Sebo - 11 Ekim 2009

kanelosahili_kr1

AYVALIK  (Huzur)

Yol üstü olup da, kendi halinde kalabilen ve hâlâ “merak değmemiş” yerleri barındırabilen, şeytan tüylü ve şeytan sofralı bir güzelliktir Ayvalık. Çengel formundaki coğrafyası sayesinde, bir avuç dolusu Ege Denizi’ni kendi payına katmıştır.
Girit ve Midilli’nin Anadolu’daki izdüşümüdür. Mübadele sonrası bu adalardan göçen Türkler, Ayvalık’ın yeni sakinleri olarak, geldikleri yerin kültürünü burada yaşatmaktadırlar. Ayvalık, kendine has mutfağı, şirin şivesi ve sıcak insanlarıyla adalarda yüzlerce yıl sürmüş kardeşçe yaşantının sembolüdür.
Bir ada kadar kendi halinde yarım adaları, kıyıda köşede kalmış manastır ve kilise kalıntıları, denizle kaynaşan zeytinlikleri, çamlıkları ve dünyanın en güzel batan güneş manzaralarını ayaklarınızın altına seren tepeleriyle Ayvalık, birçok turistik beldenin talihsiz akibetine inat, içinde hâlâ huzur taşır.
Yazın tadını çıkarmak isteyenlere nazire yaparcasına, yeryüzünde yaşayabileceğiniz en mutlu ve huzurlu kışlara ev sahipliği yapar Ayvalık. Cunda kordonunda şöyle bir gezintiye çıkmak kimbilir kaç ağrı kesiciye bedeldir…
Denizi, yüzmek isteyene en büyük iyiliği eder: Serinletir. Kimse şikayet etmesin suyunun soğukluğundan! Yaz sıcağında kavrulmaktan kurtulmanın daha güzel bir yolu olabilir mi… Berrak ve serin  bir denizde yüzmenin keyfi, denizden çıktığınızda size püfür püfür bir vücut olarak geri dönecekse serin sudan korkmanın manası nedir değil mi?
Tabiat Ana’nın bir hediyesidir Ayvalık. Bütün bir Ege’de, bir şehir kadar “yoğun” olup da bir sahil köyü kadar dingin kalabilmeyi başarabilmiş tek yerdir. Gelin ve kalın. Eğer kalmayacaksanız, verdiği huzur ve mutluluktan bol bol alın ve yanınızda götürün, eşinize dostunuza da dağıtın.
Hoşgeldiniz
Ve emin olun, her zaman hoş bulacaksınız…

Salih Korkut PEKER


Ayvalık’a gelip de keyiften ne yapacağını şaşıranlar için…

Taaa Rumların yaşadığı dönemlerden bu yana Ayvalık, meraklısı için çok önemli bir yeme-içme, gezme-tozma ve alım-satım merkezidir. Son yıllarda bu “meraklı” nüfusunun bir hayli arttığını da hemen ekleyelim.

Gerek Ege Mutfağı’na has nefis yemekleri, gerek seyrine doyulmaz tabiatı ve gerekse bu iki unsura en güzel eşlik eden şeylerden biri olan rakı muhabbeti, Ayvalık’ı tam bir keyif diyarı haline getirmiştir. İşte bu yüzden Rakı-balık-Ayvalık, Metin-Ali-Feyyaz üçlüsünün şanını çoktan geride bırakmıştır.

Peki, rakı-balık-Ayvalık’ın ötesi yok mudur? Tabii ki vardır. Bir kere Ege’nin hiçbir “inci”sinde kendine ait tam beş tane iç deniz yoktur. Üstelik hepsinin karakteri de farklıdır bu iç denizlerin. Bir kısmı yazın bile ılık su sevenler için, bir kısmı da yazın çivi gibi suda doya doya yüzüp vücudunu organik bir klima haline getirmek isteyenler için biçilmiş kaftandır. İsteyen Pateriça Koyu’na gider, Güvercin Adası manzarası eşliğinde yüzer, isteyen Şeytan Sofrası eteklerinde, isteyen de Ortunç’ta…

Cunda’nın ve Ayvalık’ın dört bir yanına dağılmış olan kilise ve manastırlar da içindeki kâşifi uyandırmak isteyenleri bekler. Bir mahalle arasına sıkışmış eski kilise ya da eşsiz bir deniz manzarasına tepeden bakan manastır… Hepsi de yorgun, küskün ve sakin bir halde ziyaretçilerini bekler.

Çok gezdiniz, karnınız zil çaldı… O kadar çok seçeneğiniz var ki midenize bayram yaptırmak için… Ayvalık, hem sağlıklı beslenmekten vazgeçmeyenler için hem de “sağlığa mağlığa bakmam, lezzetliyse mideye indiririm kardeşim” diyenler için dev bir açık büfe! İsteyen Cunda ya da Ayvalık kordonunda dizilmiş balıkçılarda manzara eşliğinde doyurur karnını, isteyen her şeye inat zeytinyağıyla ev yemekleri ya da spesiyaller yapmaya devam eden lokantalarda, isteyen de Cunda’nın, Ayvalık’ın ve Sarımsaklı’nın dört yanına dağılmış Ayvalık tostçularında… Harcından gelen lezzeti başka yerde bulamayacağınız köfteciler ve lezzetleriyle büyük şehirlerin züppe restoranlarına taş çıkaran esnaf lokantaları da cabası…

Ayvalık’ın huzurlu atmosferini dost sohbetleriyle ve yorgunluk içkileriyle süslemek isteyenler için kafeler ve barların da sürüsüne bereket… Denize sıfır nargile keyfinden tutun da Yunan taverna müziği eşliğinde felekten bir gece çalmaya kadar bir dolu seçeneğiniz var keyif için.

Gezdiniz, yediniz, içtiniz, eğlendiniz, esaslı bir uykuyu hak ettiniz. 5 yıldızlı bir otelde mi yoksa, restore edilmiş küçük ve şirin bir Rum evi pansiyonunda mı uyumak istersiniz? Seçim sizin ve bilin ki seçeneğiniz çok fazla…

Keyfinize iyi bakın!

logo

Taglar: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Sebo - 20 Ocak 2011

Suat SALGIN

Balıkesir’in Ayvalık ilçesi doğal güzellikleri ve bakir tarihi dokusu ile her yıl milyonlarca turistin yanı sıra ülke genelinde dev prodüksiyonlara imza atan film ve dizi film yapımcılarının da vazgeçemediği bir plato haline geldi.

