Ayvalık

Sebo - 22 Ağustos 2010


TasKahve_icinden

Hayatın daha fazla para kazanınca, daha hırslanınca, daha pahalı bir arabaya sahip olunca, daha büyük evlerde yaşayınca, 90-60-90 olunca, kendini çok önemli sanınca, daha çok tüketip daha çok çalışınca, “o ayakkabı”yı alınca, o kadınla/adamla beraber olunca daha güzel olduğunu sananları silkeler burası. Hande Köseoğlu yazdı.. Güzel bir yazı
Burada hayat yavaş akar.

Kimsenin acelesi yoktur.

Trafik yoktur. 13.00’teki randevun için evden 12.55’te çıkarsın.

Sinirli insanlar yoktur. Gülümseyen insanlar vardır.

Telaşlı insanlar yoktur. Sakin insanlar vardır.

Hırslı insanlar yoktur. Yetinen insanlar vardır.

Pazarda dolaşırken, hiçbir şey almadan karnını doyurabilirsin burada. Herkes ikram eder malından, geri çevirirsen de darılır. Bademciden badem yersin, kirazcı eline tutuşturur, peynirci senin için kestiği dilimle peşinden koşar “Almasan da tat” diye…

Burada üç öğün ot vardır, bildiğin ot. Ottan mücver yaparlar, ottan börek yaparlar, üzerine yoğurt döküp sıcak yemek yaparlar. Kırmızı biberin içine peynir doldurup dolma yaparlar. Senin kahvaltıda yediğin lor peynirinin üzerine vişne reçeli dökerler, olur sana tatlı. Burada her yiyeceğin kullanım alanı geniştir. Tek sınır hayal gücüdür.

Burada el yakan hesaplar yoktur, seçmesini bilmek vardır. Eh, o da zamanla. Turist gider “duyduğu” yere, buralı gider “bildiği” yere. Ayaküstü 20 liraya iki kişi tıka basa doymak vardır. Hem de otun da, balığın da en tazesiyle.

“Ayna” vardır burada, yeme-içme-oturma yeri. Ev yapımı likörler, zeytinyağlılar, uçuşan turkuaz perdeler, ahşap masalar, taze çiçek kokusu çağırır. Bir limonata isteyip saatlerce oturabilirsin, kimse bir şey demez. Etrafında dolanmaz. “Masa dolacak” demez. Bu küçük cennetin sahibi, İstanbul’dan arınmış, yeni bir hayat kurmuş anne kıza imrenerek bakarsın, iç geçirerek. Belki de bu yüzden “Ayna”dır adı, senin hayalini sana yansıttıkları için.

CUNDA Cunda

Burada öyle çantana sarılıp oturmazsın. Çantanı, eşyalarını pastaneye emanet edip çarşı pazar gezmeye de gidebilirsin pekala. Bankamatikten para çekerken, çantanı arkandaki bankta bırakıp işini görebilirsin de hatta.

Taş Kahve’de Mehmet Abi siz istemeden kahve getirir, canı öyle istedi diye. Peynirin, salatan eksik mi geldi gözüne? Söyle hemen getirirler, hesaba eklemeden. Ya da “Balığın tadı biraz acı geldi” de laf arasında, almaz parasını. Kurabiye mi alıyorsun? Yolluk verirler bir de yanına, yiye yiye gez diye. Burada gönülle yapılır her şey.

Hayat küçüktür burada. Marka filan bilmezler. Herkes ya Kordon’dan alır kıyafetini ya da Garaj’dan. ABD’ye gelinlik provasına gitmezler. Düğün zamanları uğradıkları en pahalı mağazaları “SOYKARA” da gece elbisesi 80 lira. Kimse kimseyle yarışmaz, istediklerini giyer, yer, içerler. Kimse kimseyi süzmez çünkü. İstanbullular dışında.

Sokaklar egzost değil, sakız kokar burada. Sahil boyu sıra sıra, itiş kakış kafeler de yoktur. Onun yerine Konfor, İstikbal, Leyla Güzellik Salonu, Mahmutpaşalı Ayakkabıcısı gibi yerler vardır, denize sıfır. O kadar çoktur deniz çünkü. Öbür türlüsünü de bilmezler zaten. Sen şimdi kalkıp Pazar günleri 15 cm deniz göreceksin diye saatlerce Hisarüstü yollarında perişan olup, üstüne kazıklanıp buna da “Pazar keyfi” dediğini anlatsan, gülerler.

Kavga yoktur burada, bir futbol maçı ya da merdiven önünde kadın erkek taze bakla ayıklayacak olmak yeter hepsini buluşturmaya.

Burada dolmuşlar illa dolunca kalkmaz, şoför beklemekten sıkılınca kalkar. Dolmuş şoförleri “Kim vermedi parasını?!” diye kükremez, “Bozuk yoksa sonra verirsin” der, bir daha görüp görmeyeceğini bilmeden. İnerken “Güle güleyiiin!” diye uğurlar bir de.

Burada Baykal’ın kasetini, iktidar kavgasını, en son mekanları, filmleri bilmezler. Sizin o şaşaalı gündeminiz bir hiçtir burada, onların gündemine uyarsın. Kiraz ne kadar olmuş, deniz bu yaz soğukmuş, rüzgar kalmış, deniz direklemiş, papalina bu sene azmış… Hem de o kadar çabuk uyarsın ki bu kaplumbağa hızında hayata, kendine şaşarsın.

Gel gör ki, sen ne kadar kaynaşmaya çalışırsan çalış, iki günde oralı olmaya alış, her halinle İstanbulluğunu belli edersin. Anlarlar. Tuz isteyişinden anlarlar, parayı uzatışından anlarlar, kılığından kıyafetinden anlarlar, bakışından anlarlar, yorgunluğundan anlarlar, kaprisinden anlarlar ve sorarlar: “Memleket nere?”

“İstanbul” dersin, “Olsun!” derler. Senden önce üzülürler sana.

Hayatın daha fazla para kazanınca, daha hırslanınca, daha pahalı bir arabaya sahip olunca, daha büyük evlerde yaşayınca, terfi edince, 90-60-90 olunca, herkesten daha hızlı koşunca, kendini çok önemli sanınca, daha çok tüketip daha çok çalışınca, “o ayakkabı”yı alınca, o kadınla/adamla beraber olunca daha güzel olduğunu sananları silkeler burası.

Sadece bir “Olsun!”la

DEVAMINI OKU >> Kaplumbağa hızında: CUNDA

Sebo - 14 Ağustos 2010

Balığın değerini bilen cennet: Ayvalık

SUAT SALGIN

Yeni Asır

kayiklarBalık; insan sağlığı ve gelişmesi için çok önemli bir besin, ekonomik değeri yüksek bir ürün olmanın yanı sıra, başlıbaşına bir kültür, bir yaşam biçimi… Ülkemizde balık kültürünün önemli duraklarından biri olan Ayvalık’ın özgün mutfağında da balık, sofranın baş tacı. Dağlarda, bayırlarda yetişen pek çok otu haşlayarak, tabiatın mucizesi zeytinyağı ile tüketen yörenin yerli halkın asla vazgeçemediği temel gıdalardan biri kuşkusuz balık ve deniz ürünleri. Müdavimlerine göre cennetin dünyadaki adı Ayvalık’ta ‘Rakı-Balık-Ayvalık’ üçlemesinin yörenin en bildik sloganlarından biri haline dönüşmesi elbette ki boşuna değil.
Bu yüzden de, üç tarafı denizle çevrili ilçenin mutfak kültüründe, zeytinyağlı yemekler kadar balık türevlerinden oluşan menü zenginliğinin sırrı da, Ege’nin bereketli sularına kıyısının olmasından geçiyor.
Ayvalık’ın yerli halkının uzun yaşama sebebinin belki de en önemli sırlarından biri balık… Ayvalık halkının yüzde 25′i, Cunda’nın ise yüzde 75′i balıkçılıkla sağlıyor geçimini… Bölgede yüzyıllardır çoluğunun çocuğunun nafakasını denizden çıkarmaya çalışan balıkçıların dört mevsim boyunca ağlarına takılan balıklar, ilçede en önemli besin maddesi olarak halkın vazgeçilmez yaşam kaynadığı konumunda. Hal böyle olunca da, yöredeki balıkçılar hava şartları elverdiği ölçüde balığa çıkmadan dönmüyorlar karaya… Kimi oltasıyla bekliyor, kimi ağını atıp, sandalında rakısını yudumlayarak bekliyor balıkları…

FANGİRİ, LÜFER, KEFAL…
Liman içinde balık tutma yasağı var. Ancak balık yoğunluğu daha çok dış denizlerde. Ayvalık denizinde yakalanan balıkların tadı yine farklı ve güzel. Genelde bölgede çipura, levrek, karagöz, sinarit, uskumru, fangiri, lüfer, kefal, sardalya, gopez, sargoz, turna, istavrit, ahtapot, kalamar sık rastlananlardan. Bu balıklar, ağ balıkları olarak nitelendiriliyor. Oltayla tutulanları ise mercan, fangiri, sinarit, karagöz… Tabii adaya giderseniz vazgeçilmez balık türüdür papalina. Hamsiden biraz küçük ve kılçıkları ile daha lezzetlidir. Yani ırıp balığıdır. Irıp balıkların üreme zamanı 3 ay olduğundan Nisan ayından itibaren 3 ay süresince bu balıkları avlama yasağı vardır.

