Sebo - 07 Aralık 2009

suat_salgınEngelli açılım

Olacağı buydu. Demokratik açılımların sonucu, gerçekte dev bir kaos olunca, ortalık açılımlarla doldu. Hal böyle olunca da 3 Aralık’ta Ayvalık’ta ki engelliler de “Biz de engelli açılımı isteriz” diyerek, açılımlar konusuna yeni bir boyut getirdiler.

Haklılar mı?

Bence yerden göğe haklılar.

Siyasi pencereden bakan partiler, aslında sayısı 20 milyonu aşan ama 8,5 milyon olarak kabul edilen engellileri ve ailelerini tüzüklerinde kabul edip, gerçekte görmezden gelince engelliler de çözümü açılımda bulacaktır elbette…

Sosyal devlet palavralarıyla, engelliyi işe yaramaz görüp, kenara itip dışlarsan…

Hiçbir sosyal güvenliği olmayan engelli bireye, üç aydan üç aya sadaka verirsen…

Kamu kurum ve kuruluşlarında binlerce engelli personel açığı varken, engelliyi işe alıp çalıştırmazsan…

Hükümet olarak, devlet politikalarında engellileri yeterince tatmin edecek kanunlar çıkaramazsan…

Muhalefet olarak, engellileri sadece oy deposu olarak görüp, seçim sonrası unutursan…

Ülke genelindeki ekonomik krizden en fazla etkilenen engelliyi sadece kömür ve gıda paketleriyle kandırmaya kalkışırsan…

Engelli de “madem demokratik açılımlar var, engellilerin sorunlarını da açın ve birlikte açılalım” der ve demeye de hakkı vardır.

Ayvalık’ta 3 Aralık törenlerinde İçişleri Bakanlığı’na ulaştırılması için Kaymakam Nihat Nalbant’a, Birlik Ortopedik Engelliler Derneği Genel Başkanı Muharrem Parmaksız tarafından verilen 17 maddelik “Engelli Açılımı” talebi de bunun en güzel kanıtıdır. Çünkü engelliler kendisine kimin ya da kimlerin ne maksatla yaklaştığını normal insanlardan daha çabuk ve doğru olarak hissedip, anlarlar.

Yapay yüz ifadeleri ve sadece lafta kalan sözlere karnı toktur engellinin…

Her sabah cadde ve sokaklarda koltuk değneği, tekerlekli sandalye ile gezmek zorunda olmayanlar bunları anlayamazlar.

İşsizliği en derinden yaşayan engelli camiasının, dilendirilmeye itildiği anlayışların yıllarca hüküm sürdüğü ülkemizde, yetkililer engellinin sorunlarına hakkaniyetle eğilmediği sürece, bu yara her daim kanamaya devam edecektir.

Geçici çözümlerle engellinin kanayan yarası pansuman edilemez.

Ülke genelinde Kürt açılımı, Ermeni açılımı gibi açılımlara gidiliyorsa eğer, o halde 8,5 milyon olarak kabul edilen zümrenin sorunların çözüm menşei de, “Engelli Açılımı” olarak benimsenmelidir.

Elerine silah alıp, dağlara çıkanlar için “Kürt Açılımı” hayata geçiriliyorsa, elinde sevgiden başka silahı olmayan engelliler de varlıkları ve tüm gerçekliğiyle “Engelli Açılımı” isteyerek, sorunlarının çözümlenmesini istemekte yerden göğe haklıdır.Ülkemdeki iktidar ve muhalefet partileri engelli gerçeğinin artık farkına varmak zorundadır.Geçici çözümler yerine, kalıcı ve kapsamlı çözümleri bir an önce şekillendirerek, hayata geçirmek zorundadır.

Her yıl tüm Türkiye’de ki engellileri bağrına basan “Engelliler Şenlikleri” ile Engellilerin Başkenti olma yolundaki Ayvalık’tan talep edilen Engelli Açılımı talebi, siyasi arenadaki pek çok parti ve yetkiliye aslında açık bir manifestodur.

Tabi anlayabilene…

Bu duygularla, engellerin aşıldığı bir ülkede engelsiz yarınlar için tüm engellilerin geçmiş 3 Aralık gününü en içten dileklerimle kutluyorum. Esen kalın…

DEVAMINI OKU >> Engelli…

Sebo - 30 Kasım 2009

BU RAKAMLARA DİKKAT!!!!