1960 ve 70’li yıllarda Yeşilçam’ın gözdesi olan Ayvalık, sinema sektörünün gelişmesi nedeniyle, 90’lı yılların başına kadar bir film çekimlerine ev sahipliği yapamamıştı. Milenyum yıllarıyla birlikte, ATV, Kanal D, TRT ve Show TV gibi kanallarda yayınlanan dev prodüksiyonlu dizi filmlere ev sahipliği yapan Ayvalık, ‘Kurşun Yarası’, ‘Kırık Kanatlar’, ‘Yol Arkadaşım’, ‘Melekler Korusun’ ve son bölümünün çekildiği ‘Bir İstanbul Masalı’ adlı dizilerin yanı sıra, 2004 yılında gişede yakaladığı rekor hâsılatla, Türk Sinemasının klasikleri arasına girmeyi başaran ‘Babam ve Oğlum’ adlı filmle yeniden sinema yapımcılarının gözdesi haline dönüşüverdi.

Hazırlık_01

YEŞİLÇAM’IN ÜNLÜLERİ AYVALIK’TAN GEÇTİ

Ayvalık şimdiye kadar; Danyal Topatan, Belgin Doruk, Hulusi Kentmen, Sadri Alışık, Öztürk Serengil, Suzan Avcı, Erol Taş, Kadir Savun, Hüseyin Baradan, Fatma Girik, Filiz Akın, Kadir İnanır, Hülya Koçyiğit, Zeynep Değirmencioğlu (Ayşecik), Sezer İnanoğlu (Sezercik), Hümeyra, Cüneyt Arkın gibi Yeşilçam’ın duayen isimlerinin yanı sıra, Orhan Gencebay, Harika Avcı, Serpil Çakmaklı, Hülya Avşar, Bülent İnal, Özge Özberk, Bulut Aras, Çetin Tekindor gibi bir çok ünlünün yer aldığı dizi ve film projelerinin mekanı oldu.

Geçtiğimiz yıl, Zülfü Livaneli’nin yönetmenliğini üstlendiği, Atatürk’ün doğduğu Selanik’te ki evin benzeri olan Cunda’da ki bir evde çekimleri başladıktan sonra, İzmir ve Bodrum’da tamamlanan ‘Veda’ filminin ardından, önümüzdeki günlerde de yapımcılığını Avşar Film’in üstlendiği, proje tasarımını Tomris Giritlioğlu’nun, yönetmenliğini de ‘Hatırla Sevgili’ dizisini de çeken, Ümmü Burhan’ın yapacağı, Başrollerini Nur Sürer, Avni Yalçın, Engin Şenkan, Can Nergis ve Gülcan Arslan’ın üstlendiği ‘Sürgün’ adlı dizi film ATV ekranında seyircisiyle buluşmaya hazırlanıyor.

1935 ve 1945 yılları arasında ki süreçte, ülke genelindeki siyasi panoraması ile Demokrat Parti’nin kuruluş yıllarının anlatılacağı dizide tek parti döneminden çok partili hayata geçiş ve bir cinayet konusu işleneceği kaydediliyor. Çok yüksek bir bütçeyle hazırlandığı öğrenilen söz konusu dizi film için, Ayvalık’ın çeşitli cadde ve sokaklarında çekimlerin yapılacağı belirtilirken, ilçenin Palabahçe ve Hamdibey Mahallesinde bazı binalar yapımcı firma tarafından bakım ve onarıma alındığı gözleniyor.

hazirlik_03 (2)Altınova beldesinde dönemin şehir kulübü oluşturulurken, Palabahçe adıyla bilinen Zekibey ve Hamdibey Mahallesi kesişme noktası dönemin şehir mekânı olarak kullanılacağı öğrenildi. Palabahçe’de evlerin dış cephelerinde düzenleme çalışmaları yapan dizi ekibi, Ayvalık Belediyesine ait eski Kırlangıç Fabrikası’nın içinde hazırlanan mekânı da mahkeme salonu olarak, söz konusu fabrikanın sabunhane bölümüne bir de hastane odası yapmak için hummalı bir çalışma içerisinde olduğu gözlenirken, Ali Bey Adası’nda Taksiyarhis Kilisesi yakınındaki papazın evi olarak bilinen ev ise ‘Hâkim Evi’ne dönüştürülüyor.

Söz konusu tarihi binalardaki onarımları üstlenen Avşar Filmin yetkilileri, Sürgün dizisi için çekimleri yoğun olarak sürdürecekleri alanlarda benzeri makyajları yapmayı sürdüreceklerini kaydetti. 13 bölümlük bir anlaşması bulunan Sürgün’ün, hedeflenen reytingi yakalaması halinde uzun süre ekranlardaki yerini alacak dev bir proje olduğu da gelen bilgiler arasında. Öte yandan, dizinin oyuncu kadrosu üzerinde çalıştıklarını belirten projenin yapımcıları “Dizide ağırlıklı olarak yeni oyunculara yer verme kararındayız. Senaryo çok güzel oldu, içimize sindi. Ayvalık’ta çekilecek yeni dizinin oldukça büyük reyting alacağına inanıyoruz” diye konuşmaları dikkat çekiyor.

SÜRGÜN’DEN SONRA YENİ PRODÜKSİYON YOLDA

hazirlik_03 (2)1923 yılında Lozan Anlaşması’na ek protokol uyarınca Türkiye ve Yunanistan’ın kendi ülkelerinin vatandaşlarını din esası üzerine zorunlu göçe tabi tutulmasını esas alan mübadele ‘Muhacir Masalı’ adıyla dizi film olacak. Kırık Kanatlar’ın yönetmeni Çağatay Tosun, yöneteceği bu yeni dizi için Ayvalık’ta çekim yapacak. Söz konusu dizi için Selanik ve Ayvalık’ta dev platolar kurulacağı öğrenildi.

Ayvalıklılar dizi ve filmlerin ilçede çekilmesinden ise son derece memnun görünüyor. İlçede dizilerde figüran olarak rol alıp, günlük yevmiye ile iş imkânına kavuşacaklarını düşünen çok sayıda vatandaşın daha şimdiden firma yetkililerine başvuruda bulundukları belirtilirken, yaşadıkları ilçenin güzelliklerini televizyonda görmekten hoşnut olan Ayvalıklılar, ilçelerinin gerek mimari gerekse doğal güzellikleri açısından sinema ve televizyona yakıştığını düşündükleri kaydediliyor.