ÇAÇA BALIĞI!
Çaça balığı olarak da bilinen Sardalya’nın yavrusu Papalina’nın, genellikle meze olarak tüketilen ızgarası ve zeytinyağında unla yapılan kızartması da Ayvalık’ın önemli yemekleri arasında sayılıyor. Deniz kıyısında olması nedeniyle deniz ürünlerinden yapılan mezelerin zeytinyağıyla servis edilmesinin görsel güzelliğinin yanı sıra damaklarda bıraktığı inanılmaz tadlar Ayvalık mutfağını eşsiz kılan unsurlardan biri olarak sayılıyor. Ayvalık yılda 760.000 kg kadar çeşitli balıkların dış satımını yapıyor. Bu sayı midye türlerinde 130 ton, ahtapotta ise 9 ton civarında

TÜKETİM ÇOK YÜKSEK
Üç tarafı denizlerle çevrili olan, dünyanın en lezzetli balıklarını bu denizlerde barındıran Türkiye’de kişi başına balık tüketimi ne yazık ki hiçbir denize kıyıcı olmayan Avrupa ülkelerinin bile gerisindeyken, Ayvalık’ta balık tüketimi inanılmaz yüksek bir seviyede. Günlük taze balıkların tezgahları süslediği ve kısa sürede tükendiği Ayvalık Balık halinde, kış aylarında satışlar durağanlaşsa bile, özelikle yaz sezonunda inanılmaz oranlara çıkıyor.
Eski balık halinin Cumhuriyet Meydanına çok yakın bir noktada olması ve lodos havalarda ayıklanan çiğ balıkların yaydığı koku nedeniyle, eskisini yıkıp, yenisini Marinanın yanına inşa eden Ayvalık Belediyesi, kenti modern görümlü yepyeni bir balık haline kavuşturdu.
Hala eksikliklerin olduğu balık halinde satış yapan balıkçılar çoğu zaman şikayetçi olsalar da, eksiklikler tamamlandıkça yeni balık halinden vazgeçemeyecekleri de yadsınmaz bir gerçek.

Her daim taze
Turizm sezonunun en hareketli olduğu bugünlerde balık hali esnafı da turizmin bereketinden nasibini alıyor. Her gün tekne balıkçılarının sandallarıyla avlanarak, tutukları taze balıkları balık haline getirip, burada bulunan balıkçı esnafına satması nedeniyle Ayvalık Balık Hali’nde her daim taze balık bulabilmek mümkün. Balık kültürünün en zengin coğrafyası olan Ayvalık’ta restoranların vitrininde canlıymış gibi müşterisini bekleyen taptaze balıkların sırrı da bu.

DEVAMINI OKU >> Balık – Ayvalık

Sebo - 16 Temmuz 2010

Sarmısaklı’da tekne TURLARI

15 Temmuz 2010
Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde son yılların en gözde tatil alternatiflerinden olan Tekne ile adalar turu tutkunluğu Sarımsaklı’ya da sıçradı
084tekne

SUAT SALGIN

TURKHABERLER BALIKESİR- Her gün yüzlerce vatandaşın Ayvalık’ın eşsiz adalarını gezip, akvaryum gibi koylarında yüzerek tatillerine yeni bir soluk kazandıran tekne turları artık Ayvalık’a bağlı Küçükköy Beldesinde de artmaya başladı.

Tekneler ile ada turları keyfinin tadan konuklar bol bol balık, salata ve karpuz yiyerek, teknelerde bulunan piyanistlerin müzikleriyle eğlenceli ve coşkulu bir gün geçiriyorlar.

Bir yılın yorgunluğunu tatilde atmaya çalışan yerli ve yabancı turistler denizi, kumu, güneşi ve havasıyla ünlü Sarımsaklı’da tatillerini gönüllerince eğlenerek geçiriyorlar.

Ayvalık’ta ki gezi teknelerinden sonra Sarımsaklı plajlarında da faaliyete geçen üç tekne günde ortalama 600 misafirini adaları dolaştırarak, Sarımsaklı turizmine hizmet veriyorlar.

Tekne sahipleri, tatile gelen vatandaşları 20 TL bilet ile 9 saat boyunca deniz turu yaptırdıklarını kaydederek, “Misafirlerimize öğle yemeği olarak bol balık, salata ve karpuz ikramında bulunuyoruz. Deniz içinde adalarda onların tertemiz sularda serinlemelerini sağlıyoruz. Teknelerimizde canlı müzik yapan sanatçılarımızla onların streslerini atıyoruz” diye konuştular.

Gezilerden dönen vatandaşlar da vatandaşlar da, “20 TL karşılığında güzel bir gün geçiriyoruz. Bol bol balık yiyor ve gönlümüzce eğleniyor, güzel bir gün geçiriyoruz. Bol bol stres attığımız bir günü bizlere geçirten tekne sahiplerinein kaliteli hizmet anlayışı ve adeta bizleri bir konuk olarak kabul eden tutumlarından dolayı kendilerine teşekkür ediyoruz” diye konuştular.

DEVAMINI OKU >> TEKNE TURLARI

Sebo - 30 Mayıs 2010

Ayvalık Dalış’a Geçiyor

Ayvalık, Sahip Olduğu Su Altı Güzellikleriyle de Öne Çıkıyor.

DOĞAL dokusu, tarihi miras ve mavi bayraklı plajlarıyla Ege turizminin yükselen yıldızı konumunda bulunan Ayvalık, sahip olduğu su altı güzellikleriyle de öne çıkıyor. Ayvalık kıyıları zengin su altı faunası, keşfedilmeyi bekleyen batık ve kızıl mercanlarıyla ”Su altı kaşifleri’nin ilgi gösterdiği yerlerin başında geliyor. Üç dalış merkezinin bulunduğu ilçede, eşsiz dalış olanaklarıyla da dikkati çekiyor. Güneş Adası, Yuvarlak Ada ve Kerbela Taşları’nın belli başlı dalış noktaları arasında yer aldığı Ayvalık, sahip olduğu kırmızı mercanlarla da ayrıcalıklı bir konumda bulunuyor.

24 ADA VE 60 DALIŞ NOKTASINA SAHİP

Dünyada sadece İtalya’nın Portofino kentiyle birlikte kırmızı mercanlara ev sahipliği yapan, 24 ada, 60 dalış noktasıyla yurt içi ve yurt dışından çok sayıda dalış meraklısını ağırlayan Balıkesir‘in Ayvalık ilçesinde, 2010 sezonu açıldı. İki dalış merkezinin faaliyet gösterdiği ilçede, sezonun ilk dalışının, 20 kişilik bir ekip tarafından gerçekleştirildiği bildirildi. Bir dalış merkezinin sahibi ve Dalış eğitmeni Kemal Çalışkan, su altı güzellikleriyle dikkatleri üzerinde toplayan ilçede, bu yıl dalış turizminde hedeflerinin büyük olduğunu söyledi. 24 ada ve 60 dalış noktasına sahip Ayvalık‘ta haftanın 7 günü dalış yapılabildiğini belirten Çalışkan, dalış meraklılarına uluslar arası sertifikalara sahip eğitmenleriyle sezon boyunca eğitim verdiklerini kaydetti.

SU ALTINDAKİ RENKLİ DÜNYA MERAKLILARINI BEKLİYOR

Hayatlarında ilk kez dalış yapanların, su altını belgesellerde izledikleri gibi hayal ettiklerini, ancak bizzat yaşamanın daha farklı bir duygu olduğunu söylediklerini ifade eden Çalışkan, ”2009 sezonu için çok iyi bir tanıtım kampanyası yaptık. Ağırlıkla yurt dışından olmak üzere pek çok dalgıç ve dalış meraklısını buraya bekliyoruz. Ayvalık’ın Türkiye dalış alanında olması gereken yerde bulunması için elimizden geleni yapacağız’ dedi. Çalışkan, geçen yıl sadece kendi dalış merkezleri kanalıyla 4 bin civarında kişiye dalış yaptırıldığını, bu rakamı yeni sezonda 3-4 katına çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.

Ayvalık’a dalış için gelen Ergin Bezerci, Ayvalık’ı seçmesinin su altı canlılarının çok yoğun olmasından kaynaklandığını ifade ederek, ”Su altı sporlarına merak salanlara kesinlikle Ayvalık’ı tavsiye ederim. Türkiye’de su altı canlısı bakımından en canlı bölgelerinden biri ve senelerdir de kaybolmayan bir canlılığa sahip’ dedi. Can Özalp, ”Ayvalık’a ilk kez geliyorum. Buraya dalış için gelmemin nedeni kırmızı mercanları görmek ve fotoğraflamaktı. Bu arzumu yerine getirdim. Bundan sonra sık sık geleceğim’ dedi. Nilgün Yıldız da zaman zaman Ayvalık’a dalışa geldiklerini belirtti, ”Ayvalık’ı tercih etmemin nedeni, havası, denizi, dip yapısı ve doğal güzellikleri’ diye konuştu.

