Sebo - 30 Ekim 2009

PARALARDAKİ FATMA ALİYE HANIM

elli_turklirasi

Fatma Aliye Hanım’ı (1862-1936) tanımıyordum. Türk edebiyatının ilk kadın romancısıymış.

Yeni Şafak Gazetesi okuyor olsaydım Fatma Aliye Hanım hakkında yeterli bilgiye sahip olurdum elbette.

Fatma Aliye’yi bundan sonra artık herkes tanıyacak. Çünkü Fatma Aliye’nin fotoğrafı bundan böyle 50 TL lik banknotlarda Atatürk’ün yerine yerleşecek.

50′liğin Bir yüzünde Fatma Aliye, diğer yüzünde Atatürk.

Cumhuriyetin yetiştirdiği bunca başarılı Türk kadını varken, Fatma Aliye nereden çıktı demeyin.

Fatma Aliye’yi Atatürk’ün yerine yerleştiren nedenin onun romancılığı olduğunu sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Asıl neden onun İslamcılığı ve Atatürk Devrimlerine karşı olması.

Çankaya’da, Atatürk’ün koltuğunda İslamcı bir Cumhurbaşkanının oturduğu Türkiye’de, paraların üzerine Fatma Aliye Hanım’ın resmi konmuş çok mu?

Fatma Aliye’nin tesettüre olan tutkusu onun yazılarına da yansımış.

Bir yazısında kadınların giyim tarzı konusunda şöyle diyor; “…İşte bu tuvaletin üzerine zinetten ari ve bolca bir şey giyilir ve saçlar da bir baş örtüsüyle örtülürse şeriata muvafık surette tesettür edilmiş olur.”

Fatma Aliye Hanım, Mustafa Kemal’in yaptığı devrimleri bir türlü benimseyememiş.

Romanlar yazan, Batı edebiyatından çeviriler yapan ve dönemindeki erkek egemenliğine karşı çıkabilen bir kadın, nasıl olur da Mustafa Kemal aydınlığını göremez, anlamak olası değil.

Kendisinin, bir Osmanlı paşasının (Ahmet Cevdet Paşa) kızı olmasının bunda rolü var elbette.

Evinde çocuklarının ona yaşattığı sıkıntılar onu daha da İslam’a bağlamış olabilir. Evden kaçıp Katolik rahibe olan bir kızın annesinin yaşadığı travma herhalde azımsanacak gibi değildir.

Fatma Aliye’yi en iyi inceleyenlerden olan Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, onu anlatan bir de kitap yazmış.

Kitabın adı, “Fatma Aliye: Uzak Ülke”

Mustafa Kemal’in yaptığı yenilikler nedeniyle Fatma Aliye’nin ülkesine yabancılaştığı ve uzaklaştığı anlatılıyormuş bu kitapta.

Saltanatın kaldırılmasını, alfabenin değiştirilmesini ve padişahın düşürülmesini, Fatma Aliye Hanım asla kabul edememiş, Mustafa Kemal’e hep karşı olmuş.

Şimdi anladınız mı, bunca Cumhuriyet kadını dururken Fatma Aliye Hanım’ın neden Atatürk’ün yerine oturtulduğunu?

Elde edemedikleri türban özgürlüğü nedeniyle kendilerini Türkiye’ye “uzak” bulanlar elbette Fatma Aliye Hanım’ın fotoğrafının oraya konmasından mutlu olacaklardır.

Hem Atatürk’ü paraların -hiç olmazsa- bir yüzünden çıkardılar.

Hem de onun yerine İslamcı bir kadını koydular.

Paralar basıldığında göreceksiniz, Fatma Aliye Hanımın başörtüsünün altından, hem önden ve hem de yanlardan saçları görünüyor.

Bu durum, Fatma Aliye’yi oraya taşıyanlar için can sıkıcı olsa gerek.

Küçük bir rötuşla o başörtüsünü türbana çevirebilirlerdi elbette. Anlaşılan buna cesaret edemediler.

DEVAMINI OKU >> Paramızdaki kadın…

Sebo - 26 Ekim 2009

Bu üçü varsa hayat güzeldir:


Köy sakinleri yağmur duasına çıkmışlardı. Bütün köy ahalisi toplandı.
İçlerinden birinde şemsiye vardı.
Bu inançtır.

Babalar bebeklerini havaya hoplatır, çocuklar gülmekten bayılır. Yere düşeceklerini akıllarına bile getirmezler. Çünkü babaları onu tutacaktır.
Bu güvendir.

Yatağımıza girerken yarın uyanıp yaşamaya devam edeceğimize dair garantimiz yoktur. Ama yine de ertesi güne dair planlar yaparız.
Bu ümittir.

Ve bu üçü varsa, hayatınız güzeldir…

(daha fazla…)

DEVAMINI OKU >> Bilmediklerimiz…

Sebo - 25 Ekim 2009

ESNAF KEFALET DERNEGİNE KAYITLI MESLEKLER

MOTEL PANSİYON
28
BAYAN KUAFÖRÜ
28
GÜZELLİK SALONU
3
LOKANTA
30
TÜPGAZ
10
ELEKTRİKLİ MALZEMESI SATIŞI
10
KAFETERYA
49
BİRAHANE BAR
25
MATBAA
5
KASAP
12
ÇAYBAHÇESİ
6
KIRTASİYE
7
BAKKAL
115
OTEL
37
BÜFE İŞLETMECİSİ
118
ERKEK BERBERİ
53
RESTAURANT
27
MARKET
18
TORNA KAYNAK
39
DERİ TİCARETİ
5
FIRIN
19
OTO TAMİR TAMİRCİSİ
18
KAPORTACI
8
KONFEKSİYON
30
MARANGOZ
51
PASTAHANE
14
OTO ELEKTRİK
8
KAHVEHANE
57
ELEKTRİKLİ EV ALETLERİ SATIŞI
3
SU BAYİ
9
SIHHİ TESİSATÇI
7
EMLAKÇI
20
OTOPARK
3
TERZİ
12
TAVUKÇU
4
KARGO
3
GEZİ TEKNESİ
13
İNŞAAT MALZEMESİ SATIŞI
7
KAVAF
8
BALIKÇI
18
MOTOR TAMİRİ
12
FAST FOOD PİZZA
10
MANDRA
16
MOBİLYACI
7
PİDE DÖNER  KÖFTE SALONU
15
TUHAFİYE
25
ÇİÇEKÇ
6
TEKEL BAYİİ
49
ZEYTİNYAĞ TİCARETİ
10
OTO BOYA
3
TOST BÜFESİ
25
FOTOĞRAFÇI
6
HEDİYELİK EŞYA
37

DEVAMINI OKU >> Yaşam içinde var olanlar

Sebo - 17 Ekim 2009

AYVALIK

Bazı güzellikler insanı sever, insanla büyür. Ayvalık’ta böyle bir güzelliğin sahibidir. Her görüntü insanladır, paylaşılandır. Adalardan, denizden, balıktan, zeytinden gelen doğal güzelliklerin uyumu ile tarihi kent dokusunun özgün havası, insanı bir anda sarar. Başlangıçtaki bu ilk etki zamanla burada yaşama adına tutkuya dönüşür.

