Sebo - 20 Ocak 2011

Suat SALGIN

Balıkesir’in Ayvalık ilçesi doğal güzellikleri ve bakir tarihi dokusu ile her yıl milyonlarca turistin yanı sıra ülke genelinde dev prodüksiyonlara imza atan film ve dizi film yapımcılarının da vazgeçemediği bir plato haline geldi.

1960 ve 70’li yıllarda Yeşilçam’ın gözdesi olan Ayvalık, sinema sektörünün gelişmesi nedeniyle, 90’lı yılların başına kadar bir film çekimlerine ev sahipliği yapamamıştı. Milenyum yıllarıyla birlikte, ATV, Kanal D, TRT ve Show TV gibi kanallarda yayınlanan dev prodüksiyonlu dizi filmlere ev sahipliği yapan Ayvalık, ‘Kurşun Yarası’, ‘Kırık Kanatlar’, ‘Yol Arkadaşım’, ‘Melekler Korusun’ ve son bölümünün çekildiği ‘Bir İstanbul Masalı’ adlı dizilerin yanı sıra, 2004 yılında gişede yakaladığı rekor hâsılatla, Türk Sinemasının klasikleri arasına girmeyi başaran ‘Babam ve Oğlum’ adlı filmle yeniden sinema yapımcılarının gözdesi haline dönüşüverdi.

Hazırlık_01

YEŞİLÇAM’IN ÜNLÜLERİ AYVALIK’TAN GEÇTİ

Ayvalık şimdiye kadar; Danyal Topatan, Belgin Doruk, Hulusi Kentmen, Sadri Alışık, Öztürk Serengil, Suzan Avcı, Erol Taş, Kadir Savun, Hüseyin Baradan, Fatma Girik, Filiz Akın, Kadir İnanır, Hülya Koçyiğit, Zeynep Değirmencioğlu (Ayşecik), Sezer İnanoğlu (Sezercik), Hümeyra, Cüneyt Arkın gibi Yeşilçam’ın duayen isimlerinin yanı sıra, Orhan Gencebay, Harika Avcı, Serpil Çakmaklı, Hülya Avşar, Bülent İnal, Özge Özberk, Bulut Aras, Çetin Tekindor gibi bir çok ünlünün yer aldığı dizi ve film projelerinin mekanı oldu.

Geçtiğimiz yıl, Zülfü Livaneli’nin yönetmenliğini üstlendiği, Atatürk’ün doğduğu Selanik’te ki evin benzeri olan Cunda’da ki bir evde çekimleri başladıktan sonra, İzmir ve Bodrum’da tamamlanan ‘Veda’ filminin ardından, önümüzdeki günlerde de yapımcılığını Avşar Film’in üstlendiği, proje tasarımını Tomris Giritlioğlu’nun, yönetmenliğini de ‘Hatırla Sevgili’ dizisini de çeken, Ümmü Burhan’ın yapacağı, Başrollerini Nur Sürer, Avni Yalçın, Engin Şenkan, Can Nergis ve Gülcan Arslan’ın üstlendiği ‘Sürgün’ adlı dizi film ATV ekranında seyircisiyle buluşmaya hazırlanıyor.

1935 ve 1945 yılları arasında ki süreçte, ülke genelindeki siyasi panoraması ile Demokrat Parti’nin kuruluş yıllarının anlatılacağı dizide tek parti döneminden çok partili hayata geçiş ve bir cinayet konusu işleneceği kaydediliyor. Çok yüksek bir bütçeyle hazırlandığı öğrenilen söz konusu dizi film için, Ayvalık’ın çeşitli cadde ve sokaklarında çekimlerin yapılacağı belirtilirken, ilçenin Palabahçe ve Hamdibey Mahallesinde bazı binalar yapımcı firma tarafından bakım ve onarıma alındığı gözleniyor.

hazirlik_03 (2)Altınova beldesinde dönemin şehir kulübü oluşturulurken, Palabahçe adıyla bilinen Zekibey ve Hamdibey Mahallesi kesişme noktası dönemin şehir mekânı olarak kullanılacağı öğrenildi. Palabahçe’de evlerin dış cephelerinde düzenleme çalışmaları yapan dizi ekibi, Ayvalık Belediyesine ait eski Kırlangıç Fabrikası’nın içinde hazırlanan mekânı da mahkeme salonu olarak, söz konusu fabrikanın sabunhane bölümüne bir de hastane odası yapmak için hummalı bir çalışma içerisinde olduğu gözlenirken, Ali Bey Adası’nda Taksiyarhis Kilisesi yakınındaki papazın evi olarak bilinen ev ise ‘Hâkim Evi’ne dönüştürülüyor.

Söz konusu tarihi binalardaki onarımları üstlenen Avşar Filmin yetkilileri, Sürgün dizisi için çekimleri yoğun olarak sürdürecekleri alanlarda benzeri makyajları yapmayı sürdüreceklerini kaydetti. 13 bölümlük bir anlaşması bulunan Sürgün’ün, hedeflenen reytingi yakalaması halinde uzun süre ekranlardaki yerini alacak dev bir proje olduğu da gelen bilgiler arasında. Öte yandan, dizinin oyuncu kadrosu üzerinde çalıştıklarını belirten projenin yapımcıları “Dizide ağırlıklı olarak yeni oyunculara yer verme kararındayız. Senaryo çok güzel oldu, içimize sindi. Ayvalık’ta çekilecek yeni dizinin oldukça büyük reyting alacağına inanıyoruz” diye konuşmaları dikkat çekiyor.

SÜRGÜN’DEN SONRA YENİ PRODÜKSİYON YOLDA

hazirlik_03 (2)1923 yılında Lozan Anlaşması’na ek protokol uyarınca Türkiye ve Yunanistan’ın kendi ülkelerinin vatandaşlarını din esası üzerine zorunlu göçe tabi tutulmasını esas alan mübadele ‘Muhacir Masalı’ adıyla dizi film olacak. Kırık Kanatlar’ın yönetmeni Çağatay Tosun, yöneteceği bu yeni dizi için Ayvalık’ta çekim yapacak. Söz konusu dizi için Selanik ve Ayvalık’ta dev platolar kurulacağı öğrenildi.

Ayvalıklılar dizi ve filmlerin ilçede çekilmesinden ise son derece memnun görünüyor. İlçede dizilerde figüran olarak rol alıp, günlük yevmiye ile iş imkânına kavuşacaklarını düşünen çok sayıda vatandaşın daha şimdiden firma yetkililerine başvuruda bulundukları belirtilirken, yaşadıkları ilçenin güzelliklerini televizyonda görmekten hoşnut olan Ayvalıklılar, ilçelerinin gerek mimari gerekse doğal güzellikleri açısından sinema ve televizyona yakıştığını düşündükleri kaydediliyor.

DEVAMINI OKU >> Yapımcılar Ayvalık’tan vazgeçemiyor

Sebo - 17 Ekim 2010

EN BÜYÜK DERDİMİZ

Geçen gün gözüme internette ilginç bir haber ilişti..Aynen şöyle ;

Southern Queensland’s Üniversitesi’nde yürütülen çalışma, metabolik sendrom belirtisi görülene kadar yüksek oranda karbonhidrat ve yağ içeren diyet ile 8 hafta boyunca beslenen fareleri kapsıyor. 8 hafta boyunca zeytin yaprağı özüyle güçlendirilmiş kahve içirilen farelerin normal kahve içenlerle karşılaştırıldığında kardiyovasküler, karaciğer ve metabolik belirtilerde iyileşme gösterdiği tespit edildi.

Araştırmacılar, zeytin yaprağı özünün anti-inflamatuar özelliğinden dolayı kilo verdirdiğini belirterek, “Yeşil çay, zerdeçal, aspirin türevlerinin ve ibuprofen’in benzer şekilde kilo verdirme etkisinin olduğu düşünülüyor” dediler.

American Journal of Nutrition isimli tıp dergisinde yayınlanan araştırmada, fareler üzerinde ortaya çıkan sonuçların beklenenin ötesine geçtiği kaydedildi.

Zayıflamakla ilgili birçok şey duydum, okudum ve denedim ama zeytinyaprağının zayıflattığını ilkkez duydum.
Zeytinin ve zeytinyağının bol olduğu bir yerde yaşadığım için şanslıyım o zaman :) )
Ama ben yinede zayıflamanın yemeği azaltıp, spor yapmaktan geçtiğine inananlardanım. Yani yediğinin yarısı, yaptığının 2 katını yapmalı yoksa diğer Hiçbir yöntemin işe yarıcağına inanmıyorum.
Bununla beraber aç kalmadan zayıflanılmadığını herkes biliyordur artık. Benden size tavsiye;
Açlık hissini duyar duymaz hemen bir şeyler yemeye kalkmayın, on dakika bekleyin. Belki bu süre içinde ortaya çıkan o açlık arzusunun önüne geçmiş veya açlık durumunuz herhangi bir gıda almadan da azalmış olacaktır. Bu durumda hemen bir bardak su için mesela. Mideniz dolduğunda doyma refleksi sayesinde açlık hissinizi kandırmış olacaksınız.

ve 2 saatte bir kalorisi düşük gıdalar yani meyva sebze tüketmeliyiz.Mesela Elmada yalnız 50 kalori vardır ve doyurucudur.Bunun yanında güzel bir salatada pekala açlığımızı bastırabilir
.
Bununla beraber bol su içmeliyiz siyah çay yerine, yeşil çayı tercih etmeliyiz.ki metabolizmamız çalışsın. Özellikle Yemeklerden önce içilen su tokluk hissi verir. Yağların vücutta depolanmasını önler.
.

Özellikle yeşil çayın Kansere karşı koruyucu etkisi olduğu,antioksidan ve zayıflattığı bununla birlikte sayısız yararları olduğunu duymuşsunuzdur .Özelliklede biz kadınlar için çok faydalı olduğununu

Zayıflama yöntemleri adı altında birçok uygulama yapılıyor.Buda vücut sağlığımızı olumsuz yönde etkiliyor.Ben herzaman az yiyerek sağlıklı beslenmeden yanayım.Yaptığımız diyetlerin yanında içtiğimiz bitkisel çaylar bize kilo vermede faydası olur.