KIRMIZI MERCANLARIYLA ÜNLÜ

Ayvalık‘ın su altı zenginliklerinin en önemlilerinden birisi olarak kırmızı mercanlar gösteriliyor. Dalış eğitmeni Kemal Çalışkan, kırmızı mercanlar hakkında şu bilgileri verdi: ”Kırmızı mercan dediğimiz aslında Gorgonia denilen güzel hayvanların oluşturduğu bir orman. Bunlara herkes ‘bitki’ diyor, ama gerçekte canlı bir varlık. Sularının temizliği, plankton dereceleri, ısısı ve akıntıların bol olması nedeniyle kızıl mercanlar Ayvalık’ı mesken tuttu. Bu mercanlar, ülkemizde sadece Ayvalık’ta bulunuyor. Bunun dışında aynı türden mercanlar, İtalya’nın Portofino kenti açıklarında var. Yabancıların ilgisi tabii ki bizim bu mercanları dünyaya tanıtmamızla başladı. Ayvalık’ın, bu tür mercanlara ev sahipliği yaparak Kızıldeniz’e rakip olduğunu anlattık. Bunu fotoğraflarımızla, video görüntülerimizle ispatladık. Bunun sonucunda, Avrupa’nın en önemli dergileri Ayvalık’ı haber yaptı. Böylece, yurt içinden ve yurt dışından dalgıçlar, mercanları görmek için Ayvalık’a gelmeye başladı.’ (Doğan Haber Ajansı) 20.05.2010 12:10 [2062973]

DEVAMINI OKU >> Ayvalıkta Dalış

Sebo - 12 Mart 2010

Cebrail Temel

12 Mart, 2010 (Facebook)

MS hastalığını tedavi eden hekim olarak tanınan Dr. Emin Mindan birçok ölümcül hastalığın nedeni olarak yanlış beslenmeyi görüyor. Dr. Mindan doğru beslenmeye dair her şeyi star Pazar’a anlattı

Türkiye, Dr. Emin Mindan’ı beynin görme, konuşma, yürüme gibi fonksiyonlar üzerindeki kontrol kabiliyetini bozan MS hastalığını tedavi eden doktor olarak tanıdı. Uzmanlığı çocuk hekimliği olan Mindan ‘Çocuklar nasıl daha az hastalanır’ üzerine yıllardır sürdürdüğü çalışmaları sırasında MS’li hastalarla tanıştı.

MS’in diğer yaygın ve ölümcül birçok hastalık gibi büyük oranda yanlış beslenmeyle ortaya çıktığını tespit eden Mindan, bu hastalar üzerine uygulanan doğru bir beslenme tedavisinin hastalığı gerilettiğini gördü. Ancak Mindan’ın beslenmeyle ilgili tespitleri sadece MS hastalarıyla sınırlı değil. Sağlıklı yaşamak isteyen herkesin Mindan’ın söylediklerini dikkate almasında fayda var. 60 yaşındaki Mindan kendi yaşamında da tavsiye ettiği beslenme şeklini uyguluyor ve son derece sağlıklı bir hayat sürüyor. İşte MS’le savaşta büyük zaferler kazanan Dr. Emin Mindan’ın hem hastalar hem de sağlıklı yaşamak isteyenlere önerileri.

Ağır metallerden arınmanın yolu soğandan geçiyor

HASTALIKLARA sebep olan ağır metalleri aşılarla, saç boyalarıyla, sıkılaştırıcı krem ve rujlarla, egzoz dumanının havaya, meyve ve sebzelere karışmasıyla bir şekilde vücudumuzda biriktiriyoruz. Vücutta ağır metal olup olmadığını bir ilaç vererek idrarda tespit ediyoruz. Saçta ve vücut kılında da tespit edilebiliyor. Ağır metal birikimi vücutta halsizlik, sık sık enfeksiyonlara yakalanma, unutkanlık, yorgunluk, beyinde biriktiği için panik atak ve depresyona yol açabilir. Cem Kınacı adlı bir hekim arkadaşımız ile vücudu ağır metalden arındırmaya çalışıyoruz. Çok ilginç sonuçlarla karşılaştık. Yıllarca afttan kurtulamayan çocuklarda kurşun zehirlenmesi olduğunu gördük. Vücudun bu ağır metallerden arındırılmasına şelasyon diyoruz. Sarımsak, soğan, yeşil gıdalar ve yosunlar ağır metallerin vücuttan atılmasını sağlıyor. Özellikle tek hücreli yosun spirulina, Arapların bitkilerin atası dediği alfalfa, kelp dediğimiz deniz yosunları vücuttan ağır metalleri atan doğal bitkiler…

Baharat olarak zerdeçalı içecekte kefiri tercih edin

Beyaz ekmek tıpkı şeker gibi çok zararlı. Kepek ekmeğinin de beyaz unla yapılan ekmekten pek farkı yok. Ekmek olarak tam buğday ekmeği az miktarda tüketilebilir.

Kefir dünyanın en büyük buluşu. Kansere, sinir sistemine, alerjik hastalıklara karşı koruyor. Kefiri taze sütle ya da günlük pastörize sütle mayalamak lazım. Sağlığına önem verenlere günde 1-2 bardak kefir içmelerini öneriyorum.

Et olarak sadece kuzuyu tercih edin. Çünkü kuzuyla çok oynanmıyor. Tavuklar da artık faydasız hale geldi. Tavuk yerine hindi tüketebilirsiniz.

Her gün yumurta, peynir, kefir ve kefirle mayalanmış ev yoğurdu, az miktarda tereyağı ve zeytinyağı, patates hariç tüm sebzeleri tüketmekte fayda var. Yeşil sebzeler ve filizler, soğan ve sarımsak da vücudu arındırmada çok önemli. Meyvelerden az şekerli olanları ve özellikle böğürtlen ve yabanmersinini tercih edin.

Yemek pişirirken güveç, cam ve toprak kaplar kullanın. Buharda pişirmeyi veya ızgarayı tercih edin. İlle de kızartma yapılacaksa sarımsaklı yoğurtla tüketerek yan etkilerini ortadan kaldırmak lazım.

Kebabı az ekmekle, şalgam ve yeşillikle tüketirseniz zararı daha az olur.

Baharatlar birçok gıda takviyesinden daha iyi. Mesela köri ve zerdeçal mutlaka kullanılmalı. Üzüm çekirdeği ekstresinin de göz damarlarını ve kılcal damarları koruma özelliğiyle gıda takviyesinde özel bir yeri var.

Küçük balıklar daha az ağır metal topluyor. Bu nedenle küçük balıkları ve omega 3 bakımından zengin olan sardalye, somon, uskumru ve alabalığı yiyebilirsiniz.

Belirtileri ciddiye almamak MS teşhisini güçleştiriyor

BİR sinir sistemi hastalığı olan Multipl Skleroz (MS) sinirleri koruyan ve sinirsel iletimi sağlayan miyelin kılıfının zarar görmesiyle ortaya çıkıyor. Bu hastalıkta vücut kendi dokularını yabancı gibi algılayarak zarar vermeye başlıyor. MS’li hastaların çoğu 20 ile 40 yaş arasında. Son yıllarda çocuklarda görülme sıklığı artmış durumda. MS, kadınlarda 2- 3 kat fazla görülüyor ve Türkiye’de yaklaşık 40 bin MS hastası bulunuyor.

Hastalığın belirtileri arasında ise uyuşma, karıncalanma, ağrı, yanma ve kaşıntı, görme bulanıklığı, göz ağrısı, çift görme, baş dönmesi, yürüme ve denge bozuklukları, titreme, eklem tutulması, yorgunluk, felçler, idrar ve dışkı kaçırma, sürekli huy değişiklikleri, depresyon, manik davranışlar görülüyor. MS bulguları başlangıçta sinsi olabiliyor ve keçelenme ve uyuşma gibi bulgular vesvese olarak kabul edilebiliyor, bu nedenle kesin tanı konulması uzun zaman alabiliyor.

Vücuda toksinlerin girmesinin nedeni şekerli ve unlu gıdalar

Gerek ağır metaller, ozon tabakasının delinmesi ve rafine un, şekerin tüketiminin artması gerekse omega 6 bakımından zengin ayçiçeği, mısırözü, margarin gibi ürünlerin kullanılması insanların sağlıksız bir ortamda yaşamasına neden oluyor. MS’de yaş ortalaması gittikçe düşüyor ve hastalık çok daha sık görülüyor. Çünkü MS’i oluşturan sebepler gün geçtikçe artıyor. MS’in oluşumunda birinci sebep bağırsak florasının bozulması. Sindirim sistemimizde probiyotikler asker gibi toksinleri, sindirilmemiş proteinleri, zararlı maddeleri hatta kanser hücrelerini içeri sokmuyor. Ancak şekerli, unlu gıdalar, ağır metaller, antibiyotikler bağırsak geçirgenliğini artırıyor. Böyle olunca bağırsaktan içeriye sindirilmemiş gıdalar ve toksinler giriyor. Vücut ürettiği antikorlarla kendi beynini vuruyor. Yaptığımız tedavide bunları ortadan kaldırmaya çalıştık. ABD’de bizimkine benzer bir tedavi olarak Schwank Diyeti var. Bir sene kadar et ve sindirimi zor gıdaları yasaklayıp sebze türü gıdaları veriyorlar. Akupunktur yapıyorlar ki; akupunktur doğru yapıldığı zaman bünyeyi kuvvetlendiriyor. Bir de doğal takviyeler veriyorlar. İngiltere’de ise hiperbarik oksijen tedavisi ve diyet bir arada kullanılıyor.

