ne kadar süre daha uçak pistinde yaşayacakları merakla bekleniyor.

DEVAMINI OKU >> Flamingo

Sebo - 10 Ocak 2010

Ayvalık’lı Yazara Okuyucu Jesti – Balıkesir

10 Ocak 2010 Pazar 11:49                                Ahmet_YorulmazSuat SALGIN

Balıkesir’in Ayvalık ilçesinin ülke ve dünya genelinde tanıtılmasında büyük emeği geçen Ayvalık’lı yazar Ahmet Yorulmaz’ın isminin ilçede ki bir cadde ve sokağa verilmesi için yoğun bir kampanya başlatıldı.

BALIKESİR (İHA) – Balıkesir’in Ayvalık ilçesinin ülke ve dünya genelinde tanıtılmasında büyük emeği geçen Ayvalık’lı yazar Ahmet Yorulmaz’ın isminin ilçede ki bir cadde ve sokağa verilmesi için yoğun bir kampanya başlatıldı.

İlçede yaşayan ve şimdiye kadar pek çok kitabı yayınlanan, pek çok çeviriyi kitaplaştıran ünlü yazar Ahmet Yorulmaz’ın isminin bir cadde veya sokağa verilmesi için okuyucuları, dostları ve kendisini tanıyan Ayvalık’lı vatandaşlar internet ortamında çeşitli sitelerde oluşturdukları gruplarla yoğun bir kamuoyu oluşturma çalışmalarına başladılar. Ayvalık’ın sevilen isimlerinden ev hanımı Fatma CavluFatma_Cavlu tarafından başlatılan kampanya, sanal ortamda Ayvalık sevdalıları arasında büyük bir ilgi gördü.

Facebook isimli sosyalleşme sitelerinde kurulan guruplarla yoğunlaşan talebin, imza kampanyası ile destekleneceği belirtilirken, özellikle ilçe dışında yaşayan Ayvalıklıların ilçede halen daha kitap ve çevirilerle uğraşan ünlü yazarın isminin mutlaka ilçede ki bir cadde ya da sokağa hatta Ayvalık’ta kurulacak yeni bir kütüphanede ebedileştirilmesi isteniliyor.

“ YAŞAYAN DEĞERLERE SAHİP ÇIKALIM”

Facebook ve birçok internet sitesinde Ayvalık’ta halen daha yaşayan değerlerin ölümünden sonra değil, yaşarken isimlerinin ölümsüzleştirilmesinden yana olduğunu belirten ev hanımı Fatma Cavlu, başlattığı ve kısa sürede büyük bir yelpazeye yayılan kampanyası için, “Ayvalıklı bir vatandaşım. Ayvalık’ın tarihi ve kültürel değerlerinin sonsuza kadar yaşatılması çalışmalarını yürekten destekliyorum. Dünyanın cennet köşelerinden ilçemizin tanıtılmasında ve ilçede önemli eserler bırakanların yaşamları boyunca hak ettiği değeri hayattayken görebilmeleri gerektiğini düşünenlerdenim. Ülke genelinde ve dünyaca ünlü Ayvalıklı yazarımız Ahmet ağabeyimizin de bunu hak ettiğine inanıyorum. Kitaplarıyla ve çevirilerinin yanı sıra makaleleriyle halen daha okuyucularına engin bilgileriyle ışık tutan yazarımızın adının ilçemizde ki onun adına yaraşır bir caddeye, sokağa hatta bir kütüphaneye isminin verilmesini istedim. Bu düşüncemi internet ortamında ortaya koydum. İnanılmaz bir destek geldi. Bir anda facebook ve çeşitli internet sitelerinde bu düşüncem hayat buldu. Meğer ne kadar da çok insan yazarımız Ahmet Yorulmaz’ın bunu çoktan hak ettiğine inanıyormuş” diye konuştu.

İlçenin özellikle en yoğun nüfusunun yaşadığı Aliçetinkaya Mahallesinde ki bazı cadde ve sokaklara Üveyik Sokak, Güvercin sokak gibi isimlerin verilmiş olduğunun altını çizen Fatma Cavlu, “Oysaki bu isimler yerine Ayvalık’a emeği geçmiş ve gerçek değerler olan insanların isimlerinin bu cadde ve sokaklara konulması çok şık olacağını düşünüyorum. Bu düşünceye sahip olan ve şimdiye kadar binlerce kişiye ulaşan kampanyaya destek veren insanlarımız da benim gibi düşünüyorlar” dedi.

Bu amaçla öncelikle Ayvalık Belediye Başkanı Hasan Bülent Türközen ve Belediye Meclis üyelerine bu talebimizi bir dilekçe ile sunacağını ifade eden ev hanımı Fatma Cavlu, gerekirse ilçe genelinde başlatacağı imza kampanyası ile bu düşüncenin mutlaka değerlendirilmesine çalışacağını kaydetti.