COĞRAFYASI

Ayvalık, Ege Denizi’nin Kuzeybatı kıyısında yer alan Balıkesir iline bağlı bir ilçedir. Batısında Ege Denizi, doğusunda Bergama, kuzeyinde Burhaniye ve güneyinde Dikili bulunur. Batısındaki Ege Denizi içinde Ayvalık’a ait 23 ada mevcuttur. Yerleşim, Ege Bölgesi’nin girintili çıkıntılı kıyı özelliklerine paralellik göstermektedir. Yerleşmeyi yükseltileri pek fazla olmayan tepelik alanlar çevirmektedir. Yerleşim kıyıda, eğimin çok az olduğu düzlüklerde yoğunlaşmıştır

TARİHİ

Ayvalık, yerleşiminin kuruluşuna ve prehistorik, Antik, Ortaçağ ve Bizans dönemlerine ilişkin net bilgiler yoktur.[1] Fakat Ayvalık’ın civar adalarında yerleşimin erken tarihlerde başladığı, bu adalarda yaşayan toplulukların daha sonradan Ayvalık’a yerleşen ve Ayvalık’ı kuran toplulukları oluşturduğu belirtilir. Ege göçleri ile MÖ VIII. Yüzyılda Yunan anakarasından gelen topluluklar ilk olarak Ayvalık’ın üç adasına yerleşmişlerdir.[2] Bu yerleşimler Yumurta Adası, Çıplak Ada (Chalkys), Maden Adası (Pordoselene) ve Cunda Adası(Nesos) dır.

Bizans Döneminde yeterince sahiplenilmeyen ve deniz güvenliğini kaybeden bu yerleşimler zamanla daha da önemini kaybetmiş, topluluklar iç bölgelere dağılmıştır. Bizans döneminden başlayıp uzun yıllar Edremit Körfezi’nin güneyini tehdit eden Korsan istilası, Ayvalık’ta yerleşimin geç oluşmasının en büyük sebebidir. Ayvalık’taki ilk topluluklar da korsanlardan kaçmak amacıyla Midilli ve civar adalardan göç eden Hıristiyanlardır.[3] O dönemde ilk yerleşenlerin “Kydonia”  olarak isimlendirdikleri ve “ayvalık ”adına karşılık gelen bu yerleşimin ismi Cumhuriyet’ten sonra da Türkçe Ayvalık olarak sürdürülmüştür.

Ayvalık’ı içine alan Körfez Bölgesi, XIV. yüzyıl II. yarısından itibaren Osmanlı idaresine girmiştir. Deniz güvenliğinin sağlamasının ardından kıyılara yerleşim tekrardan başlamıştır. Ayvalık’ın bu tarihlerden sonra kurulmuş olma ihtimali büyüktür. Fakat yerleşim uzun bir süre ekonomik açıdan faaliyet gösterememiştir. Kentin gelişimi 1773 yılından sonra daha hızlı bir şekilde olmuştur. 1773 yılında Papaz İkonomos’un çabalarıyla Ayvalık’a otonomi fermanı çıkarılmıştır.[4] Bu fermana göre hemen hemen nüfusun tamamını Rumların oluşturduğu Ayvalık, özerk bir yapıya kavuşmuştur. 1821‘de Yunanistan’ın bağımsızlığı ile Osmanlı Devleti içinde yaşanan siyasi karmaşa Ayvalık’a da yansımıştır.1821 ayaklanmasının ardından kentin özerkliği kaldırılmıştır. I. Dünya Savaşındaki gelişmelere bağlı olarak sorunlar tekrar yaşanmaya başlamıştır. Yunan işgaline uğrayan Ayvalık, Kurtuluş Savaşı ardından 15 Eylül 1922’de bağımsızlığına kavuşmuştur. Kurtuluş Savaşı sonrası gerçekleştirilen Lozan Antlaşması gereği iki ülke arasında 30 Ocak 1923 yılında Mübadele Protokolü imzalanmıştır. Bu anlaşmaya göre Yunanistan’da yaşayan Müslüman Türk nüfus ile Türkiye’de yaşayan Rum toplulukların yer değiştirmesi esasına dayanan nüfus mübadelesi gerçekleşmiştir.[5] Ayvalık’ta yaşayan Rumlar’da, bu anlaşma gereği Yunanistan topraklarına gönderilirken, Ayvalık ve Cunda Adası’na Girit ve Midilli’de yaşayan Türkler yerleştirilmiştir.

AYVALIK KENT MİMARİSİ

Osmanlı Devlet’inde XVIII. ve XIX. yüzyıllar içerisinde 2 milyondan fazla Rum,  İstanbul dışında, ağırlıklı olarak Batı Anadolu kıyılarında yaşamışlar ve yaşadıkları kentlerin mimarisinde de etkin rol oynamışlarıdır. Bu yerleşimlerden biri olan Ayvalık, özellikle XVIII. ve XIX. yüzyıllar arasında 20.000 ile 25.0000 arasındaki kalabalık nüfusuyla[6] zeytin ve zeytinyağı ticaretine dayalı ekonomisiyle gelişip Ege’nin en büyük sanayi ve ticari kentlerinden biri haline gelmiş, sosyo kültürel açıdan da oldukça zenginleşmiştir. Ayvalık’ın tarihi kent dokusunu oluşturan yapılar   ağırlıklı olarak bu dönemde yapılmıştır. Akdeniz kent mimarisinin özelliklerini taşıyan Ayvalık, Arnavut kaldırımlı daracık sokakları, bu sokaklarda yan yana sıralanmış taş evleri, evlerin yaşama dönük cepheleri,  rüzgârın eşlik ettiği deniz kokusu ile özgün bir yerleşim ve adeta bir açık hava müzesidir.

Ayvalık’taki tarihi kent dokusunu, konutlar, eğitim yapıları, ticaret yapıları,zeytin yağ fabrikaları, depolar, sabunhaneler ve dini yapılar oluşturur. XIX. yüzyılda Ayvalık’ta, on bir mahalle, bir camii( Hamidiye), on iki kilise, altı manastır, yirmi altı sabunhane, kırk tabakhane, yetmiş sekiz zeytinyağı değirmeni, yirmi beş yel değirmeni, iki otel, iki lokanta, üç gazino, beş meyhane, yetmiş kahvehane, yedi zeytinyağı ve un fabrikası, kırk beş fırın, bir kıraathane, doksan beş dükkân, 4773 ev, bir hükümet konağı ve gümrük dairesi, biri askeri üç hastane, askeri karakol, bulunduğu belgelenir. Ayvalık’ta sosyal ve ekonomik hayatın gelişmişliğine paralel olarak eğitim ve kültür düzeyi de gelişmiştir.Bu dönemde kentte, üçü erkek, üçü de kız, bir de karma olmak üzere toplam 7 okul, 1803 yılında kurulan, 1821 yılındaki isyanın ardından yıkılan bir akademiye sahip olduğu da belirtilir.[7]

XIX. ve XX. yüzyıllar içinde zengin kent mimarisi içeriğine sahip Ayvalık, evler, okul yapıları, ticaret yapıları ve dini yapılardan oluşan mimari dokusunu büyük ölçüde koruyabilmiştir. Dini yapıların büyük bir bölümü, mübadeleden sonra camii olarak kullanılmaya başlamış, birkaç kilise de yıkılmıştır. Günümüze ulaşan yapılar şunlardır.