Güneş kremi D vitaminini engelliyor

YARDIM ettiğimiz hastalarda öncelikle rafine un, şeker ve tatlı gıdaları kaldırdık. Bünyeyi güçlendiren özel gıdaları listeye ekledik. Birçoğunda D vitamini eksikliği var. Aslında güneşlenmeyi bilmiyoruz. Tatile gittiğimizde kısa zamanda uzun süre güneşte kalıyoruz ama koruyucu kullanıyoruz. Bunlar bizim D vitamini almamızı engelliyor. Aslında yazın saat 11.00-14.00 dışında düzenli güneşe çkmak birçok hastalığa karşı güçlen-memizi sağlar. Biz de D vitamini veri-yoruz. Omega 6’yı ayçiçeği, margarin ve diğer gıdalardan çok fazla alıyoruz. Omega 3’ü sadece balık ve birazcık da semizotundan aldığımız için vücut dengemiz bozuluyor.

DEVAMINI OKU >> Beslenme

Sebo - 10 Mart 2010

Cebrail Temel 10 Mart, 2010  Facebook

Karıncaya sormuşlar; ” nereye gidiyorsun?”, ” dostuma”, demiş.
”Bu bacaklarla zor” demişler.
Karınca; ” olsun, varamasam da yolunda ölürüm” demiş..
Yolunda ölünecek dostlara…

Farkında olmayabilirsin ama %100 doğru:
1. Bu dünyada uğrunda ölebileceğin en az iki kişi vardır.
2. En azından 15 kişi öyle ya da böyle seni seviyordur.
3. Herhangi birinin senden nefret edebilmesinin tek sebebi, aslında sadece senin gibi olmak istemesidir.
4. Senden gelecek bir gülümseme bazılarına mutluluk getirebilir, o senden hoşlanmasa bile.
5. Her gece, birisi uykuya dalmadan önce seni düşünüyor.
6. Birisi için dünyalara bedelsin.
7. Çok özel ve teksin düşüncesinde ki arkadaşlarını unutma
8. Varlığını bile bilmediğin biri seni seviyor.
9. Hayatındaki en büyük hatayı yaptığın zamanda bile, ondan hayırlı birşey çıkar.
10. Ne zaman dünya sana sırtını dönmüş gibi hissedersen, dön ve bir daha bak. SANMA Kİ DERT SADECE SENDE VAR..
11. Her zaman aldığın iltifatları hatırla. Kaba sözlerin hepsini unut.

DEVAMINI OKU >> Yolunda ölünecek dostlara.

Sebo - 06 Mart 2010

AYVALIĞIN KEDİSİ DELİSİ VE ÖLÜSÜ MEŞHUR DERLER

Fatma Cavlu   06.Mart.2010 (facebook)

Ayvalık’a daha önce gidenler mutlaka biliyorlardır ama gitmeyenler için gene de bir özet geçeyim. Ayvalık’ın kedisi, delisi ve ölüsü meşhurmuş. Hadi kedisi, delisi bolmuş da ölüsünü anlamadık diyeceksiniz; başka bir memlekette yaşayan Ayvalıklıların ölümü halinde kasabada herkesin duyması için ilan ve sela verilirmiş, yani dakika başı ölüm ilanı..

Ayvalık tarihi ile ilgili birkaç bilgiyi de aktaralım. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Ayvalık ağırlıklı olarak Rumların yaşadığı bir yermiş, Türkler azınlık durumundaymış. Rumlarla Türkler kardeşçe yaşamaktaymış. Ayvalık zengin, verimli toprakları ve balıkla dolu denizi ile herkese yetiyormuş. Anadolu’nun işgali başlayıp da 28/29 Mayıs 1919 gecesi Yunan askerleri Cunda adasına çıkıncaya kadar böyle sürmüş. Tam 39 ay 16 gün işgal altında yaşamış Ayvalık. İstiklal Savaşı kazanılınca da sular durulmamış. Barış içinde, kardeşçe yaşama ortamı yitince kaç kuşaktır buralarda yaşamış Rumlar’dan çoğu Yunan adalarına, Girit’te, Midilli’de ve Makedonya’da yaşayan Türkler de buraya yerleştirilmiş.

Ayvalık tam bir adalar şehri, 22 adet adadan yalnızca Cunda (Alibey) adasında yerleşim varmış. İrili ufaklı adaların üzerinde manastır yıkıntılarını görmek mümkün. Hatta bu adalardan birisi bir romana bile konu olmuş (Mehmet Coral ,Tımarhane adası, Doğan Kitap). Çamlık koyundan ve Şeytan sofrasından rahat görülebilen adanın en yüksek noktasında sarp kayalıklar ve kayaların yanıbaşında, taştan yıkık dökük bir manastır göze çarpıyor. Rivayetlere göre Ayvalık meyhanesi bol olan bir Rum köyü iken sarhoşları da haliyle bolmuş, zaten delisinin bolluğu ile ününü biliyorsunuz. Zıvanadan çıkanları götürüp bu adaya bırakırlarmış ki sürekli ve sert esen rüzgarın sesi akıllarını başlarına getirsin. Adaya zincirlere bağlı olarak çıkanların akılları başlarına gelmiş olarak adadan ayrılıyorlarmış. Rivayet işte.. Sözüm ona rüzgarın müzikal sesi ile psikoterapi yapmakmıydı acaba amaç yoksa kendi kendilerine bırakılıp vicdan muhasebesi yapmalarını sağlamak mıydı bilinmez..

26270_1370687433953_1434756219_31009284_6190134_n

Şeytan en güzel yerde kurmuş sofrasını,

İçmiş şarabın eskisini, yemiş meyvelerin hasını.

Kadınlar bırakın ellerinizden oyaları!

Doğa, maviyle, yeşille işlemiş en âlasını.

Penelope bir örüp bir söküyor;

Büyüyor, büyüyor beklerken kocasını.

Aphrodite burdan mı girmiş denize?
Şeytan kesinkes okşamıştır kalçasını.

Kaz dağı’ndan esen yel Trova’dan ses verir

Şeytan Sofrası’nda dinler insanlığın yasını.”

DEVAMINI OKU >> Kedisi, Delisi..

Sebo - 04 Şubat 2010

Despot’un Sarayı Kütüphane Olacak

AYVALIK 31.01.2010 13:29

Ayvalık Belediye Başkanı Hasan Bülent Türközen, Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (Türsab) Başkanı Başaran Ulusoy ve Yönetim Kurulu Üyelerinin, Alibey Adası’ndaki Despot’un Sarayı Olarak Bilinen Eski Öksüzler Yurdunun Kendilerine Tahsis Edilmesi İçin Girişim Başlattıklarını Söyledi.

despotun_sarayiAyvalık Belediye Başkanı Hasan Bülent Türközen, Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Başkanı Başaran Ulusoy ve yönetim kurulu üyelerinin, Alibey Adası’ndaki Despot’un Sarayı olarak bilinen eski öksüzler yurdunun kendilerine tahsis edilmesi için girişim başlattıklarını söyledi.

Türközen, “TÜRSAB, bina için tahsis talebinde bulundu. Gerekli izinler alındığında bu tarihi yapı, TÜRSAB tarafından restore edildikten sonra Cumhuriyet Kütüphanesi olarak kullanılacak” dedi.

Tarihi binanın yıkılmaya yüz tuttuğunu anlatan Türközen, “Bakımsızlığına rağmen hala görkemli ve göz alıcı olan Despot’un Sarayı, adanın görülmesi gereken yerlerinden biridir. Biz yaşatılması ve korunması için elimizden gelenin daha fazlasını yapmaya hazırız” diye konuştu.

İşte öyküsü

Rum-Ortodoks Kilisesi’nde papazdan sonra gelen üst rütbeli kişilere verilen despot adı bina bütünleşmiştir. Sarayı, Midilli Despotu Agaqhonikeios Grhgorios, 1862 yılında, yöreye özgü sarımsak taşından yaptırdı. Yunanistan’ın bağımsız devlet olduğu 1830’lu yıllarda Grhgorios, Rum halkının kiliseye bağışladığı paralarla, doğum yeri olan Alibey Adası’nda bu rahat bir yaşam sürdü. 1877’de baskın yapan korsanlar Despot’u öldürdü, bir rivayete göre evdeki altın ve gümüş kupalarla 15 bin Osmanlı lirasını alarak kaçtı. Despot, Taksiyarhis kilisesinin apsisi dışında gömüldü. Osmanlı Devleti, Sine Kilisesi’nden Despot’un Sarayı’nı satın alarak hükümet binası olarak kullandı. Yapı, 1921’de öksüzler yurdu oldu. Yurt 1980’de yeni binaya taşındı. Despot’un Sarayı, kaderine terk edildi, definecilerin ve evsizlerin uğrak yeri oldu.

DEVAMINI OKU >> Despot’un Sarayı

Sebo - 20 Ocak 2010

AYVALIK ve ÇEVRESİ biraz uzun ama Ayvalığı tanımak isterseniz buyrun

Rihtimdan

Fatma Cavlu
19 Ocak 2010

Ayvalık’ta tatil denizin kıyısında başlayıp biten bir zaman olmamalı. Sokaklar bir güzel gezilmeli. Evlerin kapılarına, kapıların tokmaklarına kadar ayrıntılara bir bir bakılmalı.Tatile keyifli bir boyut kazandırmalı, deriz.