Taglar: , , , , , , , , ,

Sebo - 17 Ekim 2010

EN BÜYÜK DERDİMİZ

Geçen gün gözüme internette ilginç bir haber ilişti..Aynen şöyle ;

Southern Queensland’s Üniversitesi’nde yürütülen çalışma, metabolik sendrom belirtisi görülene kadar yüksek oranda karbonhidrat ve yağ içeren diyet ile 8 hafta boyunca beslenen fareleri kapsıyor. 8 hafta boyunca zeytin yaprağı özüyle güçlendirilmiş kahve içirilen farelerin normal kahve içenlerle karşılaştırıldığında kardiyovasküler, karaciğer ve metabolik belirtilerde iyileşme gösterdiği tespit edildi.

Araştırmacılar, zeytin yaprağı özünün anti-inflamatuar özelliğinden dolayı kilo verdirdiğini belirterek, “Yeşil çay, zerdeçal, aspirin türevlerinin ve ibuprofen’in benzer şekilde kilo verdirme etkisinin olduğu düşünülüyor” dediler.

American Journal of Nutrition isimli tıp dergisinde yayınlanan araştırmada, fareler üzerinde ortaya çıkan sonuçların beklenenin ötesine geçtiği kaydedildi.

Zayıflamakla ilgili birçok şey duydum, okudum ve denedim ama zeytinyaprağının zayıflattığını ilkkez duydum.
Zeytinin ve zeytinyağının bol olduğu bir yerde yaşadığım için şanslıyım o zaman :) )
Ama ben yinede zayıflamanın yemeği azaltıp, spor yapmaktan geçtiğine inananlardanım. Yani yediğinin yarısı, yaptığının 2 katını yapmalı yoksa diğer Hiçbir yöntemin işe yarıcağına inanmıyorum.
Bununla beraber aç kalmadan zayıflanılmadığını herkes biliyordur artık. Benden size tavsiye;
Açlık hissini duyar duymaz hemen bir şeyler yemeye kalkmayın, on dakika bekleyin. Belki bu süre içinde ortaya çıkan o açlık arzusunun önüne geçmiş veya açlık durumunuz herhangi bir gıda almadan da azalmış olacaktır. Bu durumda hemen bir bardak su için mesela. Mideniz dolduğunda doyma refleksi sayesinde açlık hissinizi kandırmış olacaksınız.

ve 2 saatte bir kalorisi düşük gıdalar yani meyva sebze tüketmeliyiz.Mesela Elmada yalnız 50 kalori vardır ve doyurucudur.Bunun yanında güzel bir salatada pekala açlığımızı bastırabilir
.
Bununla beraber bol su içmeliyiz siyah çay yerine, yeşil çayı tercih etmeliyiz.ki metabolizmamız çalışsın. Özellikle Yemeklerden önce içilen su tokluk hissi verir. Yağların vücutta depolanmasını önler.
.

Özellikle yeşil çayın Kansere karşı koruyucu etkisi olduğu,antioksidan ve zayıflattığı bununla birlikte sayısız yararları olduğunu duymuşsunuzdur .Özelliklede biz kadınlar için çok faydalı olduğununu

Zayıflama yöntemleri adı altında birçok uygulama yapılıyor.Buda vücut sağlığımızı olumsuz yönde etkiliyor.Ben herzaman az yiyerek sağlıklı beslenmeden yanayım.Yaptığımız diyetlerin yanında içtiğimiz bitkisel çaylar bize kilo vermede faydası olur.

Belki gün gelir biz kadınlar için zeytin yaprağından bitkisel zayıflama haplarıda piyasa çıkar.:))

Sinem Berk

AYVALIK

Taglar: , , , , , , ,

Sebo - 22 Ağustos 2010


TasKahve_icinden

Hayatın daha fazla para kazanınca, daha hırslanınca, daha pahalı bir arabaya sahip olunca, daha büyük evlerde yaşayınca, 90-60-90 olunca, kendini çok önemli sanınca, daha çok tüketip daha çok çalışınca, “o ayakkabı”yı alınca, o kadınla/adamla beraber olunca daha güzel olduğunu sananları silkeler burası. Hande Köseoğlu yazdı.. Güzel bir yazı
Burada hayat yavaş akar.

Kimsenin acelesi yoktur.

Trafik yoktur. 13.00’teki randevun için evden 12.55’te çıkarsın.

Sinirli insanlar yoktur. Gülümseyen insanlar vardır.

Telaşlı insanlar yoktur. Sakin insanlar vardır.

Hırslı insanlar yoktur. Yetinen insanlar vardır.

Pazarda dolaşırken, hiçbir şey almadan karnını doyurabilirsin burada. Herkes ikram eder malından, geri çevirirsen de darılır. Bademciden badem yersin, kirazcı eline tutuşturur, peynirci senin için kestiği dilimle peşinden koşar “Almasan da tat” diye…

Burada üç öğün ot vardır, bildiğin ot. Ottan mücver yaparlar, ottan börek yaparlar, üzerine yoğurt döküp sıcak yemek yaparlar. Kırmızı biberin içine peynir doldurup dolma yaparlar. Senin kahvaltıda yediğin lor peynirinin üzerine vişne reçeli dökerler, olur sana tatlı. Burada her yiyeceğin kullanım alanı geniştir. Tek sınır hayal gücüdür.

Burada el yakan hesaplar yoktur, seçmesini bilmek vardır. Eh, o da zamanla. Turist gider “duyduğu” yere, buralı gider “bildiği” yere. Ayaküstü 20 liraya iki kişi tıka basa doymak vardır. Hem de otun da, balığın da en tazesiyle.

“Ayna” vardır burada, yeme-içme-oturma yeri. Ev yapımı likörler, zeytinyağlılar, uçuşan turkuaz perdeler, ahşap masalar, taze çiçek kokusu çağırır. Bir limonata isteyip saatlerce oturabilirsin, kimse bir şey demez. Etrafında dolanmaz. “Masa dolacak” demez. Bu küçük cennetin sahibi, İstanbul’dan arınmış, yeni bir hayat kurmuş anne kıza imrenerek bakarsın, iç geçirerek. Belki de bu yüzden “Ayna”dır adı, senin hayalini sana yansıttıkları için.

CUNDA Cunda

Burada öyle çantana sarılıp oturmazsın. Çantanı, eşyalarını pastaneye emanet edip çarşı pazar gezmeye de gidebilirsin pekala. Bankamatikten para çekerken, çantanı arkandaki bankta bırakıp işini görebilirsin de hatta.

Taş Kahve’de Mehmet Abi siz istemeden kahve getirir, canı öyle istedi diye. Peynirin, salatan eksik mi geldi gözüne? Söyle hemen getirirler, hesaba eklemeden. Ya da “Balığın tadı biraz acı geldi” de laf arasında, almaz parasını. Kurabiye mi alıyorsun? Yolluk verirler bir de yanına, yiye yiye gez diye. Burada gönülle yapılır her şey.