NTV’deki ‘Neden’ programında ‘Aleviler ve Siyaset’i tartışıldı.
Açılışta Alevi-Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Turan Eser’e soruldu:

* * * Neden her seçim öncesi ‘Sünniler ve Siyaset’ değil de ‘Aleviler
ve Siyaset’ tartışılır….?’

Eser, rakamlarla yanıtladı bu soruyu…
Verdiği rakamlar, tartışmaya yer bırakmayacak kadar net bir tablo sergiliyordu.
Bu rakamları yorumsuz olarak sizlerle paylaşmak istiyorum:

***Türkiye’de kaç okul var ?…………..67.000

***Kaç hastane var ?………………………1.220

***Kaç sağlık ocağı var ?………………..6.300

***Peki kaç cami var ?…………………85.000

Her 60 bin kişiye 1 hastane düşerken, 350 kişiye 1 cami düşüyor.

***Peki, kaç kilise var ?…………………270

***Kaç cemevi var ?…………………100

***Türkiye’de kaç doktor var ?…………………77.000

***Peki, kaç din görevlisi var ?…………………90.000

Türkiye’de her 900 kişiye bir doktor düşerken,

her 780 kişiye bir din görevlisi düşüyor.

Eğitim-Sen’e göre Türkiye’nin 200 bin öğretmen açığı var.

***Türkiye’de kaç kütüphane var?………………….1.435

***Almanya’da kaç kütüphane var?…………………..11.000

***Türkiye’nin kaç kentinde devlet tiyatrosu var ?……13

*** Kaç kentte kuran kursu var?……………………81

***Bu kursların toplam sayısı kaç ?…………………….3.852

***Türkiye’de 1 opera derneği var, 11 bale, 10 heykel, 18 resim, 18 sinema, 38 tiyatro derneği var.

***Peki, kaç tane ‘cami yaptırma derneği’ var ?………35.000

***İçişleri Bakanlığı’nın bütçesi ne kadar ?…………..783 trilyon

***Ulaştırma Bakanlığı’nın ?……………….678 trilyon

***Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın ?…………..677 trilyon…

***Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ?………………632 trilyon…

***Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın ?……………….280 trilyon..

***Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın ?…249 trilyon…

***Çevre ve Orman Bakanlığı’nın ?……………….404 trilyon…

***Sadece Sünnileri temsil eden

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi nekadar ?………1.3 katrilyon…

8 bakanlığın bütçesi kadar….

22 üniversitenin toplam bütçesine denk…

***Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin yıldan yıla büyümesine bakalım:

1997′de 66 trilyon.

1998′de 119…

1999′da 180…

2000′de 270….

2001′de 302…

2002′de 553…

2003′te 771…

2004′te 1 katrilyon…

2005′te 1 katrilyon…
2006′da 1,3 katrilyon…

2007′de 2,7 katrilyon…

Bir ülke, Diyanet’e, bütün üniversitelerine ayırdığı bütçe kadar pay ayırıyor,bunu son bir yılda ikiye katlıyorsa, doktordan, öğretmenden fazla imam yetiştiriyorsa, hastane değil cami yaptırıyor, kütüphaneden çok Kuran kursu açıyorsa, o ülkenin durup bir daha düşünmesi gerekmez mi?

Arkadaşlar!

dışarıda bir şeyler oluyor farkında mısınız?

Uykuda olanları sarsın, uyandırın. Yakında ışıklar sönebilir, karanlıkta ne yapacaksınız?

DEVAMINI OKU >> RAKAMLAR…

Sebo - 23 Kasım 2009

Tufan TÜRENÇ

23 Kasım 2009

tturenc@hurriyet.com.tr

İşte Tayyip Bey’in Türkiye’si …

GLADYATÖR baştan aşağı zırhlara bürünmüş, kalın keskin kılıcı elinde, bütün haşmetiyle çıkmış arenaya.

Seyirciler kendisini çılgınca alkışlıyor, sevinç naraları atıyorlar.
Gladyatör ünlü kılıcını sallayarak halkı selamlıyor.
Sonra da avazı çıktığı kadar bağırarak rakiplerine meydan okuyor:


“Hani neredeler? Neden çıkamıyorlar karşıma? Bunlarda bu meydana çıkacak yürek yok, yürekkkk!