Yolunuz buralardan geçiyorsa da ( Çanakkale – İzmir yolu ilçenin içine girmeden kıyısından geçip gidiyor. ) ilçenin içine girip bir mola vererek dolaşın deriz. Ülkemizde, hele sahil şeritlerimizde az sayıda kalan “geçmişi yansıtan” yerleşimlerden birisidir Ayvalık. İzmir’e kadar bir de Eski Foça’da görebileceksiniz böylesi bir yerleşim dokusunu.

Ayvalık’ın kıyısından geçip gitmek ya da Ayvalık’da denizle otel arasına sıkışıp kalan bir tatil geçirmek bu şirin ilçeye haksızlık olur. Ama asıl böyle bir güzelliği tanımamış olmakla kendinize haksızlık edersiniz. Eh ikisinden birini kabul ediyorsanız buyurun Ayvalık’ı gezmeye:

Mevsim bahara dönüyorsa, zeytinler toplanıyorsa yağ fabrikalarının kokusu çarpar burnunuza öncelikle. İlk anda bu kokuyu yadırgayabilirsiniz ama alışırsınız ve rahatsız olmazsınız sonra. Yaz sıcağının ortalığı kavurduğu günlerdeysek ve vakit öğlenden ikindiye dönüyorsa “imbat”ın denizle güzelleşmiş kokusu Ayvalık’ın asıl kokusudur. İmbat İzmir’in ünlü rüzgârıdır, diye bilenlere Ayvalıklılar itiraz ederler hemen, “Siz Ayvalık’ın imbatını solumamışsınız”, diye. Kimin haklı olduğuna biz karar veremedik, iyisi mi siz gidip ikisini de tanıyıp kararınızı verin.

1. Dünya Savaşı’ndan önce Ayvalık ağırlıklı olarak Rumların yaşadığı yerdi, Türkler azdı. Rumlarla Türkler arasında da bir sorun yoktu. Ayvalık zengin, verimli toprakları ve balıkla dolu denizi ile herkese yetiyordu. Anadolu’nun işgali başlayıp da 28/29 Mayıs 1919 gecesi Yunan askerleri Cunda adasına çıkıncaya kadar böyle sürdü. Tam 39 ay 16 gün işgal altında yaşadı Ayvalık. İstiklal Savaşı kazanılınca da sular durulmadı. Tarih boyunca kardeşçe yaşayan insanların arasına kama sokulmuştu bir kere. Konu komşu birbirine düşman edilmişti. Barış içinde, kardeşçe yaşama ortamı yitince kaç kuşaktır buralarda yaşamış Rumlar’dan çoğu Yunan adalarına gittiler. Girit’ten, Midilli’den ve Makedonya’dan Türkler gelip yerleştiler. Lozan anlaşmasından sonraki “Mübadele” Ayvalık’a işte böyle yansıdı. Ayvalık’tan Yunanistan’a göçenler eski yurtlarını unutamıyorlar. Atina’da Ayvalık Yıldızı diye bir gazete çıkarıyorlar ve Ayvalıklılar Birliği’ni kurmuşlar. Arada bir yaşlılar dünya gözüyle eski memleketlerini görmeye gidip nemli gözlerle sokaklarda dolaşıyorlar. Gitmeyip kalanlar bildikleri gibi yaşayıp gidiyorlar.

Daha önce gelip de bu şirin ilçenin tadını bilenler hemen sokak aralarına yürürler. İlk kez gidiyorsanız İlk Kurşun Tepesi’ne (Eskiler İlyas Peygamber, diyorlar.) çıkıp şöyle bir kuşbakışı seyredin. Çok etkileyici bir manzara göreceksiniz, sonra ayrıntıları keşfe koyulursunuz.

Önce çarşının iç taraflarına yürüyün, sokaklarda dolaşın. Eski evlere bakın. Özellikle kapılarına, alınlıklarına, kapı tokmaklarına, pencerelerine bakın. Tahta ve taş işçiliğinin güzel örneklerini göreceksiniz. Hemen hepsi uçuk renk boyalı taş evler arasında yürümek geçmişte yolculuk etmek gibidir. Birdenbire bir minare çıkıverir karşınıza. Aşağıya doğru baktığınızda eski bir kiliseye cami yapmak için eklenmiş olduğunu görürsünüz. Cunda’dakiler hariç Ayvalık’ta ondan fazla kilise vardı. Bunların bazıları günümüze ulaşamadı.

Taksiyarhis Kilisesi kentin en eski mahallesindedir. Balık derisi üzerine işlenmiş aziz portreleri ile ikonları 130 yıl geçmişten geliyor. Bunlardan bir kısmı çalındığı için kilise ziyarete kapatılmıştır.

Agios Yannis Kilisesi Saatli Cami olarak görülüyor. Cumhuriyetten sonra camiye çevrildi. Şimdiki Çınarlı Camisi de Agios Yorgios Kilisesi idi. Gazi İlkokulu avlusunda Hayrettin Paşa Camisi olarak kullanılan Kato Panaya öksüzler için yaptırılmıştı. Feneromeni eski kiliselerin en şanssızlarından olmalı. Zeytinyağı fabrikası olarak kullanılıyor. Stadyum yolu üzerindeki bu kiliseye içinde “kutsal su” bulunduğu için Ayazma deniliyordu. Biberli Cami Agios Nikolaos Kilisesi’nden çevrildi. Ayvalıklı gazeteci-yazar Ahmet Yorulmaz Ayvalık’ı Gezerken adlı kitabında adını belirleyemediği 1899’da yapılmış bir kiliseyi daha ortaya çıkarmış. Sakarla Mahallesi 28. sokaktaki 8 numaralı evin bahçesinde kalan kiliseyi görmek için ev sahibinden izin almanız gerekiyor. (Evin bahçesindeki bir kiliseyi İzmir’in Selçuk ilçesi Şirince Köyü’nde de göreceğiz. Özel mülkiyedeki kiliselerin onlarcasını da Kapadokya’da gezeceğiz.

ŞEYTAN SOFRASI

Ayvalık’ı, körfezin güzel koylarını ve göz alabildiğine uzanan zeytinliklerini kuşbakışı seyretmek için Şeytan Sofrası’na çıkmalı. Sarmısaklı yolunda Şeytan sofrası tabelasından sağa dündüğünüzde masalar, tuvalet, telefon ve su gibi hizmetleri bulabileceğiniz Çamlık Orman Kampı’na, devam edip yokuş yukarı kıvrılan yolu izlediğinizde Şeytan Sofrası’na ulaşacaksınız. Cumhuriyet Alanı’ndan kalkan dolmuşlarla da gidebilirsiniz. Tepe aslında eski bir lav birikintisidir. Yuvarlak bir sofraya benzer. Bir lokanta da bulunan tepede manzara nefis, özellikle günbatımında fotoğraf için çok uygun. Demir bir kafes içinde de şeytana ait olduğu söylenen kocaman bir ayak izi var. Ayak izinin büyüklüğüne ve ayakkabı fiyatlarına bakarsanız “şeytanın pabucu” epeyce pahalı olmalı. Demir kafese çaput bağlayanlar ve para atanlar da oluyor. Şeytan Sofrası’nın yanıbaşındaki tepeye Tavşan Kulakları deniyor. Beş metre kadar, tavşan kulağına benzeyen iki kaya sanki yapaymış gibi görünüyor.

Tımarhane Adası

Çamlık koyundan yukarı Şeytan Sofrasına dönmeyip devam ederseniz ( eski Murat Reis Oteli’nin arkasından geçen yol) Yarımadanın ucuna, yöredeki adıyla Tımarhane adasına çıkarsınız.

Rumların yaşadığı zamanlarda meyhanesi bol bir köymüş Ayvalık. Halkın yüzde 90’ı içki içen, delisi de bol bir köy. İşte bu yıllarda içkinin dozunu fazla kaçıranları, adanın yakınlarındaki Tımarhane adasına götürüp bırakırlarmış. Sürekli ve sert esen rüzgarda akılları başlarına gelenler tekrar halkın arasına karışırlar; gelmeyenler de rüzgarın çıkardığı seslerle biraz daha oyalanırlarmış.

Ayvalık’ta rüzgar ve meyhaneler şimdi de bol. Ama yüzyıllar öncesinin psikoterapi merkezi Tımarhane adası günümüzde delilere değil, yeşil doğası ve tertemiz sahili ile turistlere ev sahipliği yapıyor.

Çamlık koyunun sonunda, Şeytan Sofrası’nın eteklerinde ve yarımadanın ucunda yer alan Tımarhane adası yalnızca adıyla değil, tepede bulunan ilginç yapılı kayalarıyla da dikkati çekiyor. Girintili, çıkıntılı ve hemen dibindeki manastırı bir ahtapot gibi sarmış kayalar, rüzgarda garip uğultular ve sesler çıkarıyor, adeta ıslık çalıyor.