Hayat küçüktür burada. Marka filan bilmezler. Herkes ya Kordon’dan alır kıyafetini ya da Garaj’dan. ABD’ye gelinlik provasına gitmezler. Düğün zamanları uğradıkları en pahalı mağazaları “SOYKARA” da gece elbisesi 80 lira. Kimse kimseyle yarışmaz, istediklerini giyer, yer, içerler. Kimse kimseyi süzmez çünkü. İstanbullular dışında.

Sokaklar egzost değil, sakız kokar burada. Sahil boyu sıra sıra, itiş kakış kafeler de yoktur. Onun yerine Konfor, İstikbal, Leyla Güzellik Salonu, Mahmutpaşalı Ayakkabıcısı gibi yerler vardır, denize sıfır. O kadar çoktur deniz çünkü. Öbür türlüsünü de bilmezler zaten. Sen şimdi kalkıp Pazar günleri 15 cm deniz göreceksin diye saatlerce Hisarüstü yollarında perişan olup, üstüne kazıklanıp buna da “Pazar keyfi” dediğini anlatsan, gülerler.

Kavga yoktur burada, bir futbol maçı ya da merdiven önünde kadın erkek taze bakla ayıklayacak olmak yeter hepsini buluşturmaya.

Burada dolmuşlar illa dolunca kalkmaz, şoför beklemekten sıkılınca kalkar. Dolmuş şoförleri “Kim vermedi parasını?!” diye kükremez, “Bozuk yoksa sonra verirsin” der, bir daha görüp görmeyeceğini bilmeden. İnerken “Güle güleyiiin!” diye uğurlar bir de.

Burada Baykal’ın kasetini, iktidar kavgasını, en son mekanları, filmleri bilmezler. Sizin o şaşaalı gündeminiz bir hiçtir burada, onların gündemine uyarsın. Kiraz ne kadar olmuş, deniz bu yaz soğukmuş, rüzgar kalmış, deniz direklemiş, papalina bu sene azmış… Hem de o kadar çabuk uyarsın ki bu kaplumbağa hızında hayata, kendine şaşarsın.

Gel gör ki, sen ne kadar kaynaşmaya çalışırsan çalış, iki günde oralı olmaya alış, her halinle İstanbulluğunu belli edersin. Anlarlar. Tuz isteyişinden anlarlar, parayı uzatışından anlarlar, kılığından kıyafetinden anlarlar, bakışından anlarlar, yorgunluğundan anlarlar, kaprisinden anlarlar ve sorarlar: “Memleket nere?”

“İstanbul” dersin, “Olsun!” derler. Senden önce üzülürler sana.

Hayatın daha fazla para kazanınca, daha hırslanınca, daha pahalı bir arabaya sahip olunca, daha büyük evlerde yaşayınca, terfi edince, 90-60-90 olunca, herkesten daha hızlı koşunca, kendini çok önemli sanınca, daha çok tüketip daha çok çalışınca, “o ayakkabı”yı alınca, o kadınla/adamla beraber olunca daha güzel olduğunu sananları silkeler burası.

Sadece bir “Olsun!”la

Taglar: , , , ,

Sebo - 14 Ağustos 2010

Balığın değerini bilen cennet: Ayvalık

SUAT SALGIN

Yeni Asır

kayiklarBalık; insan sağlığı ve gelişmesi için çok önemli bir besin, ekonomik değeri yüksek bir ürün olmanın yanı sıra, başlıbaşına bir kültür, bir yaşam biçimi… Ülkemizde balık kültürünün önemli duraklarından biri olan Ayvalık’ın özgün mutfağında da balık, sofranın baş tacı. Dağlarda, bayırlarda yetişen pek çok otu haşlayarak, tabiatın mucizesi zeytinyağı ile tüketen yörenin yerli halkın asla vazgeçemediği temel gıdalardan biri kuşkusuz balık ve deniz ürünleri. Müdavimlerine göre cennetin dünyadaki adı Ayvalık’ta ‘Rakı-Balık-Ayvalık’ üçlemesinin yörenin en bildik sloganlarından biri haline dönüşmesi elbette ki boşuna değil.
Bu yüzden de, üç tarafı denizle çevrili ilçenin mutfak kültüründe, zeytinyağlı yemekler kadar balık türevlerinden oluşan menü zenginliğinin sırrı da, Ege’nin bereketli sularına kıyısının olmasından geçiyor.
Ayvalık’ın yerli halkının uzun yaşama sebebinin belki de en önemli sırlarından biri balık… Ayvalık halkının yüzde 25′i, Cunda’nın ise yüzde 75′i balıkçılıkla sağlıyor geçimini… Bölgede yüzyıllardır çoluğunun çocuğunun nafakasını denizden çıkarmaya çalışan balıkçıların dört mevsim boyunca ağlarına takılan balıklar, ilçede en önemli besin maddesi olarak halkın vazgeçilmez yaşam kaynadığı konumunda. Hal böyle olunca da, yöredeki balıkçılar hava şartları elverdiği ölçüde balığa çıkmadan dönmüyorlar karaya… Kimi oltasıyla bekliyor, kimi ağını atıp, sandalında rakısını yudumlayarak bekliyor balıkları…

FANGİRİ, LÜFER, KEFAL…
Liman içinde balık tutma yasağı var. Ancak balık yoğunluğu daha çok dış denizlerde. Ayvalık denizinde yakalanan balıkların tadı yine farklı ve güzel. Genelde bölgede çipura, levrek, karagöz, sinarit, uskumru, fangiri, lüfer, kefal, sardalya, gopez, sargoz, turna, istavrit, ahtapot, kalamar sık rastlananlardan. Bu balıklar, ağ balıkları olarak nitelendiriliyor. Oltayla tutulanları ise mercan, fangiri, sinarit, karagöz… Tabii adaya giderseniz vazgeçilmez balık türüdür papalina. Hamsiden biraz küçük ve kılçıkları ile daha lezzetlidir. Yani ırıp balığıdır. Irıp balıkların üreme zamanı 3 ay olduğundan Nisan ayından itibaren 3 ay süresince bu balıkları avlama yasağı vardır.