  • Agios  Yorgios Kilisesi(Çınarlı camii)

Pazar yeri olarak anılan kent merkezinde yer alan yapı, anıtsal bir görünüme sahiptir. Kapalı yunan haçlı, kubbeli bir plandır. Yapım malzemesinde ağırlıklı olarak sarımsak taşı kullanılmıştır. Cephe düzenlemesinde küçük sütuncelerle oturan kemerli biçimler ve bunların üzerine yerleştirilmiş örgü şebekeler ile pencere biçimleri yapıya etkileyici bir görünüş kazandırmıştır. İç mekânda yer alan mermer malzemeli, üzeri Barok tarzı bitkisel süslemelere donatılmış ikonostasis (bölme duvarı) kilise döneminden kalma liturjik bir öğedir.

  • Agios Yannis Kilisesi (Saatli Camii)

Kent merkezinde cami olarak kullanılan yapılardan biri de Saatli Camii’dir. Kapalı Yunan haçlı bir plana sahiptir. Kilisenin, güneybatı köşesinden yükselen çan kulesi üzerindeki saat yapıya adına vermiştir.

  • Kato Panaya Kilisesi(Hayrettin Paşa Camii)

İçinde bulunduğu mahalleye de adını veren ve kent içinde camii olarak kullanılan yapılardandır. Rum döneminde, Helen okulu diye adlandırılan ve din eğitimi vereni iki okul yapısının arasına yerleştirilmiştir. Bazalikal planlı ve batıda narteks girişi olan yapı, gerek plan gerek mimari özellikleri açısından sade bir yapıdır.

  • Taksiyarhis Kilisesi(1844)

Baş melek Cebrail adını taşıyan Taksiyarhis Kilisesi , Ayvalık kent merkezinde yer alıp, gerek mimari gerekse süsleme içeriği olarak özgünlüğünü büyük ölçüde koruyabilmiştir. Özellikle iç mekan süslemeleri ile adını duyurmuştur. Başpiskoposluk kilisesi olarak yapılmıştır. Kilise, avluya açılan iki anıtsal kapının ardından gelen geniş bir avlu içinde yer alır. Bazalikal planlı kademeli kuruluşlu dış cephe, oldukça sade bir görüntü koyar. Dış cephenin sadeliğine rağmen, kilisenin içi, dönemin süsleme anlayışını yansıtacak kadar zengin bir içeriğe sahiptir. Dıştaki sadelik iç mekânda kendini resimlerden, kabartmalardan ve C ve S kıvrımlı bitkisel bezemelerden oluşmuş Barok tarzı bir süsleme içeriğine bırakır. Özellikle İkonostasis’in üst panolarındaki ikonalar, Girit Ekolüne ait resimlerdir. Rönesans resim sanatının özelliklerini içinde barındıran, Hıristiyan ikonografisine ait temaların işlendiği bu resimler, gerçekçi ve dengeli bir kompozisyon anlayışına sahiptirler. Bu resimler klasik üslubun son temsilcileri arasında gösterilir. İkonları taşıyan çift renkli mermerden yapılmış yüzeyleri bitkisel kabartmalarla süslü ikonostasisin ve vaaz kürsüsü olarak tanımlanan ambonun plastik etkileri büyüktür.

  • Agia Triada

Ayvalık kent mirasının taşıyıcılarından olan bu yapı dönemin mahalli kiliselerindendir. Dikdörtgen planlı kilisenin, giriş cephesi sarımsak taşından yapılmış sütunlu ve kemerli galeri mekânı ile vurgulanmıştır.

  • Ayazma Kilisesi(1890)

Kutsal su anlamına gelen “ayazma” adıyla anılan bu kilisenin adını yapılışıyla ilgili halk efsanesinden almış oluğuna dair görüşler vardır. Avlusundan çıkan kaynak suyun rüyada önceden görülmesi üzerine bunun bir işaret olduğu düşünülmüş ve suyun çıktığı alana bu kilise yaptırılmıştır. Kilise plan ve mimari anlayış olarak geleneksel Rum Ortodoks Kilise anlayışından farklı bir görselliktedir. Dikdörtgen planlı bazalikal  yapının özellikle batı cephesi Antik mimarinin izlerini taşır. Giriş cephesini teşkil eden bu mekan akantus başlıklı Korint tarzı sütunların üzerine binen  üçgen alınlıklı bir düzenlemeye sahiptir.Üçgen alınlığın uçları ve tepesinde oturtulmuş bitkisel biçimli akroterler ile alınlığın içine yatay olarak uzanan  kabartma motifler cephenin süsleme öğeleridir.

  • Hamidiye Camii

XIX. yüzyılda Osmanlı Dönemi’nde yaşayan Müslüman nüfus için yapılmış tek camii olma özelliği taşıyan Hamidiye Camii, II. Abdülhamit döneminde yapılmıştır. Kare planlı kübik gövdeli tek kubbeli bir yapıdır. Caminin minaresi, yapının kuzeybatı köşesinde, yapıdan bağımsız şekilde yükselir. Yapının orijinal minaresidir. Kübik kaideli silindirik gövdeli ve tek şerefeli bir biçime sahiptir. Eklektik bir mimari anlayışın hâkim olduğu Camii, yine de Ayvalık’ın diğer yapılarına benzer özellikleri taşırken kent dokusuyla da büyük bir uyum içindedir