Belki gün gelir biz kadınlar için zeytin yaprağından bitkisel zayıflama haplarıda piyasa çıkar.:))

Sinem Berk

AYVALIK

DEVAMINI OKU >> EN BÜYÜK DERDİMİZ. Yazan: Sinem Berk

Sebo - 22 Ağustos 2010


TasKahve_icinden

Hayatın daha fazla para kazanınca, daha hırslanınca, daha pahalı bir arabaya sahip olunca, daha büyük evlerde yaşayınca, 90-60-90 olunca, kendini çok önemli sanınca, daha çok tüketip daha çok çalışınca, “o ayakkabı”yı alınca, o kadınla/adamla beraber olunca daha güzel olduğunu sananları silkeler burası. Hande Köseoğlu yazdı.. Güzel bir yazı
Burada hayat yavaş akar.

Kimsenin acelesi yoktur.

Trafik yoktur. 13.00’teki randevun için evden 12.55’te çıkarsın.

Sinirli insanlar yoktur. Gülümseyen insanlar vardır.

Telaşlı insanlar yoktur. Sakin insanlar vardır.

Hırslı insanlar yoktur. Yetinen insanlar vardır.

Pazarda dolaşırken, hiçbir şey almadan karnını doyurabilirsin burada. Herkes ikram eder malından, geri çevirirsen de darılır. Bademciden badem yersin, kirazcı eline tutuşturur, peynirci senin için kestiği dilimle peşinden koşar “Almasan da tat” diye…

Burada üç öğün ot vardır, bildiğin ot. Ottan mücver yaparlar, ottan börek yaparlar, üzerine yoğurt döküp sıcak yemek yaparlar. Kırmızı biberin içine peynir doldurup dolma yaparlar. Senin kahvaltıda yediğin lor peynirinin üzerine vişne reçeli dökerler, olur sana tatlı. Burada her yiyeceğin kullanım alanı geniştir. Tek sınır hayal gücüdür.

Burada el yakan hesaplar yoktur, seçmesini bilmek vardır. Eh, o da zamanla. Turist gider “duyduğu” yere, buralı gider “bildiği” yere. Ayaküstü 20 liraya iki kişi tıka basa doymak vardır. Hem de otun da, balığın da en tazesiyle.

“Ayna” vardır burada, yeme-içme-oturma yeri. Ev yapımı likörler, zeytinyağlılar, uçuşan turkuaz perdeler, ahşap masalar, taze çiçek kokusu çağırır. Bir limonata isteyip saatlerce oturabilirsin, kimse bir şey demez. Etrafında dolanmaz. “Masa dolacak” demez. Bu küçük cennetin sahibi, İstanbul’dan arınmış, yeni bir hayat kurmuş anne kıza imrenerek bakarsın, iç geçirerek. Belki de bu yüzden “Ayna”dır adı, senin hayalini sana yansıttıkları için.

CUNDA Cunda

Burada öyle çantana sarılıp oturmazsın. Çantanı, eşyalarını pastaneye emanet edip çarşı pazar gezmeye de gidebilirsin pekala. Bankamatikten para çekerken, çantanı arkandaki bankta bırakıp işini görebilirsin de hatta.

Taş Kahve’de Mehmet Abi siz istemeden kahve getirir, canı öyle istedi diye. Peynirin, salatan eksik mi geldi gözüne? Söyle hemen getirirler, hesaba eklemeden. Ya da “Balığın tadı biraz acı geldi” de laf arasında, almaz parasını. Kurabiye mi alıyorsun? Yolluk verirler bir de yanına, yiye yiye gez diye. Burada gönülle yapılır her şey.

Hayat küçüktür burada. Marka filan bilmezler. Herkes ya Kordon’dan alır kıyafetini ya da Garaj’dan. ABD’ye gelinlik provasına gitmezler. Düğün zamanları uğradıkları en pahalı mağazaları “SOYKARA” da gece elbisesi 80 lira. Kimse kimseyle yarışmaz, istediklerini giyer, yer, içerler. Kimse kimseyi süzmez çünkü. İstanbullular dışında.

Sokaklar egzost değil, sakız kokar burada. Sahil boyu sıra sıra, itiş kakış kafeler de yoktur. Onun yerine Konfor, İstikbal, Leyla Güzellik Salonu, Mahmutpaşalı Ayakkabıcısı gibi yerler vardır, denize sıfır. O kadar çoktur deniz çünkü. Öbür türlüsünü de bilmezler zaten. Sen şimdi kalkıp Pazar günleri 15 cm deniz göreceksin diye saatlerce Hisarüstü yollarında perişan olup, üstüne kazıklanıp buna da “Pazar keyfi” dediğini anlatsan, gülerler.

Kavga yoktur burada, bir futbol maçı ya da merdiven önünde kadın erkek taze bakla ayıklayacak olmak yeter hepsini buluşturmaya.

Burada dolmuşlar illa dolunca kalkmaz, şoför beklemekten sıkılınca kalkar. Dolmuş şoförleri “Kim vermedi parasını?!” diye kükremez, “Bozuk yoksa sonra verirsin” der, bir daha görüp görmeyeceğini bilmeden. İnerken “Güle güleyiiin!” diye uğurlar bir de.

Burada Baykal’ın kasetini, iktidar kavgasını, en son mekanları, filmleri bilmezler. Sizin o şaşaalı gündeminiz bir hiçtir burada, onların gündemine uyarsın. Kiraz ne kadar olmuş, deniz bu yaz soğukmuş, rüzgar kalmış, deniz direklemiş, papalina bu sene azmış… Hem de o kadar çabuk uyarsın ki bu kaplumbağa hızında hayata, kendine şaşarsın.

Gel gör ki, sen ne kadar kaynaşmaya çalışırsan çalış, iki günde oralı olmaya alış, her halinle İstanbulluğunu belli edersin. Anlarlar. Tuz isteyişinden anlarlar, parayı uzatışından anlarlar, kılığından kıyafetinden anlarlar, bakışından anlarlar, yorgunluğundan anlarlar, kaprisinden anlarlar ve sorarlar: “Memleket nere?”

“İstanbul” dersin, “Olsun!” derler. Senden önce üzülürler sana.

Hayatın daha fazla para kazanınca, daha hırslanınca, daha pahalı bir arabaya sahip olunca, daha büyük evlerde yaşayınca, terfi edince, 90-60-90 olunca, herkesten daha hızlı koşunca, kendini çok önemli sanınca, daha çok tüketip daha çok çalışınca, “o ayakkabı”yı alınca, o kadınla/adamla beraber olunca daha güzel olduğunu sananları silkeler burası.

Sadece bir “Olsun!”la

DEVAMINI OKU >> Kaplumbağa hızında: CUNDA

Sebo - 14 Ağustos 2010

Balığın değerini bilen cennet: Ayvalık

SUAT SALGIN

Yeni Asır

kayiklarBalık; insan sağlığı ve gelişmesi için çok önemli bir besin, ekonomik değeri yüksek bir ürün olmanın yanı sıra, başlıbaşına bir kültür, bir yaşam biçimi… Ülkemizde balık kültürünün önemli duraklarından biri olan Ayvalık’ın özgün mutfağında da balık, sofranın baş tacı. Dağlarda, bayırlarda yetişen pek çok otu haşlayarak, tabiatın mucizesi zeytinyağı ile tüketen yörenin yerli halkın asla vazgeçemediği temel gıdalardan biri kuşkusuz balık ve deniz ürünleri. Müdavimlerine göre cennetin dünyadaki adı Ayvalık’ta ‘Rakı-Balık-Ayvalık’ üçlemesinin yörenin en bildik sloganlarından biri haline dönüşmesi elbette ki boşuna değil.
Bu yüzden de, üç tarafı denizle çevrili ilçenin mutfak kültüründe, zeytinyağlı yemekler kadar balık türevlerinden oluşan menü zenginliğinin sırrı da, Ege’nin bereketli sularına kıyısının olmasından geçiyor.
Ayvalık’ın yerli halkının uzun yaşama sebebinin belki de en önemli sırlarından biri balık… Ayvalık halkının yüzde 25′i, Cunda’nın ise yüzde 75′i balıkçılıkla sağlıyor geçimini… Bölgede yüzyıllardır çoluğunun çocuğunun nafakasını denizden çıkarmaya çalışan balıkçıların dört mevsim boyunca ağlarına takılan balıklar, ilçede en önemli besin maddesi olarak halkın vazgeçilmez yaşam kaynadığı konumunda. Hal böyle olunca da, yöredeki balıkçılar hava şartları elverdiği ölçüde balığa çıkmadan dönmüyorlar karaya… Kimi oltasıyla bekliyor, kimi ağını atıp, sandalında rakısını yudumlayarak bekliyor balıkları…

FANGİRİ, LÜFER, KEFAL…
Liman içinde balık tutma yasağı var. Ancak balık yoğunluğu daha çok dış denizlerde. Ayvalık denizinde yakalanan balıkların tadı yine farklı ve güzel. Genelde bölgede çipura, levrek, karagöz, sinarit, uskumru, fangiri, lüfer, kefal, sardalya, gopez, sargoz, turna, istavrit, ahtapot, kalamar sık rastlananlardan. Bu balıklar, ağ balıkları olarak nitelendiriliyor. Oltayla tutulanları ise mercan, fangiri, sinarit, karagöz… Tabii adaya giderseniz vazgeçilmez balık türüdür papalina. Hamsiden biraz küçük ve kılçıkları ile daha lezzetlidir. Yani ırıp balığıdır. Irıp balıkların üreme zamanı 3 ay olduğundan Nisan ayından itibaren 3 ay süresince bu balıkları avlama yasağı vardır.

ÇAÇA BALIĞI!
Çaça balığı olarak da bilinen Sardalya’nın yavrusu Papalina’nın, genellikle meze olarak tüketilen ızgarası ve zeytinyağında unla yapılan kızartması da Ayvalık’ın önemli yemekleri arasında sayılıyor. Deniz kıyısında olması nedeniyle deniz ürünlerinden yapılan mezelerin zeytinyağıyla servis edilmesinin görsel güzelliğinin yanı sıra damaklarda bıraktığı inanılmaz tadlar Ayvalık mutfağını eşsiz kılan unsurlardan biri olarak sayılıyor. Ayvalık yılda 760.000 kg kadar çeşitli balıkların dış satımını yapıyor. Bu sayı midye türlerinde 130 ton, ahtapotta ise 9 ton civarında

TÜKETİM ÇOK YÜKSEK
Üç tarafı denizlerle çevrili olan, dünyanın en lezzetli balıklarını bu denizlerde barındıran Türkiye’de kişi başına balık tüketimi ne yazık ki hiçbir denize kıyıcı olmayan Avrupa ülkelerinin bile gerisindeyken, Ayvalık’ta balık tüketimi inanılmaz yüksek bir seviyede. Günlük taze balıkların tezgahları süslediği ve kısa sürede tükendiği Ayvalık Balık halinde, kış aylarında satışlar durağanlaşsa bile, özelikle yaz sezonunda inanılmaz oranlara çıkıyor.
Eski balık halinin Cumhuriyet Meydanına çok yakın bir noktada olması ve lodos havalarda ayıklanan çiğ balıkların yaydığı koku nedeniyle, eskisini yıkıp, yenisini Marinanın yanına inşa eden Ayvalık Belediyesi, kenti modern görümlü yepyeni bir balık haline kavuşturdu.
Hala eksikliklerin olduğu balık halinde satış yapan balıkçılar çoğu zaman şikayetçi olsalar da, eksiklikler tamamlandıkça yeni balık halinden vazgeçemeyecekleri de yadsınmaz bir gerçek.