ÇAÇA BALIĞI!
Çaça balığı olarak da bilinen Sardalya’nın yavrusu Papalina’nın, genellikle meze olarak tüketilen ızgarası ve zeytinyağında unla yapılan kızartması da Ayvalık’ın önemli yemekleri arasında sayılıyor. Deniz kıyısında olması nedeniyle deniz ürünlerinden yapılan mezelerin zeytinyağıyla servis edilmesinin görsel güzelliğinin yanı sıra damaklarda bıraktığı inanılmaz tadlar Ayvalık mutfağını eşsiz kılan unsurlardan biri olarak sayılıyor. Ayvalık yılda 760.000 kg kadar çeşitli balıkların dış satımını yapıyor. Bu sayı midye türlerinde 130 ton, ahtapotta ise 9 ton civarında

TÜKETİM ÇOK YÜKSEK
Üç tarafı denizlerle çevrili olan, dünyanın en lezzetli balıklarını bu denizlerde barındıran Türkiye’de kişi başına balık tüketimi ne yazık ki hiçbir denize kıyıcı olmayan Avrupa ülkelerinin bile gerisindeyken, Ayvalık’ta balık tüketimi inanılmaz yüksek bir seviyede. Günlük taze balıkların tezgahları süslediği ve kısa sürede tükendiği Ayvalık Balık halinde, kış aylarında satışlar durağanlaşsa bile, özelikle yaz sezonunda inanılmaz oranlara çıkıyor.
Eski balık halinin Cumhuriyet Meydanına çok yakın bir noktada olması ve lodos havalarda ayıklanan çiğ balıkların yaydığı koku nedeniyle, eskisini yıkıp, yenisini Marinanın yanına inşa eden Ayvalık Belediyesi, kenti modern görümlü yepyeni bir balık haline kavuşturdu.
Hala eksikliklerin olduğu balık halinde satış yapan balıkçılar çoğu zaman şikayetçi olsalar da, eksiklikler tamamlandıkça yeni balık halinden vazgeçemeyecekleri de yadsınmaz bir gerçek.

Her daim taze
Turizm sezonunun en hareketli olduğu bugünlerde balık hali esnafı da turizmin bereketinden nasibini alıyor. Her gün tekne balıkçılarının sandallarıyla avlanarak, tutukları taze balıkları balık haline getirip, burada bulunan balıkçı esnafına satması nedeniyle Ayvalık Balık Hali’nde her daim taze balık bulabilmek mümkün. Balık kültürünün en zengin coğrafyası olan Ayvalık’ta restoranların vitrininde canlıymış gibi müşterisini bekleyen taptaze balıkların sırrı da bu.

Taglar: , , , , , , ,

Sebo - 16 Temmuz 2010

Sarmısaklı’da tekne TURLARI

15 Temmuz 2010
Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde son yılların en gözde tatil alternatiflerinden olan Tekne ile adalar turu tutkunluğu Sarımsaklı’ya da sıçradı
084tekne

SUAT SALGIN

TURKHABERLER BALIKESİR- Her gün yüzlerce vatandaşın Ayvalık’ın eşsiz adalarını gezip, akvaryum gibi koylarında yüzerek tatillerine yeni bir soluk kazandıran tekne turları artık Ayvalık’a bağlı Küçükköy Beldesinde de artmaya başladı.

Tekneler ile ada turları keyfinin tadan konuklar bol bol balık, salata ve karpuz yiyerek, teknelerde bulunan piyanistlerin müzikleriyle eğlenceli ve coşkulu bir gün geçiriyorlar.

Bir yılın yorgunluğunu tatilde atmaya çalışan yerli ve yabancı turistler denizi, kumu, güneşi ve havasıyla ünlü Sarımsaklı’da tatillerini gönüllerince eğlenerek geçiriyorlar.

Ayvalık’ta ki gezi teknelerinden sonra Sarımsaklı plajlarında da faaliyete geçen üç tekne günde ortalama 600 misafirini adaları dolaştırarak, Sarımsaklı turizmine hizmet veriyorlar.

Tekne sahipleri, tatile gelen vatandaşları 20 TL bilet ile 9 saat boyunca deniz turu yaptırdıklarını kaydederek, “Misafirlerimize öğle yemeği olarak bol balık, salata ve karpuz ikramında bulunuyoruz. Deniz içinde adalarda onların tertemiz sularda serinlemelerini sağlıyoruz. Teknelerimizde canlı müzik yapan sanatçılarımızla onların streslerini atıyoruz” diye konuştular.

Gezilerden dönen vatandaşlar da vatandaşlar da, “20 TL karşılığında güzel bir gün geçiriyoruz. Bol bol balık yiyor ve gönlümüzce eğleniyor, güzel bir gün geçiriyoruz. Bol bol stres attığımız bir günü bizlere geçirten tekne sahiplerinein kaliteli hizmet anlayışı ve adeta bizleri bir konuk olarak kabul eden tutumlarından dolayı kendilerine teşekkür ediyoruz” diye konuştular.

Taglar: , , , , ,

Sebo - 30 Mayıs 2010

Ayvalık Dalış’a Geçiyor

Ayvalık, Sahip Olduğu Su Altı Güzellikleriyle de Öne Çıkıyor.

DOĞAL dokusu, tarihi miras ve mavi bayraklı plajlarıyla Ege turizminin yükselen yıldızı konumunda bulunan Ayvalık, sahip olduğu su altı güzellikleriyle de öne çıkıyor. Ayvalık kıyıları zengin su altı faunası, keşfedilmeyi bekleyen batık ve kızıl mercanlarıyla ”Su altı kaşifleri’nin ilgi gösterdiği yerlerin başında geliyor. Üç dalış merkezinin bulunduğu ilçede, eşsiz dalış olanaklarıyla da dikkati çekiyor. Güneş Adası, Yuvarlak Ada ve Kerbela Taşları’nın belli başlı dalış noktaları arasında yer aldığı Ayvalık, sahip olduğu kırmızı mercanlarla da ayrıcalıklı bir konumda bulunuyor.

24 ADA VE 60 DALIŞ NOKTASINA SAHİP

Dünyada sadece İtalya’nın Portofino kentiyle birlikte kırmızı mercanlara ev sahipliği yapan, 24 ada, 60 dalış noktasıyla yurt içi ve yurt dışından çok sayıda dalış meraklısını ağırlayan Balıkesir‘in Ayvalık ilçesinde, 2010 sezonu açıldı. İki dalış merkezinin faaliyet gösterdiği ilçede, sezonun ilk dalışının, 20 kişilik bir ekip tarafından gerçekleştirildiği bildirildi. Bir dalış merkezinin sahibi ve Dalış eğitmeni Kemal Çalışkan, su altı güzellikleriyle dikkatleri üzerinde toplayan ilçede, bu yıl dalış turizminde hedeflerinin büyük olduğunu söyledi. 24 ada ve 60 dalış noktasına sahip Ayvalık‘ta haftanın 7 günü dalış yapılabildiğini belirten Çalışkan, dalış meraklılarına uluslar arası sertifikalara sahip eğitmenleriyle sezon boyunca eğitim verdiklerini kaydetti.