CUNDA ADASI

Ayvalık’ın karşısındaki Cunda Adası( Alibey Adası) denizi ve tarihi kucaklar. Şirin ve özgün görüntüsü kendini, mimarisinden, zengin mutfağına, Arnavut kaldırımlı sokaklarından kıyıya renk veren küçük balıkçı teknelerine, adanın ruhuyla bütünleşmiş insanına kadar her yerde kendini gösterir. Bu deniz coğrafyasındaki ilk uygarlıklardan biri olan Cunda, Antik çağdan günümüze kadar ulaşmış kesintisiz bir tarihin dilidir. Nesos diye adlandırılan ve adanın girişinde Dolap Boğazı kıyılarında kurulmuş bu ilk uygarlık zamanla tepeye doğru gelerek bu günkü yerini almıştır. Helen, Roma ve Bizans dönemlerinde de varlığını sürdüren adada, Osmanlı Dönemi’nde ağırlıklı olarak Rum tebaası yaşamıştır. Rumlar adaya güzel kokulu ada anlamına gelen “Moshonisi” demişlerdir. Cunda ismini Osmanlılar kullanılmıştır. Osmanlı belgelerinde, kayıtlara ilk olarak Yunda olarak geçtiği zamanla bu adın zamanla Cund ve Cunda olarak anılmaya başladığı belirtilir.[8] Özellikle XIX. yüzyılda kalabalık ve büyük bir yerleşim haline gelen ada Ayvalık’tan ayrı bağımsız bir yerleşim olmuştur. Kurtuluş Savaşı’nın ardından mübadele sonucu adadaki Rumlar Yunanistan’a gönderilirken, buraya Girit ve Midilli’den gelen Türkler yerleştirilmiştir ve Kurtuluş Savaşı sırasında 172.Alay komutanı olarak bölgede görev yapan Yarbay Ali Çetinkaya’nın anısına “Alibey” adını almıştır.

Kıyıdan tepeye doğru kademeli bir yerleşim sunan Cunda Adası, zengin bir kent mimarisine  de sahiptir. Rum döneminden kalma birçok yapı yerleşimde varlığını sürdürür. Adayı baştan başa donatan yerleşime özgü taş evler, balıkçı kahvehaneleri, sabunhaneler, yel değirmenleri, kiliseler, manastırlar adanın tarihi kent dokusunu oluştur.

  • Taksiyarhis  Kilisesi(1873)

Adayla bütünleşmiş olan bu yapı içinde bulunduğu sokağın merkezi konumundadır. Dönemin mimarlık ve süsleme anlayışını yansıtan en önemli tarihi eserdir. Avluya giriş kapısı Antik mimarinin cephe kuruluşuna öykünen üçgen alınlıklı biçime sahiptir. Yapı, kapalı yunan haçlı ve kubbeli planıyla Ortodoks kilise mimarisinin özelliklerini taşır. Kilisenin iç mekânında Hıristiyan ikonografisine ait freskler (duvar resmi) yer alır.

  • Panagia Kilisesi(Panaya Kilisesi) (1850)

Adanın yukarı bölümünde Bakkal sokağının başındadır. Günümüzde yapıdan geriye, üç beden duvarıyla bu duvarlar üzerindeki pencerelerin içine yerleşen muhteşem bir manzara kalmıştır.

  • Agia İanni Kilisesi( Aya Yanni Kilisesi)

Adanın yüksekçe bir tepesi üzerinde yer alan yapı, küçük bir inziva kilisesi olarak inşa edilmiştir. Kilise, denizin ve gökyüzünün birbirinin içine girdiği Aşıklar Tepesi diye adlandırılan bu tepenin sembolü olmuştur. Yakın dönemde gerçekleştirilen kazılar sonucunda kiliseye ait bir yel değirmeni ortaya çıkarılmıştır.

  • YEL DEĞİRMENLERİ

Yel değirmenleri rüzgârın kendini çok hissettirdiği tepelerin en bilindik görüntüsü olmuşlardır. Ayvalık ve Cunda Adası da rüzgârdan nasiplenen yerleşimlerden oldukları için,  geçmişe ait kent siluetlerine birçok yel değirmeni görüntüsü yerleşmiştir. Fakat rüzgar gücünden üretimde yararlanmak amacıyla yapılmış bu yapılar, sanayinin gelişmesiyle işlevlerini yitirdikleri için unutulmuşlar ve zamanla ilgisizlikten yıkılmışlardır. Ayvalık ve Cunda’da yetmişe yakın değirmenin varlığı belirtilirken günümüzde bu değirmenlerden geriye sadece 4 tanesinin kalıntısı kalmıştır.

  • TAŞKAHVE

Taş Kahve, Cunda’nın simgelerinden bir haline gelmiş, adı gibi kendi de mütevazi olan fakat yıllara rağmen değeri hiç eskimeyen yapısıdır. Yapıldığı dönemden bu yana hep insanlarla bir arada olmuş yaşayan bir mekân olma özelliği de taşır. Tek katlı kare yapının tüm cephelerini çok yüksek ve geniş tutulmuş pencere açıklıkları kaplar. Her bir pencerenin ortasını ince bir sütunce böler. Bunların üzerine taş kahveye özgün görüntüsünü veren kanatları açık bir martıyı anımsatan şekiller yerleştirilmiştir.Her mevsim insanı ağırlayan bu mekân,  aynı zamanda ada tarihinin en büyük tanığı olarak yaşamaya devem edecektir.

MANASTIRLAR

Agia İounnou Tou Prodromu Manastır  (Aya Younu )

( TAVUK ADASI)

Cunda Adasının tam karşısında yer alan ada, Tavuk Adası diye anılır. Bu adanın üzerinde birkaç ağaç gölgesi altında apsis duvarı ayakta duran manastır kalıntıları bulunur.

Agia İorgios Manastırı ( Aya Yorgi )

(GÜVERCİN ADASI)

Cunda Adası civarında yer alan  adalarından biri de Güvercin Adası’dır. Bu adanın üzerinde kale yapısını andıran İorgios Manastırı bulunur.  Dikdörtgen planlı yapının ucunda diğer bölümlerden daha yüksek duran   bir  kule bulunur. Bu manastır halk arasında   Korsanların Manastırı olarak ta  anılır.
AGİOS DİMİTRİOS, TA SELİNA ( Aya Dimitri)

(AYIŞIĞI MANASTIRI)

Cunda Adası’nın Pateriça denilen kuzey uzantısında yer alan bu manastır,  yerleşimden oldukça uzak bir yerde konumlanmış olup  birçok yapıdan oluşmuş kompleks bir görüntü sunar. Manastırın alanı kademeli bir araziye yerleşmiştir. İç içe iki avlunun ardından yarım daire şeklindeki bir merdiven manastır yapılarına açılmaktadır. Burada bazilikal planlı ve kubbeli küçük bir kilise ile bugün adına ayakta kalmış bir kaç manastır yapısı bulunur. Arkada iki katlı revak şeklinde düzenlenmiş rahibe odalarının ve yakın bir geçmişe kadar denize kadar indiği belirtilen mermer merdivenlerin bugüne sadece izleri kalmıştır.

LEKA PANAGİA  MANASTIRI ( Leka Panaya)

Leka Panagia, Cunda Adası’nın Dalyan Boğazına doğru uzanan bölümünde, zeytin ağaçları arasına gömülmüş şekilde duran büyük ve birçok yapıyı içinde  barındıran bir manastırdır. Yapı restore edilmiş ve günümüze sağlam şeklide ulaşabilmiştir. Yapının kilise, yatakhane, mutfak, kitaplık, idari işler ile ilgili odalar, çamaşırhane, konuk odaları gibi manastırı oluşturan birimler belli bir düzen içinde konumlanmışlardır.