Her daim taze
Turizm sezonunun en hareketli olduğu bugünlerde balık hali esnafı da turizmin bereketinden nasibini alıyor. Her gün tekne balıkçılarının sandallarıyla avlanarak, tutukları taze balıkları balık haline getirip, burada bulunan balıkçı esnafına satması nedeniyle Ayvalık Balık Hali’nde her daim taze balık bulabilmek mümkün. Balık kültürünün en zengin coğrafyası olan Ayvalık’ta restoranların vitrininde canlıymış gibi müşterisini bekleyen taptaze balıkların sırrı da bu.

DEVAMINI OKU >> Balık – Ayvalık

Sebo - 16 Temmuz 2010

Sarmısaklı’da tekne TURLARI

15 Temmuz 2010
Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde son yılların en gözde tatil alternatiflerinden olan Tekne ile adalar turu tutkunluğu Sarımsaklı’ya da sıçradı
084tekne

SUAT SALGIN

TURKHABERLER BALIKESİR- Her gün yüzlerce vatandaşın Ayvalık’ın eşsiz adalarını gezip, akvaryum gibi koylarında yüzerek tatillerine yeni bir soluk kazandıran tekne turları artık Ayvalık’a bağlı Küçükköy Beldesinde de artmaya başladı.

Tekneler ile ada turları keyfinin tadan konuklar bol bol balık, salata ve karpuz yiyerek, teknelerde bulunan piyanistlerin müzikleriyle eğlenceli ve coşkulu bir gün geçiriyorlar.

Bir yılın yorgunluğunu tatilde atmaya çalışan yerli ve yabancı turistler denizi, kumu, güneşi ve havasıyla ünlü Sarımsaklı’da tatillerini gönüllerince eğlenerek geçiriyorlar.

Ayvalık’ta ki gezi teknelerinden sonra Sarımsaklı plajlarında da faaliyete geçen üç tekne günde ortalama 600 misafirini adaları dolaştırarak, Sarımsaklı turizmine hizmet veriyorlar.

Tekne sahipleri, tatile gelen vatandaşları 20 TL bilet ile 9 saat boyunca deniz turu yaptırdıklarını kaydederek, “Misafirlerimize öğle yemeği olarak bol balık, salata ve karpuz ikramında bulunuyoruz. Deniz içinde adalarda onların tertemiz sularda serinlemelerini sağlıyoruz. Teknelerimizde canlı müzik yapan sanatçılarımızla onların streslerini atıyoruz” diye konuştular.

Gezilerden dönen vatandaşlar da vatandaşlar da, “20 TL karşılığında güzel bir gün geçiriyoruz. Bol bol balık yiyor ve gönlümüzce eğleniyor, güzel bir gün geçiriyoruz. Bol bol stres attığımız bir günü bizlere geçirten tekne sahiplerinein kaliteli hizmet anlayışı ve adeta bizleri bir konuk olarak kabul eden tutumlarından dolayı kendilerine teşekkür ediyoruz” diye konuştular.

DEVAMINI OKU >> TEKNE TURLARI

Sebo - 30 Mayıs 2010

Ayvalık Dalış’a Geçiyor

Ayvalık, Sahip Olduğu Su Altı Güzellikleriyle de Öne Çıkıyor.

DOĞAL dokusu, tarihi miras ve mavi bayraklı plajlarıyla Ege turizminin yükselen yıldızı konumunda bulunan Ayvalık, sahip olduğu su altı güzellikleriyle de öne çıkıyor. Ayvalık kıyıları zengin su altı faunası, keşfedilmeyi bekleyen batık ve kızıl mercanlarıyla ”Su altı kaşifleri’nin ilgi gösterdiği yerlerin başında geliyor. Üç dalış merkezinin bulunduğu ilçede, eşsiz dalış olanaklarıyla da dikkati çekiyor. Güneş Adası, Yuvarlak Ada ve Kerbela Taşları’nın belli başlı dalış noktaları arasında yer aldığı Ayvalık, sahip olduğu kırmızı mercanlarla da ayrıcalıklı bir konumda bulunuyor.

24 ADA VE 60 DALIŞ NOKTASINA SAHİP

Dünyada sadece İtalya’nın Portofino kentiyle birlikte kırmızı mercanlara ev sahipliği yapan, 24 ada, 60 dalış noktasıyla yurt içi ve yurt dışından çok sayıda dalış meraklısını ağırlayan Balıkesir‘in Ayvalık ilçesinde, 2010 sezonu açıldı. İki dalış merkezinin faaliyet gösterdiği ilçede, sezonun ilk dalışının, 20 kişilik bir ekip tarafından gerçekleştirildiği bildirildi. Bir dalış merkezinin sahibi ve Dalış eğitmeni Kemal Çalışkan, su altı güzellikleriyle dikkatleri üzerinde toplayan ilçede, bu yıl dalış turizminde hedeflerinin büyük olduğunu söyledi. 24 ada ve 60 dalış noktasına sahip Ayvalık‘ta haftanın 7 günü dalış yapılabildiğini belirten Çalışkan, dalış meraklılarına uluslar arası sertifikalara sahip eğitmenleriyle sezon boyunca eğitim verdiklerini kaydetti.

SU ALTINDAKİ RENKLİ DÜNYA MERAKLILARINI BEKLİYOR

Hayatlarında ilk kez dalış yapanların, su altını belgesellerde izledikleri gibi hayal ettiklerini, ancak bizzat yaşamanın daha farklı bir duygu olduğunu söylediklerini ifade eden Çalışkan, ”2009 sezonu için çok iyi bir tanıtım kampanyası yaptık. Ağırlıkla yurt dışından olmak üzere pek çok dalgıç ve dalış meraklısını buraya bekliyoruz. Ayvalık’ın Türkiye dalış alanında olması gereken yerde bulunması için elimizden geleni yapacağız’ dedi. Çalışkan, geçen yıl sadece kendi dalış merkezleri kanalıyla 4 bin civarında kişiye dalış yaptırıldığını, bu rakamı yeni sezonda 3-4 katına çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.

Ayvalık’a dalış için gelen Ergin Bezerci, Ayvalık’ı seçmesinin su altı canlılarının çok yoğun olmasından kaynaklandığını ifade ederek, ”Su altı sporlarına merak salanlara kesinlikle Ayvalık’ı tavsiye ederim. Türkiye’de su altı canlısı bakımından en canlı bölgelerinden biri ve senelerdir de kaybolmayan bir canlılığa sahip’ dedi. Can Özalp, ”Ayvalık’a ilk kez geliyorum. Buraya dalış için gelmemin nedeni kırmızı mercanları görmek ve fotoğraflamaktı. Bu arzumu yerine getirdim. Bundan sonra sık sık geleceğim’ dedi. Nilgün Yıldız da zaman zaman Ayvalık’a dalışa geldiklerini belirtti, ”Ayvalık’ı tercih etmemin nedeni, havası, denizi, dip yapısı ve doğal güzellikleri’ diye konuştu.

KIRMIZI MERCANLARIYLA ÜNLÜ

Ayvalık‘ın su altı zenginliklerinin en önemlilerinden birisi olarak kırmızı mercanlar gösteriliyor. Dalış eğitmeni Kemal Çalışkan, kırmızı mercanlar hakkında şu bilgileri verdi: ”Kırmızı mercan dediğimiz aslında Gorgonia denilen güzel hayvanların oluşturduğu bir orman. Bunlara herkes ‘bitki’ diyor, ama gerçekte canlı bir varlık. Sularının temizliği, plankton dereceleri, ısısı ve akıntıların bol olması nedeniyle kızıl mercanlar Ayvalık’ı mesken tuttu. Bu mercanlar, ülkemizde sadece Ayvalık’ta bulunuyor. Bunun dışında aynı türden mercanlar, İtalya’nın Portofino kenti açıklarında var. Yabancıların ilgisi tabii ki bizim bu mercanları dünyaya tanıtmamızla başladı. Ayvalık’ın, bu tür mercanlara ev sahipliği yaparak Kızıldeniz’e rakip olduğunu anlattık. Bunu fotoğraflarımızla, video görüntülerimizle ispatladık. Bunun sonucunda, Avrupa’nın en önemli dergileri Ayvalık’ı haber yaptı. Böylece, yurt içinden ve yurt dışından dalgıçlar, mercanları görmek için Ayvalık’a gelmeye başladı.’ (Doğan Haber Ajansı) 20.05.2010 12:10 [2062973]

DEVAMINI OKU >> Ayvalıkta Dalış

Sebo - 18 Mayıs 2010

Ayvalık tostu Almanya`da da meşhur oldu

BALIKESİR(CİHAN)- Balıkesir`in Ayvalık ilçesinin meşhur kaşarlı tostu, artık Almanların damak tadına da hitap ediyor. Tatil için ilçeye gelen Lothar Schebesta isimli bir Alman, Türk yemeklerini araştırırken tanıdığı Ayvalık tostunu, Düsseldof`taki k…

BALIKESİR(CİHAN)-

Balıkesir`in Ayvalık ilçesinin meşhur kaşarlı tostu, artık Almanların damak tadına da hitap ediyor. Tatil için ilçeye gelen Lothar Schebesta isimli bir Alman, Türk yemeklerini araştırırken tanıdığı Ayvalık tostunu, Düsseldof`taki kafeteryasında satmaya başladı.

Schebesta, mal aldığı toptancının Ayvalık`tan bahsetmesi üzerine gezip görmek için ailesiyle birlikte Türkiye`ye geldi. Ayvalık`a hayran olan ve Fethiye Mahallesi`nde bir de ev satın alan Schebesta, müşterilerine Türk lezzetlerini de sunmak amacıyla araştırmalar yaptı. Bu sırada Ayvalık tostunu da tadan Schebesta, çok beğenince kendisi de satmaya karar verdi. İki yıldan beri de Ayvalık`tan kargoyla aldığı ekmekle tost yapan Alman işletmeci, günde ortalama 250 tane satıyor. Alman basını da bu girişime ilgi gösterdi. Bild Zeitung gazetesi, sayfalarında Ayvalık tostu ve Schebesta ailesine yer vererek okuyucularına duyurdu.