SU ALTINDAKİ RENKLİ DÜNYA MERAKLILARINI BEKLİYOR

Hayatlarında ilk kez dalış yapanların, su altını belgesellerde izledikleri gibi hayal ettiklerini, ancak bizzat yaşamanın daha farklı bir duygu olduğunu söylediklerini ifade eden Çalışkan, ”2009 sezonu için çok iyi bir tanıtım kampanyası yaptık. Ağırlıkla yurt dışından olmak üzere pek çok dalgıç ve dalış meraklısını buraya bekliyoruz. Ayvalık’ın Türkiye dalış alanında olması gereken yerde bulunması için elimizden geleni yapacağız’ dedi. Çalışkan, geçen yıl sadece kendi dalış merkezleri kanalıyla 4 bin civarında kişiye dalış yaptırıldığını, bu rakamı yeni sezonda 3-4 katına çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.

Ayvalık’a dalış için gelen Ergin Bezerci, Ayvalık’ı seçmesinin su altı canlılarının çok yoğun olmasından kaynaklandığını ifade ederek, ”Su altı sporlarına merak salanlara kesinlikle Ayvalık’ı tavsiye ederim. Türkiye’de su altı canlısı bakımından en canlı bölgelerinden biri ve senelerdir de kaybolmayan bir canlılığa sahip’ dedi. Can Özalp, ”Ayvalık’a ilk kez geliyorum. Buraya dalış için gelmemin nedeni kırmızı mercanları görmek ve fotoğraflamaktı. Bu arzumu yerine getirdim. Bundan sonra sık sık geleceğim’ dedi. Nilgün Yıldız da zaman zaman Ayvalık’a dalışa geldiklerini belirtti, ”Ayvalık’ı tercih etmemin nedeni, havası, denizi, dip yapısı ve doğal güzellikleri’ diye konuştu.

KIRMIZI MERCANLARIYLA ÜNLÜ

Ayvalık‘ın su altı zenginliklerinin en önemlilerinden birisi olarak kırmızı mercanlar gösteriliyor. Dalış eğitmeni Kemal Çalışkan, kırmızı mercanlar hakkında şu bilgileri verdi: ”Kırmızı mercan dediğimiz aslında Gorgonia denilen güzel hayvanların oluşturduğu bir orman. Bunlara herkes ‘bitki’ diyor, ama gerçekte canlı bir varlık. Sularının temizliği, plankton dereceleri, ısısı ve akıntıların bol olması nedeniyle kızıl mercanlar Ayvalık’ı mesken tuttu. Bu mercanlar, ülkemizde sadece Ayvalık’ta bulunuyor. Bunun dışında aynı türden mercanlar, İtalya’nın Portofino kenti açıklarında var. Yabancıların ilgisi tabii ki bizim bu mercanları dünyaya tanıtmamızla başladı. Ayvalık’ın, bu tür mercanlara ev sahipliği yaparak Kızıldeniz’e rakip olduğunu anlattık. Bunu fotoğraflarımızla, video görüntülerimizle ispatladık. Bunun sonucunda, Avrupa’nın en önemli dergileri Ayvalık’ı haber yaptı. Böylece, yurt içinden ve yurt dışından dalgıçlar, mercanları görmek için Ayvalık’a gelmeye başladı.’ (Doğan Haber Ajansı) 20.05.2010 12:10 [2062973]

Taglar: , , , , ,

Sebo - 18 Mayıs 2010

Ayvalık tostu Almanya`da da meşhur oldu

BALIKESİR(CİHAN)- Balıkesir`in Ayvalık ilçesinin meşhur kaşarlı tostu, artık Almanların damak tadına da hitap ediyor. Tatil için ilçeye gelen Lothar Schebesta isimli bir Alman, Türk yemeklerini araştırırken tanıdığı Ayvalık tostunu, Düsseldof`taki k…

BALIKESİR(CİHAN)-

Balıkesir`in Ayvalık ilçesinin meşhur kaşarlı tostu, artık Almanların damak tadına da hitap ediyor. Tatil için ilçeye gelen Lothar Schebesta isimli bir Alman, Türk yemeklerini araştırırken tanıdığı Ayvalık tostunu, Düsseldof`taki kafeteryasında satmaya başladı.

Schebesta, mal aldığı toptancının Ayvalık`tan bahsetmesi üzerine gezip görmek için ailesiyle birlikte Türkiye`ye geldi. Ayvalık`a hayran olan ve Fethiye Mahallesi`nde bir de ev satın alan Schebesta, müşterilerine Türk lezzetlerini de sunmak amacıyla araştırmalar yaptı. Bu sırada Ayvalık tostunu da tadan Schebesta, çok beğenince kendisi de satmaya karar verdi. İki yıldan beri de Ayvalık`tan kargoyla aldığı ekmekle tost yapan Alman işletmeci, günde ortalama 250 tane satıyor. Alman basını da bu girişime ilgi gösterdi. Bild Zeitung gazetesi, sayfalarında Ayvalık tostu ve Schebesta ailesine yer vererek okuyucularına duyurdu.

Lothar Schebesta, kafeteryasında Türkiye`dekine benzer şekilde canlı müzik eşliğinde Türk âdet ve damak tatlarına uygun bir konsept uygulayacağını belirtiyor. Eşi Loura Scehebesta ise Ayvalık`ta devamlı kalmak ve Türkler gibi yaşamak istediğini söylüyor. (CİHAN)

Sebo - 12 Mart 2010

Cebrail Temel

12 Mart, 2010 (Facebook)

MS hastalığını tedavi eden hekim olarak tanınan Dr. Emin Mindan birçok ölümcül hastalığın nedeni olarak yanlış beslenmeyi görüyor. Dr. Mindan doğru beslenmeye dair her şeyi star Pazar’a anlattı

Türkiye, Dr. Emin Mindan’ı beynin görme, konuşma, yürüme gibi fonksiyonlar üzerindeki kontrol kabiliyetini bozan MS hastalığını tedavi eden doktor olarak tanıdı. Uzmanlığı çocuk hekimliği olan Mindan ‘Çocuklar nasıl daha az hastalanır’ üzerine yıllardır sürdürdüğü çalışmaları sırasında MS’li hastalarla tanıştı.