Agia Pareskevi Manastırı (Tımarhane Adası)

Çamlık yolu üzerinde yaşama karşı kıyıdan bakan doğanın içinde huzur dolu bu ada, ismiyle ünlenmiştir. Bu isim adanın geçmişiyle ilişkilidir. Rum döneminde adada bulunan Agia Paraskevi Manastırı’nın dinsel işlevinin yanı sıra, ruh sağlığı bozuk insanlara deva olduğuna dair halk arasında yaygın bir inanışın olması, manastırın ününün zamanla artmasına sebep olmuştur. Bugün için bu manastırdan geriye çok az kalıntı olsa da, manastırın izleri adanın adıyla daha belirgin bir biçimde yaşamaktadır.

AYVALIK ve CUNDA EVLERİ

Ayvalık coğrafi güzelliklerinin yanı sıra, tarihi evleriyle geçmişin özgün kent dokusunun günümüze kadar getiren bir yerleşimdir. Bu yüzden Ayvalık’ı sadece güneşin ve denizin eşlik ettiği bir tatil beldesi olarak tanımlamak eksik olacaktır. Ayvalık Ege’nin en güzel kıyılarından biri olmakla beraber, aynı zamanda geçmişi sokaklarında yaşayan, Anadolu coğrafyasının en görkemli  tarihi kentlerinden biridir. XIX. ve XX. yüzyıla ait konutlardan birçoğu plan ve mimari özelliklerini koruyabilmiş, sağlam ve kullanılır durumda olduğundan kent, adeta açık hava müzesi kimliğine sahiptir.  Geçmişiyle yaşayabilen bir kent olma özelliğini hemen hemen her sokağı donatan evleriyle ortaya koyar. Bu evler aynı zamanda kentin tarihsel ve kültürel belleği durumundadırlar.

Ayvalık’taki tarihi evler geçen iki yüzyıl içinde burada yaşayan Rumların,  zeytin, deniz gibi fiziki koşuları değerlendirmeleri sonucu ortaya çıkan ekonomik, sosyal ve kültürel zenginliği, birikimi yansıtır.

Ayvalık kent mimarisinde mekânların tüm düzenini denizle ilişki belirler. Evlerin kıyıdan tepeye doğru yükselen kademeli bir yerleşimi vardır. Sokakların simetriye ve düzene dayalı görünümü mimarinin de ana şeklini oluşturur. Sarımsak taşı denilen yöreye özgü kırmızımsı renkteki taşlar, Ayvalık evlerinin cephe düzenlemesinin karakteristik öğesidir.

Ayvalık Evleri, depo- dükkan amaçlı kullanılan zemin kat üzerinde yükselen tek veya iki katlı olarak inşa edilmişlerdir. İki tam katlı evlerin bazılarının üst katı ve sokağa doğru uzanan çıkmalı oda şeklinde yapılmış  “cumbalı” diye tanımlanan tiptedir.

Taş malzemeli ve genelde düzgün kesme taş örgülü evlerin cepheleri,  Neo klasik mimari anlayışın anıtsallık, simetrik üzerine kurulmuş tarzını yansıtır. Giriş kapılarında yoğunlaşan süslemeler mimari karaktere uygun şeklide sade fakat ağırbaşlı bitkisel kompozisyonlardır.

Ayvalık evlerinin kapı, pencere açıklıkları geniş ve yüksek tutulmuştur. Kapıların anıtsal ve dışa taşkın biçimleri; pencerelerin cephenin yüzeyine yerleşmiş geniş halleri, evi sokağın bir parçası olarak görmeye yönelik hayat anlayışının sonucudur. Özellikle evlerin giriş kapıları, görsel etkinin en fazla vurgulandığı mimari öğedir. Niş şeklinde cephe yüzeyinden içeri yerleştirilmiş ve birkaç basamakla zeminden yükseltilmiştir. Kemerli ya da düz lentolu çeşitleri vardır. Kimi kapıların üzerinde kemer alınlığı içine yerleştirilen aydınlık pencerelerinin demir örgü şebekelerine evlerin yapım tarihleri işlenmiştir. Bu yüzden kapılar sadece estetik açısından değil, evlerin belgelendirilmesi açısından da oldukça önemlidir.

Ayvalık’ta yüzyılların tanığı olan bu evler pek çok yaşamı içinde barındırmış, insanla iç içe yaşayan birer sanat mirasıdır. Ayvalık’ı anlamanın ve onun özgünlüğünün farkına varabilmenin en iyi  yolu ise, sokakların arasında bu evlerle oldukça çok zaman geçirmektir.

ALTINOVA

Balıkesir ilinin, İzmir il sınırında bulunan ve Ayvalık ilçesine bağlı bir yerleşim olan Altınova, Dikili ve Bergama ilçeleriyle komşudur. Günümüzde denizi, kumu ve güneşiyle hem popüler bir tatil beldesi ve hem bereketli topraklarıyla yörenin tarım merkezi hem de geçmişin izlerini taşıyan tarihi yapılarıyla şirin bir Ege yerleşimidir.

Günümüzde Ayvalık ilçesine bağlı bir belde olan Altınova’da geçen yüzyıla kadar oldukça önemli tarım ve ticaret yerleşimi kabul edilmiştir. Bu gün Altınova diye anılan bu yerleşimin Osmanlı Devleti içindeki adı,  kutsal su anlamına gelen Ayazmand’dir.[9]

Madra Çayı ve Karakoç Deresi’nin suladığı verimli büyük bir ovaya sahip bu yerleşimin tarihi MÖ. 2500- 3000 yıllara dayanır. Altınova coğrafyasının çevresinde İlkçağda birçok kentin varlığından bahsedilmesine rağmen Altınova’nın bu dönem tarihi adına herhangi bir bilgi yoktur. Ortaçağ tarihi içinde Bizans Devleti sınırları içinde küçük bir yerleşim olarak varlığını sürdüren Altınova’nın tarihsel gelişimi bölgeye Türklerin gelişi ile başlar. Osmanlı Devleti içinde XVI. yüzyılda Karesi Sancağının en büyük ikinci kenti durumunda olan XVII. yüzyıl içinde ise Kuzeybatı Ege coğrafyasının ekonomik, siyasi ve sosyal anlamda en gelişmiş yerleşimlerinden biri haline gelir.[10]

XVI. yüzyıldan XIX. yüzyılın başına kadar bu statüsünü koruyan Altınova, I.Dünya Savaşı’nın ardından başlayan ve bölgede yaşanan siyasi karışıklara ve ticaret yollarının değişimi gibi sebeplere bağlı olarak ekonomik önemini giderek  kaybetmiştir.. Cumhuriyet’in kurulmasından sonra Ayvalık ilçesine bağlanmış ve Altınova adını almıştır.