Lothar Schebesta, kafeteryasında Türkiye`dekine benzer şekilde canlı müzik eşliğinde Türk âdet ve damak tatlarına uygun bir konsept uygulayacağını belirtiyor. Eşi Loura Scehebesta ise Ayvalık`ta devamlı kalmak ve Türkler gibi yaşamak istediğini söylüyor. (CİHAN)

DEVAMINI OKU >> AYVALIK TOSTU

Sebo - 06 Mart 2010

AYVALIĞIN KEDİSİ DELİSİ VE ÖLÜSÜ MEŞHUR DERLER

Fatma Cavlu   06.Mart.2010 (facebook)

Ayvalık’a daha önce gidenler mutlaka biliyorlardır ama gitmeyenler için gene de bir özet geçeyim. Ayvalık’ın kedisi, delisi ve ölüsü meşhurmuş. Hadi kedisi, delisi bolmuş da ölüsünü anlamadık diyeceksiniz; başka bir memlekette yaşayan Ayvalıklıların ölümü halinde kasabada herkesin duyması için ilan ve sela verilirmiş, yani dakika başı ölüm ilanı..

Ayvalık tarihi ile ilgili birkaç bilgiyi de aktaralım. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Ayvalık ağırlıklı olarak Rumların yaşadığı bir yermiş, Türkler azınlık durumundaymış. Rumlarla Türkler kardeşçe yaşamaktaymış. Ayvalık zengin, verimli toprakları ve balıkla dolu denizi ile herkese yetiyormuş. Anadolu’nun işgali başlayıp da 28/29 Mayıs 1919 gecesi Yunan askerleri Cunda adasına çıkıncaya kadar böyle sürmüş. Tam 39 ay 16 gün işgal altında yaşamış Ayvalık. İstiklal Savaşı kazanılınca da sular durulmamış. Barış içinde, kardeşçe yaşama ortamı yitince kaç kuşaktır buralarda yaşamış Rumlar’dan çoğu Yunan adalarına, Girit’te, Midilli’de ve Makedonya’da yaşayan Türkler de buraya yerleştirilmiş.

Ayvalık tam bir adalar şehri, 22 adet adadan yalnızca Cunda (Alibey) adasında yerleşim varmış. İrili ufaklı adaların üzerinde manastır yıkıntılarını görmek mümkün. Hatta bu adalardan birisi bir romana bile konu olmuş (Mehmet Coral ,Tımarhane adası, Doğan Kitap). Çamlık koyundan ve Şeytan sofrasından rahat görülebilen adanın en yüksek noktasında sarp kayalıklar ve kayaların yanıbaşında, taştan yıkık dökük bir manastır göze çarpıyor. Rivayetlere göre Ayvalık meyhanesi bol olan bir Rum köyü iken sarhoşları da haliyle bolmuş, zaten delisinin bolluğu ile ününü biliyorsunuz. Zıvanadan çıkanları götürüp bu adaya bırakırlarmış ki sürekli ve sert esen rüzgarın sesi akıllarını başlarına getirsin. Adaya zincirlere bağlı olarak çıkanların akılları başlarına gelmiş olarak adadan ayrılıyorlarmış. Rivayet işte.. Sözüm ona rüzgarın müzikal sesi ile psikoterapi yapmakmıydı acaba amaç yoksa kendi kendilerine bırakılıp vicdan muhasebesi yapmalarını sağlamak mıydı bilinmez..

26270_1370687433953_1434756219_31009284_6190134_n

Şeytan en güzel yerde kurmuş sofrasını,

İçmiş şarabın eskisini, yemiş meyvelerin hasını.

Kadınlar bırakın ellerinizden oyaları!

Doğa, maviyle, yeşille işlemiş en âlasını.

Penelope bir örüp bir söküyor;

Büyüyor, büyüyor beklerken kocasını.

Aphrodite burdan mı girmiş denize?
Şeytan kesinkes okşamıştır kalçasını.

Kaz dağı’ndan esen yel Trova’dan ses verir

Şeytan Sofrası’nda dinler insanlığın yasını.”

DEVAMINI OKU >> Kedisi, Delisi..

Sebo - 04 Ocak 2010

10. Yıl Marşı’yla turluyorlar

TekneTuru

Hürriyet GÜNDEM 19.08.2009

BALIKESİR’in Ayvalık İlçesi’nde günlük mavi tur düzenleyen bir firma, gemilerinde yaptığı Türk bayraklı etkinlikle birlik mesajı veriyor.

Sabah saatlerinde Ayvalık’tan gemiyle yola çıkan turistler, turun ardından Cunda Adası sahilinde tur firmasının kendilerine dağıttığı Türk bayraklarını sallayarak, çalan 10. Yıl Marşı’na eşlik ediyorlar. Sahilde yaklaşık 20 dakika boyunca marşlar eşliğinde dolaşan geminin güvertesi, kırmızı beyaz renklere boyanıyor. Tur firmasının sahibi Mehmet Pekinli, bu gösteriyi ülkedeki birlik beraberliğin sembolü olması için yaptıklarını söyledi. Gemi yolcularından Şaziye Güngördü ise “Çok güzel bir etkinlik. Türkiye’de barış içinde, huzur içinde hep birlikte yaşamak en büyük dileğimiz” dedi.

Cunda iki yıl sonra Alaçatı olur

Cengiz SEMERCİOĞLU                 22.09.2009

Bizim çocukluğumuzda Ayvalık ve Cunda orta sınıfın yazlık yeriydi…

Ayvalık yine öyle kalacak da, benden söylemesi, iki-üç yıl sonra Cunda’da orta sınıfı görmemiz mümkün olmayacak. Buraya ilk geldiğimde sadece sahil yolunda restoranlar vardı. Son olarak altı, yedi yıl önce geldiğimde ise balıkçılar ara sokaklara dükkan açmaya

başlamışlardı.

Bu sefer geldiğimde ne gördüm?
Çiğdem Kayalı’yı…
“16 yaş küçük sevgili” olarak anılan Uğur Güven’le birlikte Taş Kahve’nin hemen arkasındaki küçük meydanda A La Fon Fon diye bir mekân açmış.
Eskiden mandıra olan taş bir binayı, masasından koltuklarına ve duvarlarına kadar bembeyaz döşeyip çok şirin bir restorana dönüştürmüşler…
Yazı burada geçiren sevgililer Cunda’yı o kadar sevmişler ki, sonunda buraya bir mekân açmaya karar vermişler.
Bu ne demek?
Cunda’nın Alaçatı olacağının ilk işaret fişeği demek.
A La Fon Fon, tarz olarak tıpkı Alaçatı’daki restoranlar gibi zaten…
Cunda’nın içindeki güzel taş binalar da son bir, iki yıl içinde el değiştirmiş.
Yeni sahipleri bu kış restorasyon çalışmalarına başlıyor, önümüzdeki sezondan itibaren çok A La Fon Fon bir Cunda’yla karşılaşacağız…

ımparatorlar hep böyle mi olur?

Ayvalık-Cunda’nın tostu kadar lokması da meşhur.
Ben ki çok şerbetli tatlıları sevmem, bayıldım bu lokmaya!
En meşhuru Cunda sahilde, adı ımparator…
1978’den beri bu işi yapıyormuş.
Hamur kazanından hamurları koparıp yağ kazanına o kadar maharetli atıyor ki…
“Kaç tane yapıyorsun günde” dedim.
“Dakikada 160 tane. Gündüz 12’de başlarım, geceye kadar sürer” dedi…
Ve başladı anlatmaya:
“Çıkmadığım televizyon kalmadı.
Benden iyi bu işi kimse yapamaz.
Çok lokmacı vardır ama ımparator bir tanedir.
ıki yanıma iki lokmacı aç, vatandaş gelip benden alır.
şu kuyruğu görüyor musun, sezonda bunun üzerine 40 metre daha koy.
Bu lokmayı yiyen 100 metreyi 10 saniyede koşar…”
Anladım ki ımparatorluk mertebesi böyle bir şey, lokmacıyı bile megaloman yapıyor.
Ama doğruya doğru, ımparator’un lokmaları nefis, özellikle de üzerine tarçın atınca…

Bay Nihat mı, Nesos mu?

Bu kadar Cunda’yı yazıp da balıkçılarını yazmamak mümkün mü?
ıçlerinde en ünlüsü, bütün ünlülerin tercihi olan Bay Nihat…
Hemen yanında da Nesos var.
ılk akşam Nesos’a, ikinci akşam Bay Nihat’a gittim.
Bay Nihat şöhretin yükünü almış, garsonların telsiz kulaklıkla haberleştiği bir mekana dönüşmüş.
Nesos’da üzerine sarımsaklı yoğurt gezdirilmiş sıcak Ege otları nefisti…
Bir gün sonra Bay Nihat’ta istedim aynı mezeyi; “Bu mevsimde zengin ot çeşidi yok” dedi.
“Yan tarafta var ama” deyip direk mahcup ettim garsonu.
Bu küçük ayrıntı bile benim Nesos’çu olmama yetti.
Ama şunu unutmayın; sadece Nesos ve Bay Nihat değil, Cunda’da gözü kapalı gideceğiniz bir balıkçı bile vasatın üzerindedir.
Meze yemekten deliye döndük diyorum ve ıstanbul’a dönüyorum.

ıkoncanlar gelmeye başladı

Çiğden Kayalı restoran açmış diyorum…
şehirli zenginler taş binaları satın almış diyorum…

Hâlâ inanmadınız mı Cunda’nın Alaçatı olacağına?
Öyleyse öldürücü darbemi vuruyorum.
Eda Taşpınar’la yeni sevgilisi Bora Kozanoğlu da Cunda’daymış bayramdan hemen önce…
Masos adlı butik otelde kalmışlar.
şimdi vereceğim habere en çok Eda Hanım’ın elini sıcak sudan soğuk suya sokturmayan Nurettin Hasman şaşıracak. Oda parasını kendi kredi kartıyla Eda Taşpınar ödemiş!
O gece aynı otelde kalan bir arkadaşım “Ne kadar gürültücü bir çiftmiş bunlar” dedi.
şimdi daha iyi anladınız mı iki yıl içinde neden Cunda’nın Alaçatı olacağını…

Kadınların dalış merakı

Ahmet ERTAN, (DHA)                 21.12.2009

Deniz dalis

Balıkesir’in Ayvalık İlçesi’nde, su altı zenginliklerini görmek için dalgıçlık eğitimi alan kadınların sayısı her geçen gün arttığı bildirildi.