MS’in diğer yaygın ve ölümcül birçok hastalık gibi büyük oranda yanlış beslenmeyle ortaya çıktığını tespit eden Mindan, bu hastalar üzerine uygulanan doğru bir beslenme tedavisinin hastalığı gerilettiğini gördü. Ancak Mindan’ın beslenmeyle ilgili tespitleri sadece MS hastalarıyla sınırlı değil. Sağlıklı yaşamak isteyen herkesin Mindan’ın söylediklerini dikkate almasında fayda var. 60 yaşındaki Mindan kendi yaşamında da tavsiye ettiği beslenme şeklini uyguluyor ve son derece sağlıklı bir hayat sürüyor. İşte MS’le savaşta büyük zaferler kazanan Dr. Emin Mindan’ın hem hastalar hem de sağlıklı yaşamak isteyenlere önerileri.

Ağır metallerden arınmanın yolu soğandan geçiyor

HASTALIKLARA sebep olan ağır metalleri aşılarla, saç boyalarıyla, sıkılaştırıcı krem ve rujlarla, egzoz dumanının havaya, meyve ve sebzelere karışmasıyla bir şekilde vücudumuzda biriktiriyoruz. Vücutta ağır metal olup olmadığını bir ilaç vererek idrarda tespit ediyoruz. Saçta ve vücut kılında da tespit edilebiliyor. Ağır metal birikimi vücutta halsizlik, sık sık enfeksiyonlara yakalanma, unutkanlık, yorgunluk, beyinde biriktiği için panik atak ve depresyona yol açabilir. Cem Kınacı adlı bir hekim arkadaşımız ile vücudu ağır metalden arındırmaya çalışıyoruz. Çok ilginç sonuçlarla karşılaştık. Yıllarca afttan kurtulamayan çocuklarda kurşun zehirlenmesi olduğunu gördük. Vücudun bu ağır metallerden arındırılmasına şelasyon diyoruz. Sarımsak, soğan, yeşil gıdalar ve yosunlar ağır metallerin vücuttan atılmasını sağlıyor. Özellikle tek hücreli yosun spirulina, Arapların bitkilerin atası dediği alfalfa, kelp dediğimiz deniz yosunları vücuttan ağır metalleri atan doğal bitkiler…

Baharat olarak zerdeçalı içecekte kefiri tercih edin

Beyaz ekmek tıpkı şeker gibi çok zararlı. Kepek ekmeğinin de beyaz unla yapılan ekmekten pek farkı yok. Ekmek olarak tam buğday ekmeği az miktarda tüketilebilir.

Kefir dünyanın en büyük buluşu. Kansere, sinir sistemine, alerjik hastalıklara karşı koruyor. Kefiri taze sütle ya da günlük pastörize sütle mayalamak lazım. Sağlığına önem verenlere günde 1-2 bardak kefir içmelerini öneriyorum.

Et olarak sadece kuzuyu tercih edin. Çünkü kuzuyla çok oynanmıyor. Tavuklar da artık faydasız hale geldi. Tavuk yerine hindi tüketebilirsiniz.

Her gün yumurta, peynir, kefir ve kefirle mayalanmış ev yoğurdu, az miktarda tereyağı ve zeytinyağı, patates hariç tüm sebzeleri tüketmekte fayda var. Yeşil sebzeler ve filizler, soğan ve sarımsak da vücudu arındırmada çok önemli. Meyvelerden az şekerli olanları ve özellikle böğürtlen ve yabanmersinini tercih edin.

Yemek pişirirken güveç, cam ve toprak kaplar kullanın. Buharda pişirmeyi veya ızgarayı tercih edin. İlle de kızartma yapılacaksa sarımsaklı yoğurtla tüketerek yan etkilerini ortadan kaldırmak lazım.

Kebabı az ekmekle, şalgam ve yeşillikle tüketirseniz zararı daha az olur.

Baharatlar birçok gıda takviyesinden daha iyi. Mesela köri ve zerdeçal mutlaka kullanılmalı. Üzüm çekirdeği ekstresinin de göz damarlarını ve kılcal damarları koruma özelliğiyle gıda takviyesinde özel bir yeri var.

Küçük balıklar daha az ağır metal topluyor. Bu nedenle küçük balıkları ve omega 3 bakımından zengin olan sardalye, somon, uskumru ve alabalığı yiyebilirsiniz.

Belirtileri ciddiye almamak MS teşhisini güçleştiriyor

BİR sinir sistemi hastalığı olan Multipl Skleroz (MS) sinirleri koruyan ve sinirsel iletimi sağlayan miyelin kılıfının zarar görmesiyle ortaya çıkıyor. Bu hastalıkta vücut kendi dokularını yabancı gibi algılayarak zarar vermeye başlıyor. MS’li hastaların çoğu 20 ile 40 yaş arasında. Son yıllarda çocuklarda görülme sıklığı artmış durumda. MS, kadınlarda 2- 3 kat fazla görülüyor ve Türkiye’de yaklaşık 40 bin MS hastası bulunuyor.

Hastalığın belirtileri arasında ise uyuşma, karıncalanma, ağrı, yanma ve kaşıntı, görme bulanıklığı, göz ağrısı, çift görme, baş dönmesi, yürüme ve denge bozuklukları, titreme, eklem tutulması, yorgunluk, felçler, idrar ve dışkı kaçırma, sürekli huy değişiklikleri, depresyon, manik davranışlar görülüyor. MS bulguları başlangıçta sinsi olabiliyor ve keçelenme ve uyuşma gibi bulgular vesvese olarak kabul edilebiliyor, bu nedenle kesin tanı konulması uzun zaman alabiliyor.

Vücuda toksinlerin girmesinin nedeni şekerli ve unlu gıdalar

Gerek ağır metaller, ozon tabakasının delinmesi ve rafine un, şekerin tüketiminin artması gerekse omega 6 bakımından zengin ayçiçeği, mısırözü, margarin gibi ürünlerin kullanılması insanların sağlıksız bir ortamda yaşamasına neden oluyor. MS’de yaş ortalaması gittikçe düşüyor ve hastalık çok daha sık görülüyor. Çünkü MS’i oluşturan sebepler gün geçtikçe artıyor. MS’in oluşumunda birinci sebep bağırsak florasının bozulması. Sindirim sistemimizde probiyotikler asker gibi toksinleri, sindirilmemiş proteinleri, zararlı maddeleri hatta kanser hücrelerini içeri sokmuyor. Ancak şekerli, unlu gıdalar, ağır metaller, antibiyotikler bağırsak geçirgenliğini artırıyor. Böyle olunca bağırsaktan içeriye sindirilmemiş gıdalar ve toksinler giriyor. Vücut ürettiği antikorlarla kendi beynini vuruyor. Yaptığımız tedavide bunları ortadan kaldırmaya çalıştık. ABD’de bizimkine benzer bir tedavi olarak Schwank Diyeti var. Bir sene kadar et ve sindirimi zor gıdaları yasaklayıp sebze türü gıdaları veriyorlar. Akupunktur yapıyorlar ki; akupunktur doğru yapıldığı zaman bünyeyi kuvvetlendiriyor. Bir de doğal takviyeler veriyorlar. İngiltere’de ise hiperbarik oksijen tedavisi ve diyet bir arada kullanılıyor.