ALTINOVA’DAKİ TARİHİ YAPILAR

Altınova’da Osmanlı Dönemine ait dini ve sivil yapılar ve hala özgünlüğünü koruyabilmiş tarihi evler mevcuttur.

  • HACI BAYRAM VELİ CAMİİ

Altınova Merkez Mahallesinde Cami-i Kebir sokağında bulunur. Dönemin merkez camiidir. Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait bu yapı, 1970- 1975 yılları arasında onarım geçirmiştir. Bu onarımlar sonucu tekrar ibadete açılmıştır. Kuzey cephesinde, giriş kapısının yanında mermer zemin üzerine yazılı yapım kitabesinden anlaşılacağı üzere yapı (1490–1491)  Osmanlı Devleti’nde II Beyazid döneminde, Hacı Bayram Veli’nin(1460) ölümünden otuz yıl sonra anısına yaptırılmıştır. Kare planlı, kübik  yapı,  içten düz tavanlı, dıştan kırma çatılıdır. Kuzeyinde sonradan yapılma son cemaat yeri bulunur. Bu mekân, beş sütunun taşıdığı dört kemerin sınırladığı revaklıdır. Caminin minaresi, kuzeybatı cephesinde yer alır. Bu yapının orijinal minaresi değildir.

  • KADI CAMİİ

Altınova, Kadı Mahallesi içinde yer alan camii “Küçük Camii”  adıyla da anılır. Yapı genel görüntüsü ve minaresinin sonradan yapılmış olması, gibi sebeplerden dolayı mescit olarak yapıldığı sonradan camiye çevrilmiş olma olasılığını arttırır. Yapı 1984–1980 yılları arasında onarım görmüştür. Bu yüzden malzeme, cephe düzeni ve mimari öğeler açısından yapı, önemli ölçüde değişimlere uğramıştır. Kadı Camii özgün görüntüsünü kısmen yitirmiş olsa da, yine de plan mimari özellikler açısında Erken Dönem Osmanlı Mimarisinin özellikleri taşımaktadır. Malzeme ve teknik özellikleri sonucu Kadı Camii’nin, Osmanlı Devrine ait XV. yüzyılın ilk çeyreğinden, bu yüzyılın yarısına kadar olan dönem içinde yapılmış olduğu söylenebilir. Kare planlı kubbeli kübik bir yapı sekizgen kasnak üstüne oturur. Kuzeyinde ilk hali esas alınarak yapılmış üç kemerli son cemaat yeri bulunur.  Caminin minaresi ise güneybatı köşesindedir.

  • TÜRBE

Altınova’nın kuzeydoğusunda yer alan mezarlık içersindedir.Kare planlı ve kubbeli tarzda inşa edilmiştir.Yapının inşa tarihi ile ilgili bir bilgi bulunamamıştır.

Osmanlı Şehir İçi Hanları

Osmanlı kentlerinde ticari hayatın kalbi hanlarda atmaktaydı. Bu hanlar işlek ticari yollar üzerine yapılmışlar ve kentlerin ekonomik hayatına büyük katkıda bulunmuşlarıdır. Özellikle XVII.yüzyıldan itibaren ekonomik açıdan hareketli bir yerleşim olan  Altınova’da iki şehir içi hanı bulunmaktadır. Bu yapılarda başta zeytin ve zeytin yağ olmak üzere birçok tarım ürünün ticareti yapılmıştır. Günümüzde de birkaç dükkânı işler halindeki bu hanlar, Altınova’nın geçmişteki ticari hayatının hareketliliğine ışık tutacak yapılardır. Bu hanlar Çobanoğlu ve Şükrü Bey Hanı’dır.İnönü Caddesi üzerinde yer alan bu iki yapı karşılıklı şekilde durur. XIX. yüzyıla ait yapılar olduğu belirtilir.[11]

KÜÇÜKKÖY-SARIMSAKLI

Ege kıyılarının en tanınmış sahillerinden biri olan “Sarımsaklı”, Küçükköy yerleşiminin bir parçasıdır. Sahilinin yanı sıra,  Şeytan Sofrası gibi, Ayvalık Adalarını ve güneşin batışının seyirlik güzelliklerini izleyebileceğiniz tepeye de sahiptir.  Sarımsaklı’nın diğer bir önemi yöredeki tarihi kent mimarisini  özgün bir görüntüsünü yaratan “Sarımsak  Taşı’nın” çıkarıldığı  taş ocaklarının burada olmasıdır. Dokusu sarımsak damarlarına benzediği için Sarımsak adını alan bu taş, yanardağ faaliyetlerinin başladığı ilk tektonik dönemde volkandan püsküren küllerin düştüğü yerde oluşmuştur.[12] Kırmızımsı renkte kolay şekil alabilen ve sağlam bir malzeme olan bu taş, yörede hem yapım hem de süsleme malzemesi olarak kullanılmıştır.

Bu turizm cennetine ev sahipliği yapan Küçükköy’ün kendisi de tarihi kimliğe sahip bir yerleşimdir. Ayvalık’a yaklaşık 10 km uzaklıktaki Küçükköy, Osmanlı Döneminden beri varlığını sürdürmektedir. Önce Rumların yerleşim yeri olan köye, 1893 ve 1913 yıllarında Balkanlar’dan gelen Boşnaklar yerleştirmiştir.”Yaniçarihon”(Yeniçeri) köyü olarak anılan bu köyün adı sonradan Küçükköy olarak değiştirilmiştir. Kentin tarihi kent dokusu içinde  XIX. ve XX. yüzyıla ait evler ile günümüzde camii olarak kullanılan Ayiou Athanasaiou Kilisesi bulunur.

Sanat Tarihçisi

BerrinAKIN


[1] BAYRAKTAR, Bayram :Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ayvalık Tarihi, Ankara-2002, s.12.

[2]BEKSAÇ, Engin: “Balıkesir İli Ayvalık-Gömeç-İlçelerinde Pre ve Protohistorik Yerleşmeler

Yüzey Araştırması.” XVII. Araştırma Sonuçları, Ankara- 2000, s.115.

[3] ARIKAN, Zeki: “1821 Ayvalık İsyanı” Belleten, Sayı.202, Ankara-1988, s.582.

[4] BAYRATAR, Bayram:Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ayvalık Tarihi, Ankara-2002, s.10.

[5] YILMAZ, Elif: Türk- Yunan  Nüfus Mübadelesi ve Ayvalık, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler

Enstitüsü  Uluslar arası İlişkiler Bilim Dalı Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul-2005, s.95.

[6] BAYRAKTAR, Bayram: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ayvalık Tarihi, Ankara -2002, s.9

[7]a.g.e., s.8.

[8] TEKİN, Şinasi: “Cunda Adasının Adları” Tarih ve Toplum Dergisi ,İstanbul-2002  Sayı: 217 s.43-50.

[9] UMAR, Bilge: Türkiye’de Tarihsel Adlar, İstanbul-1993, s.143.