Dalış eğitmeni Kemal Çalışkan, Türkiye’nin sahip olduğu su altı zenginlikleri ile dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer aldığını, ilçe sahillerinin  yurt içi ve dışında giderek daha büyük bir ilgi görmeye başladığını söyledi.çen yıl sadece kendi dalış merkezleri aracılığıyla 4 bin civarında kişinin su altının güzelliklerini görme fırsatı bulduğunu ifade eden Çalışkan, rakamın bu sezon üç katına çıktığını ifade etti. Geçmişte dalgıçlık eğitimi alanların neredeyse tamamını erkeklerin oluşturduğuna dikkat çeken Çalışkan, “Dalgıçlık eğitimi alanların sayısı, gün geçtikçe artıyor. Buna bağlı olarak da kadınların su altı merakı da giderek büyüyor. Geçmişte dalgıçlık eğitimi alanlar arasında tek tük rastlanan kadınların sayısı, son zamanlarda erkeklerden fazla oldu. Neredeyse dalış yapan her 10 kişiden 6’sı kadın” diye konuştu. Çalışkan, son dönemlerde şirketlerin, çalışanlara yönelik hazırladıkları sosyal projeler kapsamında dalgıçlık eğitimine de yer vermelerinin, dalış sporuna kadın ilgisini artırdığını kaydetti.

Cunda Adası’ndan gelip geçenler…

Hasan Pulur Olaylar ve İnsanlar

18 Aralık Cuma 2009

Ahmet Yorulmaz’a “Ayvalık müellifi” dense yeridir; dokuz baskı yapan kitapları hep Ayvalık üzerinedir, muhakkak Ayvalık’tan söz eder. Ayvalık’ta doğmuş, Ayvalık’ta kitabevi kurmuş, gazete çıkarmış, çeviriler yapmış, şiirler yazmış ve çevirmiştir. Son kitabı “Cunda Yolu Ayvalık’tan Geçer”de Cunda’nın hikâyelerini, o insanların hikâyelerini anlatır. (Remzi Kitabevi)
Ahmet Yorulmaz, “Ege’nin çok sıcak bu beldelerine dair öyküler bir başkadır” der…
Tabii bu öykülerin kahramanları da:
“Büyük kentlerin dağdağasından yorulmuş olarak, dinlenmeye, yerleşmeye geldikleri buraların hikâyelerini merak edenler çoktur.”
Büyük kentin dağdağasından yorulmuş olan “bu insanlar”ından iki dostumuz vardır. Biri, Tanrı’dan uzun ömürler dilediğimiz Güngör Gönültaş, diğeri de Faris Çağdaş’tı.
* * *
Evet, Faris Çağdaş’tı diyoruz, çünkü onu yakınlarda kaybettik.
“Faris” içli dışlı her gün birlikte olduğumuz bir arkadaşımız değildi ama “dostluğunu” her zaman, her olayda gösterdi. Eskilerin güzel bir deyimi vardır, “kara gün dostu” derler, Faris onlardandı, bilirdiniz ki her sıkıntılı gününüzde yanınızdadır.
Bir ara ortada görünmez, belki de bizim ihmalimizden… Buluşup iki kadehle Faris’in hikâyelerini dinlerdik, hele rahmetli Halit Çapın’a yaptıkları ya da bizi ortak ettikleri…
* * *
Ahmet Yorulmaz’ın “Cunda hikâyeleri”ni okurken Faris’i anmamak olur mu?
Ahmet Yorulmaz bir resim öğretmeninden söz eder, Faris’in de resme meraklı olduğunu, uzun süre resim yaptığını söylemeliyiz.
Resim öğretmeni 1941 yılında Ayvalık’a geldi; içine kapanıktı. Şarap içer, kırtasiye dükkânında saatlerce oturup insanları gözler ve izlerdi.
Tek başına yaşadığı evinde, zaman zaman bir kız öğrencisinin yüzü belirirdi hayalinde.
Kıza da söylemişti:
“Yüzünün, gözlerinin çok güzel anlamı var, onları çizmek istiyorum. Bana yarım saat modellik etmen yeter. Öğretmenler odasında yarım saatçik…”
Kız çekingendi, utangaçtı, poz vermeyi kabul etmedi.
Öğretmen, öğrencisinin aklında kaldığı çizgilerini, kartona çizip kız öğrencisine verdi, iki karton ruloyu uzattı:
“İyi sakla bunları, kafamda kaldığın kadarıyla, modelsiz çalıştığım için şimdi beğenmesen bile, gelecekte çok beğeneceksin, ilerideki yıllarda değerlendirildiklerini göreceksin. Hem unutma, kafamda yer ettiğin kadarını kâğıda yansıttım.”
Resim öğretmeni üç gün sonra İstanbul’a giden vapura atlar, ne istifa mektubu bırakır, ne de kimseye bir şeyler söyler.
* * *
60 yıl sonra Ahmet Yorulmaz bu resimleri çerçevede gördü:
“Kız, sanatçının belleğinden fışkırmış gibiydi” diyordu.
“Resmin yapıldığı tarihte on dört on beş yaşındaki kız bir hayli yaşlanmıştı artık…”
Bir şey de soramadı, sorsaydı ne diyecekti?
“Öğretmenin size yönelik başka türlü duyguları mı vardı ki, poz vermedin?”
Hayır, bu soruyu da sormadı…
* * *
Kimdi bu ressam, resim öğretmeni, bilir misiniz?

Fikret Mualla…Bir tablosu binlerce franga alıcı bulan, ömür boyu Fransa’da karın tokluğuna ve bir şişe şaraba çalışan Fikret Mualla…

“Rakı Balık Ayvalık”ta…

Milliyet-Kitap 16.12.2009

Raki_Balik

Asırlardır yeme içme ve eğlence kültürümüzde önemli yeri olan rakının hayat bulduğu Ayvalık’a bir lezzet yolculuğu…

Ayvalık ve Ege mutfağına ait birbirinden leziz meze, balık yemekleri ve tatlı tariflerinden oluşan bu özgün yemek kitabı İş Bankası Kültür Yayınları etiketiyle raflarda yerini aldı: Rakı Balık Ayvalık.

Güzelim Ege Denizi’nin sunduğu balık çeşitleriyle ve çilingir sofralarıyla “Rakı, Balık, Ayvalık” deyişini yaşatan bu mutfağa konuk olacak, kadehinizdeki rakıya seçkin eşlikçiler bulacaksınız.

Yaklaşık 80 tarifin yer aldığı kitapta Karides Çorbası, Balık Paçası, Fenerbalığı Çorbası; Taratorlu Deniz Börülcesi, Kızarmış Peynirli Közlenmiş Kırmızıbiber ve Patlıcan, Midye Salatası; Balık Pastırması, Uskumru ve Palamut Turşusu, Yağda Kızarmış Kabak ve Tarator Sos, Enginar Ezmesi, Deniz Kestanesi; Kalamar Yumurtası Kavurması, Fenerbalığı Kavurması, Muska Böreği, Kalamar Kokoreç; Papalina, Sütlü Balık, Lipsos Buğulama (Adabeyi), Sahanaki, Trança Şiş, Fırında Kefal Kebabı, Kalamar Pilaki, Kabak Çiçeği Dolması, Midyeli Lahana Sarması, Kalamar Dolması; Fıstıklı Parfe, Kremalı Kürek Helvası, Bademli İrmik Helvası… Ve daha pek çok özel lezzetin tarifleri yanı sıra kitabın sunuş kısmında rakı kültürüne, Ege’nin balıkları, balık yemenin sağlığa katkılarına dair bilgiler de yer alıyor.
Ciltli ve kuşe kağıda basılı “Rakı Balık Ayvalık” kitabı canlı görselleri ile hem göze hem damağa hitap ediyor.

Yazarlar Hakkında
Yaşamlarının önemli bir bölümünü Ayvalık’ta geçiren Araştırmacı yemek kültürü yazarı Erkan Acurol ve  fotoğraf sanatçısı Arzu Acurol çifti, on beş yılı aşkın süreyle Ege ve Ayvalık mutfağını incelediler. Yarım asırlık bir gurme olan Erkan Acurol leziz ve özgün tarifleriyle yurtiçi ve yurtdışında yirmi iki ödül kazandı. TV, gazete ve yemek dergilerinde sağlıklı beslenme konusundaki bilgilerini izleyicileriyle/okurlarıyla paylaştı.

Rakı Balık Ayvalık

Yazarlar: Erkan Acurol-Arzu Acurol

Lezzetler geçidi

İZMİR AA 13.12.2009

Travel Turkey, Anadolu’nun geleneksel tatlarını bir araya getirdi. Yöresel lezzetler, ziyaretçilerin iştahlarını kabarttı

İzmir’de düzenlenen Travel Turkey, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden kentlerin geleneksel lezzetlerinin yarıştığı bir rekabet ortamı yarattı. 28 il, 52 ilçe ve bölge standının kurulduğu fuarda beğeniye sunulan Anadolu’nun kültürel zenginlikleri arasında yörelere özgü yiyecekler başı çekti.

Kahramanmaraş’ın biberiyle kurutulmuş tarhanası; Osmaniye’nin çikolata kaplı yer fıstığı, şalgamı; Manisa’nın şifalı mesir macunu, Ayvalık’ın zeytini, zeytinyağı ve sakızlı kurabiyesi; Afyonkarahisar’ın lokumu; Kütahya’nın tarhanası; Amasya’nın elması; Iğdır’ın Nabat şekeri; Seferihisar’ın satsuma mandalinası; Gümüşhane’nin pestili, kömesi; Bitlis’in cevizi; Bursa’nın kestane şekeri hem tanıtıldı hem de tattırıldı.

İzmirli engellilerden başkana sitem mesajı

Tuncel YILMAZ / AYVALIK, (DHA)                         09.10.2009

Ayvalık’ta düzenlenen 17’inci Ayvalık Engelliler Şenliği’ne katılabilmek için İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kendilerine araç tahsis etmediğini belirten engellilern tepki gösterdi.