Güneş kremi D vitaminini engelliyor

YARDIM ettiğimiz hastalarda öncelikle rafine un, şeker ve tatlı gıdaları kaldırdık. Bünyeyi güçlendiren özel gıdaları listeye ekledik. Birçoğunda D vitamini eksikliği var. Aslında güneşlenmeyi bilmiyoruz. Tatile gittiğimizde kısa zamanda uzun süre güneşte kalıyoruz ama koruyucu kullanıyoruz. Bunlar bizim D vitamini almamızı engelliyor. Aslında yazın saat 11.00-14.00 dışında düzenli güneşe çkmak birçok hastalığa karşı güçlen-memizi sağlar. Biz de D vitamini veri-yoruz. Omega 6’yı ayçiçeği, margarin ve diğer gıdalardan çok fazla alıyoruz. Omega 3’ü sadece balık ve birazcık da semizotundan aldığımız için vücut dengemiz bozuluyor.

Taglar: , , , , , ,

Sebo - 10 Mart 2010

Cebrail Temel 10 Mart, 2010  Facebook

Karıncaya sormuşlar; ” nereye gidiyorsun?”, ” dostuma”, demiş.
”Bu bacaklarla zor” demişler.
Karınca; ” olsun, varamasam da yolunda ölürüm” demiş..
Yolunda ölünecek dostlara…

Farkında olmayabilirsin ama %100 doğru:
1. Bu dünyada uğrunda ölebileceğin en az iki kişi vardır.
2. En azından 15 kişi öyle ya da böyle seni seviyordur.
3. Herhangi birinin senden nefret edebilmesinin tek sebebi, aslında sadece senin gibi olmak istemesidir.
4. Senden gelecek bir gülümseme bazılarına mutluluk getirebilir, o senden hoşlanmasa bile.
5. Her gece, birisi uykuya dalmadan önce seni düşünüyor.
6. Birisi için dünyalara bedelsin.
7. Çok özel ve teksin düşüncesinde ki arkadaşlarını unutma
8. Varlığını bile bilmediğin biri seni seviyor.
9. Hayatındaki en büyük hatayı yaptığın zamanda bile, ondan hayırlı birşey çıkar.
10. Ne zaman dünya sana sırtını dönmüş gibi hissedersen, dön ve bir daha bak. SANMA Kİ DERT SADECE SENDE VAR..
11. Her zaman aldığın iltifatları hatırla. Kaba sözlerin hepsini unut.

Taglar: , , , ,

Sebo - 06 Mart 2010

AYVALIĞIN KEDİSİ DELİSİ VE ÖLÜSÜ MEŞHUR DERLER

Fatma Cavlu   06.Mart.2010 (facebook)

Ayvalık’a daha önce gidenler mutlaka biliyorlardır ama gitmeyenler için gene de bir özet geçeyim. Ayvalık’ın kedisi, delisi ve ölüsü meşhurmuş. Hadi kedisi, delisi bolmuş da ölüsünü anlamadık diyeceksiniz; başka bir memlekette yaşayan Ayvalıklıların ölümü halinde kasabada herkesin duyması için ilan ve sela verilirmiş, yani dakika başı ölüm ilanı..

Ayvalık tarihi ile ilgili birkaç bilgiyi de aktaralım. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Ayvalık ağırlıklı olarak Rumların yaşadığı bir yermiş, Türkler azınlık durumundaymış. Rumlarla Türkler kardeşçe yaşamaktaymış. Ayvalık zengin, verimli toprakları ve balıkla dolu denizi ile herkese yetiyormuş. Anadolu’nun işgali başlayıp da 28/29 Mayıs 1919 gecesi Yunan askerleri Cunda adasına çıkıncaya kadar böyle sürmüş. Tam 39 ay 16 gün işgal altında yaşamış Ayvalık. İstiklal Savaşı kazanılınca da sular durulmamış. Barış içinde, kardeşçe yaşama ortamı yitince kaç kuşaktır buralarda yaşamış Rumlar’dan çoğu Yunan adalarına, Girit’te, Midilli’de ve Makedonya’da yaşayan Türkler de buraya yerleştirilmiş.

Ayvalık tam bir adalar şehri, 22 adet adadan yalnızca Cunda (Alibey) adasında yerleşim varmış. İrili ufaklı adaların üzerinde manastır yıkıntılarını görmek mümkün. Hatta bu adalardan birisi bir romana bile konu olmuş (Mehmet Coral ,Tımarhane adası, Doğan Kitap). Çamlık koyundan ve Şeytan sofrasından rahat görülebilen adanın en yüksek noktasında sarp kayalıklar ve kayaların yanıbaşında, taştan yıkık dökük bir manastır göze çarpıyor. Rivayetlere göre Ayvalık meyhanesi bol olan bir Rum köyü iken sarhoşları da haliyle bolmuş, zaten delisinin bolluğu ile ününü biliyorsunuz. Zıvanadan çıkanları götürüp bu adaya bırakırlarmış ki sürekli ve sert esen rüzgarın sesi akıllarını başlarına getirsin. Adaya zincirlere bağlı olarak çıkanların akılları başlarına gelmiş olarak adadan ayrılıyorlarmış. Rivayet işte.. Sözüm ona rüzgarın müzikal sesi ile psikoterapi yapmakmıydı acaba amaç yoksa kendi kendilerine bırakılıp vicdan muhasebesi yapmalarını sağlamak mıydı bilinmez..

26270_1370687433953_1434756219_31009284_6190134_n

Şeytan en güzel yerde kurmuş sofrasını,

İçmiş şarabın eskisini, yemiş meyvelerin hasını.

Kadınlar bırakın ellerinizden oyaları!

Doğa, maviyle, yeşille işlemiş en âlasını.

Penelope bir örüp bir söküyor;

Büyüyor, büyüyor beklerken kocasını.

Aphrodite burdan mı girmiş denize?
Şeytan kesinkes okşamıştır kalçasını.

Kaz dağı’ndan esen yel Trova’dan ses verir

Şeytan Sofrası’nda dinler insanlığın yasını.”

Taglar: , , , , ,