BAŞKANIN İSTEĞE SICAK BAKMASI BEKLENİYOR

Öte yandan, ilçede yaşayan vatandaşların çok büyük kısmı Ayvalık Belediyesi’nin bu talebe sıcak bakacağını ve mutlaka ilk Belediye Meclis toplantısında bu kararın çıkacağına neredeyse kesin gözüyle baktıklarını belirtiyorlar.

Ayvalık’ı Gezerken (monografi), Ayvalık’ta İz Bırakanlar, Ayvalık’tan Cunda’dan, Girit’ten Cunda’ya, Kuşaklar ya da Ayvalık Yaşantısı (Roman), Portreler, Savaşın Çocukları ve Cunda Yolu Ayvalık’tan Geçer adlı kitapların yazarı Ayvalıklıların çok sevdiği, sempatik yazar Ahmet Yorulmaz’ın henüz haberinin olmadığı bu kampanya için ne düşüneceği merakla beklendiği belirtildi.

Ayvalık’ta doğan, İzmir, İstanbul ve Ayvalık’ta gazetecilik yapan Ahmet Yorulmaz, ilçede ancak sekiz ay yaşatabildiği bir gazete çıkarttıktan sonra, 1963′te Geylan Kitabevi’ni kurdu. 33 yıl aralıksız kitapçılık yaptıktan sonra, yazabilmek ve çevirebilmek amacıyla emekli oldu.

Yazar Ahmet Yorulmaz’ın, şimdiye kadar onlarca kez baskı yapan kitaplarının dışında, Üçüncü Düğün Çelengi- Kostas Tahçis, Bomba Nurettin- Stratis Çirkas, Eski Tüfekler-Menis Kumandareas, Üçlü Bir Aşk Hikayesi-Vasilis Vasilikos, Eski Selanikliler- Kostas Tomanas,

Konuşmayan Su- Despina Tomazani, Post Avcısı- Stratis Mirivilis, Tombik ile Zıpzıp-Ellis Aleksiyu gibi çevirilerinin yanı sıra, Öldürülenin Eli ve Mucizeler Avlusu adlı iki tanede sahne oyunu kitapları bulunuyor.

DEVAMINI OKU >> AYVALIK’ lı Yazara Okuyucu Jesti.

Sebo - 02 Ocak 2010

Milli Atletlerden Kaymakama Nezaket Ziyareti – Balıkesir

30 Aralık 2009 Çarşamba 11:37       SUAT SALGINMilli Atlerlerden ziyaret 1

Atletizm’de yurt içinde ve yurt dışında kazanmış oldukları şampiyonluklarla Türkiye’nin gururu olan milli atletler, Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde Atletizm Kulübü kurdular. Resmi olarak kuruluşlarını tamamlayan kulüp yönetimi İlçe Kaymakamı Nihat Nalbant’

BALIKESİR (İHA) – Atletizm’de yurt içinde ve yurt dışında kazanmış oldukları şampiyonluklarla Türkiye’nin gururu olan milli atletler, Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde Atletizm Kulübü kurdular. Resmi olarak kuruluşlarını tamamlayan kulüp yönetimi İlçe Kaymakamı Nihat Nalbant’a nezaket ziyaretinde bulunarak kendilerine destek istediler.

Ayvalık ilçesi, tarihi ve turizm zenginliklerinin yanı sıra, ülke ve dünya genelinde Atletizm sporcularının elde etmiş oldukları başarılarla da anılıyor. Yurt içi ve yurt dışı organizasyonlarda defalarca dereceye girerek, şeref kürsüsünde Milli Marşımızı okutan Ayvalık’lı atletlerden Sebahattin Tatar, Rüya Atlı ve Hatice Tatar kendileri gibi başarılı sporcu olabilmesi için atletizme ilgi duyan genç yeteneklerin elinden tutmalarıyla tanınıyorlar. Milli Atletler bu amaçla yıllardır genç sporcuları iyi bir atlet olabilmesi için kendi olanaklarıyla şampiyonalara hazırlıyor ve onlara idmanlar yaptırarak şampiyonlara hazırlıyorlardı.

Sporcusu oldukları Ayvalık Belediyespor’a şimdiye kadar pek çok kupa ve madalya kazandıran Milli Atletler, sonunda Ayvalık Atletizm Kulübü kurarak, Ayvalık’ın atletizmde ki başarılarının sürekli olabilmesini sağlamaya çalıştıklarını belirttiler. Kulüp yasal olarak kurulduğu ilk günlerde ilk icraatını önceki gün Ayvalık Kaymakamı Nihat Nalbant’ı makamında ziyaret ederek yeni kurulan kulüplerine destek vermesini istediler.Milli Atlerlerden ziyaret 2Milli Atlerlerden ziyaret 3