İmkansızlık nedeniyle

Merkezi İzmir’de bulunan Görmeyenleri Koruma Derneği, Ortopedik Özürlüler Rehabilitasyon Spor Kulübü Derneği, Gaziemir Sabiha-Hasan Yavaş Engelliler Merkezi ile İzmir Zihinsel ve Spastik Engelliler Yaşam Derneği üyeleri Ayvalık’taki engelliler şenliğine kendi imkanları ile katıldı. Bu dört derneğin dışında yine İzmir’de faaliyet gösteren Çağdaş Yaşam Derneği ise çok istediği halde imkansızlıklar nedeniyle Ayvalık’taki şenliklere gelemedi.

Gaziemir’de faaliyet gösteren Sabiha-Hasan Yavaş Engelliler Merkezi kendi araçlarına Gaziemir Belediyesi’nin mazot koyması ve ekonomik destek sağlamasıyla Ayvalık’a gelebilirken, diğer dernekler güç koşullar altında şenliklere katılabildi.  Dernek başkanları aylar öncesinden otobüs tahsisi için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na başvuruda bulunduklarını ve taleplerinin “Metropol kent dışına araç tahsis edilmediği” gerekçesiyle reddedildiğini söyledi. Kendilerine araç tahsis edilmemesi nedeniyle güç durumda kaldıklarını belirten engelliler tepki gösterdi.

Beren Ayvalık’ta evlendi

Hürriyet Magazin                      26.11.2009

berenAşk-ı Memnu dizisinin Bihter’i Beren Saat, Balıkesir’in Ayvalık ilçesinden yazlık satın aldı.

Son yıllarda özellikle Kanal D’nin zirveden inmeyen dizisi Aşk-ı Memnu ile kendisinden sık sık söz ettiren güzel oyuncu, Ayvalık’a yerleşme kararı verdi.

Alibey olarak da bilinen Cunda Adası’ndan yazlık ev alan ünlüler kervanına katılan Beren Saat, yeni evini özene bezene döşedi. Güzel oyuncu, setlerden fırsat buldukça annesiyle beraber bu ev gelmeyi planlıyor.

Ekranda milyonları toplayan Aşk-ı Memnu’nun güzel oyuncusuyla komşu olan semt sakinleri ise dedikoduya çoktan başladı. Beren’in yeni evini alırken en çok Cunda’nın kokusundan etkilendiğini söyleniyor.

Şenlik uluslararası festivale dönmeli

Deniz SİPAHİ                                               10.11.2009

AYVALIK’taki bu beşinci buluşmaydı.

Zeytin Hasadı ve Zeytin Şenlikleri, başlangıcından bu yana aslında epeyce yol gitti.
Örneğin büyük bir mücadelenin sonrasında Türk Patent Enstitüsü’nden “coğrafi işaretleme” hakkı alındı.
İki yıldan bu yana “Ayvalık Zeytinyağı” etiketini sadece Ayvalık’ta üretilen zeytinyağları kullanabiliyor.
Markalaşma için bu çok önemli bir adımdı.
Ayvalık sızma zeytinyağı, Girit ve Toskana’nın yağları gibi kalitesiyle, tadıyla ünlü bir zeytinyağı.
Başka bölgelerden gelen zeytinyağlarının “Ayvalık” diye satılması buradaki üreticilerin hoşuna gitmiyordu. Bu yüzden zeytinyağının “menşei”ni belirtme meselesi önemliydi.
Bunda hiç kuşkusuz; Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gençer ve çalışma arkadaşlarının büyük payı var.
Gençer, zeytin ve zeytinyağı sektöründeki çekişmeye rağmen kavgasız, gürültüsüz,

tanıtım odaklı bir stratejiyle çalışmaya devam ediyor.
Bu çalışmalara Ayvalık Belediye Başkanı Hasan Bülent Türközen de katılınca ortaya çok daha etkin bir çalışma çıkıyor.
Bu yıl üçüncüsü düzenlenen “Ayvalık Zeytinyağı Pazarı” ilgi görüyor. Firmaların katılım ve desteği her geçen yıl artıyor.
Bütün bunlar iyi gelişmeler…
Ancak gidilecek daha çok yol bulunuyor.
*
TARİŞ’in bundan önce “Edremit Körfez Zeytinyağı” ve “Güney Ege Zeytinyağı” diye Türk Patent Enstitüsü’nden aldığı iki “coğrafi işaretleme” var.
Avrupa’ya baktığımızda ise farklı bir tablo var.
Rahmi Gençer’in verdiği bilgiye göre, İspanya’da 20, Fransa’da 7, İtalya’da 38, Yunanistan’da 25, Portekiz’de 6 “coğrafi işaret” var.
Türkiye’nin 38 “coğrafi işarete” sahip İtalya’ya ulaşması için yıllar var, ama yine de mücadeleyi sürdürmek gerekiyor.
*
Ayvalık’a birkaç kilometre ötedeki Murateli Köyü’nde yapılan hasat etkinliklerinde Mehmet Yaşin “Zeytinyağı ve Lezzet” konulu konuşmasını birçok kişi ilgiyle izledi.
Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gençer de, hasat etkinliklerini uluslararası bir şenliğe dönüştürmek istediklerini söyledi.
Bu adımı da çok doğru buluyorum.
Çünkü üreticiler ve medya mensupları dışında halkın da etkinliklere katılımı sağlamak gerekiyor.
Nasıl coğrafi işaretlemede İtalya ve İspanya’yı örnek alıyorsak; festivaller konusunda da modeller alınabilir.
*
İspanya’da yaklaşık 70 yıldır devam eden ve La Tomatina olarak bilinen Domates Festivali, her yıl dünyanın çeşitli yerlerinden binlerce kişiyi Valencia bölgesindeki Bunol Köyü’nde buluşturuyor. Bunol Köyü’nde bir araya gelen katılımcılar, başlama topunun patlatılmasıyla bir saat boyunca birbirlerine domates fırlatarak eğleniyorlar.
İtalya’daki peynir, şarap, makarna, festivalleri de milyonlarca insanı her yıl bu bölgelere getiriyor.
Ayvalık Zeytin Hasadı ve Zeytin Şenlikleri, uluslararası olmalı ve festival havasında kutlanmalı.
*
Dünya Gazetesi’nin tarım yazarı dostumuz Ali Ekber Yıldırım’dan bu yılki rekolte bilgilerini aldım.
İzmir Ticaret Borsası öncülüğünde yapılan rekolte tahminine göre, Türkiye’de 105 milyon 255 bin meyve veren ve 40 milyon 144 bin adet meyve vermeyen ağaç var. Ağaç başına ortalama 11.7 kilogram zeytin verimi ile 1 milyon 227 bin 474 ton zeytin üretimi olacak. Bu zeytinin yaklaşık 410 bin tonu sofralık zeytin olarak ayrılacak. 818 bin tonu yağlığa ayrılacak. Bundan da 169 bin 752 ton zeytinyağı elde edilecek.
Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi’nin öncülüğünde yapılan tahmine göre ise, 1 milyon 126 bin ton zeytin üretimi olacak. Bunun 389 bin tonu sofralık olarak ayrılacak. Kalan zeytinden 147 bin 491 ton zeytinyağı üretilecek.
Yani Türkiye’nin zeytinyağı üretimi 150 bin ton civarında olacak.
Ayvalık’ta konuştuğumuz üreticiler ve yetkililer daha bilinçli yatırımlarla Türkiye’nin kısa bir süre içinde dünyanın ikinci büyük üreticisi olabileceğini söylüyor.
Demek ki; bu yolda hızla ilerleyen bir ülkenin dünya çapında da festivali olmalı.
Bunu da Ayvalık yapmalı.

Tuncay Özilhan: Zeytinyağı sektörüne ivme kazandıracağız

Gila BENMAYOR                                                             10.11.2009

YİNE zamanı geldi.

5. Zeytin Hasat Şenliği için Ayvalık’ın yolunu tuttuk.

Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gencer,  yıllardır bölgedeki zeytin ve zeytinyağı üretiminin verimliliği için uğraşan Salih ve Sezai Madra, ailece ve tutkuyla zeytincilik yapan Fatma ve Mustafa Kürşat, şenliğin olmazsa olmazı “cumartesi gecesi” partilerini düzenleyen Ümit ve Cem Boyner, yalnızca dostlarına dağıtmak üzere “Necipoli” markasıyla yeni yeni üreticiliğe başlayan Zeynep ve Ömer Necipoğlu ile uzun bir aradan sonra yeniden buluştuk.

Hasret giderdik.

Ayvalık Zeytin Hasat Şenliği organizatörlerinin bizlere daima güzel sürprizleri vardır.
Bu yılki sürprizlerden biri şenliğe Anadolu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan’ın katılması oldu.


Murateli Köyü
’ndeki öğle yemeğinin Cunda’daki tüm lokantaların tezgâh açmalarıyla bir panayır havasında geçmesi, Komili sponsorluğunda, Cunda’daki
Necdet Kent Kütüphanesi’ndeki etkinlik diğer sürprizlerdi.
Hepsine tekrar döneceğim.
Önce Tuncay Özilhan’ın şenliğin açılışındaki mesajına değineceğim.

YILDA 12 BİN TON ALIYOR

Anadolu Grubu şirketlerinden Ana Gıda, sektörün iki önemli markası Kırlangıç ve Sezai Ömer Madra’dan sonra geçen yıl da başka güçlü bir markayı Komili’yi bünyesine katmış durumda.
Bir küçük parantez.


Ana Gıda
’nın yüzde 44.75’i Soros’un Bedminster Capital Investment

Fonu’na ait.


Ana Gıda, Komili
’yi de aldıktan sonra tek başına yılda 12 bin ton zeytinyağı alıyor.


Ayvalık
yöresinin yılda 12 bin ton zeytinyağı ürettiğini düşünürsek Ana Gıda’nın büyük bir zeytinyağı alıcısı olduğu ortaya çıkıyor.

Dolayısıyla Tuncay Özilhan’ın “Komili’yi da alarak zeytinyağı sektöründe sağladığımız liderliğin aynı zamanda bizlere ciddi bir sorumluluk yüklediğini farkındayız. Bu sektöre ivme kazandıracağız” sözlerinin altını çizmek gerek.

Bu şu anlama geliyor:


Ana Gıda
rotasını henüz tam bulamamış olan zeytinyağı sektörüne yeni bir soluk getirecek.
Zaten ziyaret ettiğimiz Komili’nin yeni fabrikasında Özilhan ve Ana Gıda Genel Müdürü Ümit Ersoy ile sohbet bu konu üzerinde yoğunlaşıyor.
Peki markalı zeytinyağı pazarının yüzde 35’ini elinde tutan Ana Gıda’nın sektörde ağırlığını hissettirmesi nasıl olacak?