Adada görülen tek yapı küçük taş manastır. Birkaç kemerli pencere yuvası ve arkasında bir koridoru bulunan bu bakımsız manastır, günümüzde ağıl olarak kullanılıyor. Bölgeye hakim olan taş manastırdan Ayvalık Alibey Adası, Tavuk Adası ve Çamlık koyunun manzarasını seyretmek oldukça dinlendirici. Özellikle Ege’den esen rüzgar, yürüyüşe ve tırmanmaya meraklı doğaseverlere uygun bir ortam oluşturuyor. Rumların “Agia Paraskevi” dedikleri Çamlık koyundaki Sarımsak yarımadasının devamı olan Tımarhane adasına, Türkler “Taşlı Manastır” da derlermiş. 70 yıl öncesine kadar psikoterapi merkezi ve çiftlik binalarının da bulunduğu Tımarhane adası, Cunda adasına giden turistlerin mutlaka uğramaları gereken bir doğa harikası. Yöredeki bir diğer ilginç doğal güzellik ise Dalyan boğazı mevkiinin bir başka kıyısında yer alan “Deliklitaş”. Ortasındaki delik nedeniyle bu adı alan katran rengindeki Deliklitaş, Çamlık koyunun sığ bölümünde, kumdan oluşan bir dilin ucunda bulunuyor. Tekneyle giderseniz karaya oturmamaya dikkat etmelisiniz. Koyun içinde bir de balık üretme çiftliği yer alıyor.

CUNDA ADASI

Taşkahve

Ayvalık’ın karşı tarafındaki adaya Cumhuriyet öncesinde Rumlar “Kokuluada” anlamında Moshinos, Türkler Cunda diyorlardı. Adaya sonradan işgalcilere direnen Ali Bey’in adı verildi. Ada 1964 yılında bir köprü ile Ayvalık’a bağlandı. (Belediye otobüsü ve dolmuşlar da çalışıyor ama yazın dolmuş motorları ile gitmek daha güzel.) Bizce Cunda’ya akşama doğru gidilmeli ki akşam yemeği de orada yenmeli. Ada eskiden deniz ürünleri ve şarap üretilen yerdi. Otomobille gidenler girişte park etmeliler. Zaten bir avuç yer ve daracık sokaklarda yürümek çok keyifli. Sahildeki yüksek tavanlı Taş Kahve’ye girmeyi unutmayın. Adanın etrafı çam ve zeytin ağaçları ile donanmış. Yollardaki arı kovanları kimseyi ürkütmesin, hiç bir zarar vermezler insana. Adanın etrafında otomobille dolaşılabilir ama akşam serinliğinde yaya dolaşmanın tadını vermez. Küçük tepelere çıkıp güneşin son ışıklarının vurduğu adaları, koyları seyretmekten de mahrum kalırsınız.

Taksiyarhis KilisesiAdada çok sayıda kilise, manastır vardı. Çoğu günümüze ulaşamadı. Kiliselerin en büyüğü Taksiyarhis 1873’de yapılmış metropol kilisesiydi. Devasa çanı Bergama Müzesi’nde bulunuyor. Bizans stilindeki kilise gezilebiliyor. Panaya Kilisesi’nin duvar kalıntılarını Bakkal Sokağı’nın başında, Agios Yannis’in dört duvarını girişte, soldaki tepenin üzerinde görebilirsiniz. (Bu tepeye şimdilerde “Aşıklar Tepesi” adı takıldı.)

Adada sekiz manastır bulunduğu biliniyor. “Ayışığı” anlamına gelen Ayios Dimitrios Ta Selina adanın kuzey yönünde, kara uzantısında özgün yapısı ile dikkati çekiyor.

Günün son ışıkları denize düşerken adanın balıkçı lokantalarından birini beğenin. İsterseniz oturmadan önce “Papalina var mı?” diye sorun. Papalina adanın özel balığıdır ve eski meyhanelerin vazgeçilmez rakı mezesidir. Şimdilerde fiyatı düşük diye kimi meyhaneler bulundurmuyor, kimileri de “yok”, diyor. (Meyhaneye Ayvalık’ın içinde gidecekseniz Tenekeciler Sokağı’nı bulacaksınız.) Balık her yerde olduğu gibi burada da azaldı. Yazın kalabalığı da bindirince fiyatlar iyice yükseliyor. Bütün Ege’de olduğu gibi burada da balıkları görerek seçin ve önceden fiyatlarını sorun. Müşteri çokluğuna göre biraz pazarlık etmeniz de mümkün. Çipuranın çiftlikte yetiştirilenini istemezseniz denizden tutulanı pek kalmadı, sinarit de kalmadı. Levrek arasıra çıkıyor ve çok pahalı. Levrek için piyangoculardan şansınızı deneyebilirsiniz. Bir numara seçip tombalada size çıkarsa lokantaya verip pişirtirsiniz ve şansınızın armağanı ile mükkellef bir ziyafet çekersiniz. Mezgit’in bir türü olan ve Ayvalıklıların bakalaros dedikleri balıktan güzel bir buğulama deneyebilirsiniz. Ahtapot her zaman bulunabilir. Aslında bir çorba balığı olan ıskorpitin buğulaması da bulunabiliyor. Sofranızda Ege’nin ot mezelerini unutmayın. Değişik ekşi tadıyla radika her zaman bulunur ama diğerleri bir görünüp bir kaybolur. Hindiba, turp otu, arapsaçı, istifno gibi Ege otlarından yapılan yemek ve mezeleri sorun ve bulursanız istemeyi unutmayın. ( Adlarından anlaşılacağı gibi bir kısım otlar, balıklar ve mezeler Rumca adları ile bilinmeyi sürdürüyor. ) Bakladan yapılan fava da dereotuyla ve halis zeytinyağıyla süslenip gelmeli sofranızda. Fiyatına aldırmazsanız ıstakoz dahil “lüks” deniz ürünlerini bulabilirsiniz. Ayvalık bir zeytin ve zeytinyağı memleketi olsa da siz tavada kızaracak balık istemişseniz, zeytinyağında istediğinizi özellikle belirtin. Tuhaf ama en güzel zeytinyağının üretildiği yörelerde lokantalar çoğu zaman çiçek yağı kullanıyorlar. Sorarsanız “hafif oluyor,” diyorlar ama işin aslı öyle değil, çiçek yağı daha ucuz da ondan.

Patrice Köyü

Cunda’nın öbür tarafında ıssız sessiz bir yer. Bu eski Rum köyünün kimi evleri restore edilmiş. (Konaklamak veya yemek yemek için tek tesis Bıyıklı’nın Yeri Tel: 266.327 17 68). Köyün “pina” denilen dev boyutlu midyelerinden yemeyi unutmayın. Meraklıysanız denizin dibinde diklemesine duran bu dev midyelerden toplamak için dalabilirsiniz.

SARMISAKLI PLAJLARI

Ayvalık’ın oteller ve plaj bölgesi Sarmısaklı’dır. İlçe merkezine beş km. uzaklıktaki plajın kumsalı dört km. uzunluğundadır. Plajlar açıktır ve ücret ödenmez. Kıyı boyunca ve kısmen içerilerde 5 yıldızlıdan pansiyona her düzeyde konaklama tesisi ile lokantalar bulabilirsiniz. Ayvalık – Sarmısaklı arasında çok sık ve yaz aylarında geç saatlere kadar minibüs seferi vardır.

Sarmısaklı’dan sağa dönüp devam ettiğinizde yol küçük koylara götürür sizi. Badavat koyu da bunlardan biridir. Sarmısaklı plajına göre daha sakin olan koyda otel, pansiyon ve lokanta bulabilirsiniz.

ADALAR

Ayvalık koyu 22 küçük adayı barındırır. Cunda dışında hiçbirinde yerleşim yoktur. Ara sıra balıkçılar mola verirler. Motorlarla bu adalara geziler düzenlenir. İnce kumlu, uzun plajı ile Altınova Ayvalık-Ören arasındadır. Yazlık tatil sitelerinin yoğunluğu hemen göze çarpar.

Ayvalık zeytin kokuyor, İmbatla gelen deniz kokuyor, bir de yosun kokuyor. Sokakları, evleri, ibadethaneleri ile de tarih ve kültür kokuyor. Ayvalık’tan göçenlerin burayı hiç unutamamaları boşuna değil. Görünce anlıyorsunuz.

Önde bir güzel yapı, arkasında bir çan kulesi ve yanında yükselen minare. Hepsi bir fotoğraf karesinin içine sığıvermiş. Böyle ne çok fotoğraf çekilebiliyor Ayvalık’ta. Çok aramaya gerek yok, sağınıza solunuza bakmanız, biraz da ayrıntılar ile ilgilenmeniz yeterli.

(daha fazla…)

DEVAMINI OKU >> Facebook ta Ayvalık

Sebo - 17 Ocak 2010

Cebrail Temel 14 Ocak, 2010

MULTIPL SKLEROZ SEMPTOMLARINI ALEVLENDIREN FAKTÖRLER
NELERDIR?