Sebahattin Tatar, Rüya Atlı, Hatice Tatar ve Berat Üveyik’ten oluşan Ayvalık Atletizm Kulübü yönetimi, Kaymakam Nalbant’a Türkiye Atletizm Federasyonu tarafından 14 Mart 2010 tarihinde ilk kez bir ilçede, Ayvalık’ta organize edilecek olan Türkiye Yürüyüş Şampiyonası ve Atletizm Milli Takımı için yapılacak seçmelerin yapılacağı müjdesini verdiler. Ayvalık Kaymakamı Nihat Nalbant, gençlerin kötü alışkanlıklardan uzak kalabilmesi için onların sporsal faaliyetlere yönlendirilmesi gerektiğinin altını çizerek, “Gençlerimizi atletizm sporuna ilgi duyabilmesi için kollarını kanatlarını açan milli atletlerimize daha önce olduğu gibi bundan sonra da desteklerimizi esirgemeyeceğiz. Türkiye Atletizm Federasyonu tarafından mart ayında Ayvalık’ımızda yapılacak olan şampiyonada da elimizden gelen her türlü desteği büyük bir gururla vereceğiz. Milli Atletlerimizin başarılı geçmişleri hepimizin haklı gururudur. Kurdukları kulüple de kendileri gibi başarılı sporcular yetiştireceklerine de gönülden inanıyorum” diye konuştu. Ayvalık Kaymakamı Nihat Nalbant, Milli Atletlerimizin basında bir süre önce çıkan ‘Bize sahip çıkılmıyor’ şeklinde ki haberlerden üzüntü duyduğunu da kaydetti.

DEVAMINI OKU >> Milli Atletler

Sebo - 19 Aralık 2009

tesis_yıkım

Önce yaptılar sonra YIKTILAR

18 Aralık 2009, 20:16

Balıkesir’in Ayvalık ilçesine bağlı Küçükköy Beldesi sınırlarında bulunan Sarımsaklı’da ki turistik otellerin sahil şeridi kısmında ki bahçelerinin restoran, havuz ve barların bulunduğu alanlar otel sahipleri tarafından yıkılmaya başlandı.

SUAT SALGIN

TURKHABERLER BALIKESİR - Sarımsaklı’daki sahil şeridindeki otel ve restoranlarla, eğlence yerlerinin Ayvalık Özel İdare Müdürlüğü’ne yıllık ecri misil bedeli ödeyerek kiraladıkları yol kenarına ve plajlara bakan bölümlere havuz, bar ve bahçe yaparak yerli ve yabancı turist müşterilerinin hizmetine sunmuşlardı.

Yıllarca bu şekilde kullanılan alanlar için iki-üç yıldır süren hukuk savaşı Bayındırlık Bakanlığı lehine sona erdi. Bunun üzerine de kıyı kenar kanununa muhalefet etme gerekçesiyle yıkım kararı alınmasının ardından gelen tebliğ uyarınca otel sahipleri de yıkım kararını kendi imkânlarıyla uygulamaya başladılar.

Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın yürütmesinde bulunan ‘Kıyı Kenar Kanunu’ olarak bilinen yasa gereği, Sarımsaklı mevkiinde sahil şeridinde bulunan turistik otellerin ve restoranların bahçe ve kafe barlarının olduğu ön bölümlere yıkım kararı ile ilgili açılan dava sonunda Açılan dava sonunda yıkımına karar verilen otellerin havuz ve kafe kısımlarının otel işletmecilerinin kendi imkanlarıyla yıkılmasında sonra önceki gün Ayvalık Kaymakamı Nihat Nalbant’ta yıkım alanında incelemelerde bulundu.

Küçükköy Belediye Başkanı Mesut Ergin ile birlikte dolaştıkları yıkım alanı incelemeleri sonrasında açıklamalarda bulunan Kaymakam Nalbant, ‘’ İlçemize bağlı Sarımsaklı dünyaca ünlü bir turizm merkezidir. Açılan dava ve alınan karar gereği uygulanan yıkımın sonucunda, bu bölgeyi önümüzdeki turizm sezonu öncesine kadar en iyi şekilde düzenlememiz gerekecektir. Sayın Belediye Başkanımızla birlikte yapılması gereken çalışmalarımız hakkında görüş alışverişinde bulunduk. Elimizden gelen tüm imkânlarla otel ve işletmelerin önündeki yıkılan alanları bir an önce turizme yararlı hale getirmeye gayret edeceğiz’’ diye konuştu.

Küçükköy Belediye Başkanı Mesut Ergin’de, ‘’Bu yıkımlarla belediyemizin herhangi bir ilgisi yok. Yıkılan alanlar Hazineye ait olan arazilerdir. Bu alanlarda geçmişte yapılan uygulamalarla turistik otel ve işletmeler tarafından Özel İdare tarafından ecrim esil bedeliyle kiralanmıştı. Şimdi ise kıyı kenar kanuna muhalefet teşkil edildiği gerekçesiyle yıkılmaktadır. Bize düşen de yıkımın yapıldığı bu alanı Kaymakamımızın da desteğiyle bir an önce turizm sezonu öncesi değerlendirerek, turizme kazandırmaktır’’ diye konuştu

DEVAMINI OKU >> Yıkım…