ÜRETİCİYE TEKNOLOJİK KATKI
Bu sorunun cevabını Tuncay Özilhan veriyor.


Efes Pilsen’
in, biranın yapımında kullanılan “şerbetçi otu” için yaptığından örnek vererek anlatıyor.


“Bilecik’in yarısı geçimini şerbetçi otundan sağlar. Pazaryeri kasabasına 30 yıl önce şerbetçi otu fideleri verdik. Nasıl yetiştirileceğini öğrettik. Kredi verdik. Arpa için de aynı şeyi yaptık. Arpanın ıslah edilmesini sağladık. Üreticiye destek Ana Gıda’nın kültüründe var”.

Yani Ayvalık’ta üretilen zeytinyağının yüzde 70’ini alan Ana Gıda, zeytin üreticisine önemli bir destek vermeye hazır.


Tuncay Özilhan
açıkça “Köylüye kredi de veririz. Teknolojik katkı da sağlarız. Zamanı geldiğinde piyasa fiyatlarından satın alırız” diyor.

Bir yanda üreticiye destek, diğer yanda Coca-Cola, Efes Pilsen tecrübesiyle zeytinyağı pazarını canlandırma.
Kuşku yok ki, Anadolu Holding gibi büyük bir grubun zeytinyağı sektörüne ivme kazandırmasından Türkiye büyük
kazanç sağlayacak.
Sektörde zorunlar dağ gibi.


Modern tekniklerle yeni ağaçlar dikmek, iç tüketimi canlandırmak, markalaşmak, yeni pazarlara açılmak, AB kotasına karşı lobicilik

faaliyetleri başlatmak.


Ana Gıda
sorunların farkında ve “desteğe hazırım” diyor.
Sektöre nicedir bir “hayat öpücüğü” gerekiyordu.

Dikkat zeytinyağı GDO’suz

DİĞER bitkisel yağlar için bir şey söyleyemeyeceğim ama zeytinyağının GDO’suz olduğu kesin.


Ayvalık 5. Zeytin Hasat Şenliği’
nde kiminle konuştuysak bu gerçeğin altını çizdi.


Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi (UZZK)
Başkanı Mustafa Tan örneğin.
İç tüketimin canlanması için yıllardan beri çaba gösteren Tan iki müjde veriyor bu yıl:
Birincisi, kişi başı tüketimin 1 litreden 1.5 litreye çıkmış olması.
İkincisi de Türkiye’nin nihayet Uluslararası Zeytinyağı Konseyi’ne yeniden üyelik için başvurusu.


Tan, “10 yıllık bir ayrılıktan sonra Türkiye’nin yeniden üyeliği için önümüzdeki hafta Madrid’e gidiyoruz”
diyor.
Konseye yeniden üyelik de Anadolu Holding’in “hayat öpücüğü” kadar önemli.


Tan,
zeytinyağındaki son verilere de değiniyor.


2009-2010
zeytinyağı üretiminin 147 bin ton olacağı hesaplanıyor.
Bunun 90 ila 95 bin tonu iç tüketim.
Demek ki ihracata 45 bin tonun üzerinde bir miktar kalıyor.
Geçen yıl 23 bin ton zeytinyağı ihraç edilmiş.


45 bin ton
yeni pazar arayışlarını gerektiriyor.


Ana Gıda
Genel Müdürü Ümit Ersoy’un dediği gibi, Türkiye artık Japonya, Çin, Körfez ülkeleri gibi yeni pazarlara yelken açmak zorunda.
Dünyanın her yerinde yükselmekte olan “Akdeniz Diyeti” trendinden pay kapmanın zamanı geldi, geçiyor.

Siz hiç bir zeytin ağacına sarıldınız mı

CUNDA Adası’nda doyumsuz bir manzaraya sahip Necdet Kent Kütüphanesi’nde bir pazar sabahı.


5. Zeytin Hasat Şenliği
için gelenler Kürşat Zeytinyağlarının sahibi Fatma Kürşat ile oğlu Ali Kürşat’ın hazırladıkları ve “Ayvalık tatlarının” ağır bastığı brunch keyfinden sonra kitap imzalatmak için kuyruktalar.
Gazeteci-yazar Nedim Atilla’ya kitabını imzalatanlar bu kez fotograf sanatçısı İsa Çelik’in önündeler.


Komili
’nin sponsorluğunda yayınlanmış olan kitabın adı “Ağaçtan İnsana Zeytinyağı Anıtları”.
Yazılar Nedim Atilla, fotograflar İsa Çelik’e ait olunca ortaya elinizden bırakmak istemediğiniz bir kitap çıkmış.


Nedim Atilla
yaşadığımız topraklarda Antik Çağ’dan günümüze zeytine, zeytinyağına gönül verenlerin peşine düşmüş.
Yazılar kadar fotograflar da müthiş etkileyici.


Ege
’de Sağancı ve Samanlık köyün 80 yaş üzerindeki fertlerinin yaşlı bir zeytin ağacının gövdesine öyle sıkıca bir sarılmaları var ki size gördüğünüz ilk zeytin ağacına sarılmak isteği veriyor.

Ayvalık’ta yeni sezonun ilk zeytinyağı üretildi

A.A.                                                         28.09.2009

Zeytin ve zeytinyağı ile ünlü Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde, yeni sezonun ilk zeytinyağı üretildi.

Ayvalık bölgesinde Özgün Zeytincilik Tesisleri’nde deneme amaçlı yapılan ilk üretimde, 2 ton zeytin işlenerek 400 kilogram zeytinyağı elde edildi.

Özgün Zeytincilik’in sahibi Ahmet Sucu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, deneme amaçlı yapılan üretimden memnun olduklarını söyledi.

Zeytin üreticisinin 2009 sezonundan umutlu olduğunu ifade eden Sucu, henüz Eylül ayı sonu olmasına rağmen zeytin yağında güzel bir randıman aldıklarını belirtti.

Zeytin ve zeytinyağında asıl sezonun ise Ekim ayı ortalarından itibaren başlayacağı bildirildi.

51 yıl sonra bulundu

A.A           24.09.2009

ucak1Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde, Çiçek Adası (Balık Adası) açıklarındaki Gümüşlük mevkisinde 1958 yılında devriye görevi yaparken arıza nedeniyle denize düşen 9. Ana Jet Üssü 192. Filo’ya ait 894 numaralı F-84G savaş uçağının enkazı 51 yıl aradan sonra bulundu.

İŞTE ENKAZDAN FOTĞRAFLAR

ucak2 ucak3 ucak4 ucak5

Batığa dalış yapan eski sünger avcılarının anlattıkları ve o tarihte 12 yaşında çocuk olan görgü tanığının yardımıyla yaklaşık bir aylık çalışmanın ardından, 51 yıldır unutulan uçağın yerini tespit eden 3 dalgıç, enkazın dalış turizmine kazandırılmasını amaçlıyor.

23 Ağustos 1958′de Balıkesir’deki üssünden kalktıktan bir süre sonra düşen uçağın ve Hava Pilot Teğmen Erol Fercan’ın şehit olduğu kazanın hikayesini araştıran Ayvalık Diving Center’ın sahibi ve eğitmeni Ferdi Yüksel ile dalgıçlar Melih Derneli, uçağın enkazına 16 metrede ulaştı ve görüntüledi.

Üzerinden yarım asır geçmesine rağmen uçak enkazının kokpit bölümü ve pilot koltuğunun bütünlüğünü koruduğu, kanat ve gövde bölümlerinin ise küçük parçalar halinde etrafa yayıldığı gözlendi.

DALIŞ TURİZMİNE KAZANDIRILACAK

Ferdi Yüksel, bir şehidin hatıralarının bulunduğu uçağın enkazını eski sünger avcılarının anlattıkları ve uçağın düşüşünü gören kişinin ifadelerinden yola çıkarak yaklaşık bir aydır aradıklarını söyledi.

Yüksel, uçağın enkazına 16 metre derinlikte ulaştıklarını belirterek, şu bilgileri verdi:
“Deniz çayırlarının üzerine yayılan enkaz yaklaşık 4 parçadan oluşuyor. Kanadı, kokpiti ve uçağın arka tarafından oluşan büyük üç parça ve döküntülerinden oluşan bir uçak batığı. Bu uçak 1950′li yıllarda düşen F-84G modeli bir jetmiş. Türkiye’nin ilk jetlerindenmiş. Uçağın bu bölgede olduğu tahminen söyleniyordu. Dalış merkezi olarak enkazı bulmayı bir görev olarak üstlendik.”

Batığı bularak dalış turizmine kazandırmak için çalıştıklarını ve bunu başardıklarını ifade eden Yüksel, dalışseverleri batığı görmeleri için Ayvalık’a beklediklerini bildirdi.

Dalgıç Melih Derneli de daha önce eski süngercilerden öğrendikleri koordinatlara geldiklerini ve ekip çalışması yaptıklarını söyledi.

Birkaç gün dalış yaparak enkazı aradıklarını ve sonunda ulaştıklarını kaydeden Derneli, “50 yıldır suyun altında kalan bir tarihi bulmuş olduk. İçinde bir askerimiz şehit olmuş. Sonradan batırılmış bir uçak olmadığı için şu anda Türkiye’de tektir” dedi.

12 YAŞINDAYKEN KAZAYA TANIK OLDU

12 yaşındayken, 1958 yılında uçağın düşme anına tanık olan Yakup İçten ise o günü hala unutmadığını söyledi.
Yakup İçten, kaza anını şöyle anlattı:
“Deniz kenarındaki Gümüşlü fabrikasının önünde bir arkadaşımla oyun oynuyordum. O arada 3 uçak Kaz Dağları tarafından gelip Ayvalık istikametine gitti. 15 yahut 20 dakika sonra bu 3 uçak geri geldi. Uçaklardan bize göre en soldaki düz bir şekilde uçarken sağdaki iki uçak 90 derece yukarı havalandı. Birkaç saniye sonra bu uçak denize kuvvetli bir şekilde vurdu ve tekrar havalandı. Tahminime göre bir bina yüksekliğinden daha fazla havalandı. Daha sonra büyük bir gürültüyle patladı. Parçalara bölündü, 4 parça halinde denize gömüldü. Denize gömüldükten bir süre sonra denizin içerisinden alevler yükseldi. Bizim burada askeri bir gemi ve bir de Altındiş’in (Altındiş lakaplı balıkçı) bir teknesi vardı. Bunun içinde dalgıç teşkilatı da vardı. ‘Selam ağabey’ dediğimiz süngerci buraya daldı. Pilotu paraşütüne sarmışlar ve çıkarmışlar.”