[10] ERDEM, Ömer: Dünden Bugüne Altınova, 1999-Balıkesir, s.17.

[11] ERSOY, Bozkurt: Altınova (Ayvalık) Tarihine Ait Bazı Notlar ve Yöredeki Mimari Eserler”        Türkiye İş Bankası Kültür Sanat Dergisi Ankara-1992,  sayı.13, s.41.

[12] AKYÜREK, Behçet: Kırkağaç, Soma,Savaştepe, Ayvalık, Bergama Civarının Jeolojisi , MTA

Raporu, Ankara-1978, s.23.

DEVAMINI OKU >> Ayvalık ve çevre Kent Mimarisi

Sebo - 17 Ekim 2009

Ayvalık Sağlık Grup Başkanlığı

Kurum Amirinin Adı Soyadı : Fitnat ÖZGÜÇ

İş Telefonu :               0266-3127027         0266-3127027

E-mail Adresi : ayvaliksgb@hotmail.com

Kurumun verdiği hizmet : Başkanlığımız bünyesinde 1 adet Devlet Hastanesi, 3 adet merkez sağlık ocağı, Alibey Adası Sağlık Ocağı, Küçükköy Sağlık Ocağı, Altınova Sağlık Ocağı, Bağyüzü sağlık Ocağı olarak toplam 7 sağlık ocağı, Türközü, Akçapınar, Çamoba, Çakmak olarak 4 sağlık evi ve ilçe merkezindeki Verem Savaş Dispanseri ile ilçe halkına koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmeti sunmaktayız. Hastanemizde dahiliye, genel cerrahi, kadın hastalıkları ve doğum, çocuk, göz, kulak burun boğaz, radyoloji, nöroloji, üroloji, beyin ve sinir cerrahisi, fizik tedavi, anestezi ve biyokimya dallarında toplam 22 uzman hekim acil servis ve idari görevlerde toplam 23 pratisyen hekim görev yapmaktadır. Hastanemizde ayrıca 10+1 cihazlı modern bir hemodiyaliz merkezi bulunmaktadır.

Sağlık ocaklarımızda çoğu laboratuar hizmetleri verilmektedir.Devlet Hastanemide Muayene için Web arayüzünden Randevu alınabilir

Nöbetçi_Eczaneler

İlçemizde Özel çalışan Doktorlar :

Çocuk Doktoru: İbrahim GÖKÇER  Tlf: 3128536

Ortopedi Doktoru: Celal AYTAN Tlf: 3121264

İç Hastalıkları Doktoru: Ceylan KORKMAZ   Tlf: 3121877

İç Hastalıkları Uzmanı: Dr.Hikmet Aban   Tlf.312 68 71

Kadın Doğum Doktoru: Yavuz ÜNAL   Tlf:   3310823

Kadın Doğum Dpktoru: M.Canan ERGÜL   3124114

Radyoloji Doktoru: Seza GÖKÇER Tlf:    3310007

Biyokimya Doktoru: Feyza AYTAN Tlf:   3128833


DEVAMINI OKU >> Sağlık

Sebo - 17 Ekim 2009

Kaymakamımız

Nihat NALBANT, 1955 yılında Siirt’e doğdu. İlk, Orta ve Öğretmen Okulu tahsilini aynı ilde bitirdikten sonra 1975 yılında İlkokul Öğretmeni olarak memuriyet hayatına başladı.

Öğretmenlik yaparken 1982 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı yıl açılan sınavı kazanarak Kaymakam Adayı olarak İçişleri Bakanlığı’na naklen geçti.

Kaymakamlık Kursunu birincilikle bitirerek 1986 yılında Seyitgazi Kaymakamlığına atandı.

1988-1989′da bir yıl süreyle Amerika Birleşik Devletleri’nde eğitim gördü. Sırası ile Erzurum-Narman, Şanlıurfa-Birecik, Antalya-Finike, Kırklareli-Babaeski-Beşiktaş İlçeleri’nde Kaymakam ve Trabzon Vali Yardımcısı olarak görev yaptı.

İçişleri Bakanlığı’nın  04.08.2008 tarih ve 2008/10307 sayılı Müşterek Kararnamesi ile Ayvalık Kaymakamlığı’na atanan Sayın Nihat NALBANT 16.09.2008 tarihinde İlçemizdeki görevine başlamıştır. Evli, biri kız dört çocuk babasıdır.

İlçemiz Mahalleri ve Muhtarları
Mahalle Adı
Muhtarı
İş Telefonu
Cep telefonu
150 Evler Mahallesi
Yener KOŞVER
0-266 3122555
0-5324145422
Ali Çetinkaya Mahallesi
Esin Figen ARABACI
0-266 3312430
0-5325068013
Fethiye Mahallesi
: Uğur ODUNCU
0-266 3124438
0-5354399598
Fevzipaşa Mahallesi
Emine İMAMOĞLU
0-5424980977
GaziKemalPaşa Mahallesi
İsmail SAVAŞ
0-266 3126173
Hamdibey Mahallesi
Öznur KAVALALI
0-5435459081
Hayrettinpaşa Mahallesi
Vedat SEVİNDİK
0-266 3124541
0-5387037869
İsmetpaşa Mahallesi
Necdet UĞRAL
0-266 3121436
0-5427266023
Kazımkarabekir Mahallesi
Ezer AMAÇ
0-266 3129043
0-5367999435
Mithatpaşa Mahallesi
Sermet GÜLÖREN
0-266 3271097
05426318215
Namık Kemal Mahallesi
Ali YILMAZER
0-266 3272269
Sakarya Mahallesi
İbrahim KURTAY
0-266 3315669
0 5354715148
Sefa-Çamlık Mahallesi
Yusuf ARTAY
0-266 3124845
0-5436071276
Sahilkent Mahallesi
Safiye Ayla ERDİL
0-266 3162330
0-5387037869
Vehbibey Mahallesi
Emil CANSEVER
0-266 3123110
0-5423942876
Yeni Mahalle
Mehmet SELBAŞ
0-266 3128884
Zekibey Mahallesi
Ahmet ÖZEK
0-266 3125329
0-5396076100

Belediye Başkanımız

Anne tarafından Selanik, baba tarafından Keşan’lı olan Hasan Bülent TÜRKÖZEN 09.09.1957 yılında Balıkesir Ayvalık’ta doğdu. İlk-Orta ve Lİseyi Ayvalık’ta tamamladıktan sonra üniversiteyi Balıkesir Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Meslek Yüksekokulu İşletme bölümünde okudu. 25 yıldan bu yana serbest Mali Müşavir olarak görev yapan H. Türközen, Ayvalıkgücü futbol takımında yöneticilik, Serbest Sanayii ve Ticaret Odası meclis üyeliğini 2 dönem sürdürmüştür. C.H.P’nin 1992 yılında yeniden açılmasından itibaren aktif olarak siyaseti sürdürmüş, 1999 yerel seçimlerinde bu partinin belediye meclis listesinde 1. sıra adayı olarak görev almıştır. Evli ve İki çocuk babası olan Hasan Bülent TÜRKÖZEN seyahat etmekten, bahçe işleriyle uğraşmaktan, futbol maçı seyretmekten zevk alır.Ege Mutfağından anlayan başkan damak tadına da önem verir.