MS semtomlarini presipite eden en önemli faktörler, enfeksiyon, travma ve gebeliktir. Fakat yapilan bazi çalismalarda bunlarin hiç birinin de yeni atak gelisimini kolaylastirdigi gösterilememistir. Çesitli diger serilerde ise üst solunum yolu veya 4gastrointestinal viral enfeksiyonlarin %5-50 oraninda alevlenmeye yol açtigi bildirilmistir.
Gebelik, risk faktörü olarak belirlense bile bu dönemde alevlenme görülmez, fakat postpartum 3 ay riskli bir dönemdir.
Kadinlarin %43′ünde menstruasyondan önceki günlerde semptomlar alevlenmektedir.
Travma ile ilgili olarak da çeliskili sonuçlar elde edilmektedir. Bir çalismada özellikle travmanin oldugu ekstremitede MS atak bulgulari’nin ortaya çiktigi savunulurken, diger bazi çalismalarda böyle bir iliski saptanamamistir.
Asilar’ in MS atagini provoke edip etmedigi de tartisilan önemli konulardan biridir. Bu konu ile ilgili çeliskili sonuçlar mevcuttur. Asilar içerisinde özellikle hepatit B ve tetanoz asilari pek tavsiye edilmez. Burada hastanin meslegini de göz önünde bulundurarak, arti ve eksileri degerlendirerek sözü geçen asilara karar vermek gerekir.
Stres Günümüzde pek çok hastaligin olusumunda stresin önemli bir payinin oldugunu bilmekteyiz. MS de de stres önemli bir risk faktörüdür. Remisyondaki MS hastalari strese maruz kaldiklarinda akut atak geçirebilmektedirler.
Yorgunluk ve uykusuzluk MS semptomlari arasinda zaten oldukça sik olarak görülen yorgunlugun daha çok santral orijinli oldugu bilinmektedir. Hastalara günlük yasantilarinda çok yorulmamalari asiri egzersizden kaçinmalari ve uykusuz
kalmamalari önerilir.

DEMIYELINIZASYON’ UN OLUSTURDUGU FIZYOPATOLOJIK DEGISIKLIKLER
Demiyelinizasyon’un en önemli etkisi ranvier bogumlari arasindaki elektrik akimini engellemektir. Akut gelisen ve birkaç gün içerisinde düzelen
demiyelinizasyonda sinir liflerindeki iletim blogu patolojik olarak kabul edilmez,fizyolojiktir. Bu durumda düzelmeye yol açan neden remiyelinizasyon degil, lezyon çevresindeki ödem ve akut inflamatuar degisikliklerin gerilemesidir. Muhtemelen remiyelinizasyon da oluyordur fakat bu kismi ve yavas bir süreçtir ve bunun sinir sistemindeki fonksiyonel etkileri bilinemez.
MS’un klasik bir bulgusu, çevre isisinin artisi ve egzersizle semptomlarin alevlenmesidir (Uhthoff Fenomeni). Örnegin sicak banyoda hastanin bir ekstremisinde uyusma veya güçsüzlük gelisebilir veya tek tarafli görme bulanikligi ortaya çikabilir. Bunun nedeni, sicagin sinir liflerindeki elektriksel geçisi bloke etmesidir. Iletim blogu gelismesindeki bir diger etken de demiyelinize sinir lifleri çevresindeki iyonize kalsiyum konsantrasyonunun artisidir.
Hastalarda sigara içmek, yorgunluk ve yukarida bahsedilen bir takim etkenlerle beliren bu reversibl mini ataklar, akut bir MS atagi olarak
degerlendirilmemel idir.

MULTIPL SKLEROZ SEMPTOMLARINI ALEVLENDIREN FAKTÖRLER
NELERDIR?

MS semtomlarini presipite eden en önemli faktörler, enfeksiyon, travma ve gebeliktir. Fakat yapilan bazi çalismalarda bunlarin hiç birinin de yeni atak gelisimini kolaylastirdigi gösterilememistir. Çesitli diger serilerde ise üst solunum yolu veya 4 gastrointestinal viral enfeksiyonlarin %5-50 oraninda alevlenmeye yol açtigi bildirilmistir.
Gebelik, risk faktörü olarak belirlense bile bu dönemde alevlenme görülmez, fakat postpartum 3 ay riskli bir dönemdir.
Kadinlarin %43′ünde menstruasyondan önceki günlerde semptomlar alevlenmektedir.
Travma ile ilgili olarak da çeliskili sonuçlar elde edilmektedir. Bir çalismada özellikle travmanin oldugu ekstremitede MS atak bulgulari’nin ortaya çiktigi savunulurken, diger bazi çalismalarda böyle bir iliski saptanamamistir.
Asilar’ in MS atagini provoke edip etmedigi de tartisilan önemli konulardan biridir. Bu konu ile ilgili çeliskili sonuçlar mevcuttur. Asilar içerisinde özellikle hepatit B ve tetanoz asilari pek tavsiye edilmez. Burada hastanin meslegini de göz önünde bulundurarak, arti ve eksileri degerlendirerek sözü geçen asilara karar vermek gerekir.
Stres Günümüzde pek çok hastaligin olusumunda stresin önemli bir payinin oldugunu bilmekteyiz. MS de de stres önemli bir risk faktörüdür. Remisyondaki MS hastalari strese maruz kaldiklarinda akut atak geçirebilmektedirler.
Yorgunluk ve uykusuzluk MS semptomlari arasinda zaten oldukça sik olarak görülen yorgunlugun daha çok santral orijinli oldugu bilinmektedir. Hastalara günlük yasantilarinda çok yorulmamalari asiri egzersizden kaçinmalari ve uykusuz kalmamalari önerilir.

MULTIPLE SKLEROZ VE D-VITAMINI
ABD li bilim adamları, D vitamininin multiple sclerosis (MS) hastalarında pozitif etki yaptığını saptadı.

Günde 1000 ünite D vitaminini 6 ay kullanan hastalarda, D vitamininin kandaki kimyasal etkiyi değiştirerek, hastalarda pozitif etki yarattığı gözlendi.

Yapılan araştırmanın küçük boyutta olduğuna değinen araştırmacılar, 6 ay sonra hastaların kanlarında yapılan araştırmada, büyüme faktörü olan beta-1 in (TGF-Beta) değişiminin yükseldiğini belirledi. Beta-1 in vücudun bağışıklık sisteminin eksilme ve sindirilmesinde önemli rolü olduğu biliniyor.

Araştırmada, vitamin D kullanan hastalarda, interleuken-2 oranının da düştüğü gözlendi. İnterleuken-2 nin hücrelerle ilişkili olarak, multiple skleroza neden olduğu biliniyor.

Fareler üzerinde yapılan araştırmalarda ise, D vitamininin MS hastalığının oluşmasını önlediği belirlendi.

D vitaminini vücudun cilt vasıtasıyla güneş ışınlarından aldığına değinen araştırmacılar, multiple skleroz hastalığının ekvator ülkelerinde sıfıra yakın oranda olduğunu açıkladı.

Güneş ışınlarının yüksek bölgelerde cilde daha iyi etki yaptığına değinen bilim adamları, bu yüzden MS hastalığının rakımı düşük bölgelerde daha çok görüldüğüne işaret ediyor.

D vitamininin, bağışıklık sisteminde olduğu gibi, kemik sağlığında da yararlı olduğu biliniyor.

*************************
MULTIPLE SKLEROZ HASTALARI ICIN BESLENME ONERILERI
1. Günlük olarak tükettiğiniz protein miktarını azaltın; günlük kalori gereksiniminizin %10 unu proteinlerden temin edin. Hayvansal proteinler yerine mümkün olduğunca bitkisel proteinler tüketin (mercimek, soya gibi).

2. Süt ve süt ürünlerini azaltın, bunların yerine diğer kalsiyum kaynaklarını kullanın.

3. Mümkün olduğunca suni gübreler kullanılmadan ve mevsiminde üretilen (sera olmayan) meyveler yiyin. Ekmek ve benzeri yiyeceklerin hammaddelerinin de bu şekilde üretilmiş olmasına özen gösterin.

4. Poliunsature (çok zincirli doymamış) bitkisel yağları, margarinleri, tüm hidrojenize yağları, kısacası tüm yağları diyetinizden çıkarın. SADECE SAF ZEYTİN YAĞI KULLANIN (mümkünse doğrudan bahçesinde zeytin üreten ve bundan yağ elde edenlerden alın).

5. Omega-3-yağ asitlerini düzenli olarak tüketin (balık, keten tohumu yağı, kenevir yağı).

6. Daha çok sebze ve meyve tüketin.

7. Zencefil ve zerdeçal ı düzenli olarak yiyin.

MS TESHISI
LABORATUAR BULGULARI

Öykü ve nörolojik muayene bulgulari ile RR-MS tanisi konulsa bile laboratuar bulgulari ile bu taninin desteklenmesi gerekir. Fakat surasi da unutulmamalidir ki sadece laboratuar bulgularina dayanarak MS tanisi konulamaz. Hastalik teshisinde eskiden beri kullanilan Poser tani kriterleri artik terk edilmis,bunun yerini McDonald ve arkadaslarinin tani kriterleri almistir.

DIGER LABORATUAR BULGULARI

Görsel uyarilma potansiyeli : Visual Evoked Potential (VEP),
Isitsel uyarilma potansiyeli : Brainstem Auditory Evoked Potential (BAEP), Duysal uyarilma potansiyeli: Somatosensorial Evoked Potential (SEP), tetkikleri araciligiyla özellikle asemptomatik lezyonlar saptanabilmektedir.
Bir çalismada kesin MS olgularinin %70′inde, olasi MS olgularinin ise
%60′inda anormal VEP yaniti bulunmustur. BAEP anormalligi, kesin MS’da %47, olasi MS’da %20′dir.
SEP, anormalligi ise kesin MS’da %69, olasi MS’da ise %51 oraninda elde edilmistir..

CT BULGULARI
Çift doz kontrast madde vererek ve inflamasyondan bir saat sonra CT tetkiki yapilarak akut dönemde MS plaklarini görme sansi artirilabilir.
Burada karisikliga yolaçan iki durum vardir:
1- Akut plaklar, halka seklinde (Ring) kontrast tutan görüntüler verebilir. Bu görüntüler tümör ve apse ile karisabilir.
2- SSS lenfomalari da periventriküler lezyonlara yolaçabilir ve steroid tedavisinden sonra bu lezyonlar kaybolabilir.
Kronik MS olgularinda kortikal atrofi gelisir.