ŞEHİT HAVA PİLOT TEĞMEN FERCAN

Öte yandan, şehit Hava Pilot Teğmen Erol Fercan, 1936 yılında Antalya’da doğmuş, ilköğrenimini Balıkesir’in Edremit ilçesinde yapmıştı. Fercan, Kuleli Askeri Lisesi’nin ardından Hava Harp Okulu’nu bitirmiş ve 1956-1958 yıllarında Kanada’da görev almıştı. 1958 yılından itibaren 9. Hava Üssü 192′nci Filo’da görevlendirilen Erol Fercan’ın cenazesi, İstanbul’daki Edirnekapı Şehitliği’nde toprağa verilmişti.

5 kiloluk çipura yakaladı

A.A.                                         17.08.2009

Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde, emekli bir işçi, oltasıyla seyrek görülen büyüklükte ve 5 kilogram ağırlığında çipura yakaladı.

Çamlık Sefa Mahallesi 1. Yokuş mevkisi liman içinde balık avlayan emekli işçi Nazmi Karayel’in oltasına büyük bir balık takıldı. Yaklaşık yarım saatlik bir uğraşının sonunda balığı karaya çıkarmayı başaran Karayel, yakaladığı çipuranın 5 kilo ağırlığında olduğunu öğrenince şaşkınlık yaşadı.

Karayel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sezon başından bu yana sabahın erken saatlerinde evinin yakınındaki sahile giderek, oltayla avlandığını söyledi. Bugüne kadar birçok balık yakaladığını belirten Karayel, “Ama bugün yakaladığım balık benim için çok önemli. Bir yandan Ayvalık’ın denizinin sularının ne kadar temiz olduğunun göstergesi, bir yandan da benim gibi amatör balıkçıların yeni gözde mekanı, Ayvalık” dedi.

Ege ve Akdeniz’de yaşayan, ancak kontrolsüz avlanma yüzünden son yıllarda sayısı giderek azalan ve ekonomik değerinin yüksekliği nedeniyle yoğun şekilde çiftliklerde de üretilen çipuranın, daha çok 0,5-3 kilo ağırlığında olanları görülüyordu. 5-6 kiloyu bulan çipuraya ise seyrek rastlanıyor.

Muhtar Kent’ten Ayvalık Ticaret Odası’na ziyaret

Hürriyet  EKONOMİ                                     14.08.2009

Coca-Cola Yönetim Kurulu Başkanı ve Üst Yöneticisi (CEO) Muhtar Kent, Ayvalık Ticaret Odasını ziyaret etti.

Ayvalık Ticaret Odasından alınan bilgiye göre, Muhtar Kent, kısa bir tatil için geldiği Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde, Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gençer’i ziyaret etti.
Ziyarette, Ayvalık’ta zeytin ve zeytinyağı üretimiyle, artık geleneksel hale gelen “Zeytin Hasat Günleri” hakkında karşılıklı görüş alışverişinde bulunulduğu öğrenildi.

Ayvalık Kültür Sanat Günleri

Tuncel YILMAZ / AYVALIK, (DHA)          09.08.2009
kultursanat

Ayvalık Belediye Başkanı Hasan Bülent Türközen, 6’ncı Kültür Sanat Günleri’nin 15-20 Ağustos’ta gerçekleşeceğini açıkladı.

Etkinlik 15 Ağustos’ta saat 17.00’de Alibey Kültür Merkezi’nde 17.00’de sergi açılışıyla başlayacak. Günseli Kato ve Cem Adrian, ’Ayvalık’ta Suyun Kato Hali’ adlı dinletiyi sunacak. Aynı gece Ayvalık Anfi Tiyatro’da Onur Akın konser verecek.

16 Ağustos’ta saat 17.00’de Cafe İnlaf’ta Cumhuriyet Gazetesi yazarları Şükran Soner, Öner Yağcı ve Faik Bulut ’Cumhuriyet Nereye?’ söyleşisine katılıp kitaplarını imzalayacak. Aynı gece pop müziğin genç yıldızlarından Nil Karaibrahimgil konser verecek.

17 Ağustos’ta Ayvalık Belediyesi Sanat Galerisi’nde Arif Buz, Mustafa Sevinç ve Özcan Tunç’un karma resim sergisi açılacak. Gece de Sadri Alışık Tiyatrosu ’Yeşil Papağan Limited’’ isimli oyunu sunacak.

Şiir etkinliği

18 Ağustos saat 17.00’de İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde ’Şiir Ayvalık’ta’ etkinliği düzenlenecek. Etkinliğe Arif Damar, Ahmet Telli, Asuman Susam, Gültekin Emre, Tuğrul Keskin, Veysel Çolak ve Zeynep Uzunbay katılacak. Gece, Neco, İstanbul Gelişim Orkestrası eşliğinde konser verecek.

19 Ağustos’ta Yaşam ve Kişisel Gelişim Koçu Aynur Tümen, İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde,’Bizi biz yapan seçimlerimiz’ adlı panel düzenleyecek. Gece İstanbul Kraliyet Tiyatrosu ’Deniz altında altı tehamül fersah’ adlı oyunu sergileyecek.

20 Ağustos’ta Sunay Akın, tek kişilik gösterisini sunacak.

Ayvalık Müzik Akademisi’nden süper konser

Tuncel YILMAZ (DHA)                                     02.08.2009

MAkademisi

Balıkesir’in Ayvalık İlçesi’ne faaliyet gösteren Ayvalık Müzik Akademisi masterclass çalışmalarına ve konserlerine devam ediyor.

AYVALIK Müzik Akademisi ‘nin (AİMA) Viyolonsel Masterclass’ının final konseri Alibey (Cunda) Adası Kültür Merkezi’nde düzenlendi. AİMA yöneticilerinden İlker Boran, “Bu yıl 16 kişi eğitim aldı, 10’u aktif, 6’sı pasif öğrenci oldu. Onların hepsi  konser verecek” dedi. Konserde öğrenciler, hocaları Klaus Kanngiesser yönetiminde solo ve grup olarak eserlerini sundular. Gecenin sonunda ise Klaus Kanngiesser solo olarak bir konser verdi. AİMA’da Ağustos sonunda İdil Biret ile Piyano Masterclass’ı olacak.

Korkuyorum ama korkak değilim

Hürriyet EGE                                      26.07.2009

Bekir CoskunHürriyet yazarı Bekir Çoşkun, Ayvalık’ta Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Lozan Antlaşması’nın 86. yıldönümü nedeniyle düzenlediği söyleşiye katıldı.

Kendi yaşamından örnekler veren Coşkun, şunları söyledi:

“Ben çocukken güneş tutulduğunda herkes bir şeylere vurarak gürültü çıkarırdı ki güneş kurtulsun. Tencereler, bidonlar tavalar,tenekeler hatta silah atanlar vardı. Benim de bir tenekem vardı. İki ucunu delmişler paslı tenekeyi boynuma geçirirlerdi ve evimizin toprak damında her güneş tutulduğunda o tenekeye ben de vururdum güneşi kurtarmak için. Şimdi bu anı çocukluk belleğimde var. Sakın küçümsemeyin teneke çalmayı. O bir dayanışmanın, güneşi kurtarmaya çalışmanın yürekliliğini göstermektedir. O tencere ve tavalar, insanların bütünleşip en olmadık şeyleri gerçekleştirme katkılarının ilk sembolüdür. Hepimizin boynunda bir teneke vardır. Gerektiği zaman onu herkes çalar. Nitekim tepkilerin tencere tavaya dönüştüğü bir dönemde çok işe yaradığını hepimiz çok iyi yaşadık. Korkmayın ve sakın küçümsemeyin tenekeleri.”

Sonunda baktık güneş tutulmuş

Korkunun insani bir davranış biçimi, korkaklığın ise kötü olduğuna değinen Coşkun, şöyle konuştu:

“Gelirken içinizde bir endişe hissetmediniz mi? Aklınızdan dahi geçmedi mi? O zaman bir tek benim aklımdan geçmiş. Sizler iyi insanlarsınız. Sizlerin aklından geçmemiş olabilir. Televizyona çıkan gazeteciler, sanatçıları duydunuz. Hep korktuklarını söylemediler mi? Sonuçta baktık güneş tutulmuş. Tenekelerimizi boynumuza astık. Tan tan tan vuruyoruz. Bizim buna vurmamız en demokratik hakkımız. İnsanlık hakkımızdır. Türkler’in içindeki yüce bir duygudur bu. Susturmak mümkün değildir. Kurkutan olabilir. Endişeleriniz olabilir. Ama biz yolumuzdan asla dönmeyeceğiz. Bana her zaman soruyorlar ’Korkmuyor musunuz?’ diye. Korkuyorum ama korkak değilim. Korkmak Allah’ın verdiği bir duygudur. İnsanlar korkabilirler fakat korkuya yenildiğiniz zaman korkaklık olur. O onurlu insanlara yakışmaz.”

Sarımsaklı krize rağmen cıvıl cıvıl

Ahmet ERTAN/AYVALIK (Balıkesir), (DHA)              14.07.2009

BALIKESİR’in gözde tatil merkezlerinden Ayvalık’ın Sarımsaklı Plajları’nda güneşlenen ve denize giren tatilciler, renkli görüntüler oluşturuyor.

Ayvalık’ta 40 dereceye ulaşan hava ve 25 dereceye varan deniz suyu sıcaklığını fırsat bilen tatilciler Sarımsaklı, İğdeburnu, Badavut sahillerini doldurdu. İlçedeki turistik tesislerde doluluk oranının yüzde 90’ların üzerinde olduğu ve kasım ayının ortalarına kadar rezervasyonların sürdüğü belirtildi. Tatilcilerden bazıları teknelerle günübirlik mavi yolculuğa çıkarken, bazıları da su sporları yaptı, deniz yataklarında güneşlendi.

Mare Otel sahibi Murat Özek, “Ramazan öncesi, ilçedeki otellerde doluluk oranları yüzde 90′ları aştı. Birçok otelde, krize rağmen kasım ayının ortalarına kadar rezervasyon yapıldı” dedi.

Billurcu Otel’in sahibi Korkut Billurcu ise Sarımsaklı’nın turizmde bir marka olduğunu vurgularken, “Kaliteyi daha artırıp, kaliteli tesislerde fiyat düşürmeye gitmeden, birlik oluşturup rezervasyonları yapabilirsek hem turizmci hem ülkemiz kazanır” diye konuştu.

DEVAMINI OKU >> Basından seçmeler.