Ben bugüne kadar gelmiş geçmiş en usta ve büyük dövüşcüyüm. Karşıma çıkamazlar. İçlerinde bir tane bile yürekli yok!”
Oysa rakipleri içerde muhafızlar tarafından demir kapılar arkasına kapatılmışlar.

Arenaya çıkmalarına izin verilmiyor.

Bizim Başbakan, günde beş vakit nutuk atarak, bütün televizyon ekranlarını kaplayarak tıpkı o gladyatör gibi rakiplerine meydan okuyor.

Kendisini gelmiş geçmiş en başarılı başbakan ilan ediyor, “Hepsinin yaptıklarından katbekat fazlasını yaptım” diyor.
Acaba söyledikleri doğru mu?

* * *

CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici Başbakan’dan boş kalan bir kanalda bir fırsatını bulup devletin resmi rakamlarıyla iktidarın karnesini döküyor ortaya.
Son iki yılda karşılıksız çeklerde inanılmaz bir artış var. Bugün cezaevlerinde yatanların yüzde 47’si karşılıksız çekten içerde.
Bu kadar insanın hepsi dolandırıcı mı? Kuşkusuz değil.
Bunların çoğu iktidarın uyguladığı ekonomik modelin kurbanı. (Karşılıksız çek veren insan sayısı 1.5 milyon)
Protesto olan çeklerin tutarı ise 3 milyar dolar.
64 bin işyeri kapandı.
İşsizlik ise facia: Yüzde 13.4. AKP iktidarı devraldığında yüzde 10.2’ydi.
Son bir yılda 930 bin kişi işsiz kaldı. Genç işsizlerin oranı yüzde 30’a yakın.
80 yılda cumhuriyet 148 milyar dolar, AKP iktidarı ise 7 yılda 285 milyar dolar borç yaptı. AKP iktidarında, yani yedi yılda bu rakam 3.9.

Aynı dönemde bizim gibi kalkınmakta olan ülkeler yüzde 7.2 büyüdü.

Türkiye Menderes döneminde 7.2, Özal döneminde 5.1, Demirel döneminde 6.3 büyüdü.

Başbakan’ın “Bizi teğet geçti” dediği son dünya ekonomik krizinde 2009’da Türkiye yüzde 6.5 küçüldü ve dünya rekoru kırdı.


Atatürk
döneminin 1923-1029 arasında büyüme 10.3, 1923-1938 döneminde ise 1929 büyük dünya krizine rağmen büyüme 7.4.
AKP iktidarında çok vahim bir şey daha oldu.
Türkiye’nin büyük özverilerle dişinden tırnağından artırdığıyla yarattığı bütün fabrikalar, KİT’ler gibi ülkenin bütün değerleri haraç mezat satıldı.
AKP iktidarı 7 yıllık iktidarı döneminde tam 1 trilyon dolar harcadı.

Bu, il başına 10 milyar dolar demek.
Bu paralar çarçur edilmeyip yerinde harcansaydı bütün illerin fışkırması lazımdı.
Oysa Türkiye emeklilerine ayda 12.5 ile 20 lira arasında zam yaptı.
Memura, işçiye de yapılanlar bu düzeydedir.
Bu utanç vericidir.
İşte arenaya çıkıp ellerini kollarını bağlattığı rakiplerine “En büyük benim” diye meydan okuyan bizim gladyatörün Türkiye’si de böyledir.
Son 7 yılda Türkiye 225 milyar dolar faiz ödedi. Bu parayla 60 tane Atatürk barajı yapılabilirdi. Oysa Erdoğan bir tek büyük baraj, santral, tesis yapmadı.

Bütçe açığı şu anda 40.3 milyar dolar. Yıl sonunda 62.3 milyar dolar olacak.

* * *

Resmi rakamların gözler önüne serdiği çok çarpıcı bir gerçek de şu:

Türkiye 1923-2003 arasında yani 80 yılda her yıl ortalama 4.7 büyüdü.

Kaynak :

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/13016460.asp

DEVAMINI OKU >> Bu günkü Türkiyem.

Sebo - 30 Ekim 2009

PARALARDAKİ FATMA ALİYE HANIM

elli_turklirasi

Fatma Aliye Hanım’ı (1862-1936) tanımıyordum. Türk edebiyatının ilk kadın romancısıymış.

Yeni Şafak Gazetesi okuyor olsaydım Fatma Aliye Hanım hakkında yeterli bilgiye sahip olurdum elbette.