Belediye Hizmetleri için; Telefonlarımız

0 266 312 10 21 – 22 – 23

Santral Numaraları

Evrak Kayıt – 23

Halkla İlişkiler – 24

Su Tahakkuk Servisi – 27

Emlak Tahakkuk Servisi – 28

İmar İşleri – 30

Fen İşleri – 31

DEVAMINI OKU >> Yönetim

Sebo - 11 Ekim 2009

kanelosahili_kr1

AYVALIK  (Huzur)

Yol üstü olup da, kendi halinde kalabilen ve hâlâ “merak değmemiş” yerleri barındırabilen, şeytan tüylü ve şeytan sofralı bir güzelliktir Ayvalık. Çengel formundaki coğrafyası sayesinde, bir avuç dolusu Ege Denizi’ni kendi payına katmıştır.
Girit ve Midilli’nin Anadolu’daki izdüşümüdür. Mübadele sonrası bu adalardan göçen Türkler, Ayvalık’ın yeni sakinleri olarak, geldikleri yerin kültürünü burada yaşatmaktadırlar. Ayvalık, kendine has mutfağı, şirin şivesi ve sıcak insanlarıyla adalarda yüzlerce yıl sürmüş kardeşçe yaşantının sembolüdür.
Bir ada kadar kendi halinde yarım adaları, kıyıda köşede kalmış manastır ve kilise kalıntıları, denizle kaynaşan zeytinlikleri, çamlıkları ve dünyanın en güzel batan güneş manzaralarını ayaklarınızın altına seren tepeleriyle Ayvalık, birçok turistik beldenin talihsiz akibetine inat, içinde hâlâ huzur taşır.
Yazın tadını çıkarmak isteyenlere nazire yaparcasına, yeryüzünde yaşayabileceğiniz en mutlu ve huzurlu kışlara ev sahipliği yapar Ayvalık. Cunda kordonunda şöyle bir gezintiye çıkmak kimbilir kaç ağrı kesiciye bedeldir…
Denizi, yüzmek isteyene en büyük iyiliği eder: Serinletir. Kimse şikayet etmesin suyunun soğukluğundan! Yaz sıcağında kavrulmaktan kurtulmanın daha güzel bir yolu olabilir mi… Berrak ve serin  bir denizde yüzmenin keyfi, denizden çıktığınızda size püfür püfür bir vücut olarak geri dönecekse serin sudan korkmanın manası nedir değil mi?
Tabiat Ana’nın bir hediyesidir Ayvalık. Bütün bir Ege’de, bir şehir kadar “yoğun” olup da bir sahil köyü kadar dingin kalabilmeyi başarabilmiş tek yerdir. Gelin ve kalın. Eğer kalmayacaksanız, verdiği huzur ve mutluluktan bol bol alın ve yanınızda götürün, eşinize dostunuza da dağıtın.
Hoşgeldiniz
Ve emin olun, her zaman hoş bulacaksınız…

Salih Korkut PEKER


Ayvalık’a gelip de keyiften ne yapacağını şaşıranlar için…

Taaa Rumların yaşadığı dönemlerden bu yana Ayvalık, meraklısı için çok önemli bir yeme-içme, gezme-tozma ve alım-satım merkezidir. Son yıllarda bu “meraklı” nüfusunun bir hayli arttığını da hemen ekleyelim.

Gerek Ege Mutfağı’na has nefis yemekleri, gerek seyrine doyulmaz tabiatı ve gerekse bu iki unsura en güzel eşlik eden şeylerden biri olan rakı muhabbeti, Ayvalık’ı tam bir keyif diyarı haline getirmiştir. İşte bu yüzden Rakı-balık-Ayvalık, Metin-Ali-Feyyaz üçlüsünün şanını çoktan geride bırakmıştır.

Peki, rakı-balık-Ayvalık’ın ötesi yok mudur? Tabii ki vardır. Bir kere Ege’nin hiçbir “inci”sinde kendine ait tam beş tane iç deniz yoktur. Üstelik hepsinin karakteri de farklıdır bu iç denizlerin. Bir kısmı yazın bile ılık su sevenler için, bir kısmı da yazın çivi gibi suda doya doya yüzüp vücudunu organik bir klima haline getirmek isteyenler için biçilmiş kaftandır. İsteyen Pateriça Koyu’na gider, Güvercin Adası manzarası eşliğinde yüzer, isteyen Şeytan Sofrası eteklerinde, isteyen de Ortunç’ta…

Cunda’nın ve Ayvalık’ın dört bir yanına dağılmış olan kilise ve manastırlar da içindeki kâşifi uyandırmak isteyenleri bekler. Bir mahalle arasına sıkışmış eski kilise ya da eşsiz bir deniz manzarasına tepeden bakan manastır… Hepsi de yorgun, küskün ve sakin bir halde ziyaretçilerini bekler.

Çok gezdiniz, karnınız zil çaldı… O kadar çok seçeneğiniz var ki midenize bayram yaptırmak için… Ayvalık, hem sağlıklı beslenmekten vazgeçmeyenler için hem de “sağlığa mağlığa bakmam, lezzetliyse mideye indiririm kardeşim” diyenler için dev bir açık büfe! İsteyen Cunda ya da Ayvalık kordonunda dizilmiş balıkçılarda manzara eşliğinde doyurur karnını, isteyen her şeye inat zeytinyağıyla ev yemekleri ya da spesiyaller yapmaya devam eden lokantalarda, isteyen de Cunda’nın, Ayvalık’ın ve Sarımsaklı’nın dört yanına dağılmış Ayvalık tostçularında… Harcından gelen lezzeti başka yerde bulamayacağınız köfteciler ve lezzetleriyle büyük şehirlerin züppe restoranlarına taş çıkaran esnaf lokantaları da cabası…

Ayvalık’ın huzurlu atmosferini dost sohbetleriyle ve yorgunluk içkileriyle süslemek isteyenler için kafeler ve barların da sürüsüne bereket… Denize sıfır nargile keyfinden tutun da Yunan taverna müziği eşliğinde felekten bir gece çalmaya kadar bir dolu seçeneğiniz var keyif için.

Gezdiniz, yediniz, içtiniz, eğlendiniz, esaslı bir uykuyu hak ettiniz. 5 yıldızlı bir otelde mi yoksa, restore edilmiş küçük ve şirin bir Rum evi pansiyonunda mı uyumak istersiniz? Seçim sizin ve bilin ki seçeneğiniz çok fazla…

Keyfinize iyi bakın!

logo

DEVAMINI OKU >> AYVALIK tan Merhaba !