MANYETIK REZONANS GÖRÜNTÜLEME (MRG) BULGULARI
MRG, MS için ilk kez 1981 yilinda Young ve arkadaslari tarafindan
kullanilmistir.
MRG, serebrum, beyinsapi, optik sinir ve spinal korddaki asemptomatik plaklari belirlemede CT’den daha üstündür. Tedavi monitorizasyonunda en güvenilir parametrelerden biridir. MR aktivitesi klinik aktivitenin 5-10 katidir.
MS olgularinin %85′den fazlasinda periventriküler, lateral ventrikül uzun aksina dik, ovoid yapida, çapi 0,5-3 cm. arasinda degisen lezyonlar görülür. Bu görünüme “Dawson’s Finger” denir.
Bu görüntülere neden olan etken subepandimal ve derin beyaz cevher medüller venlerinin etrafindaki demyelinizasyondur.
Periventriküler lezyon yükü ile kognitif fonksiyon bozuluklari arasinda yakin
iliski vardir.
Ikinci sikliktaki yerlesim alani Korpus Kallozum’dur. Klinik olarak kesin MS tanisi alan olgularin %50-90′inda bu yerlesim görülür. Korpus Kallozum lezyonlari sagital planda daha iyi görüntülenirler.
MRG’de çogu plak T1 agirlikli görüntülemede izo-hipointens, T2 agirlikli görüntülemede ise hiperintenstir.
Plaklar, sentrum semiovale, beyinsapi ve serebellumda da yerlesim
gösterebilirler. Yetiskin MS plaklarinin %10′u infratentorialdir. Bazal ganglion hipointensitelerine %10-25 oraninda rastlanmaktadir. MS plaklari %5-10 oraninda gri
maddede yerlesim gösterir.
Ilerlemis MS olgularinda T1 agirlikli görüntülemede hipointens “Black Holes”
denen lezyonlar görülebilir. Bunlar, matriks destrüksiyonuyla birlikte belirgin nörolojik
hasari ve klinik progresyonu gösterir.
MS’da MRG olarak üç tip lezyon görülebilir:
1- Küçük soliter yuvarlak veya oval lezyonlar (Max. çap < 10mm.)
2- Genis soliter yuvarlak veya oval lezyonlar (Çap > 10mm.)
3- Konfluens gösteren, daha genis, iki veya daha çok yuvarlak ve küçük
lezyonun birlesmesinden meydana gelen düzensiz görünümlü veya 5
mm’den kalin olan lineer lezyonlar (Min. > 5mm.) Periventriküler konfluens
kalicidir.

MS’de daha önce de belirtildigi gibi artik McDonald tani kriterleri
kullanilmaktadir (McDonald et al. Recommended Diagnostic Criteria for MS.
Ann Neurol 2001; 50:121-127)
Periventriküler hiperintensite pek çok patolojik durumda ve hatta normal yaslilik
döneminde bile görülebilir. Fakat yasliliktaki periventriküler degisiklikler daha hafiftir
ve lezyon sekilleri MS’dekine göre daha düzdür.
Tüm bu kriterleri klinikle korele etmek gerekir.
Çocuklarda MRG bulgulari eriskinlerden çok farkli olmamakla birlikte,
tumefacient plaklar ve posterior fossa plaklari bu grupta daha sik görülür. Plaklar, bazen beyin tümörleriyle karisan görünümler verebilirler fakat bu son durumda kitle etkisine ait bulgulara rastlanmaz. Bazen eriskinlerde de MRG’de tümör benzeri görünümlere ve meningeal tutuluma rastlanabilir.
MS lezyonlarinin akut dönemde kontrast tutmasinin nedeni kan-beyin bariyerinin bozulmasidir. Bunu vazojenik ödem ve demiyelinizasyon izler. Kan-beyin bariyerinin düzelmesi için yaklasik olarak 8 hafta gerekmektedir. Daha sonra 4 -8 hafta içinde ödem çözülür, astrositik proliferasyon gelisir. Lezyonlarin kontrast 13 tutmasi 6-12 hafta içinde giderek azalarak kaybolur. Kontrastli MRG tetkikinde kesintili halka (open ring) görünümünün MS için tipik oldugu belirtilmektedir. MRG’de
kontrast tutan ve tutmayan lezyonlarin ayni anda bulunmasi bu lezyonlarin daha çok MS ile uyumlu oldugunun bir göstergesidir.
MRG de , hastalik aktivasyonunu gösteren belirtilen sunlardir.
1- Yeni lezyonlarin ortaya çikisi,
2- Kaybolan bir lezyonun yeniden ortaya çikmasi veya reaktivasyonu
3- Eski lezyonlarin genislemesi veya reaktivasyonu , 1 cm den küçük lezyonlarda %70 lik. 1 cm den büyük lezyonlarda ise %10 luk bir büyümenin olmasi aktivasyonu göstermektedir.
4- Lezyon çapinda artis olsun veya olmasin bir lezyonun Gd tutmasi. Bir
lezyonun kontrast tutmasi, kan beyin bariyerinin bozuldugunun bir
göstergesidir. Kontrast tutan lezyonlarin %56 si derin beyaz maddededir (non-periventriküler) %23’ü periventriküler, %21’i de gri beyaz madde sinirindadir.
5- Periventriküler lezyonlar daha çok kronik lezyonlardir. Akut lezyonlar
siklikla korono radiata ve sentrum semiovale beyaz maddesinde yeralir.
Aktif lezyonlarin seyriyle ilgili yapilan bir çalismada bu plaklarin %59′unun küçülerek kayboldugu, %25′inin aktivitesini sürdürdügü, %16’sinin konfluens gösterdigi anlasilmistir.
Spinal kordun görüntülenmesi MS tanisinda MRG sensitivitesini arttirmaktadir.
Bununla birlikte spinal kordun görüntülenmesinde bir takim güçlükler vardir. Bunlarin
basinda hareket artefaktlari gelmektedir. Spinal ve kortikospinal yoldaki bir plak beynin herhangi diger bir yerindeki plaga göre daha çok klinik belirti verir.
Spinal kordu etkileyen ve MS ile karisabilen bir takim hastaliklar da vardir.
Bunlar:
Devic hastaligi: Bunda spinal kordun birden fazla segmentinde ödemle uyumlu lezyon bulgulari vardir. Beyin patolojisine rastlanmaz. MS’da ise spinal kordda daha küçük bir segmentte lezyon görülür.

Klinik olarak kesin MS tanisi alan spinal kord lezyonlu olgularda MRG tetkikinin yanisira patolojik incelemeler yapilmis ve bunlarin %10′unda beyinde ya hiçbir lezyon bulunamamis ya da çok az lezyon görülmüstür.
Bu nedenle MS tanisi süpheli olan olgularda spinal MRG tetkikinin ayri bir önemi bulunmaktadir.
Son yillarda yapilan ve RR-MS ve Kronik Progresif Formdaki MS olgularini içeren iki çalismaya göre spinal korddaki yeni gelisen lezyonlar, beyinde gelisen yeni lezyonlara göre daha çok semptomatik olmaktadir.
Bir diger çalismada MS’a bagli Izole spinal kord sendromu olan hastalarin %64′ünde servikal bölgede lezyon gösterilmis, bu oran torakolomber bölge için %28 olarak belirlenmistir. 14
PPMS ve SPMS MS’da MRG’de genellikle spinal kord atrofisi görülse de aralarinda genel MRG bulgulari olarak bazi farkliliklar bulunmaktadir.
- PPMS’da yeni lezyonlara daha az rastlanir. Lezyonlar küçüktür ve kontrast madde tutmaz.
- RR-MS veya SPMS’da ise lezyonlar daha yaygin ve büyüktür. Yeni lezyonlarvardir. Lezyonlar kontrast madde tutar.
Spinal kord anormallikleri, Fast Spin-Echo veya Turbo Spin-Echo sekansları ile daha iyi görüntülenebilir. Fast Fluid- Attenuated Inversion Recovery Imaging
(Fast FLAIR) teknigi ile daha çok juxta-kortikal lezyonlar belirlenebilir, fakat bu teknik sipnal kord ve posterior fossa lezyonlarini belirlemede yetersizdir.
Magnetik Rezonans Spectroscopy (MRS), noninvasiv bir tetkiktir ve MS
plaklarindaki metabolik degisikleri ve MS prognozunu belirlemede önemi vardir. . N-acetyl aspartate (NAA) sadece nöronlarda bulunur, kronik MS lezyonlarinda NAA piki azalir. Çesitli farkli görüsler olmasina karsin bu kimyasal degisikligin akson kaybinin bir yansimasi oldugu kabul edilir.

Spektroskopik görüntüleme ve relaksasyon analizi teknikleri ile standart MRG de normal görünümlü beyaz maddenin (NAWM) aslinda anormal oldugu anlasilmaktadir. Magnetisation Transfer Imaging (MTI) ve T2 relaksasyon analizleri ile stabil lezyonlardaki demiyelinizasyon derecesi saptanabilir.

“Alıntıdır Facebook”

DEVAMINI OKU >> MS Hastası ve yakınları için Bilgiler