Fatma Aliye’yi bundan sonra artık herkes tanıyacak. Çünkü Fatma Aliye’nin fotoğrafı bundan böyle 50 TL lik banknotlarda Atatürk’ün yerine yerleşecek.

50′liğin Bir yüzünde Fatma Aliye, diğer yüzünde Atatürk.

Cumhuriyetin yetiştirdiği bunca başarılı Türk kadını varken, Fatma Aliye nereden çıktı demeyin.

Fatma Aliye’yi Atatürk’ün yerine yerleştiren nedenin onun romancılığı olduğunu sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Asıl neden onun İslamcılığı ve Atatürk Devrimlerine karşı olması.

Çankaya’da, Atatürk’ün koltuğunda İslamcı bir Cumhurbaşkanının oturduğu Türkiye’de, paraların üzerine Fatma Aliye Hanım’ın resmi konmuş çok mu?

Fatma Aliye’nin tesettüre olan tutkusu onun yazılarına da yansımış.

Bir yazısında kadınların giyim tarzı konusunda şöyle diyor; “…İşte bu tuvaletin üzerine zinetten ari ve bolca bir şey giyilir ve saçlar da bir baş örtüsüyle örtülürse şeriata muvafık surette tesettür edilmiş olur.”

Fatma Aliye Hanım, Mustafa Kemal’in yaptığı devrimleri bir türlü benimseyememiş.

Romanlar yazan, Batı edebiyatından çeviriler yapan ve dönemindeki erkek egemenliğine karşı çıkabilen bir kadın, nasıl olur da Mustafa Kemal aydınlığını göremez, anlamak olası değil.

Kendisinin, bir Osmanlı paşasının (Ahmet Cevdet Paşa) kızı olmasının bunda rolü var elbette.

Evinde çocuklarının ona yaşattığı sıkıntılar onu daha da İslam’a bağlamış olabilir. Evden kaçıp Katolik rahibe olan bir kızın annesinin yaşadığı travma herhalde azımsanacak gibi değildir.

Fatma Aliye’yi en iyi inceleyenlerden olan Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, onu anlatan bir de kitap yazmış.

Kitabın adı, “Fatma Aliye: Uzak Ülke”

Mustafa Kemal’in yaptığı yenilikler nedeniyle Fatma Aliye’nin ülkesine yabancılaştığı ve uzaklaştığı anlatılıyormuş bu kitapta.

Saltanatın kaldırılmasını, alfabenin değiştirilmesini ve padişahın düşürülmesini, Fatma Aliye Hanım asla kabul edememiş, Mustafa Kemal’e hep karşı olmuş.

Şimdi anladınız mı, bunca Cumhuriyet kadını dururken Fatma Aliye Hanım’ın neden Atatürk’ün yerine oturtulduğunu?

Elde edemedikleri türban özgürlüğü nedeniyle kendilerini Türkiye’ye “uzak” bulanlar elbette Fatma Aliye Hanım’ın fotoğrafının oraya konmasından mutlu olacaklardır.

Hem Atatürk’ü paraların -hiç olmazsa- bir yüzünden çıkardılar.

Hem de onun yerine İslamcı bir kadını koydular.

Paralar basıldığında göreceksiniz, Fatma Aliye Hanımın başörtüsünün altından, hem önden ve hem de yanlardan saçları görünüyor.

Bu durum, Fatma Aliye’yi oraya taşıyanlar için can sıkıcı olsa gerek.

Küçük bir rötuşla o başörtüsünü türbana çevirebilirlerdi elbette. Anlaşılan buna cesaret edemediler.

DEVAMINI OKU >> Paramızdaki kadın…

Sebo - 26 Ekim 2009

Bu üçü varsa hayat güzeldir:


Köy sakinleri yağmur duasına çıkmışlardı. Bütün köy ahalisi toplandı.
İçlerinden birinde şemsiye vardı.
Bu inançtır.

Babalar bebeklerini havaya hoplatır, çocuklar gülmekten bayılır. Yere düşeceklerini akıllarına bile getirmezler. Çünkü babaları onu tutacaktır.
Bu güvendir.

Yatağımıza girerken yarın uyanıp yaşamaya devam edeceğimize dair garantimiz yoktur. Ama yine de ertesi güne dair planlar yaparız.
Bu ümittir.

Ve bu üçü varsa, hayatınız güzeldir…

(daha fazla…)

DEVAMINI OKU >> Bilmediklerimiz…